bir şehri sevmemek

cehenneme düşmenin bir başka versiyonudur.
kimseden değil kendinden ötürüdür. kendin olarak o şehrin sınırlarında o şehrin insanlarıyla ya da misafirleriyle yaşadıklarından ötürüdür. soracaksın neden başkasının değil de benim başıma geliyor diye. başına ne gelirse sendendir. bu felsefeye misscodeculuk diyorum.
o şehrin genelde ankara olması sadece bir raslantı olmasa gerek.
hiç bir anı kalmasın diye fotoğraf çektirilmeyen şehirdir ki üniversite için gittiğim "afyon" şehri bunlardan biridir
tokat garına ilk ayak bastığımda yürekten hissettiğim ve diğer adımlarımda da ışınlanmanın bir an önce bulunması için dua ettiğim hal
mesela; bir insanı anımsattığı için düşman olunan şehirler vardır; salt şehrin dokusunun yaşattığı hisler değil de sırf çağrışım yaptığı şeylerden ötürü sevilmemeye yol açan nedenlerdir bunlar. şehrin hatırlattığı insanı unutmayı öğrenmek mümkün olamıyorsa; o şehir asla sevilemez kanımca. gerçekleşememiş ayrı şehir aşıkları gibi.