evde civciv beslemek

geçen gün zaytung dergi kapaklarını karıştırken gördüm, bir çocukluk travması üst başlığı ile birlikte kullanmışlar bunu.
hakikaten de öyle, bu civcivleri çarşı pazarda görürsünüz, tutturursunuz ana-babanıza alalım alalım diye, onlar da kıramaz alır. hatta illa o boyalı olanlardan aldırırsınız, halbuki ilk o boyalı olanlar ölür. işte ilk travma, bu kadar sevimli cik cik öten renkli renkli hayvancıklar 2 gün geçmeden mefta. üzülürsünüz biraz ama kalan civcivlere daha iyi bakacağım dersiniz, bakarsınız da. sonra o civciv gün geçtikçe büyüyüp çirkinleşir, içini boşalttığınız giysi dolabı artık ona dar gelmeye başlar, zaten leş gibi de kokuyordur o dolap artık. bu da ikinci travma, o kadar sevimli cik cik öten hayvancık, oraya buraya gaga atan gudubet bir şey olmuştur.
üçüncü travma da hayvanın evden gönderiliş anıdır*, üzülmüş gibi yapılır, 2 damla sahte göz yaşı eşliğinde 2 gün sonra yiyeceğiniz tavuğun hayalini kurarsınız.
aklıma direkt şu karikatürü getirdi:


edit:
karikatür küçük olduğundan okunamamış.
- abi biraz geç oldu ama en sonunda ayarladım senin konser işini... sahnede ezmelik civcivini kap gel... yurt çapında turneye çıkıyosun...
+ senin gibi organizatörü skeyim... civciv mi kaldı mına koyiim... adile naşit gibi oldum sayende... yürü gidelim çilli...
- long live heavy metal...
ufaksındır, heyecanla hevesle aldırmışsındır. balkonda küçük kardeşinle vakit geçirirken kartal mıdır atmaca mıdır alır gider, ya da sana öyle söylenir büyük ihtimalle ölmüştür. sonra hiç ölmesin üstünden araba geçse bişi olmasın diye kaplumbağa sevmeye başlarsın ve yıllarca beraber yaşarsın.
anneye baskıyla aldırılır. çok sevilir odada oynarken üstüne basılır :-( feci şekilde ölen civcivin ardından. kurbağalar sevilmeye başlanır.
benim çocukken hep yaptığım ama yaşatmayı başaramadığım hatta bir keresinde ketçap yedirerek ölümüne neden olduğum için acısını hala yaşadığım aktivite...
bir dönem bir hevesle aldığım 4 yavru sonunda azman birere tavuğa dönüşünce ne yapacağımı şaşırmıştım, atsan atılmaz satsan satılmaz... etraftan gelen eh kesinde yiyin gibi vahşi teklifleri kafa göz girişmek sureti ile geri çevirmiş ve artık teras küçük çaplı bir kümes halini alırken çareyi köye paketlemekte bulmuştum minik yavrularımı, hoş orada da sonları patates ve havuç eşliğinde haşlama olmaktı ama en azından benim evimde keskin haşlama kokusu ile onları anmak zorunda kalmamıştım daha da almam zaten.
bir kaç aya piliç yemenin garanti olduğu eylemdir.
en kısa tanımıyla absürd, bir diğer tanımıyla abesle iştigaldir.
ısrara falan pabuç bırakmayıp, çocuğa civciv almamak konusunda ilkeli duruşundan taviz vermeyen ana-babaya hayranlık sebebidir.