pyotr ilyich tchaikovsky

lisedeyken, halamın bana hediye ettiği bir kaset sayesinde tanıştığım rus besteci.
o kaseti koyar, kendimce orkestra şefliği yapardım evin salonunda...
black swan'ı izledikten sonra bir dönem kendisine sarmıştım, keşke balet olsaydım dediğim zamanlar oluyor.

19. yüzyılın en büyük bestecilerinden biridir. beethoven ile açılan klasik müzikte romantik döneme en büyük katkısı olan bestecilerden biri, sanırım o dönemin içinde en sevdiğim.

psikolojik olarak çok sağlıklı olmadığı genç ve orta yaş dönemi boyunca çektiği acıları ve sağlıkla kurduğu hayalleri notalarına geçirmeyi başarmıştır.

kimi eserleri sınırdaki zihin sağlığının yankısı olarak tempoları ani olarak değişen, orkestrasyonu minimal ile gösteriş arasında salınan eserler ile devrindeki müzisyenlerden ayrılmıştır. olgunluğa erişen bir müzik dönemine yenilik getirmeyi başarabilmiştir.

kimi eserleri ise kurduğu güzel düşlerin yansıması olarak pürüzsüz hayal alemleri oluşturarak, enstrümanların senfonilerde bile balet/balerin ayak ritmi gibi su misali akmasını sağlamıştır. bu ise kendisini o dönemin klasik rus müzisyenlerinden ayırarak daha batılı bir kimlikte görünmesine neden olmuştur.

psikolojisini etkileyen sebepler olarak, eşcinselliğini gizlemenin ağırlığı ile yapılan kötü evlilik, maddi durumlar gibi bir çok neden sayılabilir.

döneminin bence en hüzünlü eserini ise ölmeden hemen önce tamamlamıştır. senfoni no.6, op.74 diğer ismiyle pathetique.
hüzünden ziyade trajedik. ilk senfonileri eleştirmenlerce bale süitlerine benzetilen, senfoni konusunda yeteneksiz bulunan çaykovski'nin son eseri. ilk icrasından 9 gün sonra vefat ettiğinden dolayı aldığı tepkileri göremediği şaheseri.

bir dönem çaykovski takıntımın ana sebeplerinden biri. çok karanlık bir eser. çaykovski senfonilerinde ilk ve son senfoniyi çok ayrı severim. ilkini daha çok dinlerim sonuncusunu dinlemeyi ruh halim herzaman kaldırmıyor.

konudan alakasız olarak bu yazdıklarımı pyotr ilyiç çaykovski başlığı altında yazmak sanırım daha doğru olurdu.