yalnızlığa alışmanın kötü tarafları

bir süre sonra hayatına kimseyi dahil edemediğini fark etmekle başlayan bir dizi mutsuz edici kuraldır ki, en acısı bu kuralları kişinin kendi koymasıdır. <br> <br>(bkz: ıssız adam) <br> <br>(bkz: yalnız yaşayan gay)
yalnızlıktan mutlu olmana rağmen bazen içine çöken yalnızlıktan kaynaklı mutsuzluk hali buna örnek olarak gösterilebilir. memnun muyum yalnızlıktan yoksa değil miyim diye kendinle çelişirsin, gereksiz duygulanmalar, yersiz melankolikleşmeler gırla gider.
yalnızlığa alışmak mı daha zor yoksa yanlızlıktan vazgeçmek mi? en zoru da kabullenmektir yalnızlığı.o en sevdiğin filmi yalnız izlemek, yalnız yemek yemek belki de yalnız uyanmaktır en acısı.bir de evde yalnızken attığın o kahkaha var ya...
tamamen yanlış anlamaların eseridir. mevcut yalnızlığı sarıp sarmalayan tek unsur gibi algılayıp steril mutluluk çemberine hapsolmaktır. kapıyı sadece sizin açmanız, akabinde kimsenin el sürmediği bakir özel hayatınıza kavuşmanın mutluluğu. kimsenin karışmadığı planlamalar, düzenlemeler yapabilme keyfi. sessizliğe gömülebilmek, saatlerce yatak keyfi yapabilmek, istediğin renkte duvarı boyama imkanı. ama fazla pürüzsüz bir hayat sanki, tek bir çizik bile yok boyalı duvarda. zaman zaman ses gelsin, müdahale edilsin, biri izinsiz kırsın istersin özenle örüp hapsolduğun duvarları. ama o sert kabuğu kırmak hiç de kolay olmaz artık.
insanlardan soğutması da gündeme gelebilir.
bir cafede yanımda biri ile en fazla 10 dakika oturabiliyorken yalnız başıma saatlerce oturabiliyorum. cidden normal değil.
ne biliyim önce bir soğukluk gelmiyor değil, kafası bir garip üzülüyorsun sonra alışıyorsun. ama en iyisi ne biliyor musun? dinle bak, dakkaların hiç bitmiyor düşünsene :o