1984

1984  yazarı george orwell 

herkesin okuması gereken, özellikle  her çalısma ekonomisi  dersi alan kisinin zorunlu okuması gereken bir kitap. 
big brother  (büyük birader,patron) sürekli tele ekranlardan halkı gözetler ve komutlarla halkı yönetir. 
özgürlükler tamamen kısıtlanmıştır. kitaplar ve bilgi edinme yasaktır. aydınlanmaya engel olunmuştur. 

parti gözetim, kontrol ve disiplin politikasıyla baskı ve  işkencelerle duygu ve düşünceleri kendine uygun olarak düzenler. böylelikle kişinin partiye koşulsuz itaat etmesini sağlar. insanlarin zihinlerini inşa ederken geçmiş bilgisini değiştirir ve hatta siler. 
acıkladığım koşularda yöneten ve yönetilenlerin mücadelesini anlatır.

okunası güzel kitap.
bir distopyayı, muhtemelen tarif edilebilecek en berbatını anlatan orwell romanı.

hayali bir dünyada, ingiltere sosyalist partisinden başka bir parti olmayan bir ülkenin, ki kendisine kısaca ingsos denir, yönetiyor gözüktüğü bir ülkenin hikayesini anlatır. düşünce polisi adı altında görev yapan ve düşünce okuyan polis yüzünden değil eylem yapmak, olması gerekenden farklı bir şey düşünmeyi düşünmenin bile suç olduğu bir dünyada, hem yönetenlerin, hem yönetilenlerin esiri olduğu bir rejimdir ingsos rejimi. aslında kimse kimseyi yönetmez, kimse kimse tarafından yönetilmez, ama herkesin düşüncelerine kadar girilebilen bir devlet korkusu yüzünden orada yaşayanlar bunu görememektedirler. en azılı polis şefi bile, isteyerek mi yapıyor işini, yoksa hiç aksini düşünmediği, düşünmeye cüret etmediği için mi, kimse bilemez.

çocukların ebeveynlerini ispiyonlamaları en büyük erdemdir o ülkede, düşünce polisi bile var mı yok mu bilinmez. sürekli olarak savaş vardır. dünyadaki diğer iki ülkeyle bitmek bilmez bir savaş, ve tabi terör. ama kimse bilmez bu ülkeleri, ve teröristler hayal ürünü mü, uydurma mı kimse düşünmez bunu. sonuç olarak, büyük birader var diyorsa vardır. ama büyük birader var mıdır acaba?

okuduğum en yaşanılmaz hayat tasviri bu kitaptadır. burada yaşayacağıma cehenneme gitsem daha iyi dedirtmiştir bana.

bir bu kitap, bir de sartre'ın bulantı romanı. aslında içinde yaşadığımız dünyanın tam da bir distopya olduğunu bağırıyor bize.
günümüzden 28 yıl öncesidir.
bir dönem iyice sardığım incubus şarkısı (talk shows on mute)


doğum yılım, iyi bir romanın aynı zamanda iyi bir senaryoyla oluşturulan filmin adıdır.
okurken yazarın kurguladığı dünyaya hiç yabancılık çekmediğim kitap. sanki winston okyanusya'da değil de yeni türkiye'de yaşıyormuş gibi. neyse bu kadar siyasi iğneleme yeter. okuyun okutun bilinçlenin efendim. ne demiş orwell: "bilinçlenmeden isyan etmeyecekler ama isyan etmeden de bilinçlenemezler." tam tersi de olabilir bilemiyorum ama anlam değişmiyor zaten.
yaşadığımız ak cehennem'in betimlenmiş hali.
örneğin, romandaki cehennemde, insanlıktan çıkartılan yurttaşların zihni, kavramların içi boşaltılarak kontrol edilmekte.
kitaptaki faşist-ötesi rejimin klasik sloganı bile, günümüzün akp iktidarına cuk oturuk: savaş barıştır; özgürlük köleliktir ve bilgisizlik kuvvettir!

(bkz: manipülasyon)
(bkz: faşizm)
(bkz: totalitarizm)
ayıptır söylemesi doğum yılımdır, bana hep özel ve anlamlı gelen yıldır. görüntüsü dahi hoştur.
senelerdir okumak isteyip bir türlü okuyamadığım, nihayet alıp okumaya başladığım kitaptır. sosyal bir bilimkurgu olmasına rağmen bana pek uzak gelmedi anlatılanlar.
mevcut ülke yönetiminin baş ucu kitabı.yaşanan ve yapılan her şey anlatılmış kitapta.asla yabancılık çekmeyeceğiniz hay gücünüzü zorlamadan okuyacağınız kitap.
nedense komünizm karşıtlarının pek bir hoşuna giden kitap. oysa ustanın distopyasının yönetim şekli olarak komünizmi seçmesi komünizmi eleştirmek için değildir, faşizmi eleştirmek içindir. faşizme dönüşen rejim olarak mesela kapitalizm yerine komünizmi seçmesi ise de, romanda bir çıkış yolu bırakmak istemesidir tabi bu kişisel bi yorum. her okurun yorumu kendine özeldir. benim düşüncem, usta bu distopyanın temeline komünizm rejimini koymuştur çünkü öteki türlü zaten gerçek dünyayı anlatacaktı. zaten kapitalizm, gerçek dünyanın distopyası. direkt kapitalizmi eleştirseydi o zaman romanda minicik bir umut ışığı bile kalmayacak, bütün okurlar bu kitaptan kötü etkilenecek ya da usta, gerçek bir kişi ya da kurumu eleştirmekle suçlanacaktı.

bu kitabı komünizm düşüncesinde olanlar bile okuyup sevebiliyorsa, ustanın en azından sadece faşizme dönüşen komünizmi değil, faşizme dönüşen kapitalizmi de eleştirdiğine inanmak istiyorum. sonuçta komünizmin temelinde faşizm yoktur, sadece komünizm başlı başına faşizme dönüşmeye çok müsait bi rejimdir. kapitalizmin tehlikesiyse, zaten kötü olan bişeyin sevilmesi, istenmesi, el üstünde tutulması.
80'ler özlemi çektiniz 80'lerin kafasına döndük aferin tebrik ediyoruz...
kitabı okuyunca black mirror etkisi birazda gunumuz etkisi goreceksiniz yani okuyun
lise yıllarında okuduğum kitaptır. okumamın üzerinden yaklaşık on yıl geçti ve yazarın anlattıkları hiç yabancı gelmiyor artık bana. ve adım adım yazarın anlattığı dünyadan daha fazlasına sürükleniyoruz gibi bir his var içimde...