ayı sözlük itiraf

  • /
  • 91
insanlar mı çekici, yoksa sakalları mı? gerçekten ayırt edemiyorum son zamanlarda. azgınlık bazen hakkaten kötü. yolda yürürken her bir düzine erkekten birine bakıp iç geçiriyorum, sonrasında "bunun benle ne işi olur ki" diye yankılanan içseslerimle baş başa kalıyorum. bu durum gerçekten canımı sıkıyor. *
kuzenimle bir saat sonra buluşacağız. sanırım konuşurken kız bayağı şok üstüne şok olacak. gerçi kimin nasıl tepki vereceği çok kestirilemiyor. örneğin ilk defa açıldığım kişi olan psikolog arkadaşım o kadar siklemedi ki bu mevzuyu, ben şaştım kaldım. kız bana "mutlu musun peki?" "mutluyum", "o zaman sorun yok" dedi ve kestirip atmıştı. çok garipti. ben kendimi onun yerine koyuyorum da, bir arkadaşım benim yanıma gelip "benim erkek arkadaşım var" diyecek, valla didik didik sorardım, her boku öğrenmeye çalışırdım zira hem çok meraklı biriyim hem de böyle sansasyonel konular çıktı mı bokunu çıkarana kadar soruyorum ben, ehehehe.

neyse şimdi bu kuzenimle ilk defa detaylı bir açılma yaşayacağım. herhalde kuzenim, psikolog arkadaşımdan daha meraklı çıkarak bana herşeyi soracak diye bekliyorum, kız zaten telefonda bile bir sürü şey sordu. anlatabilir miyim? bence anlatabilirim. zaten zor kısmı bitti, soran olursa herşeyi dürüstlükle söyleyebilirim gibi geliyor. psikolog arkadaşımla konuşurken o hiç birşey sormayınca ben de hiç bir şey anlatamamıştım, cesaret edememiştim, oysa deli gibi anlatmak, paylaşmak istiyordum. bütün laflar boğazımda düğümlenmişti. şimdi kuzenimle böyle olmayacak herhalde. aşama aşama bir yerlere gelmeye çalışıyorum işte. hedefim en azından yakın çevreme açılabilmek, gizli saklı işler yapmanın psikolojik maliyetini kaldıramaz oldum zira.

bu kuzenim hayatı boyunca beni bildi, yanımda bir tek sevgilimi görmedi. kendisi de kendi aşk ilişkilerini anlatmaya bayılır, herşeyini de bana anlatan bir tip. o herşeyini anlatıp rahatlarken benim karşısında hiç bir şey anlatamam benim canımı çok sıkıyordu. benim için de dönüştürücü bir deneyim olacak. oha 30 yıllık korkularımı aşıyorum, kendime de hayret ediyorum. bu kuzenime favori dizim olan sex and the city'i ben tanıştırmıştım, sonra kız da hastası olmuştu. oradan aslında durumları çakozlayabilirdi ehehe.

hadi ben evden çıkıyorum, bana şans dileyin millet. bakalım nasıl geçecek.
ne insanların gay olduğumu anlaması için özel bir çabam var, ne de anlaşılmamak için özellikle saklama/inkar çabam. kıyafetlerimle ve konuşma tarzımla anlaşılabileceğimin de farkındayım ki umrumda değil. çünkü kendim dışında biri olmaktan hoşlanmıyorum, hiçbir zaman heteroseksüelmişim gibi davranmaya çalışmadım, sadece duruma göre gay olduğumu dillendirmedim hepsi bu. olduğundan farklı olmaya çalışmak bizi ancak sahte bir sevgiyle sarıp sarmalar, bunun yerine çırılçıplak kalmak bile daha iyi. bu anlamda belki bizi sadece annemiz sevmiştir, kimbilir.
dün pek kötü geçti, gece de uyuyamadım, uyumadığım zamanlarda da içimden hep anneme saydırdım. ona yıllardır hep söylemek isteyip bir türlü söyleyemediğim şeyleri düşündüm. sonra da kalktım bunları not ettim. neden sonra uyuyakalmışım. sabah uyandığımda işe geç kalmıştım ve hala kendimi bok gibi hissediyordum. sürüne sürüne hazırlandım. hazırlanırken gece not aldıklarımı açıp anneme söylesem mi dedim. genelde gece aklıma gelen bütün cesur kararları sabah olunca yapmaktan vazgeçiyorum. bundan da vazgeçesim, "aman kadını üzmeyeyim, kaç yaşına gelmiş" falan diyesim vardı gene. hem bu yaşta hala anneme ihtiyaç duyuyor olma hissinden de nefret ediyorum.

sonra evden çıktım, sokakta yürürken gene öfkem yükseldi, aklımda söylemek istediğim tek birşey belirdi, en azından arayıp bunu söyleyeyim dedim.

açtım telefonu. annem hastanede çalışıyor o saatte. merhaba nasılsın iyiyim'den sonra noldu dedi, dedim "dün çok kötüydüm ben, psikolojik olarak, bayağı kötüydüm işte, bugün de işe geç kaldım bu nedenle" dedim. endişeyle "yine mi ilaç (bi ara kullandığım anti depresanlar beni bok gibi yapmıştı, onu kastediyor) kullandın?" diye sordu. "hayır, kullanmadım. ama kötüydüm. ve kötü olunca açıp telefonu derdimi paylaşacağım bir annem bile yok. annem nerede? annem her gün, günde 80 tane hastanın derdini dinliyor. ama beni bir kere bile dinlemedi" dedim bayağı üzgün şekilde.

bunlar benim içimden aylardır, belki yıllardır geçen şeylerdi ama hiç söylemeye cesaret edememiştim. anneme karşı hep ağzımı sıkı tutuyordum çünkü ağzımı bir açsam ağzımdan çıkacak şeyleri kontrol edememekten korkuyordum. bu sefer ağzımdan çıkıverdi ama.

sessizlik oldu telefonda. dedim kapatıyorum ben, hadi hoşçakal, dur kapatma dedi, ama birşey de diyemiyor kaldı. sonra ben madem kapatmıyorum, dün gece söylemeyi planladığım ikinci şeyi de söyleyeyim bari dedim o anda.

"biliyorsun aile grubu ile çalışıyorum. geçen cumartesi açılma toplantısının moderatörlüğünü yaptım. aile grubundan bir anne oğluyla geldi. kendi hikayesini anlattı, hep beraber kakara kikiri güle oynaya dinledik. ama ben orada annesiyle gelen o 21 yaşındaki ahmeti o kadar kıskandım ki. başka anneler çocuklarına kol kanat geriyorlar, onları gördükçe o çocukları o kadar çok kıskanıyorum ki. kendi annem hiç birşey yapmıyor, ben de o annelerin yanında huzur buluyorum, o annelere sıkıntılarımı anlatabiliyorum, o anneler bana annelik yapıyorlar" dedim. gene sessizlik oldu ama ben iyice dolmuştum, "neyse ben kapatıyorum" dedim ve kapattım.

sonra da biraz dolanıp sakinleyip işe gittim. telefonu da sessize aldım.

öğleden sonra bi aramış ama duymamışım. geri aramadım.

akşam dokuz gibi aile grubundan fatma hanım aradı. "annen az önce beni aradı, bir sonraki toplantının tarihini saatini yerini sordu" dedi. annem önceden bir kere gitmişti aile grubu toplantısına ama yerini falan nasıl hatırlamaz bilmiyorum, neyse. "teşekkür ederim fatma hanım haber verdiğiniz için. ben bu sabah anneme bi giriştim de iyice, o nedenle aramıştır sizi. yoksa bir daha toplantıya geleceği yoktu" dedim. noldu diye sorunca anlattım konuştuklarımızı. "ama bu yaşta hala anneme ihtiyaç duymak, ondan birşey istiyor olmak bana güçsüzlükmüş gibi geliyor, ben artık annemden birşey istememeliyim gibi geliyor" diye ekledim. fatma hanım da "ya mimarcım, hissettiklerin çok normal, ben boşandım, 41 yaşında annemin beni onaylamasına, bana şefkat göstermesine ihtiyaç duydum. bunlar çok normal şeyler, o senin annen. bence çok iyi olmuş en sonunda hissettiklerini söyleyebilmen, bu da senin için bir ileri aşama olmuş, bunu da başardın, annene karşı hissettiğin şeyleri ona söyleyebildin, çok önemli bu da" dedi. içimi rahatlattı.

aslında iyi birşey yapabilmiş olduğumun ben de farkındaydım çünkü telefonu kapattıktan sonra çok üzgün olsam bile içimden bir yük hafiflemiş gibi hissetmiştim. bunca yıldır içimde tuttuğum, bir türlü söyleyemediğim şeyleri, bağırmadan, küfretmeden, kontrolümü kaybetmeden, ağlamadan, sakince anneme söylemiş oldum. belki hepsini söyleyemedim ama en azından ne hissettiğimi sakince ifade edebilmiş oldum, ona ne kadar kırgın olduğumu, onu suçlamadan, ben dili ile, bana hissettirdikleri üzerinden ifade edebilmiş oldum. evet bunların hepsi önemli şeyler.

benim annem genelde empati yapmaktan ileri derecede yoksun, kendini rahatsız eden herşeyi unutmaya veya unutmuş gibi davranmaya çok meyilli, benim için önemli olan şeylerle alay edebilen, bana zamanında "senin sorunlarını duymak istemiyorum artık" diyebilmiş biri. hep çok çalıştı, hep hastalarıyla, işiyle meşgüldü ve bana göre işini her zaman başka sorumluluklarını yapmamak için (bunlar duygusal sorumluluklar) kalkan olarak kullandı. neden bilmiyorum ama duygusal işlerden her zaman kaçtı. benimle zaman geçirmek, beni dinlemek, derdimi paylaşmak gibi. aile içi iletişimsizliğin kitabını yazdık biz ailecek. aynı evde yaşayıp birbirlerinin ne hissettiğini hiç bilmeyen bir insan grubu olduk. bana eskiden de bu çok garip geliyordu ve neden böyle olduğunu hiç anlamadım.

şimdi bu noktaya gelmişken herşeyin bir anda değişip "canımmm oğlummm" şeklinde bir türk filmi sonuna bağlayacağını hiç zannetmiyorum. hatta bence bir hafta sonra böyle bir olay hiç olmamış gibi, yine mevsim normallerine dönmemiz pek mümkün, zira önceden de hep böyle oldu. sorunları çözmek yerine sorunları gömmek üzerine kurulu saçma bir aile iletişimimiz var. herşey yüzeysel yaşanıyor bizim ailede. kimse kimseye bulaşmıyor, kimse kimsenin derdine ortak olmuyor, buna da aile deniyor. ama en azından bugünkü olayın hiç bir somut faydası olmayacak olsa bile, en azından benim için bir ilerleme oldu, içimde yıllardır büyüttüğüm bir şeyi daha düzgünce ifade edebildim. belki çok muhteşem bir gelişme olmadı ama benim için önemliydi.

falan filan. aslında ne kadar boş işler şunlar, uğraştığımız şeylere bak. acıyorum aslında şunlara harcamak zorunda kaldığım zamana, mental enerjiye, duygusal yıpranmalara. ama bozuksa uğraşmak gerekiyor maalesef.
seninle "o" anları tekrar yaşamak istiyorum. tekrardan karşında heyecanlanmak, gözlerine heyecanla bakabilmeyi istiyorum. kapıyı açtığımda karşımdaki güler yüzünü, elinde o çok sevdiğimi bildiğin şarabı görünce zıplamayı, heyecanlanmamın hoşuna gittiğini belirten hareketlerini tekrardan görmek istiyorum. çok iyi bildiğin bir konudan sana soru sorduğumda cevaplamadan önce doğrulup üstünü düzeltmeni, sessizlik olduğunda bana attığın o şehvetle karışık arzulu bakışlarını , bir anda elini saçlarıma atıp yavaşça okşamanı özledim.
tekrardan yanında mutlu olabilmeyi ,sana karşı merak dolu bakışlarımı istiyorum. seni hissedebilmeyi, sana sarılmayı, beni kucaklamanı istiyorum. göğüsüne yatıp gözlerine bakmak, kokunu doyasıya içime çekmek istiyorum.


seni unutabilmeyi, kendimi özgür kılmayı istiyorum.
kendime iyi geceler diyerek başladığım bir gece oldu bu, facebook üzerinde dolaşıyordum arkadaşlarımı bir check edeyim ne yapıyorlar merak ettim diyerekten arkadaş listemi gözden geçiriyordum. benim arkadaş listemde de sadece yakın arkadaşlarım mevcut hiçbir şekilde yakınımda olmayan insanlar ve akrabalar giremiyor. göz atarken eski bir lise arkadaşımın 2 tane profiline denk geldim. (ona yeliz diyelim şimdilik) içimden '' eh be yeliz tamam o zamanlar kekoyduk falan ama 2 tane açıp da böyle ulu orta bırakmak hele ki herkese açık fotolarla'' dedim içimden. bunu dedikten sonra yeliz hakkında birçok şey aklımda canlandı, bu başlığa yazma sebebim de bu yüzden, bazen üzerine düşünüyorum nasıl hayatlar yaşıyoruz hepimiz diye, o yüzden size kendimin ve yeliz'in hikayesinden bahsetmek istiyorum biraz. hem biraz günah çıkartmak amaçlı hem de üzgünlüğümü gidermek için. biraz uzun bir entry olacak şimdiden uyarıyorum.

benim zor bir lise hayatım oldu her zaman, ilkokul da zordu ama lise gerçekten bir nevi cehennemdi 11. sınıfa kadar özellikle. 9. sınıfta pek arkadaşım yoktu, olmasını da umursamıyordum aslında hayatım boyunca hep kendi kendime yeten biri oldum. ama bazen insanın birilerine ihtiyacı oluyordu kendisine ses olacak nefes olacak. okuduğum lise yüksek puanlı bir liseydi bu yüzden biraz zeka seviyesi ve hoşgörü seviyesi en azından biraz yüksek olur diye umuyordum girmeden önce, zira öyleydi fakat yeterli değildi. sınıf da kendi içinde arkadaş çevrelerine bölünmüştü. cool'lar - nispeten cool'lar - vasat tayfa - inekler - ezikler olmak üzere. cool'lar nispeten cool'larla iletişim içinde olabilse de, bir cool'un bir inek ile iletişim içinde olmasının tek sebebi çıkar ilişkisiydi. eziklerle genelde vasat tayfa muhabbet ederdi çıkar ilişkisi olmadığı sürece vasat üstü grupla altı grup asla iletişim halinde bulunmazdı. bana soracaksınız şimdi sen hangi tayfadaydın diye, vasat tayfada görünmez biriydim ben, kendi işimi görürdüm bir şekilde ama iletişim kurmak istediğimde her türlü iletişim kurabilirdim her türlü grup ile. lisenin zor olmasının sebebi tabi ki bir umursamazlığım sebebiyle şakaların dozunun üzerimde fazla kullanılmasıydı ama içten içe yaralanan bir yapım olduğundan zarar vericiydi. neyse o aralar iyi iki adet burs tutturup derslerle uğraşıyordum genel olarak, burslardan biri klasik para bursu öbürü ise büyükelçilik ingilizce eğitim bursuydu, birkaç arkadaşlarım da seçilmişlerdi bu bursa. yeliz de onlardan biriydi, yeliz eğlenceli dansı çok seven ve enerjik bir kızdı. güzelliği vasat denebilecek kısa boylu ve ara sıra saçma davranışlarıyla sınıfın dalga konusu olurdu. ama her şeye rağmen hayat enerjisine hayran kalırdım. dansı bir tutku ile yapıyordu ve bundan dolayı adı orospuya çıkmıştı. her zamanki klasik olaylardan biriydi benim için voleybol oynayan bir erkeksen eşcinsel damgası yersin, çok iyi dans ediyorsan ve bu konuda tutkuluysan ve biraz da açık giyiniyorsan orospu damgası yersin, çok ders çalışıyorsan inek ve ezik damgası yersin bu hiç değişmez.

yeliz ara sıra kafa şişiren biri olsa da bana çok yardımı dokunan biriydi, ara sıra okulda onunla takılıp çok eğlendiğim zamanlar olurdu, kurstan dönerken serviste bize dans numaralarını gösterirdi, servisçi amca sesi sonuna kadar açardı biz de dans ede ede eve dönerdik. bir gün yeliz'in evine gittim ders çalışmak için, bize yakın sayılabilecek bir yerde oturuyordu. babası ile tanıştım ve annesiyle çok tatlı insanlardı, kızları okusun ve sosyal biri olsun diye her şeyi yapıyorlardır diye düşünüyordum onları ilk gördüğümde. bizi rahatsız etmemek için koca salonu bize bıraktılar ve küçük oturma odasına televizyon izlemeye gittiler. yeliz'in aile hayatını görünce çok etkilenmiştim, benim ailem de dünya tatlısı insanlardır ama durumları kötü olmasına rağmen dişini canına takan böyle aileleri görünce insan bir başka oluyor. biz yeliz'le ders çalışmaya başladık ara sıra erkek arkadaş kız arkadaş mevzularından konuşuyorduk, yeliz'in düşünceleri biraz fazla yaşına göre uçarıydı.'' insanları tanıyamamış daha bu kız'' demiştim içimden, ''umarım başına kötü bir şey gelmez.'' ders olayını bitirip evime döndüm annesin yaptığı bir kutu kurabiye ile. ve yaklaşık 1 sene sonra yeliz okuldan ayrılıp daha düşük seviye bir okula geçiş yaptı. ben bu davranışına anlam verememiştim herkes yapamadığı için geçti diyordu, pek inandırıcı gelmese de inanmayı tercih edip mevzuyu kafamda kapattım. yeliz aynı zamanda kursu da bırakmıştı. hayatımdan bir insan tamamen çıkıp gitmişti, kaybolmuştu adeta.

ve okul bitti ben mezun oldum üniversiteye başladım bir gün makroya alışveriş yapmaya girdim, istediğim her şeyi aldıktan sonra kasaya geldim ve kafamı kaldırdığımda bir gördüm ki yeliz. mahcup bir tavırla selam verdi ben de onu bu kadar senenin ardından görünce garip olmuştum. ama neden kasiyerlik yapıyordu bunu çözememiştim, yaz olduğu için deneyim olsun diye yapıyordur büyük ihtimalle dedim. ''dışarda bi' sigara tüttürelim mi?'' dedi bana, ben de ''ayıp ettin sen istersin tüttürmez miyiz'' dedim. patrondan izin alıp dışarı çıktık birer winston slim yaktık, ''ee yaz tatilinde burada çalışıyorsun ha'' dedim, ''sadece yaz tatilinde değil'' dedi. şaşırdım ''neden burada çalışıyorsun senin derslerin hep 10 numaraydı, ağzın da iyi laf yapardı hani'' dedim. ''beni sen iyi tanırdın her zaman, böyle olması gerekti, lise hayatımı çarçur ettim'' dedi. '' nasıl çarçur ettin anlamadım, daha düşük seviye bir liseye geçtin de çalışmadın mı yoksa başına ailevi bir sıkıntı falan mı geldi'' dedim. ''başıma ailevi bir sıkıntı gelmedi, bir erkek arkadaşım vardı beni kullanıp attı, hamile kaldım çok geç haberim oldu, babam beni öldürecekti'' dedi. ''birini buldum, evlendik mutluyuz şimdilik çok şükür, işimden de memnunum, neyse benim işe dönmem gerekiyor bizim patron manyağın teki'' dedi son olarak ve sarıldıktan sonra arkasından '' bu hayata en berbat durumda bile tutunabilecek biri varsa o da sensindir, kimseyi dinleme yeliz'' dedim birbirimize bir süre baktık ve eve doğru yola çıktım. aklımdan bir sürü soru geçiyordu cevaplarını bulmaya çalıştığım, soru-cevap soru-cevapsızlık arasında gidip gelerek eve yol aldım. eve girdim facebook'u açtım ve eski resimlerimize baktım toplu resimlerde yeliz oradaydı, kendi eski yorumlarıma baktım ergence ve saçmaydı.

aklımda hala bir soru vardı ve hala var ergence ve saçma halden bu kadar iğrenç bir hale nasıl gelebildik?

ve hadi bu hale gelebildik, ergen olmama rağmen kalbimin ve vicdanımın olduğu o dönemde ben neden içimden geçenleri yeliz'e söyleyip onun aklının bir köşesinde onu koruyamadım? dans etmesi ve güzel okullarda okuması gereken yeliz şu anda kasiyer olarak çalışıp, 17 yaşında çocuk sahibi olup çocuk bakıyor ve evini çekip çeviriyor. sebebi ise bir şerefsiz evladı madem bunu yapan bir şerefsiz evladı sen neden sustun ve hayatından kaybolup gitmesine izin verdin. belki de kimsesi yoktu sustu korktu, susmayı korkmayı en iyi bilen senken yanında bile olmadın.

günah çıkartma bir entry ile olsa işim kolay olurdu, hayat solup gidince renklerin de bir anlamı kalmıyor. hepimiz kendimizi affetsek de hatalarımızla yaşıyoruz, ve bazen hatırlayıp kederleniyoruz.
dün ailem gay olduğumu öğrendi. psikolojim bozuktu; hiçbir şekilde kimseyle konuşmuyordum kendi sorunlarımı düşünmekten. birisi komik bir şey söyleyince gülmüyordum. sanki ölü gibi, boşluğa bakıp duruyordum. annemgil neyin var falan deyince ağlamaya başlıyordum. ki bundan önce de zaten her gün gizli gizli ağlıyordum sürekli. sonra da yine ölü gibi olma haline dönüp o yorgunlukla 10 saat falan uyuyordum. hep geç kalkıyorum, hep uyumak istiyorum, hiç erken kalkmak istemiyorum. erken kalkarsam başım ağrıyor, sorunlarım aklıma geliyor, ölecek gibi oluyorum. bunları gay olduğumu söylemeden önce anlattığımda onlara, bunu normal bir sıkıntı zannettiler. "olur öyle arada" gibisinden yanıt verdiler ama bilmiyorlardı ki o sırada görünmez insanlar benim boğazımı sıkıyordu. daha sonra bu ölü gibi halimden bıkmış olmalılar ki, direkt "gay misin" diye sordu babam. uzun bir konuşmadan sonra "biz seni gay olduğun için sokağa atmayız, sana bakışımız değişmeyecek ama bu normal bir şey değil" gibisinden laflar ettiler. sadece abim normal karşıladı, ilginç bir şekilde. gelecek planlarım vardı, hepsi bozuldu. kafamı hiçbir şeye veremiyorum. o kadar çok yapacak şey var ama hiçbir şey yapasım gelmiyor. intihar düşünceleri çok normal bir şeymiş gibi, hatta çok mantıklı bir şeymiş gibi gelmeye başladı. sadece bu benliğimden kurtulmak istiyorum, nefret ediyorum bu bedenden. ölmek şu anda çok mantıklı geliyor. keşke daha mutlu birisi ile bedenimi değiştirsem. sanki zaman durdu ve ben acı dolu bir anda sıkışıp kaldım, hareket edemiyorum. gay olduğumu açıkladığım için üzgün olduğumu sanmıyorlardır umarım.
geçen gün işten kovuldum. o kadar olgun karşıladım ki beni işten kovan adam bile şaşırıp 3 kere tekrarladı kovulduğumu. üçünde de ''tamam'' diyince ''neye tamam?'' diye sordu sonra teşekkür etti. dünya üzerinde benden daha karizmatik bir şekilde kovulduğunu kabul eden bir ademoğlu varsa tanımak isterdim. ha bu arada beni sonra göndermediler, e yanlış hesap bağdattan döner tabi.
dalağına sürttüreyim işler çok karışık be sözlük..

yani ortada gözden kaçmayacak büyüklükte, dehşetli bir şekilde duruyorken, biz hiç yokmuş gibi davranıyoruz..

korkuyorum...
tam üç antidepresan atıp haftayı sindirmelik gün.
aşık olduğum şöför arkadaşla muhabbeti kurdum tabi bu olayin iç yüzünü bilmiyor hergün karşılaşmamızı kadere bağlıyor kendisine hediye bile aldım sonra baktım hep ben çabalıyorum dedim biraz uzaklaşayım bugün kendi aradı nerdesin küsmüyüz yoksa die akşam dışarı çıkalım dedi bu saat oldu ses yok işin aslı pek güvenilecek biri değil ama beynim ile kalbim senkron çalışmadığı için yapacak birşey yok hala umutsuz bir şekilde peşindeyim birde bana kendini anlatıyor şapşik sen sor ben sana senin hakkında herşeyi anlatırım zaten
yarın, iki gün önce ona açıldığım kuzenimle buluşacağız. ne konuşacağız, nasıl konuşacağız bilmiyorum. açılma kısmı telefonda ve çok da komik geçmişti, gerçi ben aslında çok korktuğumdan işi dalgaya alıp daha az korkutucu hale getirmeye çalıştığımdan rahat geçti. ama yarın yüzyüze olduğumuzda nasıl olacak bilmiyorum. aslında fazla da endişelenmiyorum, zor kısmını yaptım ne de olsa, erkek arkadaşım var benim dedim. ne diyecek bana amk, zaten cesaretine hayran kaldım falan gibi destekleyici laflar etti bile.

iyice kabak çiçeği stayla açılıyorum ben, allah sonumu hayretsin.
insanları doğal ortamında izlemeye bayılıyorum sözlük. ankara'ya gelince daha da artıyor bu fırsat. mesela dün gece boyunca gaydarımı çalıştıran uzun saçlı çocuğun dans etmesini, içki içmesini, saçını toplamasını, yorulup oturmasını, şarkılara eşlik etmesini izledim. sonunda da anlık aşk diye bir şey olduğuna karar verdim. çünkü o küçük zaman evresinde gözlerim ondan başkasını görmedi.
ha şu an unuttum mesela. belki de sadece stalkerım. ama sapık olanından değil.
kendimi henüz keşfetmemiş olduğum zamanlar dandirik bir chat sayfasında tanıştığım kıza iki yıl boyunca erkekmişim gibi rol yaptım. başka bir şehirdeydi. ama her gün gibi telefonda konuşuyorduk, biraz sesimi kalınlaştırıyordum. annesiyle bile konuştum o şekilde. 1 yıl arkadaş gibi muhabbet ettik sonra kıza resmen aşık oldum. o da bana aşık oldu. 1 yıl da öyle uzaktan uzağa ilişki yaşadık. yanına gitmemi çok istemişti, görüşemediğimiz için defalarca telefonda ağlamıştık birlikte falan filan sonra tabi bir gün bütün boklarım çıktı ortaya. pislik lezbiyen diye ağzıma sıçtı. acayip yüreğim burkuldu. evet yalan söylemiştim, evet duygularıyla oynamıştım yalan söyleyerek. ama çok sevmiştim be abi. bişey diyemedim ki kıza. haklısın bile diyemedim. sadece sustum. o günler çok geride kaldı, bunlar 10 yıl önceydi. seneler sonra facebookunu, twitterını buldum. özür diledim. ama yine ağzıma sıçtı haklı olarak. "bir de utanmadan hala yazıyosun aptal" dedi. yaptığım şeyin derin pişmanlığı içerisindeyim. aşık olduğum için değil, yalan söyleyip kıza hayal kırıklığı yaşattığım için. resmen kul hakkıyla ölecem. burdan ona tekrar sesleniyorum: aylin çok özür dilerim, hakkını helal et, ben kötü bir insanım.
belki bu yazıyı okur... *
bazen çok hoşuma giden birini görünce bakakalıp "seni sikerim ya" diye geçiriyorum içimden. ama küfür, hakaret veya cinsel açlık sebebiyle değil. görseniz sevgi pıtırcığı gibiyim bu iç geçirme sırasında. bu vesileyle sikmenin, sikişmenin şiddeti çağrıştırmadığı bir dünya diliyorum, saygılar.
değişik mutsuzluklar yaşadım ama sevdiğin insanın sana aşk acısı çektiğini söyleyip senden onu rahatlatmanı beklemesinin tadı başkaymış. yeter ki o iyi olsun deyip iyi arkadaşlık yapmaya çalışıyorum.
hiç fuckbuddyim olmadı. eksik hissediyorum kendimi.
bazı insanların sözlük formatını bilmeden burayı blog sayfalarına çeviren kopyala yapıştır türündeki çöp yazılarını görünce kıçımla farklı pozisyonlar alıyorum
sakızı ağzımda şişirip patlatamıyorum, bunu yapamadığımı öğrendiklerinde gerizekalı mıyım ben diyorum.
  • /
  • 91