üniversiteye gireceklere tavsiyeler

olur da yolu buraya düşmüş ama henüz bölüm tercih etmemiş birisi çıkabilir diyerekten vereceğimiz nacizane tavsiyelerdir.

felsefe ya da edebiyat bölümlerini kazanır da okursanız yazarlık, filozofluk falan değil felsefe öğretmeni, lise edebiyat öğretmenliği gibi meslekleri yapacaksınız. zaten bir şeyler yazıp çizmiyorsanız kimse size o gücü aşılayamaz, kendi kendinize hayat, amaç, ben kimim falan düşünmüyorsanız kimse sizin kafanızda bir ışık yakamaz, kendinizi yakmadan önce o formu yırtın ve yenisini alın lütfen. tabi, efenim kant ne demiş, blablabla, nietzsche ne demiş, blabla diye hava atarım diyorsanız, allah akıl fikir versin.

mimarlık bölümünü yazarken asla ben şöyle tasarımlar yapacağım, süper binalar dikeceğim falan diye kendinizi gaza getirmeyin, yapacağınız işin endüstriyel bir iş olduğunu bilerek yazın. bu çarkları esnetmek ya da yok saymak gücü bende var arkadaş, ben yaparım diyorsanız da karşılaşabileceğiniz zorlukları öğrenmek için bu konuda dili yanmış insanlara mesaj atın. bilin ki çok küçük bir kısmı hariç, mimarlık fakültesi öğrencileri ya dokuz altı yollarında parçalanan ofis insanlarına evriliyor ya da alaylı bir şekilde sanata yöneliyor. yurt dışında büyük bir ofiste de olsa, ofiste sabahlamak ve autocad görmekten kusmak her yerde aynı derecede sıkıcıdır.

yurt dışına kapak atmak istiyorsanız, çalışma türünüze uygun bir fakülte seçin, örneğin inekleyen lys sınavı öğrencisiyseniz tasarım, dizayn vb doğrusu çok göreceli olan ve bir kitaptan öğrenilemeyen beceriler gerektiren alanlar yerine matematiksel doğruların olduğu mühendislik dallarına yönelin, en azından kitabını açar sınavına çalışırsınız ve notlarınız daha rahat yükselir, erasmus, yurt dışı staj derken oralarda bağlantılar kurup kapak falan atabilirsiniz.

abi ben eğleneceğim, içkiler nerde, karı-koli nerde diyorsanız işletme falan yazın, kolay okunur.
ilk derste yandaki elemana zil ne zaman çalıyor diye sorma. dört yıl sonra bile hala makara konusu olabiliyorsun, o kadar pis yani.
abi, üniversiteye gireceklere tavsiye diye düşününce, bu insan daha girmemiştir diye bir çıkarım yapsak doğru değil mi?
o halde benim en büyük tavsiyem şu olacak
girme la girme üniversiteye!
üniversite meslek edindirme kurumu değildir, ancak okuyanların yüzde 99'u buna inandığı için üniversiteye gider. maalesef üniversitenin sizin meslek yaşamınıza 5 yıllık kadar bir çelme attığı durumlar çok süper gelecek verme durumlarından daha yaygındır. şu askerlik belası olmasa başınızda siktir edin okumayın derdim. ama okuyun, yine de iyidir, götünüzü yaya yaya hayattan çalabileceğiniz, eğlenebileceğiniz, sikiş peşinde koşabileceğiniz ve muhtemelen hayatınızın geri kalan bölümünde asla böyle bir fırsat yakalayamayacağınız bir tatil olur size de. gerçi siz bu süre içinde depresyona bağlayıp of hayat ne kadar zor dersler ne kadar zor draması yapacaksınız, hatta bir an önce iş yaşamına atılmak için sabırsızlanacaksınız. hatta iş verenlerin sizi kırmızı halıyla karşılayacağı gibi pembe hayalleriniz olacak. hayallerinizi kıracak bir şey söyleyeceğimi düşünüyorsunuz ama hayır söylemeyeceğim. keşke aynı hayallerden kurmaya ben de devam edebilseydim. ben benimkileri bir yerde kaybettim. o yüzden sevgili bebeler, hayalleriniz sizin olsun onlara dokunmayacağım.
evet tercihlerinizi yaparken kendiniz yaptığınıza emin olun. ananız babanız okumayacak. birde para varmış iş alanı çokmuş diye bölüm mü seçilir. karpuz değil ki bu.
fakültende gördüğün öğretim üyelerinin ünvanlarına bakıp, doçent, oha profesör falan görünce karşındaki adamı hemen ilah ilan etme, muhabbetini duymadan, eserlerini okumadan, görmeden kimseye değer verme. çünkü ülkemde üniversite, lisenin aynısının bir boy büyüğüdür, ve üniversitedeki prof, doçent vs de lise öğretmeninin bir boy büyüğü, bir nevi üniversite öğretmenidir.
eğer ki finans matematiği, işletme enformatiği veyahut yönetim bilişim sistemleri gibi disiplinler arası bir alan okumak niyetindeyseniz bir daha düşünmeniz gerekli. (sadece bu bölümler için değil, 2 veya daha fazla anadalı birleştiren her bölüm için geçerli bu.)
eğer ki araştırıpta fikir sahibi olduktan sonra yazıyorsanız o zaman ne mutlu size. ama gidipte "aa hacı hem finans hem matematik ne güzel", ya da "oh hem bilgisayar hem işletme süper olur" gibi bir mantığa sahipseniz amanın yaklaşmayın, gidin ya bilgisayar, ya da işletme okuyun en azından elinizde spesifik bir meslek olsun.
unutmayın ki birden fazla daldan oluşmuş bu disiplinler için kendinizi birden fazla kez yormak ve kapsanan dalların hepsinde uzmanlaşmanız lazım ki sektörde bir yer edinebilesiniz. türkiye'de de yaşadğımızı varsayarsak durum daha da vahimleşmekte.

ha bir de, anında kabak çiçeği gibi açılmayın oraya buraya. anladık özgür ortama girdiğinizi sanıyorsunuz ama işler öyle yürümüyor pek. bir sakin olun, derslerinize odaklanın ve ortalamayı asla düşürmeyin. sonrasında ne isterseniz onu yapabilirsiniz. ama önce ders.
yani gizli bir eşcinselseniz erkeği bol olan mühendislikleri tercih etmeyin. göz zevki falan da yok. ordan burdan karma bir ton abaza,homofobik testesteron kokulu insan. hayır denendi ordan konuşuyorum yani. gidin endüstri,gıda falan okuyun kimse iplemez. makine vs okuyacağım illa derseniz hocalarınızın bile yok artık çüş bu erkek işi vb tarzı bakışlarına maruz kalmaya hazır olun.
gelecek için tavsiye hadi hepsini geçtim adı garip olan 1-2 üniversitede olan bölümleri hiç yazmayın. cool falan değil bildiğin işsizsiniz. zorlamayın
efendim meslek edinmek için okumayın, üniversiteden mezun olan kimseye iş yok, ama üniversiteden mezun olan herkese de iş var.

yani ne okuduğun nerede okuduğundan bağımsız olarak iş bulabilirsin de bulamayabilirsin de.

bu nedenle iş bulmak, meslek edinmek için üniversite okuma. kendin için oku. ilgilendiğin şeyleri oku, sana ilginç gelen şeyleri oku, seni geliştirecek şeyleri oku.

bence bölümden ziyde okul seç. git ortamına mortamına bak. 4-5 sene ordasın. her okulun her bölümünde sike sike çalışacaksın, mezun olunca da iş bulacam diye götünden ter akacak. bari ortamın olsun.
ilk bir kaç hafta boyunca kendi cinsiyetinizden en az yedi kişilik bir grupla dolaşmayın. hemen birinci sınıf olduğunuz anlaşılıyor. hayatın cilvesi işte zamanında kendi yaptığı şeylere gülüyor bir de bizim gibi vicdansızlar. yeniçeri gibi on erkek, güne gidiyor gibi sekiz kız dolaşmanın popüleritenize hiçbir getirisi olmayacak üstelik anında çömez damgası yemenize sebep olacaktır.
devam zorunluluğu olmayan derslere girmeyin onun yerine gidin gezin, takılın arkadaşlarınızla. ortalama denen şeyi akademik kariyer yapma gibi bir düşünceniz yoksa hiç kafanıza takmayın, işe alırken kimse size ''makro ekonomiden kaçla geçtin'' diye sormuyor. derslerden çok sosyal çevrenize önem verin, kendinizi geliştirin ne biliyim mal gibi gidip batak oynayacağınıza gidin dil öğrenin. zaten süper bir okulun en bomba bölümüne girmiyoranız okuldan sonra bir süre işssiz kalacağınız için batak oynamaya bolca vaktiniz olacak. yurt dışına çıkın, öğrenciyken vize almak kolay, gezin görün ufkunuz açılsın. bolca sevgili yapın, tek bir kişiye bağlanmayın. özetle keyfinize bakın çünkü üniversite yılları en çok özlenen ve boşa harcandığına en çok pişmanlık duyulan yıllar.
iş olsun torba dolsun üniversite okıyım diye bölüm seçmeyın ölelerini daha sonra göruyoruz 7.senesi olmuş hala okulu bitircek oho onun için kendi istediginiz içinizin sindigi severek yaparim ben bunu dedıgınız olsun ailede bi yere kadar üniversiteye kapagı attım ohh diyip yayılmamakta lazim üniversite zamanlarinda daha çok geliştirme imkani oluyo bu süreçte ne kadar çok geliştirisen kendını mezun olduktan sonra hep artılı olucaktır, dil çok onemli en az iki dil istiyo bı cok iş yerleri bu süreçte kurslara gidip egitim almanızı tavsıye ederim, bide suan ki aklim olsa üniversiteye ilk gittigimde tanıştıgım insanlara cesurca lezbıyenım ben demek isterdim hep bi baskı altında hissediyo insan kendini iki yuzlu davranmak zorunda kalıyosun bu süreçtede zorluk çektim ben kimliginizi gizlemeyinn derim şimdiden üniversiteye girceklere başarilar..
buzlu badem ile karşılanmayı beklemeyin ne ilksiniz ne de son olacaksınız üniversiteyi gözünüzde büyütmeyin
üniversiteler öğrenmen gereken şeylerin yüzde birini verir, geri kalan yüzde doksan dokuzunu sana bırakır.
(bkz: acı ama gerçek)