öğretmen

günümüz ve geçmiş olarak iki versiyonu bulunan meslek sahibi kişi.
öğretmenliğin psikolojik sorunlara yol açması en muhtemel meslek olduğunu düşünüyorum. ayrıntılar için izlemeye devam edin.
dünyanın en güzel mesleklerinden biri; en azından benim için öyle. ışıl ışıl bakan gözlere bişeyler öğretebilme duygusu kadar güzel bişe yok. sevgileri karşılksız* ve tamamiyle size odaklı bi sevgi. çarpık çurpuk yazılan mektuplar ismimin arasına işlenen kalp ,çiçek, böcek , v.s gördükçe seviniyorum. sınıfa ilk girdiğinizde bi soru yağmuruna tutuluyosunuz; isminiz, yaşınız, facebook adresiniz,tuttuğunuz takım v.s, bunlar cevaplanılası sorular. fakat daha sonra sorular level atlıyo sevgiliniz varmı ,neden evli değilsiniz, o gamzelerden niye bizde yok gibi sorular ilk haftalar yeterince terletti. öğrenciyle kontak kurduğunuzda emin olun yaşlanmazsınız. öğretmenliği kutsal saymak değil amacım ama bazı arkdaşlar zırvalayıp ağlayıp duran grup olarak lanse etmiş öğretmenleri. tabiki öğretmeni diğer iş kollarından ayıracaksın insan yetiştiren başka bi meslek grubu varmı? .. diğer bi arkadaşta psikolojik sorunlara yol açan meslek grubu olarak lanse etmiş. bi anlam veremedim açıkçası, okulda emekli olup hala çalışmak durumunda kalan öğretmenler var : napayım oğlum emekli maaşı yetmiyo iki tane okuyan çocuğum var deyip çalışmak zorunda bırakılan bu eli öpülesi adama yapılan haksızlıklarda gözardı edilmemeli saygılar..
buyrun bu benim! eğitim-öğretim kurumlarının tümünde- dershane, kurs, özel okul, meb- 19 yıldır çalışmış bir eğitim emekçisiyim. diğer sözlükte karşılaştığım ve burada görmeyi hiç istemediğim bu ağır sorgulamalara tekrar cevap vermek zorunda olmaktan da hiç hoşnut değilim, ama mesleğime olan sevgim ve saygım için bir de burada açıklayayım.
efendim yapılan araştırmalar gösteriyor ki öğretmenin en itibarlı olduğu, el üstünde tutulduğu dönemler öğretmene en ihtiyaç duyulan dönemlerdir. (bkz:cumhuriyetin ilk yılları ) bu dönemde öğretmenler mebuslardan daha yüksek maaş alıyorlardı, çünkü bir halkın okur-yazarlık düzeylerinin yükseltilmesinden, kültürel gelişmesinden onlar sorumluydu. köy enstitüleri bunu için kurulmuş mükemmel okullardı. ancak iktidarda bulunan siyasiler amerika'nın emriyle "zararlı insan yetiştiriliyor dedikleri." bu okulları kapattılar. abd'nin gizli sömürge yapmak istediği bir ülkede kafası çalışan insanlara gereksinim yoktu zira! sonrasında ve şimdi hiç nitelikli insan yetiştirmeye yönelik bir eğitim politikamız olmadı. sonuçları malum! eğitimin önemi azalınca öğretmenin de itibarı yerle bir oldu. üniversite mezunu devlet memurları içinde en düşük maaş alan öğretmendir, çünkü kendilerine o kadar da gereksinim yoktur. "ben beyinlerini boşalttım, sen başalrında dur, güt, yeter"den öteye gitmeyen bir işlevimiz var. artık iyiden iyiye polis devleti olmaya başladığımın için bakın polisler daha itibarlıdır ve lise mezunu bir polis, öğretmenden daha yüksek maaş alır. çünkü devir onların devri!
şimdi sorun para mı? bir ölçüde evet, çünkü biz de insanca yaşamak istiyoruz. her şeye rağmen öğrencilerimiz için verimli olmaya çabalarken geçim sıkıntısı belimizi bükmese iyi olur. ama en çok itibarımızı geri istiyoruz. "ne iş yapıyorsun da bir doktor kadar maaş istiyorsun?" diyenler eğitimsizliğin bu ülkeye nelere mal olduğunu umarım görüyorlardır. görmüyorlarsa bile yakın zamanda türkiye hepimiz için bir cehenneme dönecek, o zaman anyayı konyayı hep birlikte göreceğiz.
okuldaki hizmetli benden çok maaş alıyor. bu dünyanın her yerinde abestir, kasıtlıdır, ayıptır! her gün onca çocukla uğraşmak zorunda olan, hem fisiksel hem zihinsel büyük bir yorgunluk yaşayan öğretmenlere "aha da seni bu kadar adam yerine koyuyoruz!" demenin en pespaye yoludur. kimse "amele, hizmetli az maaş alsın." demiyor. ama ben de onların gerisinde kalmayayım artık! bu kadarı değersizliğimizin ilanıdır.
tek tek yanıtlamak isterim:
1) kar tatili olmuşsa ücretimiz kesilir, yani yan yatıp para almıyoruz.
2) yaz tatili öğretmen için 1,5 aydır. çocuklar 3 ay tatil yapar. biz sorumluluk ve not yükseltme sınavlarında ter dökeriz.
3) yarı yıl tatili mecburidir. bize kalsa yapmak istemeyiz, çünkü tatil süresince yine ücretimiz kesilir. bütün hesaplar alt üst olur.

öğretmenin itibarsızlaşmasına göz yuman, bunu alkışlayan, bir de bir avuç tuz alıp seğirtenler yaklaşan karanlık üstlerine çökünce hiç vızıldamayacaklar! oturup başlarına geleni metanetle karşılayacakalar!
dünden bugüne bakıldığında iyileşmesi bir yana git gide yerin dibine sokulmuş meslek. dünyada en fakir ülkelerde bile algısı ve itibarı yüksek olan fakat ülkemizde el üstünden ayaklar altına alınan bir zümredir. bu işi basite almak için önce en az 10 yetişkini sağlıklı yönetip, yönlendirebilecek kapaside olmak gerekir. bilhassa 10 çocuk demedim çünkü çocuğa şekil verme, terbiye etme, ilgi ve yeteneklerini ortaya çıkarma işi... yetişkinlerle çalışmaktan kat ve kat zordur. bir öğretmenin 1 saatlik ders içerisinde sarf ettiği efor dünya literatüründe 3 saat çalışmaya eşdeğer görülmektedir. öğretmenlik bir ülkede çuğunlukla özel sektörde pazarlamacılıkla, kamuda da sekreterlik ve yönetmelikler arasında çırpınıyor, icra ediliyorsa mesleğin içi boşaltılıyor demektir. 24 kasım öğretmenler günü kutlu olsun(!)

not: bu işi masa başında zırvalamak olarak bilen ve mesleği böyle icra edenlerin bu tanımda yeri yoktur.
öğretmen bir toplumun temel taşıdır.öğretmeni bozuk olan toplumlar yıkılmaya mahkumdur.
benim açımdan yeryüzünde yapılabilecek en kutal meslek. eğitim fakültesinde aldıkları eğitim dışında bu özel insanlar* hayatın her alanında danışabileceğiniz, eğitim verme dışında yol gösterme özellikleriyle benim hayatımda çok anlamlı bir yer tutuyorlar. en yakın arkadaşımın bir öğretmen olması sanırım en büyük şansım.
benim açımdan hiç kutsal olmayan meslek. zira ilkokuldan itibaren karşılaştığım çoğu öğretmen birer psikopattı.
1. sınıfta yere düşen montlar çöpe atılır sırayla demir cetvellerle küçücük çocukların ellerine vurulurdu. kimin annesi öğretmene daha çok poğaça getirirse o çocuğa ayrıcalık tanınırdı.
4. sınıfta hoca tam bir homofobikti ve efemine çocukları sapık diye adlandırırdı.
6. sınıfta matematik hocası sinirlendiğinde demir cetvel fırlatırdı.
7. sınıfta resim hocası çocuklardan nefret ediyorum diye ağlardı.
üniversiteye geldiğimde ise tanıştığım çoğu öğretmen adayının kültürsüz,homofobik ve iğrenç olduğunu gördüm. artık rastlantı mıdır yoksa türkiye şartlarında sadece öğretmenler değil her insan mı böyle bilemem lakin öğretmenler kaliteli olmadığı sürece yetiştirdikleri neslin de kaliteli olmayacağına eminim.
1.sınıf öğretmenim teletubby gibi ama kendince sert tavırlara bürünen biriydi. sonraki 4 senemde özel okuldaki hocam ise tam bir nazi subayıydı. mükemmeliyetçiliği ve despotluğuyla annemden çok kendisinden korkardım - bu sayede korkunun öğrenme de iyi bir tetikleyici olduğunu da öğrendim inkar edemem. evet eğitim anlamında iyi şeyler öğrendim ama gerçekten zor bir süreçti. o 4 senede neler çektiğimi, o gerginlikleri bir ben biliyorum, gerçekten çok zor ağlayan biri olarak kadının o yüzüğüyle kafama bastırıp kızdığı bir zaman var ki, o taşı hissetmemle hayatımda ilk ve son defa okulda ağlamışımdır. bir de annem de öğretmen ve mükemmeliyetçi, eleştirel tavırda olduğundan gülümseyerek ''eti sizin kemiği benim'' demesiyle beni aslanın önüne attıydı.

ben hep ailenin iyi, çalışkan çocuğu bir de ''öğretmen çocuğu'' olduğumdan hep ne olursa olsun iyi davranmaya programlıydım, haklı bile olsam hep o olgudan ötürü o sınırı aşmadım. bir lise 2'de okula yeni gelen bir dil anlatım hocası vardı ki ciddi anlamda bana takmıştı, bunun da sebebi tahminimce homofobik olması ve ben dersine çok da önem vermezken sınıftaki en iyi notu alarak kendisi afallatmam ve esasen yaptığı her iğrenç, asla komik olmayan şeylere sınıfın geri kalanı gibi gülmediğimden iyice üstüme oynuyordu. öyle ki bir kere tahtaya kaldırdı, fiil çekimleniyor ve dedim ki ''hocam açıyor muyuz?'' kendisi de bana ''sen açmayı çok seviyorsun galiba'' dedi böyle hınzırca. ben durur muyum, ''yok üzülmeyin ben genelde küçük açıyorum'' dedim (o zamanki acun'un saçma sapan kutulu bi yarışmasına ithafen) işte o an sınıf tutamadı kendin, ve gülünce adam kalakalmıştı. sonra annemlere ya ben okul değiştireceğim ya da bu adamı yumruklayacağım dediğimde annemler ''aman allahım!'' kompleksine girmişti ve ben kendi başıma okul değiştirerek hayatımda aldığım tek ve en doğru kararı gerçekleştirmiştim.

üniversitede ise, hem benim artık üniversiteye geldik ve hocaların da genelde öğrenci gözüne kestirmeyip dersimi anlatırım giderim tribiyle pek sorun yaşamadım. yaşadığım ve hala gördüğüm en büyük sorun, özellikle prof olan hocaların aşırı egoist olması. öyle böyle değil. sırf kendi istediğiniz gibi yazmadınız etmediniz vs diye en kolay dersten 5 kere kaldım, 6.ya alıyorum bu sene sağolsun bir hocam. neden? çünkü kendisi kıl, dersi eh ve anlatımı ise berbat. kendi egosunu bu yönden tatmin edebiliyor. ayrıca korku ile öğrenmenin ne denli başarılı olduğunu burada bir kez daha gördüm, bölümce herkesin mum gibi durduğu hocanın dersine herkes çalışır da gelirdi.

bu da bana her zaman annemin bana söylediği ''senden asla öğretmen olmaz'' lafının doğruluğunu gösteriyor. öğretmen olmak sadece o zor puan ile okulu kazanmak değil, insanın hamurunda bitiyor. sabır, anlayış, çocukları sevme, objektiflik gibi gibi devam edebilecek bir insanın gerçekten öğretmenlik yapması çok zor, hakkını veremez en başta.
bireysel niteliklerine göre aşağıdaki sıfatların bir kısmını veya tümünü içerendir.

- insantraş
- adam yetiştiren
- nesil bükücü
- bilgi devşiren
- aydınlatan
- hayat öğreten
- filizkıran
- ateşe atan
- yoldan çıkartan