siyasi tutukluların açlık grevi

12 eylülde başlayan açlık grevi 40 gündür sürüyor ve cezaevlerinde günden güne katılanlar artıyor. 10 bin kişiden bahsediliyor. bildiğim kadarıyla artık yakın zamanda bir çözüm bulunmazsa ölüm haberleri gelmeye başlayacak.

http://www.soldefter.com/2012/10/17/cezaevlerinde-kurt-siyasal-tutuklular-aclik-grevinin-36in-gununde/
ahmet nesin in konuyla ilgili böyle bir yazısı var.

http://www.odatv.com/n.php?n=cezaevlerinde-10-bin-kisi-aclik-grevinde-1810121200
siyasi olunca işin olayı değişiyor gibi, ırkçısı var, sağı var solu var! görüşe göre desteklesek bir şekilde yine faşist olunacak. humanist mi olmak gerek anlamadım şimdi ben!?
tarihsel sürece bakıldığında türkiye'de karşılığını bulmayan bir eylem çeşididir. zaten insan hayatına bu kadar az kıymet verilen bir ülkede tersinin olması da şaşırtıcı olurdu. bugün itibariyle 42. gününe girmiş olan son eylem de aynı kaderi paylaşmakta ve ne toplumda ne de devlette bir yankı uyandırmamıştır. aksine özellikle medyanın gündemine hiç gelmemiştir. ancak duruma verilen tepkinin sağır ve kör olması durumun önemini azaltmaz. düşünen bir canlı olarak bir insanın kendi hayatını sonlandırmaya varabilecek bir eylemi kendi rızasıyla gerçekleştirmesinin gerekçeleri kesinlikle çok önemlidir.

son eylemin gerekçesi, çeşitli vesilelerle kürtlerin yok sayılması sorununa müdahil olmuş vatandaşların mahkemelerde kürtçe savunma yapmak istemeleri, kürtçe'nin anayasal bir hak olarak kabul edilmesi ve abdullah öcalan'ın ilgili sorunun çözümüne ilişkin açıklama yapabilip bu açıklamalarını geniş halk kitlelerine iletebilmesidir. 40 yıla varan bir sürede devam eden sorunun barışçıl açıdan bu şekilde çözülebilineceğine "hayatları pahasına" inanan bu insanların bir çoğu kürt ulusunun var olma mücadelesinin önemli fikri aydınlarıdır. açlık grevlerinin bu insanların bedenlerinde ve beyinlerinde geri dönüşümü olmayan hasarlara yol açması olasılığı nihayetinde türkiye'deki barış arama sürecinde geri dönüşü imkansız bir zarara neden olacaktır.

her ne kadar bu eylemin bir karşılık bulacağına inancım olmasa da bu insanların hayatlarını ve sağlıklarını kaybetmeden barışçıl bir müdahalenin yapılması dileğiyle.
tanrı yine kurban istiyor.dağda ölenler yetmez gibi bu kezde hayatlarının baharında hapisteki gençlerin kanını istiyor.ne serok *doydu kana ne de türkiyenin bölünmez bütünlükçüleri.lanet olsun genç yaşta mahkumları ölüme yatıranlara lanet olsun ölümü kutsayıp yüceltenlere.lanet olsun klavye başında salyalarını akıtarak destek olanlara lanet olsun gebersinler boşuna kurşun harcamayız diyenlere.

nasname'nin konuyla alakalı yazısında aslında her şeyi tüm çıplaklığıyla anlatıyor. link vermedim bilerek üşenip tıklamayanlar var çünkü.


cezaevinde tutsak olanlar için seslerini dışarıya duyurmanın en etkili yolarından biri açlık grevleridir. açlık grevlerinde amaç, dışarıda kamuoyu yaratmak ve kamuoyunun duyarlılığını harekete geçirerek devlet ve ilgili kurumları üzerinde baskı yapılmasını sağlamaktır.

talepler de genellikle olumsuz cezaevi koşulları, kötü muamele, sağlıksız/yetersiz beslenme, görüşmeye getirilen kısıtlamalar ve düşünsel açlığı gideren (gazete, dergi, kitap gibi) ihtiyaçlara getirilen yasaklarla ilgili olur. bu insani talepler, ben insanım diyen her kesimden destek alır ve egemen güçleri zor durumda bırakır. devlet ve ilgili kurumları bu insani taleplere kulak tıkadığı için yaşanabilecek ölüm ve ağır hastalıklardan dolayı direkt sorumlu olur ve halkın vicdanında mahkum edilir.

pkk’li tutuklu ve hükümlülerin başlattığı “süresiz ve dönüşümsüz” açlık grevi, taleplerin karşılanması ya da ölüm dışında bir seçeneğin olanaklı olmadığı anlamına geliyor.

binlerce insanın göz göre göre ölüme doğru gitmesi karşısında duyarsız kalmak için insanlıktan uzaklaşmış olmak gerekiyor.

duyarlı insanlar seslerini duyurmak için sosyal paylaşım sitelerinde ellerinden geleni yapıyorlar. tutsaklarla dayanışma adına yapılan çağrılarda, 'sessiz kalmak insanlık suçudur”, duy, duyur örgütlen”, “sessiz kalma” gibi söylemler dikkat çekiyor…

şüphesiz ki bu insanlık dramı karşısında herkesin yapabileceği bir şeyler vardır.

amaç kendimizi tatmin etmek, “insanlık görevini yerine getirmiş olmanın” huzurunu yaşamak değil, tutsakların ölüme gitmesini engellemektir. bu nedenle duygulara hitap eden ama gerçeklikle uyuşmayan güzel sloganlar yerine somut gerçekliği dikkate alan adımları atmak gerekiyor. her alanda olduğu gibi amaç ile araç yer değiştirmemelidir. amaç açıktır; tutsakların ölmesine engel olmak!

öyleyse “modaya uymak” ve “dayanışmacı”, “hümanist” kesilmek yerine, olayı somutlaştırarak çözüm bulmaya çalışmalıyız. unutulmamalıdır ki yüz bine yakın insanın ölmesinden sorumlu olan devlet ve pkk, herkesten çok insan hayatına önem verdiklerini, herkesten çok barış istediklerini ifade ediyorlar.

bu nedenle, işin başında bulunan siyasi aktörlerin politik hesaplarını dikkate almadan bu tür insani durumlara balıklama atlarsak, insani duygularla iyi bir şey yaptığımız halde politik cambazların ekmeğine yağ sürmüş oluruz ve yeni yeni ölümlere zemin hazırlamış oluruz; son otuz yılda yaptığımız gibi…

tutsakların talepleri, “öcalan'ın tecridine son verilmesi ve anadil önündeki engellerin kaldırılmasıdır.”

her alanda olduğu gibi bir doğru ve bir yanlışı yan yana koyarak yanlışın onaylanmasını isteyen pkk, bu olayda da aynı kurnazlığı yaparak öcalan’ı kutsamayı ve uğruna kurbanlar vermeyi amaçlamaktadır.

bir halkın kaderini “bir kişinin keyfi” için feda eden bir anlayış, bu ilkel amacı için binlerce tutsağı da seve seve ölüme gönderebilir. yeter ki öcalan gündemde kalsın ve yeter ki öcalan’ın “tanrı devletinde” yöneticilik yapanlar/köşe başlarını tutanlar rant elde etmeye devam etsin…

birincisi; anadil önündeki engellerin kaldırılmasıyla, öcalan’ın tecridine son verilmesi arasında hiçbir bağlantı yoktur ve ikisinin bir arada ortak bir talebe dönüşmesi için hiçbir neden yoktur. belli ki pkk, bilinçli olarak “imkânsızı dayatmak” oyununda tutsakları da feda etmeyi düşünmüş.

ikincisi; anadil önündeki engellerin kaldırılması için eylem yapması gereken en son kişiler tutsaklardır. bu konu, meclise girmek için her cambazlığa başvuranların öncelikli görev alanına giriyor. daha sonra da parti, örgüt, sivil toplum kuruluşları bu talep için gereğini yapmalıdırlar. yani kamuoyu yaratabilecek, dünyaya haklı talepleri iletebilecek hareket serbestîsine sahip görece özgür insanların işidir. eli kolu bağlı tutsakların “ölümüne” bu işi üstlenmesi, daha doğrusu bu işin onlara yüklenmesinin anlaşılır ve insani hiçbir tarafı yoktur.

“anadil önündeki engellerin kaldırılması” için tutsakları ölüme yatıranlar da bu işin elle tutulur bir tarafı olmadığını biliyorlar. zaten amaç da “anadil” değil, öcalan’ı kutsamaktır.

öcalan’ın imralı’da tutuklu olup/olmadığı bilinmese de, sıradan bir tutuklu olmadığı ve çok çok iyi şartlarda yaşadığı herkesçe biliniyor.

binlerce tutsak, kendilerinden çok daha iyi koşullarda olduğu kesin olan bir başka tutuklu için nasıl olur da ölüme gidebiliyor. bu akıl dışılığı sorgulamayan ve hesabını sormayanların “tutsaklarla dayanışma” içinde olmaları olanaklı değildir. öcalan’ı gündemde tutmak ve kutsallığının devamını sağlamak için binlerce tutsağı bile bile ölüme gönderenlerin “dayanışma” dedikleri oyunun parçası olmak tutsakları kurtarmaz; aksine onları öcalan’a “kurban” etmek olur…

kürd medyası (genel olarak) her zaman olduğu gibi pkk’nin bu oyununu da deşifre etmek yerine ya sessizce izliyor ya da hiç yorum yapmadan pkk ile “dayanışmasını” sürdürüyor.

hassas, hassas olduğu kadar da karmaşık bir konuda “kral çıplaktır” demek zorunda kalmaktan rahatsız değiliz; kralın çıplak olduğunu bildikleri halde gerçekliği dillendirmemek için dolambaçlı yollara başvurmaya devam eden kürd politik çevrelerinin/okuryazarlarının edilgenliğine üzülüyoruz sadece…

pkk, her zaman yaptığı gibi öyle talepleri dayatmış ki, tutsaklarla dayanışmak için öcalan’ı kutsamak şarttır; başka seçeneğe izin vermiyor. çünkü tutsaklarla dayanışma içinde olan herkes, tutsakların taleplerine de sahip çıkmış oluyor ve tek talep de öcalan’ın “tanrısallığıdır” sadece…

özgür bireyler topluluğu olarak, bu güne kadar olduğu gibi yine dayatılana mahkum olmadan, birilerinin peşinden sürüklenmeden kendi seçeneğimizi/duruşumuzu net olarak ortaya koyacağız.

öcalan’ın karanlık (gerçi kendisi de itiraf etti artık karanlık denilemez; mit tarafından piyasaya sürüldüğünü herkes biliyor) bağlarını, yakalandığında çözülmesini, teslim olmasını, ulusal sorun'a düşmanlığını bir tarafa bırakalım ve sadece şikâyetlerine bakalım.

öcalan’ın şimdiye dek gündeme gelen şikâyetleri, “kaşıntıları”, kendisine verilen karpuz’un küçüklüğü/azlığı, radyosunun “hışırtı” çıkarmasıdır. gördüğü en büyük “işkence” ise, bir arama sırasında sırtına dokunulmuş(!) olmasıdır...

böyle kişiliksiz biri için birçok genç kendisini yaktı ne yazık ki. bu gençlerin kendilerini “kurbanlık koyun” gibi feda etmesine göz yuman, sessizce izleyen veya onları “kahraman” yapıp alkışlayan herkes bu ölümlerde pay sahibidir.

böyle hasta, problemli bir insan için binlerce tutsak ölüme gönderilirken, bu insanlık dışılığı eleştirmeden, tepki göstermeden “dayanışma” adı altında tutsakları alkışlamak, teşvik etmek dehaq’a yeni kurbanlar sunmaktır.

tutsakların talepleri/tutsaklara dayatılan talepler mantıklı değildir.

mantıklı olmadığı için de gerçekleşebilir değildir!

bu taleplerin devlet tarafından kabul edilmeyeceği açıktır.

sayısız katliama/soykırıma imza atmış ve bununla gurur duyacak kadar insanlıktan uzak bir devlet için birkaç bin tutsağın ölmesi hiçbir anlam ifade etmiyor. üstelik “dayatılan talepler” nedeniyle devlete haklı çıkma zemini hazırlanmışken…

bu tutsakları bu taleplerle ölüme gönderenler de en az devlet kadar umursamazdırlar ve ölümler karşısında duyarsızdırlar…

tutsaklara, ailelerine ve duyarlı insanlara;

bu hasta adamın “tanrısallığı” için kimse ölüme gitmemelidir!

açlık grevi çözüm ise, ilk önce bdp milletvekilleri, sonra belediye başkanları, sonra öcalan'ın kardeşleri ve daha sonra da belediyelerden ihale alanlar açlık grevine gitsin. bilinen politik şahsiyetlerin “açlık grevi”, hele hele “süresiz ve dönüşümsüz açlık grevi dünya basınında daha çok ses getirir. açlığa alışık olmayan müttehitler “açlık grevine” başlasa ortalığı birbirine katıp herkesi haberdar ederler ve istenilen kamuoyu oluşmuş olur.

öcalan’ın kardeşleri hem fiziki olarak uzun süre açlığa dayanabilirler hem de istenilen kamuoyunun oluşmasına herkesten çok neden olurlar…

bu kadar etkili olabilecek insan kategorisi varken, tutsakların açlık grevine girmesi/girdirilmesi hem sonuç alıcı/gerçekçi değil; hem ahlaki ve vicdani değil, hem de insanlik değil…

yaşanan toplumsal yanılsama herkesi tuhaflaştırmış durumda. bu tuhaflık sadece pkk’nin yanlış politikalarına hizmet etmekle kalmıyor, pkk’yi piyasaya süren sömürgeci tc’nin insanlık dışı uygulamalarına da yeşil ışık yakıyor/meşrulaştırıyor. yanılsamaya ve bağlantılı olarak yaşanan tuhaflığa son vermek, yanılsamayı yaratan egemenleri alkışlamakla değil, yanılsamayı yaratan ve bundan beslenenlerin yüzüne şamar atmakla mümkündür. en büyük şamar ise, gerçekliği olduğu gibi dillendirmektir; tutsaklarla ve gelecekteki "kurbanlarla" en gerçekçi ve insani dayanışma budur.

kaynak:nasname



haberlerde izlerken annemin dönüp "hani canlı bombalar var ya kendilerini örgütleri için havaya uçuruyorlar. yani ölmeyi göze alıyorlar. açlık grevi de öyle işte davası uğruna (sağcı olur, solcu olur,kürt olur) ölmeyi göze almış insanlar arasından seçiliyor" demesiyle bu yaşımda ilk defa açlık grevlerine farklı bir gözle bakmama neden olmuştur. ya annem kötü niyetli ya ben çok safım dedim içimden. *
aşağıdaki facebook sayfalarından gayet güncel bir şekilde takip edilebilir.

http://www.facebook.com/pages/A%C3%A7l%C...

http://www.facebook.com/CezaevleriIzleme...
bu gün iktidarin tasmali köpegi bazi basin yayin organlarinin bitirildigini iddia ettigi eylem. tuhad-der yaptigi açiklamada bunun gerçek disi oldugunu, eylemin devam ettigini, destek amaciyla yapilan ve bitirilen açlik grevlerinin, sanki süresiz açlik grevleri bitmis gibi aktarildigini belirtti. 96 ve 2000 yillarindaki açlik grevlerindede ayni yalan ve provakatif haberleri yapan, ve cezaevlerine yapilan vahsi müdahalelere zemin hazirlayan, onlarca mahkumun yakilarak öldürülmesine zemin hazirlayan, elleri kana bulasmis "apoletli medya" yine isbasinda.
bir allahın kulu da çıkıp demiyorki neden en büyük tutsak* grev de değil.
apo yada bdp liler niye grev yapmiyor demenin hiç bir ise yaramayacagini bir ilkokul 5. sinif ögrencisinin bile anlayipta bazi " vicdanli" yazarlarin bir türlü anlamadigini görmemizi saglamistir bu baslik. "abdullah gül yada recep tayyip niye silah alip daga çikmiyor" demek nasil anlamsizsa buda böyle anlamsiz bir "duyarlilik" gösterisidir. saniyorum ira militani boby sands açlik grevi yaptiginda kimse kalkip "niye seinn feinn lideri garry adams ölüme yatmiyor?" diye sormamistir, sormussada kimse ciddiye almamistir.
göz yumulmaması gereken sorunsaldır. hükümetler pek tabiiki isteklerini yerine getirmek zorunda değildir ve fakat açlık grevinin son bulması için ılımlı bir ortam oluşturulmalıdır. açlık grevindeki insanları ölüme terketmek de insanlık suçudur. ülkemizin insan hakları karnesinin zayıflamasına sebep olmayacak önlemler alınmalı ve faşist-agresif provokasyonun önüne geçilmelidir. insan her ırkta insandır. en önemli hakkı yaşama hakkıdır. bu durum üstesinden gelinmesi gereken bir durumdur.
abdullah gül'ün sonlandirilmasi çagrisi yaptigi eylemdir. umarim ölümler yasanmadan bir uzlasma saglanir.
aç kalan falan yok taammmı !!!1!
yandaş medya sayesinde halka unutturulan hadise, devletin istediği şeyler haber (reklam) yapılırken bu gibi devletin imajına ters şeyler unutturulur.
an itibariyle imc tv de zeynep tanbay, deniz türkali, nur sürer, kardes türküler, semir aslanyürek, lale mansur, gibi aydinlarin bir kliple çözüm bulunmasi çagrisinda bulunduklari eylem. ölümler baslamadan herkes bu sese kulak versin.
bugün bütün türkiye çapinda destek eylemleri yapildi ancak heryerde polis vahsi bir sekilde müdahale etti. eylemcilerin aileleri, demokratik kitle örgütleri, aydinlar ve sanatçilar'in tüm çabalarina ragmen hükümet üç maymunu oynamaya devam ediyor. rte, " mahkumlar az çok birseyler yiyor, devlet gerektigi zaman müdahale edecektir" diyerek hem eylemi itibarsizlastirmaya çalisiyor, hemde ceberrut ve katliamci devlet gelenegini sürdüreceklerini ilan ediyor.
1996 açlik grevlerinde dönemin adalet bakani, ayni zamanda sivas katliami saniklarinin avukatligini yapan sevket kazan da tutuklularin gizli gizli yemek yediklerini iddia etmis, dönemin apoletli medyasi yaptigi provakatif yayinlarla bu katliamci zihniyete çanak tutmus ve onlarca mahkum ölmüs, yüzlercesi sakat kalmisti. akp inkarci ve katliamci gelenegini inatla sürdürüyor.
açlik grevi 50. gününde. basta rte olmak üzere akp iktidari bütün unsurlari ve yandas medyasi ile dezenformasyon yapmaya devam ederken mahkumlar hizla ölüme yaklasiyor. mesele sadece kürt hareketi'nin meselesi degildir. mesele topyekün demokratik haklarin kazanimi meselesidir. tükiyenin bütün muhalif unsurlariyla kavgali olan ve gerginlik siyasetini tirmandirmaktan vazgeçmeyen iktidar, toplumsal barisi dinamitlemeye devam ediyor. aleviler, kadinlar, emekçiler, gençler, çevreciler, hayvanseverler, demokratlar, azinliklar, escinseller... kisacasi ülkenin bütün ötekilestirilenleri, akp fasizmine dur demek için seslerini yükseltmelidir. eger diger muhalif kesimler, " bu kürtlerin sorunudur, bizi ilgilendirmez" aymazligindan kurtulmazlarsa, sira kendilerine geldiginde yanlarinda kendi haklarini savunacak kimseyi göremeyeceklerdir.
birkez daha devletin kanlı tarihinin figürü olmasından korkuyorum ölüm orucundakilerin.50. günde ve ölümler bir kaç güne kadar başlayacak.devlet kılını bile kıpırdatmadı hala.
buna son verecek olanlar ise holiganca eylemi destekliyorlar.imkanları varken bunu kullanmıyorlar.ölümlerden devlet ve rte kadar onlar da sorumlu olacaktır.
  • /
  • 3