yazarları etkileyen edebi alıntılar

"hala bazı rüyalarımda kaybettiklerimi yeniden bulduğum olur. deliler ve çocuklar gibi sevinirim. meğer çok yakında bir yerdeymişler. hiç akıl etmediğim bir yerde. onların bulunduğu yerler değişse de bütün rüyalarımın motifi aynıdır: yakınlarda bir yerde saklı kalmış kayıplar..."
murathan mungan- şairin romanı
"seninle dünya arasindaki bir kavgada dünya üzerine bahse gir"

"umut olmasina var. sinirsiz denecek kadar umut var. ama bizim için degil."

franz kafka
"mücevher takmamıştı ama gözleri vardı"
mehmet eroğlu- zamanın manzarası
""...kendi payıma ben dünyayı rüyalarımla keşfetmeye çalıştım. bu yeterince cesur olmadığımın bir göstergesi olabilir. aynı hatayı senin de yapmana yol açmak istemiyorum. sana izin veriyorum, git. git ve benim göremediklerimi gör, benim dokunamadıklarıma dokun, sevemediklerimi sev ve hatta, bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek. dünyadan ve onun binbir halinden korkma."

puslu kıtalar atlası
"...büyük uygarlıkların temelinde ticari kurumlar ya da emir komuta zincirleri değil, halk vardır. her uygarlığın değeri, ürettiği bireylerin kalitesiyle ölçülür. insanları fazla düzene sokar, yasalarla fazla kontrol altına alır, yüce olmaya dair taşıdıkları dürtülerini bastırırsanız - sonunda çalışamaz hale gelirler ve uygarlıkları da çöker."

children of dune, frank herbert
"sorarlarsa, 'ne iş yaptın bu dünyada?’ diye, rahatça verebilirim yanıtını: yalnız kaldım. kalabildim! altı milyar insanın arasında doğdum. ve hiçbirine çarpmadan geçtim aralarından…"

kinyas ve kayra
"belki de gerçekten yalnız olan kimseleri böyle tanıyabilirdiniz. onlar yağmurlu günlerde daima yapılacak hoş bir şey bulabilirlerdi. onları her zaman arayabilirdiniz. çünkü hep evde olurlardı. gerçekten hep yapayalnız ve evdeydiler."

bunu her okuduğumda üzülürüm.
“karanlık bir gecenin geç vaktinde kalkıyorum. herkes her geceki uykusunu uyuyor. ev soğuk. çok sessiz davranmaya özen gösteriyorum. günlerdir biriktirdiğim ilaçları avuç avuç yutuyorum. kusmamak için üzerine reçelli ekmek yiyorum. genç bir kızım. ölü gövdemin güzel görünmesi için gün boyu hazırlık yapıyorum. sanki güzel bir ölü gövde ile öç almak istediğim insanlar var. karşı çıkmak istediğim evler, koltuklar, halılar, müzikler, öğretmenler var. karşı çıkmak istediğim kurallar var. bir haykırış! küçük dünyanız sizin olsun.”

benim en büyük mutluluğum her şeyden kaçmak. tüm çocuklardan, tüm acılardan, tüm sevgilerden, tüm orgazmlardan, tüm gecelerden, tüm günlerden. her hilal aydan, her ülkeden. ben her gece ölüyorum. her sabah yeniden canlanıyorum. her yirmi dört saatlik zaman dilimi hem ölüm hem yaşam aynı zamanda…”
tezer özlü, çocukluğun soğuk geceleri
"iki tür intihar vardır: bir,büyük bir acı ya da öfkenin etkisiyle intihar edenler;iki çıldırıp intihar edenler.bunlar aniden bitirirler işlerini.acıyı pek düşünmezler.birdenbire biter her şey.ama bu işi bir de aklı başında,bilinçli olarak yapanlar vardır... onlar çok düşünür."
"asıl adı susanna olan suki rothstein, morris'in ilk kez yirmi üç yıl önce babasının sağ koluna yatmış uyurken gördüğü bebek, chicago üniversitesi'nin en yüksek puanları alıp onur listesine geçerek bitiren genç kadın, gelecek vaat eden ressam, geçen sonbahar peggy guggenheim koleksiyonu üzerinde araştırma yapmak için venedik'e giden o çok yetenekli düşünür, yazar, fotoğrafçı; işte o kız kendi çalışmaları konusunda bir seminer verdikten birkaç gün sonra o müzenin kadınlar tuvaletinde kendisini asmıştı."
"sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkanıp kalmış biri için, dünyanın kendisi kötü bir düştür" - sylvia plath
yıllar önce okuduğum en çarpıcı romanlardan biriydi, yüreğinin götürdüğü yere git.
aslında her sayfası sarsıcı ve dönüştürücü idi, ama, yüze tokat gibi vuran onlarca paragraf içerisinden hiç unutamayacağım ve hep reddederek anımsayacağım birkaç tanesinden biridir aşağıdaki:

" öksüz mü?
insanın ninesi ölünce böyle denir mi? pek emin değilim. belki de, nineler ve dedeler, yitirilmeleri halinde, buna ilişkin adlandırmalar yapmaya değmeyecek aksesuarlar olarak görülüyorlardır.
insan ninesinden ve dedesinden ne öksüz ne yetim ne de dul kalır. onları, bu uzun yolculuğun bir yerinde doğallıkla, dalgınlıkla, sanki bir şemsiye unutur gibi bırakırız."- susanna tamaro
"anlasınlar,öğrensinler ki,egemenin acıması yoktur.sen nice acır, nice olumlu davranırsan ,o, o ölçüde sürdürür sömürüsünü.gücünü sezdiği anda da en acımasız yerinden vurur kişiyi.. kişileri,kitleyi,toplumu... sömürünün gereği budur çünkü. kişinin,egemenin kendi ellerinde değildir vurmadan durmak. olmayan da,biz de hiç acımasız olmalıyız. göğüslerimizden yüreği çıkarıp ,salt hınç koymalıyız yerine. ancak o zaman zalimin,zulmünü başına geçirme olanağımız vardır. yoksa,öylesine güçlenirki egemen, vurdukça daha bir ezer. ezdikçe kitlelerin bilenmesi artar,eleştiri ortadan kalkar.adalet egemenin ağzından çıkandır. yasa unutulur. yasayı baştaki yapar. ve kendisi hiç uymaz bu yasalara. kendisi için değildir çünkü... " ((bkz: azap ortakları,erol toy))
''niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına,niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına,niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına?
"öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna" bir çocuk demiş.'' (bkz: nigün marmara )