the smiths

1982de manchesterda steven patrick morrissey ve johnny marr tarafından kurulmuş bir ingiliz grubu olan the smiths pek çoklarınca 80lerde ingiltereden çıkmış en önemli alternatif rock grubudur <br> <br>
(there is a light that never goes out) <br>
(how soon is now?) <br>
(bigmouth strikes again)
the queen is dead albümleri kesinlikle enfesdir. dinlenilesidir,dinletilesidir.
en iyi müziğin adadan çıktığının diğer bir örneği. johnny marr ve morrissey abilerimizin ego çatışmaları yüzünden dağılmıştır.*
kendileriyle tanışmamı tek gecelik bir ilişkiye borçluyum.
sonrasında olanlar ilginç, smiths cdsinin * bende kalması ve benim cep telefonumu çaldırmam ve çocuğun benimle iletişime geçemesi. aylar sonra chat odasında tesadüfen tekrar karşılaşmamız, beni sürekli aradığını söylemesi, benim sevinmem, cdsinin bende kaldığını söyleyişim ve cdyi iade etmek için tekrar buluşmamız vs vs vs.
buradan büyük bir aşk doğacağını sanıyorsanız yanılıyorsunuz, çocuğa verdim* ve evime döndüm. sonra ne aradı ne benim aramalarıma cevap verdi. çocuk unutuldu gitti, müzik ise asla!
ruhu acılara, insanı karamsarlığa sürükleyen dayanılmaz güzel müzik kaynağı. canımız.
keder ve ümit tohumlarının aynı yere düşmesiyle toprağı huzursuz eden hüzün meyvesinin ilk filizi; köklerinin her bir hareketi toprağı un ufak ederken yüreğimdeki tarifsiz acıyı resmetmemin kolay yolu, kulağıma gelen sesin berraklığıyla gitarın loş ışıklar saçan yolu üzerinde baterinin ritmine ayak uydurmaya çabalayan biyolojik saatimin tüm hareketi, ... *
500 days of summer filminden sonra daha da sevdiğim grup. en güzel sahnelerinde hep the smiths çalar, hatta filmdeki karakterler de the smiths hayranıdır.
bundan yaklaşık 1 sene önce bearwww hesabı açtığımda sıkıntıdan öyle profillerde geziniyordum. bi profile baktım tek resimdi. vay be ne güzel adam dedim. siteye koyduğu videolara da bakayım dedim. aman bir de ne göreyim the smithsten please please please let me get what i want koymuş oraya. ağır morrissey hastayısımdır zaten. dedim mesaj atmalıyım bu adama. bir de baktım mesaj atmışım kendime hakim olamadan. adam tee antalyalarda. uzak ilişkiden sıtkım sıyrılmış. ama gönül söz dinlemiyor işte ilk bakışta vuruldum. şarkının da etkisi vardır tabi orası ayrı *. hala süren bir beraberliğimiz var ve o şarkı da bizim şarkımızdır. the smithsin de farklı bi yeri vardır bizim için. tüm seven the smiths fanlarına gelsin

babam sayesinde keşfettiğim gruptur.

babamla olan ilişkim pek derin değildir, en büyük ortak yanımız ve en iyi anlaştığımız konu her zaman müzik olmuştur. tıp kazanmamı iplemeyen adam, piyanoda 1 dakikalık kıytırık bir parçayı çalınca gururdan patlayacak gibi olur. ben küçükken beni yanına oturtup favori gruplarını/albümlerini dinletirdi, çok geniş bir koleksiyonu var. en sık dinlettiği gruplardan biri the smiths'di, özellikle this charming man parçasına bayılır, tekrar tekrar çalardı. aradan yıllar geçmesine, ben eşşek kadar olmama rağmen, hala babamla en güzel anılarım müzikle ilgili olan anılarımdır, the smiths'i her dinlediğimde aklımdan geçen ilk o olur.
aklıma kazınan ilk parçaları:

the smiths - heaven knows i'm miserable now

the smiths sevenleri 500 days of summer öncesi ve sonrası diye ikiye ayırıyoruz. evet filmle birlikte tanımış sevmişlerdir ama filde kullanılan şarkılara odaklandıklarından smiths'in diğer güzel şarkılarını pek bilmez dinlemezler. bunlardan biri de queen is dead albümünden some girls are bigger than others şarkısıdır.

80s başında steven patrick morrissey ve johnny marr denen iki adamın bir araya gelmesiyle kurulan ve 80s sonuna kadar faaliyet gösteren grup. evet tanımımı da yaptığıma göre içimdekileri dökmeye başlayabilirim. öncelikle the smiths, there is a light that never goes out'dan ibaret değildir. 500 days of summer'ı izleyip akabinde the smiths için ölüp bitenlere bunu belirtmek isterim.
irlanda asıllı olmasına rağmen manchester'da doğan koyu katolik bir ailenin, uyuşturucu bağımlısı, yalnız ve sürekli oscar wilde okuyan, içine kapanık çocuğu morrissey'in ve ne kadar yetenekli olduğunun her daim farkında olan johnny'nin insan ruhunu tarumar etme serüveni 1984 yılının başında piyasaya sürdükleri debut albümleri the smiths ile başlar. post punk ve manchester'ın madchestar olarak anılmasına neden olmaya başlayan rave kültürünün yavaş yavaş yükselmesine rağmen, elektronik her sesten uzak kalarak, morrissey'in melankolik lakin harikulade sözleri ve marr'ın yoğun riffleri ile kotarılan albüm grubun nasıl bir portre çizeceğini ortaya koymuştur. bugün bile müzik tarihinin en iyi albümlerinden sayılan the smiths, pretty girls make graves, this charming man, still i'll, what difference does it make gibi hitler barındırmaktadır. bizzat morrissey tarafından tasarlanan albümün kapağında andy warhol'un flesh filminden bir kare yer almaktadır.
ilk albümün başarısı ile iyice gazlayan ve ilk albüm ile ikinci albüm arasında hatful of hollow adında bir toplama sıkıştıran grup 85 kışında ikinci stüdyo albümleri meat is murder'ı yayınlar. 11 yaşından beri vejeteryan olan morrissey'in tavrı ile grubun politik duruşlarının şarkılara oldukça yansıdığı bu albüm listelerde bir numaraya kadar yükselen hitler çıkarmıştır olmasına rağmen grubun tavrı yüzünden oldukça eleştiri almıştır. fakat yine de hiçbir eleştiri yapılan işin başarısını ve that joke isn't funny anymore, meat is murder, well i wonder, i want the one i can't have gibi hitleri gölgeleyememiştir.
the smiths, 85 sonunda bir sonraki albümleri the queen is dead'i kaydetmiş, bununla da kalmamış amerika ve ingiltere'yi baştan başa turlamıştı. her geçen gün artan popülariteleri ve kendi şirketleriyle yaşadıkları sorunları, albümün yayınlanmasının gecikmesi ile büyük plak şirketlerinin yeni avı olan grup müzikal anlamda yine harika bir albüm yayınlamasına rağmen kendi içerisinde çatırdamaya başlamış, andy rourke gruptan atılmış, yerine craig cannon getirilmiş fakat iki gün sonra rourke gruba geri dönmüştür. bunun yanı sıra morrissey ve johnny arasında her geçen ve gün gün büyüyen ego savaşları grubu yormaya başlamıştır. lakin, 86 yılında kapağında alain delon'un fotoğrafının olduğu albüm satışa çıkmış ve ingiltere listelerine iki numaradan giriş yapmıştır. bu albüm there is a light that never goes out, some girls are bigger than others, cemetry gates, i know it's over, bigmouth strikes again, never had no one ever ve the boy with the thorn in his side gibi en bilinen the smiths şarkılarını bünyesinde barındırır. ve bu albümden sonra grup emi ile anlaşma imzalar..
sene 87'yi gösterdiğinde kendi içlerinde yaşadıkları çatışmalar marr ile morrissey'i iyice birbirinden uzaklaştırmış, marr'ın gruptan ayrılmak istediğini her fırsatta dile getirmesine, sürekli alkole abanmasına neden olmuş, bu durumlar da morrissey'in iyice hırçınlaşmasıyla sonuçlanmıştır. yine de müzikal anlamda üretimlerine devam eden grup shoplifters of the world unite ve sheila take a bow adında iki single ve the world won't listen adındaki ikinci toplama albümlerini yayınladılar. sheila take a bow listelerde iyi bir başarı grafiği çizdi ve bunun ardından morrissey ve marr birlikteliğinin son ürünü olan strangeways, here we come 87 baharında kaydedilip eylül ayında piyasaya çıktığında marr gruptan ayrılalı bir kaç ay olmuştu..marr'ın yerine başkaları geçmeye çalışsa bile mümkün olmadı. genel anlamda bakıldığında da kasvetli bir havası olan albüm resmen iki efsanenin ayrılığını yansıtır. stop me if you think you've heard this one before, i started something i couldn't finish, girlfriend in a coma, last night i dreamt that somebody loved me gibi hitler çıkaran albüm grubun dördüncü ve son albümüdür..
artık ipler kopmuş, geri dönülmez yola girilmiş, hem marr hem morrissey birbirlerine olan öfkelerini her fırsatta dile getirir olmuşlardır.. bu dört albümün yanı sıra 86'da rank adında bir live kayıt ile 2008'de the sound of the smiths adlı bir best of albüm yayınlayan grup bir daha isimlerinin bile yan yana gelmemesi için sonsuz çaba harcamıştır..
johnny marr, smiths sonrasında the pretenders, electronic, the the, johnny marr and the healers ve modest mouse gibi gruplarda karşımıza çıkmasına rağmen 2008'den beri beraber olduğu the cribs ile yollarını ayırmıştır. şu günlerde de the messenger isimli güzel ötesi bir tekli yayınlamıştır, albüm ise şubat 2013 gibi piyasada olacak gibi görünüyor..
morrissey ise, solo kariyerine odaklanmış, dokuz albüm çıkarmış ve johnny marr ile tekrar biraraya gelip gelmeyecekleri sorulduğu zaman ''eğer bir daha johnny ile bir araya gelirsem oturup taşaklarımı yerim. bunu on bir yaşından beri vejeteryan olan bir adam söylüyor, dikkatinizi çekerim.'' demiştir...
yeri geldiğinde insanı neşelendiren yeri geldiğinde hüzünden sizi darmadağın edebilen şarkıların sahibi efsane gruptur. zaten bunalımlı zamanlar geçiren birisinin daha da içine kapanmasına ve iyice depresif olmasına neden olabilir, tecrübeyle sabittir.
morrissey'nin aklı fena halde karışık cinsel yönelimi konusunda.
gerçi bir açıklama yapmak zorunda da değil honey.

o halde en sevdiklerimden;