aşk tohumu

ağacın meyve verip, meyvelerden geri kalanlarla toprağa karışımıdır.hiç bitmeyecek gibi yaşanılan , karşılaşınca tohumların yeşermesiyle büyüyen bir enerji kaynağıdır.
filizlenmesinden başka bir şey göremedim bu zamana kadar. hani ayıyım ya! ya çok besledim yada hep bekledim. sabırsız mıydım bilemedim. her aklıma geldiğinde bir sigara yaktım. duman yaptım, sis yaptım hep. düşünceler beynimin yolunu bulmasın diye ama nafile. hiç serilmiş, serpilmiş kocaman adam gibi olmuş göremedim. sorunun kaynağını hep biliyordum. sorun atmosferimde, sorun toprağımda yani sorun bende.

bir anım vardır. küçükken bir ağustos yada eylül ayındaydı sanırım. evimizden taşınıyorduk. komşularla vedalaşıyorduk. hatta o zamanlar bana hep dayak atan, hor gören, alay edenlerden ayrılırken bile hıçkıra hıçkıra ağladığım bir gündü. o gün oradan ayrılırken komşuda kayısı yemiştim. çekirdeklerini cebime koymuştum. çocuk aklı işte! saklamak vardı kafamda. neyse sonra bir hışımla komşunun kovasını kapıp dışarı çıktım, bahçeye gittim. kazdım bir köpek misali, kazdım durdum ve o çekirdekleri oraya ektim. komşular ve annem sitemle karışık bir tebessümle " yapma yavrucum yapma! olmaz zaten yapma! " diye söylediler, söylendiler. olmaz yapma dediler ama ben yaşamak, yaşatmak istedim. ektim onu oraya ve gittim. gel zaman git zaman yaşlar dizildi omzuma ve oraya tekrar yolum düştü. o kayısıyı benim isteğime cevap vermiş halde gördüm. çok hüzünlüydüm çünkü o gün kayısının büyüyeceğine tek inanan bendim. eski insanlar, kaybedilenler, dayağını yediklerim... hepsi o ağaçtan payını almışlardı. çokta sevindim. çoğu kişi bana hala o çocukmuşum gibi davrandı. beni pataklayan yaşıtlarım, akranlarım bile. ben sustum onlar karşımda kendilerini överek, yere göğe sığdıramayarak, üstünlük taslaya taslaya hatta şapırdata şapırdata kayısı yiyerek kendilerini anlattılar. nedense beni hiç rahatsız etmedi bu durum. bir başka güzeldi içim.

neyse o kayısı ağacı bu zamana kadarki hayatımda sevgime aldığım en anlamlı karşılıktır. ama nasıl kirlendiysem artık sevdiklerimi yeşertemiyorum bile. ama şunu da biliyorum. küllerin, karların, taşların arasından büyüyenleri de var. bir umut ben görmesem, bilmesem bile oradan yeşeren bir aşk olsun şu ömrümde. günün birinde sevdiğim insanlardan oluşan bir koruluğum olsun istiyorum. ortasında da sarmaş dolaş olmuş, tekmiş gibi görünen iki çınar olsun. işte bu kayısı ağacı bana hep böyle umut veriyor, beni hep buna inandırmaya çalışıyor.
mutlulukla tatlı tatlı yeşerse de olgunlaştıkça verdiği meyve yüz ekşitir, iç burkar; acıdır.