call me by your name

geçen günlerde filminin çekildiğini öğrenince haberdar olduğum roman.

"delikanlılık çağındaki bir gençle , ailesinin yazlığında kısa süreliğine kalmaya gelen bir konuğun arasında gelişen beklenmedik , bir o kadar da güçlü aşkın öyküsü." kitabın konusunu öğrenince ve filmin sundance film festivalinde çok beğenildiğini öğrenince hemen kitabı alıp okumaya başladım. şu an yarısındayım henüz bitirmedim ama sırf bitmesin diye yavaş okuyorum , o kadar güzel.

umarım film de beklendiği kadar güzel olur da moonlight'tan sonra lgbti sinemasının yükselişini görmeye devam ederiz.

filmden paylaşılan (veya sızdırılan , bilmiyorum) bir dakikalık sahne :
eleştirmenler tarafından fazlasıyla sevilmiş film. düşse de malum yerlere izlesek.
geliyor geliyor
yılın filmi geliyor
filmin sonunda 'sonuna kadar arkandayım hayatı içinden geldiği gibi yaşa' mesajı veren ütopik baba örneği duygulandırdı;
benim yerimdeki çoğu ebeveyn tüm bunların unutulup gitmesini ister, oğullarının bu durumdan kurtulmasını ister ama ben o ebeveynlerden değilim, yaralarımız daha hızlı iyileşsin diye kendimizi hırpalayıp dururuz , 30 yaşına geldiğimizde de çökmüş oluruz.ve her yeni biriyle başlangıcımızda kendimizden sunacağımız daha az şey kalır.ama kendini bir şey hissetmemek için zorlamak veya hiçbir şey hissetmemek çok büyük kayıp olur.hayatını nasıl yaşayacağın sadece seni ilgilendirir.kalbimiz ve bedenimiz bizlere sadece bir kereye mahsus verilmiştir.sonra birde bakarsın kalbin yorgun düşmüş.bedeninde kimsenin bakmayacağı bir hale gelmiş.
2017 yılının beklenen gayli meyli filmlerindendi. istanbul'daki şanslı pislikler gibi festivallerde izlemek nasip olmadı, e biz de korsana yöneldik de izledik.


---spoiler---

filmin bende bıraktığı izlenim şu. bana göre bir ütopya olan yaşantının aslında şuanki dünyada gerekli koşullarda yaşanabilir olması mümkün, aynı zamanda çok orospuca.

kitabı okumadığım için filmi de konusu bakımından eleştirmek durumunda kalıyorum. film, bir eşcinsel için sağlanabilecek en iyi koşullara sahip bir eşcinsel gencin yaşadığı yazı anlatıyor. bu piç -afedersiniz ama çok doluyum-, yaz tatilini müzik dinleyerek ve nota yazarak geçirirken ben onun yaşında hayvan gibi çalışıyordum da akşam 31 çekmeye mecalim kalmıyordu. evet kıskandım, hem de öküz gibi.

ulen anne iyi, baba melek, yaz tatilini sanat eseri gibi bir evde geçiriyorsun.

ailecek hobiniz kitaplardan alıntılar yapıp düşünmek. ikisi de akademisyen zaten. aq sanki çok kusurlu bir hayatları varmış gibi bir de hayvan gibi yakışıklı bir öğrenci geliyor. tam da banyoları ortak oluyor. beraber yüzüyorlar, sevişiyorlar. anne baba bununla gurur duyuyor. bu ne oğlum! yetmedi bir de şeftaliye tecavüz etti pis ergen. herkes bilgili, herkes kusursuz, herkes iyi.
hele o filmin sonunda tatile gittikleri yerlerin cennetliği? arabanın yanında dans eden insanlara eşlik etmek? sürekli sevişip durmak ve bunu özgürce yapmak?

bu kadar kusursuzluk bana fazla kardeşim. yazar resmen yatarken demiş ki "ulen bir kitap yazayım, hiçbir problem olmasın. sanat olsun, özgürlük olsun, sevgi olsun". gel gelelim o davut heykeline benzeyen kıvırcık ergenin o yaşta yaşadığı güzelliklerin yüzde birini bile yaşamadım lan. sinir oldum amq. babası da filmin sonunda bık bık mükemmel şeyler söylemez mi..

bu hikaye resmen gaylere "aha kaçırdığınız hayat bu, ağlayın amq" diye yazılmış. bir boku da sorguladığı yok. varsa da ben kaçırmışım.

neyse film güzel, ama 10 üzerinden 1 veriyorum. sevmedim çünkü. altın küreyi de iyi ki alamadın, bok.

---spoiler---
henüz izleyemedim. en iyi erkek oyuncu (timothee chalamet), en iyi özgün şarkı (mystery of love), en iyi film, en iyi uyarlama senaryo olmak üzere 4 dalda oscara aday gösterilmiş.
film hakkındaki yorumlarım şöyledir goçyiğitler.

- - - spoiler - - -

açıkçası kötü bir eşcinsel filmi izleyeceğimi düşünmüştüm çünkü adı çok geçti bu filmin bu sene. ben beğendim; hatta the weekend’den bile iyi olabilir. oliver’ı oynayan aktörün oyunculuğundaki yapaylık rahatsız edici sadece.

eşcinsel temalı bir filmi izlerken garip bir durum yaşıyorum ben. sanki sinemada ışıklar sönünce herkes birbiriyle sevişmeye başlayacakmış gibi geliyor. milletin o karanlıkta birbirini kestiğini izlemek keyifli.

film bizim kültüre de çok uyuyor aslında. her iki birey de yahudi. hikayede dini öğe çok önemli bir yer etmese de, bu durum “aşkın dinden bağımsız bir şekilde var olabileceği” ya da “yasak olanı daha iyi vurgulama” amacını taşıyor gibi geldi bana. ayrıca, hikaye akdeniz ikiyüzlülüğüne de hafiften parmak basıyor: “konuşulmadığı sürece sıkıntı yok”. oliver’ın “konuşamayız” demesini ben buna bağladım. sonuç olarak, bu film, kendini yeni keşfetme sürecinde olan kişiler tarafından görülmeli. elio’nun babasının da eşcinsel dürtülerini bastırması, akla eşcinselliğini bastırmış evli erkekler geliyor. biliyorsunuz, bunlardan bizde de çok var.

italya’da geçen hikayede geçmiş dönemlere ilişkin yapılan sıkça vurgu, roma imparatorluğu dönemindeki eşcinselliğe gönderme yapıyor gibi hissettim ben. keza, heykeller de erkek bedenine duyulan arzuyu hatırlatır nitelikte. elio’nun da başı, heykelleri andırıyor. onun bedenindeki kıvraklık, heykellerdeki ayartıcı tavırla ilişkilendirilmiş. yüzmeye gittikleri havuzlar da roma hamamlarını akla getiriyor.

elio’nun kız arkadaşı ayrılırlarken onunla tokalaşıyor, kolundaki gökkuşağı renkli ip dikkat çekiyor. çok kitap okumakla alakalı konuştukları sahne bir nevi eşcinsel kimlikleri hakkında itiraf gibiydi.

sıkça kayısı ve şeftali görüyoruz, ya yiyip içiyorlar ya da ağaçtaki meyveler görüntülenmiş. kayısının adının nereden geldiği ile ilgili bir sahne var, burada “toplumsal kuralların değişmez yapısının mümkün olamayacağı” anlatılmış gibi hissettim. çünkü bir meyvenin bile adı her dönemde aynı olamazken, doğru olarak bilinen hayat nedir kim bilebilir? haliyle, şu anki heteronormatif hayat da aslında eskiden adı bambaşka birşey olan şu anki “kayısı” gibi birşey. bir başka vurgu da, ortadoğu’ya yapılıyor, yani yahudi köklere.
bildiğim kadarıyla da, ermenistan altın kayısı film festivali düzenlemekte, haliyle kayısı ortadoğu için önemli bir simge.

bu iki meyvenin cinsel olarak çağrışımlarından da bahsetmek isterim.
- “kayısı”: kuru kayısı, buruşuk taşak yerine kullanılır. haliyle, tam olgunlaşmamış kayısı da ana karakterlerden elio’yu anlatıyor. filmde de zaten tam olgunlaşmamış kayısı hadisesinden bahsediliyor.
- “şeftali”: vajinayı temsil eder bu meyve çünkü ortaya çıkartılan vajina, ortadan ikiye kesilmiş şeftaliye çok benzer. elio’nun şeftali ile yaptığı şeye de ingilizcede “peaching” deniyor. fakat bence bu meyve özellikle heteroseksüelliği vurguluyor. zaten karakter de eşcinsel kimliğine ilişkin sıkıntılar yaşamakta.

kısaca; kayısı eşcinselliği simgelerken şeftali de heteroseksüelliği simgeliyor diyebiliriz.

olivier’ın “later” deyişi var bi de. bu kelime “görüşürüz” anlamına geliyor ama oldukça informal. haliyle, eşcinsel kimliğin toplum tarafından kabul edilen heteroseksüel kimliğe göre olan informal yanı vurgulanmış.

pedofili hadisesi filmi izlememin önündeki en büyük engeldi aslında. iki şekilde bu kavramın etrafından dolanılıyor. ilki, elio ve oliver’ın ilişkisinin elio’nun ailesinin bilmesi. ikincisi de, gizliden de verilmiş olsa, elio’nun aktif olması. çünkü oliver buna oral yapıyor ve erekte olunca seviniyor.

- - - spoiler - - -