a clockwork orange

bir anthony burgess romanı. burgess ingiliz argosu denebilecek cockney dilini temel alarak "a clockwork orange" cümlesini bizlerle tanıştırmıştır. romanın dili özellikle ilgi çekicidir. zira roman boyunca bize hikayesini kendi ağzından anlatan alexin aslında henüz çocuk olduğu dil aracılığıyla epeyce vurgulanmaktadır. ki bu da onun davranışlarının ne kadarından bireysel olarak sorumlu olduğu sorusuyla bizleri başbaşa bırakmak amaçlıdır sanırım. burgess kitapta toplumsal düzenin çürümüşlüğünü biraz dolambaçlı bir yoldan bizlere anlatır. toplumun bu gençlere önerecek hiçbirşeyi yoktur. burgess hem ahlakı hem de onu yaratan toplumu incelemeye alır ki şahsi görüşüm romanın sonundaki alexin rehabiltasyonunu içeren bölüm bunun en önemli göstergesidir. roman alexin daha önce baskın yaptığı ve yazarının üzerinde çalıştığı romandan apardığı bir cümleyi "rehabilatörlerinin" yüzüne haykırmasıyla sonlanır. "hepiniz otomatik portakalsınız".

71de kubrick romanı film yapmış ama hemen her filmin de yaptığı gibi romanı kendi fikir ve tarzını uygulamak için bir arka plan olarak görmüş üstüne yepyeni birşey inşa etmiş çokta iyi etmiştir. film versiyonu burgess tarafından(hangi kubrick uyarlaması eserin yazarı tarafından beğenildi ki?) hiç beğenilmez.
filmdeki evlerin dekorasyonu için bile ara ara açılabiliritesi olan bir filmken; alexi suç işlemekten alıkoymak için uygulanan yöntem, eşcinselliğin hastalık olduğu düşünülen bir dönemde, tedavi amaçlı kullanılmış olup, göz kapakları geriye doğru bantlanan eşcinsellere gay porno izletilip, kusturucu iğneler vurulmuştur.öyle ki her eşcinsel fikir akla geldiğinde mide otomatik bulanmaktadır.insanlık dışı bir yöntem olduğu filmin sonundan da anlaşılabilir.sadece romandan kaynaklı kült filmler arasına girmiştir.
sabah sabah kafamda tüyler ürperten theme müziğiyle uyandığım bir garip film.

--- spoiler ---

barda oturup süt içtikleri ilk sahne asla aklımdan çıkmıyor ve yaşadıkları dünyaya garip bir sempati besliyorum. aynısı blade runner filminde, 1984 kitabında da olmuştu. içim mi kötülüklerle doldu, bu kadar mı distopya düşkünüyüm ben ya?


--- spoiler ---
kitabı da filmi de ayrı güzeldir.
bu romanda herkes alexı sever. bu filmde herkes alexın hafızalara kazınan anlarını resimleştirir, posterleştirir, duvarına asar, onunla fotoğraf çekilir. kült bir antikaraktere dönüşmüştür alex. ama bence antikarakter hafif tabir. direk kötü adam alex. elle tutulur hiçbir savunulası tarafı yok. bir suçlu alex. ve nefret edilen bir karakter olması gerekirken hayranlık duyulması incelenmesi gereken bir durum. bunu seven the jokerı da seviyordur. jigsawu da seviyordur. alex katil, zorba, tecavüzcü bir karakterdir ve böyle bir karakterin beyninin yıkanmasından daha doğal bir şey olamaz. romana göre konuşuyoruz, beyin yıkama kitabın mantığına ve doğasına uygun. ama bence alex gibi bir kişinin gerçek hayattaki cezası ölüm olmalıdır. düşünün. bu dünya yeterince kalabalık. suçluları neden kolayca öldürmüyoruz? türkiyeye idamı geri getirtmeye çalışanlardan olduğumu sanmayın. sadece kötülüğün sınırlarını düşünüyorum. gerçekten öldürerek kurtulmamız gereken ileri derecede kötü kimseler var. varlıkları sadece zarar vermeye yarıyor. onları hayatta tutarak ve hastalıklı beyinlerinin daha kaç kişinin canını yakacağını kestiremeyerek neyi başarıyoruz? bir düşünün derim.