sinan

Durum: 2325 - 0 - 0 - 0 - 21.03.2016 03:52

Puan: 34498 - Sözlük Kaşarı

12 yıl önce kayıt oldu. 5.Nesil Yazar.

Türkiye'yi ailemle birlikte temelli terk ediyorum. - Düzenimi kurunca yurtdışında, uğramaya çalışacağım buraya. - Yıkık fildişi kulemin enkazında 22.yy.´ı arıyorum.
  • /
  • 117

çin

sdr'a çin parasının (yuan / renminbi) eklenmesiyle ekonomik olarak dünyada daha çok sözü edilecek bir ülkedir çin.

(bkz: sdr)

beynin cinsiyeti yoktur

"akıl yaşta değil baştadır" deriz hep, bundan sonra "akıl yaşta ve cinsiyette değil baştadır" sözüne evrilmeli bu söz!
öyle ya, genellikle kadın aklının erkeklerden geri olduğu düşünülür. bu da ataerkil dünyanın bir yansıması olsa gerek.

imf

imf'in özel çekme hakkı için: (bkz: sdr)

sdr

" special drawing rights" yani "özel çekme hakları" kısaltmasıdır imf'in* döviz sepetinin.
imf üyesi bir ülke kredi kullanırken sdr kullanır. bizler ülke "x milyar dolar" kredi kullandı diye algılarken aslında ülke "x milyar dolar" karşılığı sdr kullanır.
dolar hariç diğer dövizler imf'in veznesinden o anki rayici üzerinden dolar'a çevrilir ve sepet karşılığı dövize tamamlanır.

sdr hakkında yakın zamanda bir gelişme oldu. daha önce dört dövizden oluşan sdr, artık çin parası yani yuan'ın katılmasıyla beş dövizli. bu da dünya ekonomisindeki değişimlere katkıda bulunacak. makro ekonomiden mikro ekonomiye, piyasalara, çok değişik katkıları olacak bu değişimin.

eski sdr ve yüzdesel oranları:

% 41,9 usd*
% 37,4 eur*
% 11,3 gbp*
% 9,4 jpy*

yeni sdr ve yüzdesel oranları:

% 41,73 usd*
% 30,93 eur*
% 10,92 rmb*
% 8,09 gbp*
% 8,33 jpy*

görüldüğü gibi, çin yuanı'nı (yuan veya renminbi de denir = rmb) sepete dahil edebilmek için diğer dövizlerin oranlarında azalmalar oluyor. bu durumun sonuçlarını en çok 2016 mart ve eylül ayları arasında göreceğiz muhtemelen. tam olarak yeni sdr'ın uygulanmasıysa 1 ekim 2016 tarihinde olacak.

(bkz: imf)
(bkz: çin)

konuyla ilgili mahfi eğilmez'in bir yazısı: http://www.mahfiegilmez.com/2015/12/yuan...

love

ingilizce " aşk" demek olan " love", aynı zamanda 2015 yapımı bir filmdir ki, "arızalı" yönetmen gaspar noé'nin en son yönettiği uzun metraj çalışmasıdır.

film, pornografik denebilecek içeriğe sahiptir. oyuncular gerçekten sevişmişler. sevişme sahnelerinde ikili sahnelerin yanında, üçlü, grup sahneler de mevcut. bir sahnesinde de erkek ejakülasyonu var, tam karşıdan çekilmiş! buna rağmen imdb'de halen "drama" ve "romance" kategorisinde sınıflandırılmış.
"erotizm nerede biter, pornografi nerede başlar?" sorunsalına yeni bir katkı olabilir bu film.

kimi sinefil çevrelerde "freud'a* bir kafa atış" şeklinde yorumlanmıştır. filmdeki karakter adları da oldukça ilginç; örneğin: electra, gaspar, noe, murphy...

imdb: http://www.imdb.com/title/tt3774694/

artık yıl

şubat

cüce şubat

29 şubat'lı bir şubat bile olsa, her daim en kısa ay olduğu için, şubat ayına halk arasında verilen ad.

29 şubat

bir yılın tam olarak 365 gün değil de, yaklaşık 365.25 gün olması nedeniyle, üç yıllık artan saatlerin toplanıp, dördüncü yılda, dördüncü yılın artık saatlerinin de eklenmesiyle, bir günlük saat süresinin elde edilip " cüce şubat" namıyla bilinen gün sayısı 28 olan şubat ayına bir gün daha katılır; şubat ayının 29 çektiği yılın o günüdür işte 29 şubat. böyle yıllara " artık yıl" denir.

yaklaştığımız 2016 yılında da şubat 29 çekecektir. dolayısıyla, 2016'da 365 değil, 366 gün olacaktır. bundan önceki 2012'de olmuştur; bundan sonraki 29 şubat ise, 2020'de olacaktır.

peki bu bilginin pratik bir faydası var mı? var. hem de çok.

sadece bir örnek vermek gerekirse, finans piyasalarından, faizden vereyim, şöyle bir sonucu olacaktır 29 şubat içeren yıldaki günlük mevduat faizi hesabının hesaplanması için:

"günlük faiz getirisi = (anapara / 100) x (faiz oranı / 365) x gün sayısı"

yerine

"günlük faiz getirisi = (anapara / 100) x (faiz oranı / 366) x gün sayısı"

kullanılacaktır artık yılda.

(bkz: faiz lobisi)*

konformizm

il conformista

ünlü italyan yönetmen bernardo bertolucci'nin 1970'te çektiği bir filmdir.
mussolini** italyası zamanında, düzene kapılan, konformist olan bir ana karakteri vardır ki, jean-louis trintignant tarafından canlandırılmaktadır filmde. adı üstünde, konformizm olgusunu en iyi işleyen filmlerden biridir. bertolucci'nin yönetmenlik yaşamında yakaladığı en güzel görsel estetiğin mükemmel tezahürleri filmdeki kimi sekanslarda mevcuttur. uzun bir aradan sonra yeniden ve yeniden izlenecek filmlerden olmayı başarmıştır nezdimde.

(bkz: konformizm)

imdb: http://www.imdb.com/title/tt0065571/

brics

brezilya (brazil), rusya (russia), hindistan (india), çin (china), güney afrika (south africa) ülkelerinin ingilizce baş harflerinden yapılmış olan kısaltma ve bu kısaltmanın işaret ettiği örgütlenmedir brics.

ilk başta bric idi. daha sonra güney afrika'nın eklenmesiyle brics oldu bu yapılanma.

başlangıçta ekonomi alanında olan bu örgütlenme, yavaş yavaş politik zemindeki arayışlarını artırmakta ve batı bloğunun karşısında durmakta ama yine kapitalist daha doğrusu revizyonist bir kapitalist düzeni savunmaktadır.

şu aralar olan kimi hadiselerin görünür yüzünün altında brics ile batı bloğunun bir tür soğuk savaşı yatmaktadır.

gods of egypt

26 şubat 2016'da vizyona girmesi beklenen fantastik bir film.
antik mısır zamanında geçiyor. türkçe meali "mısır'ın tanrıları".

imdb: http://www.imdb.com/title/tt2404233/
trailer:


*

homofobi

galiba bende "homofobifobi" var yani "homofobiklerden korkma korkusu" veya "homofobik korkusu"!

sözüm meclisten dışarı, homofobiklerin çoğunun* sığ ve cahil insanlar olduklarını düşünürsek, ne anlatmak istediğim anlaşılabilinir.

ışid

deaş, daeş, deiş, isis* gibi farklı kısaltmalar kullanılsa da türkiye'de büyük bir çoğunluğun ışid dediği bir gerçek olan terörist örgüt.

bazen bir tv kanalında konuşan kişi daeş derken altta aynı kişinin adıyla yazı çıkar ve ışid diye yazar... tam bir algı ve kavram kargaşası!

saatlerin geri alınması

saatinizi kontrol ediniz (bkz:#264683)'te belirtildiği gibi, akıllı telefonlar, bilgisayarlar saatleri otomatik olarak geri almış olabilir. el ile düzeltip, 8 kasım 2015'te yeniden kontrol etmeli.

tanım: bu sene iyice yüze göze bulaştırılan gereksiz uygulama!

the rapture

arı

saf, katkısız anlamlarına da gelen sözcük.

saf

arı, pür (pure) yani bir katkı katılmamış, katkısı olmayan anlamlarına da gelen sözcük.

örneğin cümle içinde kullanmak gerekirse, " saf altın çok yumuşaktır; içine biraz bakır katılır ve bu da katıldığı oranda altının ayarını etkiler."...

liboş

ilk kez emin çölaşan tarafından, turgut özal dönemindeki liberal politikaları savunması yüzünden, 80'li yıllarda mehmet barlas için denilmiş olan bir tanımlama.
  • /
  • 117
  • /
  • 39

amfi


ada


atina


whoami


bağlanmamayı marifet sanan hastalıklı kişi


çingenelerin sitesi


şoför


baby jane


love


nori


justin trudeau


browsec


diyojen


megafon


mezi


müfteri


singapur


brexit


dert


bozacının şahidi şıracı


  • /
  • 39
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 2325

benlik uyuşmazlığı kuramı

carl gustav jung'un " gölge benlik" kavramı ile harmanlanırsa tadından yenmeyecek olan* kuramdır benlik uyuşmazlığı kuramı. kuramın adı, kendini açıklar niteliktedir.
edward tory higgins tarafından geliştirilen sosyal psikoloji kuramıdır*.
kurama göre üç farklı benlik bulunuyormuş:
- gerçek benlik
- ideal benlik
-(bkz:#zorunlu benlik)
bana biraz sigmund freud'un id, ego, süperego'sunu çağrıştırmadı* değil.

mobbing

sydney pollack'ın 1993 yapımı the firm filminde de işlenmiştir mobbing konusu.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

pluviophile

nasıl ki bibliophile / bibliyofil'i "kitapsever" diye türkçeleştirebiliyorsak, "yağmursever" diye türkçeleştirilebilecek bir kavram.
aşırı ve zarar verici yağmurlar, abartılı sağanaklar hariç, sanırım ben de yağmurseverim.

kaplumbağalar da uçar

bir filmdir. türkiye-ırak sınırının ırak tarafında geçer öykü. iran-ırak savaşı sonrası saddam hüseyin'in katliamından kaçan kürt sığınmacıların olduğu bir mülteci kampındaki hüzünlü, oldukça acıklı bir öyküdür.
lakposhtha parvaz mikonand'dır asıl adı. 2004, iran-fransa-ırak ortak yapımıdır.

https://www.imdb.com/title/tt0424227/

sinan

bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.

kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.*
sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*

teşekkür ederim " sözlük".

seri eksi oy veren ezik

eksilenen bazı girilerime, hatta hepsine baktığımda, aslında eksilenecek bir şey olmadığını, eksileyen tarafın farklı düşünmekten değil de sırf eksilemek için eylemde bulunduğunu ve bana takmış bir psikopatın varlığını duyumsadığımı, dolayısıyla "seri eksi oy veren ibne" gibi seksist bir tanımlama yerine, "seri eksi oy veren psikopat" tanımlamasını yeğlediğim "sözde" yazardır.

edit: bunu da eksileyeceğini düşünüyordum. haklı çıktım. meraklısı profilimden eksilenen girilerimi görebilir ve yazdıklarımın haklılığını da teyid eder.

edit-2: umursamadığım ama ne olduğunun bilinmesini istediğim kişi ve durumdur.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

türk

türk, yüzyıllardır etnik bir tanımlama olmaktan çıkmış, kültürel bir tanımlamadır.
türkiye cumhuriyeti için konuşursak, türkiye cumhuriyeti vatandaşı olan herkestir türk.
amerika birleşik devletleri'nde yaşayıp yerleşmiş olan italyan, meksika, çin, japon, alman, isviçreli, ingiliz vb. asıllı, kökenli herkes nasıl ki "i'm an american" diyebiliyorsa, türkiye'de etnik, dini, mezhepsel farklılıklardan dolayı kendini farklı hissedenler de bu söylemi dikkate almalıdır.
türk olmak, türklük'ten gurur duymak, ırkçılık değil, ne olduğunun, kendini nasıl ve ne hissettiğinin bir ifadesidir.
ben bir azınlık ile, ermeni ile, rum ile, yahudi ile, levanten'le hatta kürt ile kendi dillerinde değil türkçe konuşup anlaşıyorum. onlar da öyle...
bilmem hiç düşünebiliyor musunuz?
türkçe, dil bayrağıdır.
içeriden-dışarıdan etnik, bölücü, kuyruk acısı olanların çıkardığı söylemlere, piyonların kendilerinin piyon olduklarının farkına varmayışlarına, "takmayınız".
türk, kendini türk hisseden herkestir.
"ne mutlu türk'üm diyene!" söylemi, etnik değil, kültüreldir, ekinseldir. bu da böyle biline... *

bi

hem latince, hem arapça, hem farsça kökenli* bir önektir ama her dilde ayrı anlamlar yükler başına geldiği sözcüğe. her üç dilden de türkçe'ye girişi olmuştur bu ekin.

şöyle ki:

latince olarak, çift - iki anlamı taşır. biseksüel'deki, bipolar'daki "bi", budur.

farsça olarak, bitaraf örneğindeki gibi , tarafsızlık, taraf olmama, tarafsız yani "sız" eki üzerinden, yoksunluk, olmama durumu (susuz, kayıtsız gibi) belirtir. bihaber* - habersiz vb. ...

arapça üzerinden bir kullanım örneği verecek olursam, ki arapça'da " ile" karşılığı kullanılmaktadır "bi", bi'l - umum yani bilumum, genel ile, hepsi, tümü, "tüm çeşitleri ile" anlamında.

tüm anlamlarıyla bir tümce*de kullanırsam şöyle bir şey olur*: bilumum ayı sözlük yazarları, biseksüelliğe karşı aynı bakış açısının sergilenmesine karşı bitaraf olmalılar mı?*

how i met your mother'ın tek cümlelik özeti

dizi izlemeye yönlendirilerek uyuşturulmuş kitlelerin izledikleri amerikan dizilerinden biri.*

mustafa kemal atatürk

varlıklarını kendisine borçlu olduklarını algılayamayacak derecede olup, ötekileştirildiği halde ötekileştirme yapabilen zevatın dahi çamur atmaya yeltendiği fakat altının çamura düşmesiyle altın olma niteliğini kaybetmeyeceği misali, hala ışıldayan, ebediyen de ışıldayacak insan.

sinan

bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.

kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.*
sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*

teşekkür ederim " sözlük".

ivana sert

iyi ki ivana sert. ya sert olmayıp yumuşak olsaydı ivana? bu sıcaklarda hiç çekilmezdi.*

bedri baykam

sanatçı ve aydın bir kişilik. yazarlığı da vardır. "kemik" adlı romanını önerebilirim.
yıllar önce sanırım ist./ortaköy'de işlettiği bir parda yarı çıplak hatunlara çamur güreşi yaptırmaktan, ergenlikte yaptığı bir masturbasyonun kalıntısı olan sperm lekeli peçeteyi saklayıp, yıllar sonra bu kurumuş sperm lekeli peçeteyi sergilemeye ve daha neler neler... inanmayana google bir tık kadar yakın! velhasıl-ı kelam, ilginç bir kişiliktir.