rider

Durum: 156 - 0 - 0 - 0 - 02.06.2014 20:06

Puan: 1576 - Sözlük Kezbanı

5 yıl önce kayıt oldu. 4.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 8

entry silinmesi

mesela subjugatorun entry'si hala duruyor, benim formatın yanlış diye uyarım silinmiş...

seri eksi oy veren ezik

sanal ortamlarda zehir akıtarak ilgi çekmeye çalışan ve muhabbeti bozan kişi türüdür. arkadaşça yaklaşım ve iyi niyet çerçevesi dışında na-samimi davranışlarını ölesiye savunur, o artık geri dönülmesi imkansız gir ego gösterisi yapmıştır attığı eksilerle. vardırlar. yapacak birşey yoktur.

entry silinmesi

subjugator formati ihlal ediyorsun :) aman diyim.

ingiltere kraliçesinin kuğusunu kesip yiyen türk

entry silinmesi

az evvel iki defa yaşadığım olay.

başlıklarına yorum yazdığım arkadaşımla özelden bile mesaj yazıp kahkahasını attığımız eğlenceli, ırkçılık, hakaret gibi unsurlar içermeyen enrty'lerdi. gerçi akp kafası gibiyse bu başlık da silinebilir.

geçen haftadan beri üyeyim. az evvel iki enrty'm silinene kadar da kendi birikimimden okuyan arkadaslarin hayatına renk katabileceğini düşündüğüm şeyleri, hatta benim için önemli olan duygularımı paylaştım. yazıştığım ve güzel bir muhabbete başladığım sözlük yazarları oldu. bir sürü de yeni bilgi öğrendim.

girdiğim günden beri herkesin yazdıklarını okuyorum. hepimize olduğu gibi, kedimize uyan, uymayan bir sürü tarz var. ama güzelliği bu. neden sinirliyim? çünkü burası format ve içerik açısından benim okuduğum başlıklar itibariyle çok esnek bir yer. önce ihtimal vermediğim için 2'şer defa da yazdım tekrar (naiflik). ve başlıklarına entry yazdığım arkadaşım sorana kadar kimseden bana bir uyarı, açıklama vesaire gelmedi. sonra geldi. kuralları okumaya tenezzül etmediğim için silinmiş diye.

burası formatına daha bağlı bir yer olacaksa, kurumsallaşacaksa, bu iş böyle olmaz. iletişim kurmadan formatı belki doğru olmayan ama masumane entry'leri silerek olmaz. ayisozluk, format ve içerik konusunda okuyana takla attıracak örneklerle dolu. kimsenin yazdığı için benden beteri var demeyeceğim, iyi ki var. burayı farklı kılan o. bu durum bu kadar barizken silme yetkisi olan şahıs dün bir vitamin fazla aldı herhalde diye düşünüyor ve keşke olmasaydı bu durum diyorum.

entry'lerimin arkadaşça bir tavır gösterilmeden türkiyede karşı durduğumuz kro tavra uyan bir şekilde sansür mantığında silinmesini hepinizin huzurunda protesto ediyorum.

ankaralı beylerin genellikle aşk yaşamaya uygun olması

future, bunu tecrübe etmek lazım.

mhp

motosiklette çok acemiyken beni muhtemelen bilgi edineyim diye üye olduğum forumlardan falan bulup davet atan bir motor grubu vardi. ben de hiç motorcu arkadaşım olmadığı için o ara, saf saf iş çıkışı gittim belirledikleri kafeye. ilk bakışta geleneksel tipler olabilir tabii diye bakarken, sonra kafa tokuşturma, bıyıklar ve anlamadığım arapça sözler aldı yürüdü. ofiste kriz çıktı bana müsaade deyip kaçmıştım. ülkücü motorcular oluşumu gibi birşeymiş. hayatım boyunca duruma zeka geriliği diye bakan ben arkama bakmadan uzaklaştım. sonra bunlar kavga edip topluluğu dağıtmışlar. başkan herkesi kovmuş. özür dileyip tekrar çağırdılar, kesin bir cevap olsun diye kaza yaptım motoru sattım yokum artık o işte dedim. siktiriboktan motor buluşmasını sürdüremeyecek kadar salaklar. herkese onlarsız günler dilerim.

ingiltere kraliçesinin kuğusunu kesip yiyen türk

future, neyse ki sadece yemiş kuğuyu.

the ipcress file

film arşivimin vazgeçilmezlerinden... casusluk filmi sevenler bir baksın derim. james bond gibi bir film beklemeyin, bond'a ilham vermiş olsa da, çok daha ayakları yere basan bir eserdir. 80'li yılların sonunda game, set and match üçlemesinden uyarlanan dizi ile trt ekranlarında heyecan fırtınası estirmiş espionage üstadı len deighton'un aynı adlı romanından uyarlanmıştır. 1965 yapımıdır. çok sevdiğimiz michael caine başroldedir. filmin sanat yonetmenlerinden biri, daha sonra mega boyuttaki set tasarımlarına imza atarak (bond'larda özellikle) kendi adına bir tarz yaratacak olan ken adam'dir. kaç gündür aklımda tekrar izlemek. ahanda entry yazdım, akşam da izlerim.

ayı sözlük yazarlarına şarkı armağan etmek

nanelimon'a geliyor!

steve winwood / wake me up on judgement day

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

steely dan / west of hollywood

atlas

yeni, sosyetik erkek bebek ismi.

in the flesh

pink floyd'un the wall albumunun 21. parcasidir.

ayı sözlük yazarlarının en sevdiği kokular

fesleğen, hanımeli, kırda bayırda kekik, kitap, denize girmiş çıkmış kurumuş tuzlu saç, eau sauvage, yeni araba, şerbetçiotu bol bira, benzin...

firefly

joss whedon'un bilimkurgu severlere armağanı olan dizi. çok kısa süren, kovboy aromalı, günümüzden yaklaşık olarak 500 yıl ilerde bir zaman diliminde geçen dizidir. serenity adlı kargo gemisinde tesadüflerle biraraya gelen 9 karakterin bakış açılarını ayrı ayrı hissedebilirsiniz. dizinin ardından serenity isimli bir sinema filmi de yapılmıştır. hayranları, dizinin ne kadar kısa sürdüğüne (eylül 2001- aralık 2002) bakılırsa oldukça fazladır. tavsiye edilir...

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

jan akkerman / dinner time

star trek

gene roddenberry tarafından yaratılmış, ilk olarak 1966'da tv'de yayınlanmış bir bilim kurgu franchise'ı dır. star trek, bilimkurgunun en iyi örneklerinde olduğu gibi, günümüz sorunlarını işlemek için gelecekten platformlar sunar. the original series'in (kısaca tos denir) köprüdeki kadrosu dahi (rus, zenci, vulkanlı, amerikalı vb) anti ırkçı mesajın alasını vermekteydi ki, amerikan televizyonunda bir zenci kadının beyaz bir erkekle ilk öpüşmesini yine star trek'de gördü dünya. insanlığın şiddet, önyargı ve kendi çıkarını kayırması durumlarını aşmasını hemen her bölümde göstererek yayınlandığı soğuk savaş yıllarında insanlığın olgunlaşıp daha iyi bir seviyeye geleceği umudunu vermiştir. star trek'lerde görülen her teknolojik gelişim en azından teori olarak var olan kavramlardan seçilir. mit'de danışmanları vardır (klingonca dersleri de hobi olarak almak isteyenlere bu okulda verilmekteydi). örnek vermek gerekirse st: the next generation dizisinde karşımıza çıkan holodeck teknolojisi; geçen ay bilim adamlarının ışık enerjisini maddeye çevirmeyi başararak çığır açması ile 100 yıl sonra mümkün olabilecek gibi görünmektedir. the next generation'u deep space nine, voyager ve enterprise izlemiştir. 90'lar ve 2000'lerde izlenen bu yeni dalga dizilerin en iyisi deep space nine'dır. ds9'dan sorumlu ron moore zaten daha sonra battle star galactica'nin yeni versiyonunu cekerek dunyayi kendine hayran birakmistir. jj abrams'in 2009'da franchise'i vulkan gezegenini patlatarak reset etmesi tüm fanları üzmüştür. ticari açıdan başarısız olmasa da, ortaya çıkan efektler açısından görkemli bu filmler, star trek ruhunu yansıtmamaktadır. üçüncü filmi abrams, yıldız savaşlarını yöneteceği için; her dahil olduğu proje sığlıkla suçlanan bob orci yönetecek deniyor. bana sorarsanız tabuta son çiviyi çakmak olacaktır. eski dizileri izlemeye devam edeceğiz.
evet ben bir trekkie'yim.

en son satın aldığınız cd'ler

kings of leon / mechanical bull
ben harper with charlie musselwhite / get up
bombay bicycle club / so long, see you tomorrow

aşk

2000 yılında oldu. yeni yeni date ediyordum. yaşıtımdı, benden önce başlamıştı yaşamaya bu durumları. ankara'da yaşayan, sadece gay.com da chat ettiğimiz biri tanıştırdı ilk internet ortamında. icq hatta. okuldan arkadaşlarmış.

caddede buluştuk. küt diye oldu. aklımdan geçmeden nefes alamaz hale geldim. 5 yıl sürdü. zaman içinde köpek çekilen, kötü davranılan taraf oldum. aşk azalmadı. artık mutlu değildik. zar zor ayrıldık. diyeceğim odur ki, aşk hep sizle kalır. yok edemezsiniz. başkalarını seversiniz. çok mutlu olursunuz, mutlu edersiniz. o kalır bir yerinizde.

o yıllarda keşfedip ona ithaf ettiğim parçadaki gibi, "nothing is forgotten, only left behind", aynen öyle. aşkı tatmış sözlük kardeşlerime gelsin, azıcık açıverin sesini de. aşık olun.

robbie roberston / unbound
https://www.youtube.com/watch?v=jnzb1atrxoy

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

robben ford and the blue line / tell me i'm your man
  • /
  • 8
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 156

yurtdışında yaşayan birine aşık olmak

aralık 2013'te başıma gelen olaydır. hepsini anlatacağım.

iş için londraya gittim. çoktandır gitmediğim ve oraya taşınan bir eşcinsel arkadaşımla görüşüp gezmek istediğim için toplantılar bittikten sonra 4 gün daha kaldım. londra tabii ki her gidişte insanı mutlu eden bir yer. sevgiliden ayrılalı 4 ay olmuş, çok iyi geldi. arkadaşın evine yakın pubda akşam içiyoruz. masada telefonlar, dedi ki yeni birileri var mi? dedim yok, hiç profil bile açmadım. gel açalım, hadi, eglencesine falan derken aldı, daha once bilmedigim growlr'i kurdu. adi herif fotografimi da cekti koydu. bakiyoruz, ordaki herifler zaten taş gibi. ben zaten sarışınım. onlara yabancı bir durum değil, pek ilgi görmeyi beklemiyorum kısaca. çok umrumda da değil. kalmış bi kaç günüm. keyfim yerinde. neyse, bi profilden mesaj geldi. nasilsin bilmem ne. naparsin. ne seversin. bir iki yazisma. ufaktan bir kaç oha anı. ortak bi sürü nokta. hmm ne güzelmiş bunun kafası düşünceleri. biralar. geyik. sonra adam fotografını yolladı, gel bana yatalım dedi. dedim bende işler pek öyle olmuyor. ama çok harika bi insansın. chate devam istersen... bu arada gelen fotograf benim çekici bulmam için çok fazla kilolu bir fotograftı. obez+ diyebiliriz. ama konusunu bile etmedim tabii ki.

ertesi gün oldu, ben yine dolanmalarda, 5-6 katlı bir waterstones'da kendimi kaybetmişken yine mesajlar... kitaplar, sinema, müzik, ve hatta onun yunan asıllı olduğunu öğrenme. ve sonunda bir direkt teklif telefon numarasıyla birlikte: öğlen yemek yiyelim mi diye... ben tabii böbreğimi çalmasınlar 4 günlük londra ferahlamasında diye temkinliyim :), çok merkezi bir yerde, danimarka kraliçesinin londra halkına armağan ettiği dikilitaşın dibinde buluşalım yiyelim bişiler etrafta zaten bi sürü iyi yer var dedim. gittim bekliyorum. etrafta fotografta gördüğüm gibi biri yok. uzaktan beyzbol şapkalı harika görünen, benim boyda iri bir adam geldi. 6 metre kala telefonumu çaldırdı. o olduğunu öyle anladım. bana gönderdiği fotograf 2 yıl önceki haliymiş. kilo vermiş, kas yapmış, insanların buna gelmemesi için eski fotoğraflarını gönderirmiş.

yanıma geldi, merhabalaştık. ve kaldık öyle. tuhaf bir iyi hissetme. iç ısınması. içi gülen gözlere dalıp gitme, dakika mı geçti, kendine gel, gerizekalı gibi görünme düşüncelerinin akıldan zıp zıp geçmesi anları. nasılsın diyebilme. ve onun sarılması. sarılıp öyle kalma. kontrol bağımlısı olduğum için aklımdan geçen kendine gel, kendine gel büyük sıçacaksın uyarıları. vücudumda ve beynimde aşırı uzun bir zamandır hissedilmemiş elektrik yükü patlamaları. sonra koluma girdi. 2 saatim var, yemek yemek istemiyorum, böyle yürür müsün benimle dedi. yürüdük. atina, anadolu, deniz, ege, gezi olayları, müzik... konuştuk durduk. hayatımda kimse ile kol kola sokakta yürümemiştim. o güven duygusu, ve bunun 10 saniyede nasıl oluştuğu, ilk bakışta aşık olma. bunun tam 10 yıl sonra tekrarlaması. beynim yandı o yürüyüşte. sonra sarıldık, ayrıldık.

her akşam benim arkadaşımla evinin yakınında gittiğim pub'a geldi bisikletiyle. arkadaşım yatmaya gittikten sonra sokakta yine kolkola yürüdük. ölene kadar unutmayacağım sohbetler ettik. üstümüze yağmur yağdı. kanal kenarında öpüştük. evine davet ederse işin sex'e bağlayacağını ve şu anda yaşadığımızı daha çok önemsediğini söyledi, ve istersem eve gidebileceğimizi hatırlattı. yok dedim. bu iyi. bu çok özel. biz paso yürüdük.

londraya temelli gelip gelemeyeceğim, onun istanbula ne kadar gelebileceğini konuştuk. baktık ki hesap tutmuyor. bu birkaç gün böyle özel kalsın dedik. ben 4 gün sonunda geri geldim. 15 gün mutsuzluktan kimseyle konuşmadım bile. sosyal medyada ekleştik. daha önce yapmamıştım, adamı google'layınca aslında biraz ünlü sayılabilecek, bazı işleri cannes'da özel ödül almış bir yönetmen olduğunu gördüm. oturdum işlerine baktım ona bakar gibi.

bunalımımın geçmesi vakit aldı. arkadaşımın telefonuma londrada açtığı profilde böylece şaka kaka oldu, tabiri caizse. iki hafta önce yine gittim londraya. bi akşam yemek yedik. kafaları toparlamış bir halde. harika bir insan, sanki aradan aylar geçmemiş gibiydi. dost kalabilmeyi başardık. malesef sadece bu kadar. ama beklemediğim bir anda karşıma harika bir insan çıkması ihtimalini teoride düşünüp umutlu olmak durumunu, acısı da geçtikten sonra gerçek hayatta yaşamış olmanın verdiği iyi hissetme vaziyeti, bana kattığı en güzel hislerden biri oldu. hayatıma umut getirdi.

ağlatan şarkılar

joe satriani / the forgotten

http://www.youtube.com/watch?v=nozrhdraxfk
Henüz takip ettiği biri yok.
Henüz takip eden biri yok.