terk edilmek

yalnızlığın ve zor geçecek günlerin habercisidir, bazen kolay atlatılır bazense hayatı tam bir zindana dönüştürür.
sevilen kişinin bırakıp belki de başkalarına gitmesi durumudur. bıraktığı tahribat bir süre sonra geçti zannedilse de, bazen sokakta yürürken tabelasında adının yazdığı olduğu gerzek bir büfe bile, size sil baştan yapmak durumunda bırakır.
yanlız kalmaktır; içinizde koca, kimsenin dolduramayacağı bir boşluk oluşması.
bazen sabah gelen bir mesajla öğrenilen durumdur. sebep, bahane belirtmeden 'artık senle yapamayacağımı anladım' denilen bir mesajı okuyup öylece kalakalırsınız. her zamanki alışkanlıkla bir sigara içip tekrar tekrar okursunuz. ilginç olan ise sizin edilgen konumda olmanızdır. birisi sizi terketmiştir siz de terkedilmişsinizdir. kötü olan ise ne diyeceğinizi ne yapacağınızı bilememenizdir. sözlüğe gelip böyle saçmalarsınız. siz siz olun terkedilmeyin.
birkaç kendini bilmez psikologa göre "kişiyi uzun dönemde olgunlaştır" mış.
o bu değil de bir kez yaşattı 5 yıl boyunca.yıllarca defalarca yapmıştım belki de. nasıl bir bok yediğimi şimdilerde çok daha iyi anlıyorum.
biteli uzun zaman olmuş ve yalnızım,neden?ne ben ne de psikologum buna cevap bulamadık.
bakın terk edilince bize neler oluyormuş.

radikal'de bu durum şöyle haber edilmiş.

terk edilmek şüphesiz bir insan için peşinden gelen duygusal kırılımı atlatmanın en zor olduğu deneyimlerden bir tanesi. bu dönemde romantikliğe ve depresif olmaya meyilli olmak duygu durumundaki ani değişikliklere ve dayandırılsa da, bilimfili ekibi bu dönemde beynimizde neler olup bittiğini ve terk edildiğimiz zaman verdiğimiz tepkilerin olası sebeplerini yazdı.

terkedilmiş birisi; terkedilme duygusunun, birisinin tam kalbinize doğru bir yumruk atmasına benzer bir his olduğunu bilir, bu durum aynı zamanda sizi deliye döndürür. bu tür bir acı; sizi, eski sevgilinize 15 dakika içerisinde 30 tane kısa mesaj atmaya, günlük bir rutine bağladığınız sosyal medya hesaplarını takibe, her gün alkol almaya ve işinizden ayrılmaya kadar götürebilir, çünkü paylaşacak kimseniz yoksa; hiçbir şeyin önemi yoktur artık. çizilen bu senaryoyu kimsenin yaşamamasını dileyerek konunun bilimsel boyutuna geçelim.

her şeyin olduğu gibi böylesi bir ilişki bozulmasının ardından korkunç şeyler yapmanın da bilimsel bir nedeni var. aslında bütün sorumlu; içerisinde bulunduğunuz bu duygusal durum sürecinde sisteminiz (vücut) boyunca “akan”hormonlarınız. ve ironik bir biçimde bu hormonlar, aşık olduğunuzda sizi delicesine mutlu yapan hormonlarla aynı hormonlar.

peki, hayatınızın aşkını kaybetmek beyninizin kimyasal bileşimini nasıl değiştiriyor?

her şeyden önce, bir kalp kırılmasının gerçekten de acı verici olduğunu ortaya koyalım. fonksiyonel mritaramaları; yeni bir terkedilme vakası yaşamış insanların beyinlerinde; fiziksel acıyı kaydeden bölgedekiaktivitenin normalin üzerinde olduğunu gösteriyor.

bu durum; nefes darlığı, mide bulantısı ve bazı durumlarda ölümcül olabilen; kalp kasının zayıflaması (tıp dilinde; takotsubo kardiyomiyopati) gibi her türlü fiziksel belirtilere yol açabilen; kortizol ve adrenalin gibi stres hormonlarının salınımını tetikler.

peki, beynimize geri dönelim, çünkü sistemimiz boyunca akan yalnızca bu stres hormonları değildir. 2010 yılında new york’taki rutgers university’den araştırmacılar; yeni terkedilmiş ancak hala yoğun bir aşk besleyen 10 kadın ve 5 erkek bireyden mri makinesi içerisine girerek eski sevgililerinin fotoğraflarına bakmalarını istediler. bu durum; yeni ayrılmış ve hali hazırda acı çeken birisine yapılabilecek en kötü işkence gibi görünebilir ancak aynı zamanda da terkedilmişliğin sinirbilimine dair bazı büyüleyici bakışlar sağladı.

yapılan taramalar; kişilerin beyin aktivitelerinin kokain bağımlısı bir bireyinkine çok benzer olduğunu ortaya koydu. ve bu yüzden aşık olmak uyuşturucu bağımlısına dönmeye benzer. birisine fena halde vurulduğunuzda, bu durum beyninizdeki “ödül” nöronlarını aktif hale getirir ve bu da iyi hissetmenize sebep olan dopamin hormonunun salgılanmasını tetikler.

ancak dopamin ile ilgili bir şey var ki; o da; geriye sürekli daha fazla isteyen bir beyin bırakmasıdır. bu da; onsuz olamayacağınız hissinin yer aldığı yeni bir aşka dair obsesif (+önce sen kapa, -hayır, önce sen kapa) olma durumunuzu açıklıyor. bir ilişki içerisinde olduğumuzda beynimiz sonunda daha stabil (istikrarlı) bir dokuya sahip oluyor, fakat yine de sevdiğimizin yanında olmak durumuna dair bir dopamin beklentisine giriyor. ve bu kişi sizden aniden uzaklaştığında, geriye bir sonraki dopamin salgısı için bekleyen bir beyin kalıyor. bu sonuç; yeni bir aşk fazına obsesiflik durumuna çok benziyor fakat çok kötü bir şekilde seyrediyor.

beynin ödül sistemleri hala kendi romantik “tamircisini” bekliyor, fakat bekledikleri yanıtı alamıyorlar. ve tıpkı uyuşturucu bağımlılığına batmış bir kimse gibi, yanıt almak için daha fazla istek uyandırıyorlar.

çünkü ödül sistemleri beynimizin ana bölümlerinden birisidir. aynı durum; açlık ve susama gibi durumlarda bilinç “filtremizi” pas geçerek dopamin isteğimizi gidermek için sonunda çılgınca şeyler yapmamıza sebep oluyor.

eski sevgilinizin fotoğraflarına bakmadan tıkınırcasına yemek içmek geçici olarak işe yarıyor, fakat günün sonunda beyniniz; kendisini yeniden yapılandırmaya ihtiyaç duyuyor. ve bu yılın başında yapılan bir araştırmaya göre; bu durum ortalama üç ay sürüyor.

öte yandan, saint louis university’den kriminolog brian boutwell yaptıkları araştırmaya dair biraçıklamasında şöyle diyor:

“doğal seçilim ile şekillenen beynimizde, bizi hayatımızın fırtınalı dönemlerinden çekip alan bir mekanizma mevcut. bu mekanizma bize; insanların iyileşeceğini, acının zamanla kaybolacağını yani tünelin sonunda bir ışık olduğunu gösteriyor.”

bu arada, fiziksel ağrılarda olduğu gibi parasetamolün (ağrı kesici ve ateş düşürücü etkiye sahip bir ilaç etken maddesi) sosyal destek konusunda da işe yaradığı gösterildi (uyari: doktor tavsiyesine başvurun). ve inanın ya da inanmayın, mevcut sorunu başka insanlarla paylaşmak bu durumdan daha hızlı kurtulmanıza yardımcı oluyor.

sonuç olarak, reddedilme acısının sizi biraz çılgınlaştırmış olmasına çok fazla takılmayın, neticede biyolojinizle savaşamazsınız.
bir ay evvel yaşadığım hadise. ikizler burcu olduğum için geri dönüşünü sabırla pusuda bekledim. ve o gün gelip çattı tonla özür dileyerek geri döndü. terk edilmeye değen bir durum yoksa sizin olan size kalır ve eninde sonunda size geri döner.
fazlasıyla edilgendi bu seferki. çok şaşırtıcıydı. birden oldu. neden bile diyemedim. suçsuz olduğumu biliyordu. bunu bana söyledi. ama koşullardı.. zaten hep geride tutmuştu kendini, çok da paylaşmadı benimle. sonra birden, gitti. soğudu belki de. öncekinde açıklama yapma gereği duymuştu. bu sefer hepten gitti. seslendim bir kere. cevap gelmedi. gitti. kabullenemiyorum. soramıyorum. kafamda kurmaktan başka bir şey yapamıyorum. başkalarıyla mutlu olma ihtimali beni aşağılıyor da aşağılıyor. içime atmaya, üzülmeye o kadar alışmışım ki..

her şeyin aklıma "o"nu getireceğini bilmezdim. ne çok anı biriktirmiş beynimde istemeden. keşke bilse miydi bu kadar değer verdiğimi "o"na? yine gidecekti ama.. hep elimden olmayan sebepler yüzünden kaybettim zaten. "o" da öyle oldu. elimde tek kalan, "o"nunla tesadüfen denk gelebileceğim bir ortamın hayali. ne yapacağım "o"nu görünce? bilemiyorum. tek bildiğim, gitti.. yok artık. çok alışmıştım.
iyi bir yönü şu ki terk edildiğim gün terk edebileceğimi anladım
terk edilmek sanıldığı kadar büyük bir acı vermez aslında. acı veren şey kişinin bildiği ama dillendiremediği sorunlarla yüzleşmesi ve dallanıp budaklanan sorunları artık halının altına süpüremeyeceğidir. çözülemeyen sorunlar zamanla büyür, iki kişinin arasındaki bağı zedeler. zedelenen bağ kopmuşsa artık bir yol ayrımına gelinmiştir. ilişkiyi kurtarmak için çaba gösterenler de var tabii ama varılan noktanın ne olduğu önemli. o özel bağın kopması demek, bir arada kaldıkça daha fazla üzüntü çekmek anlamına gelebilir. en güzeli kartları açık oynamak, zorla hiçbir şey olmaz. eğer yolun sonuna gelindiyse uygarca vedalaşmak gerekir. terk edilmeyi bir aşağılanma, küçük görülme gibi duyumsayan çok kişi var. halbuki bunu bir arınma, sorunlardan kurtulma, yeniden yola devam etme gibi düşünebilmek lazım. burada edilgen anlam veren edilmek fiilinin de olumsuz bir çağrışım taşıdığını düşünenler olabilir. ama unutulmamalıdır ki buradaki tek olumsuzluk bile bile insanların kendini kandırması ve üzülmeye devam etmesidir. kendinize ayrı bir yol çizebiliyorsanız, kendiniz için daha iyisini seçebileceğinize inanıyorsanız ne mutlu size. hayat sürprizlerle dolu ve bir o kadar da güzel insan var.
gidenin arkasından maksimum 3 gün yas tutulur. fazlası zarar. ayrıca şu da bir gerçektir...

şaire sormuşlar:
giden midir terk eden, yoksa kalan mı?

şair cevaplamış:
kalan, gidenin gitmesine ses çıkarmıyorsa, çoktan terk edilmiştir.