ayı sözlük itiraf

  • /
  • 91
çok urusbuca gelecek ve kesinlikle ilk bakışta "aranıyor bu" hissiyatı uyandıracak ama;

her şeyden çok, sarılmaya ihtiyacım var
cheesecake imin tabanı tuttu.
tavuk büzüğü ile ayı ayağı arasındaki fark üzerine düşünüyorum. şişman olmadığım aklıma geliyor. saç boyası reklamı izlerken daha ırkçıyım.
dün otobüste yanıma oturdu. nefsimi tuttum. sonra dayadı.
oh ne güzeldi. gözlerim kapalıydı. sürtündükçe yumuşadı.
itirafları okurken, itirafı yazan kişileri etrafımdaki insanlarla eşleştiriyorum; "bu sanırım ahmet, şu kesin mehmet" gibi gibi.
c2 da bir cocukla yazisiyordum ben anonimim cocugu yuzu vucudu vs. meydanda korktugu kimse yok iki gun boyunca konustuk bana hic bir seyo dusunmeden canımın istediğini yapmamı söyledi e birazda kızdı bir yandanda etkilendim çünkü benden foto vs istemedi bunun yeri burası degil dedi ve genel konular hakkındada konusabildik her neyse gel gelelim cocuk hesabi kapatmis ki bende bugun fotolari doseyecektim olur belki bu is diye (bkz:send nudes) neyse efendim iste oylece cekip gitti kaldim oyle bana her insan gibi davranan herkese aşık olabiliyorum sanırım çok safım birinden kazık yiyip amansız bir hırslı bir yolluya dönüşme zamanına gelsekte ortalığın bir koysam ahh ahh...
çok safım havada pembe bulutlar olsun istiyorum duygusalmıyım? evet korkakmıyım? evet sozluk korkuyorum herhangi bir şeye başlarken yemek spor aklınıza ne işerken bile lan acaba bir şey olacak mı tetikte bekliyorum boyle bu beni çok yoruyor be nasıl kurtulurum en ufak fikrim yok.bunu ögrenmem lazım çünkü insan kendi kendini iyileştirebilir
psikoloğuma prostat masajı yapmıştım sözlük. nasıl birşey olduğunu çok merak etmişti.
içime kapanık bir insan olmaktan nefret ediyorum bazen.

bir de galiba yalnızlıkla lanetlendim.
beraber art arda 8-10 gün geçirdiğim insanlardan en başta ne kadar sevsem de nefret etmeye başlıyorum. benden sevgili olmaz.
sinir nöbetlerimi bıraktım ayı sözlüğün manevi desteği iyi geldi destek veren adminden tut bana yazan herkes minnet duyuyorum iyi ki varsınız...ama son zamanlar fotograf atmıştım ve fotografım en kötü fotograf secildi ona çok bozuldum ilk defa paylaştım fakat sildim hedef tahtası gibi oldum herkes mükemmel değil herkes dört dörtlük bi yakışılık yok ben çirkinim bunu biliyorum artılar havadayken sürekli eksi yemek üzdü beni malesef demekki kendi içimizde bile ötekileştirme var...
aslında yazmak istediğim çok şey var ama yazmaya, anlatmaya üşeniyorum. bir de gereksiz ve işlevsiz o kadar saçma tavsiyeler verenler oluyor ki çevremde, aman içimde kalsın diyorum.
evde lussekatte adında bir poğaçamsı bi şey yapmıştım, çekirge sürüsü gibi yemiş bitirmiş ailem.
ehtiraslı pasiv axtarıram. qayırmak isteyirem sehere qeder. uff
başka insanlar için belki de sakız çiğnemek kadar kolay olan şeyler benim için artık çok zor.

bir insanla arkadaş olmam çok zor. sevgili olmam çok zor. bir insanla iletişim kurmak bile benim için çok zor. zira artık o insana olan olumlu düşüncelerime, sohbetinden aldığım keyfe, onunla geçirdiğim vakitlerin güzelliğine ve bu gibi şeylere odaklanmak yerine sadece ne zaman nerede ne şekilde yaralanabileceğime odaklanıyorum. sonra da küçük bir çocuk gibi korkuyorum. küçük bir çocuk gibi saçmalıyorum.

bugün olduğu gibi.

hayatımda bir yeri de yoktu aslında. sadece konuşmayı çok sevdiğim birisiydi işte öyle. ama fark ettim ki ben artık çok korkuyorum. hislerimden korkuyorum. hissetme olasılığım olan şeylerden korkuyorum. hissedebileceklerinden bile neden korkar ki bir insan?

ben korkuyorum. küçük bir çocuk gibi korkuyorum.

çünkü yorgunum. yorgunum ve iyileşmemiş açık yaralarımı her geçen gün daha çok hissediyorum. öfkemi her geçen gün daha çok hissediyorum. öfkemi. kızgınlığımı. yorgunluğumu.

eğer başarabilseydim bağıra bağıra ağlamak isterdim, bunu yapabileceğim sayılı omuzlardan birinde. yapamıyorum.

insanlara artık anlatamıyorum. anlatmaya mecalim ve isteğim var mı, ona da emin değilim.

insanları yönetebilen insanlar vardır. bilirsiniz onları. hani çok güzel manipüle edenler, ne istediğini tahmin edebilip ona göre davranabilenler. sınırlarını çizebilenler. ben onlardan olamadım hiçbir zaman. benim insan ilişkilerimi belli başlı düşünceler yönetti bugüne kadar.

"bu içimden geliyor mu? bunu istiyor muyum? bunu yaparsam gece başımı yastığa rahat koyar mıyım?"

ama kısa bir süre önce gerçek kafama dank etti. bunlar işe yaramadı. bunlarla bir yere varamadım. yapamadım. işin daha da kötüsü yıllarca bildiğim doğrular olmadan nereye giderim orasını bilmiyorum.

yoo hayır, hep kazık yedim hep iyi niyetimden kaybediyorum triplerine girmeyeceğim. iyilik kötülük bana göre kişisel kavramlardır. benim doğru bildiğim başkasının doğru bildiği olmaz bazen, bu ne onu kötü yapar ne beni. ya da ne onu iyi yapar ne beni.

ama bu şekilde zormuş. çok zormuş. en azından ben beceremedim.

bununla ne yapacağımı bilmiyorum. kızgınım, kırgınım, öfkeliyim. sevildiğimi, değerli olduğumu hissetmeye her zamankinden daha çok ihtiyacım var ama kimseyi de yanımda hissedemiyorum. kimse yanımda değil demiyorum, ama ben hissedemiyorum artık. eğer bana uzatılan eller varsa da, ben artık hiçbirini göremiyorum. ben karayı göremiyorum ve karayı göremezken yüzmeye devam etmekten çok, çok yoruldum.

biri bir entry yazmıştı burada, sonunu da "çok yoruldum artık, takatim kalmadı, çok şükür" diyerek bitirmişti. işte aynen öyle hissediyorum.

çok yoruldum artık, takatim kalmadı. kırgınlığım, öfkem ayağımdaki taşlar, ben bu taşlarla yürüyemiyorum.

yoruldum ben. benim gücüm de, isteğim de kalmadı.

çok şükür.
çok açım sözlük. yemek yemeliyim ama önce antrenman yapmalıyım. sağ ol sözlük.
çok uyuz bir insanım. belli oluyordur da hem. bir yandan da kendimi sevimli buluyorum. itiraf ediyorum, çocukken ayak tırnaklarımı yedim. defterden boş sayfa koparıp uçak falan yaptım. arkadaşlarım bana çok şeyler öğretti. ben de onların yanında durmayı gerçekten düşünmenin hatırlamaktan da öte bir şey olacağına inanamadım önce. internet benim arkadaşım değil. sözlerimi bir kağıda çizip banyoda yaktığımda karbonlu gazların tütsülü kokusunu içime çekip rüzgarın esişini hayal eden bakışlarla izlediğim bir manzara yoktu önümde. tümüyle geçmişten örülü bir gelecek hayal edemiyorum.
hayal ediyorum ki süzgeçlerden geçen dağınık çizgiler yıldızlara varana kadar açılır, uzanır. peynir ezmesi fırlatmış gibi görünen tombul erikler oturan aygıtlara binerler. televizyon kumandası heykelinin yanındaki süpürge tohumu kabak tatlısı olmaya özenir. temiz ayaklar ahşap masalara tutunur. kavruk gözün kepekli kıvrımı tepe ışığında süzülürken, mantı sosu acı ezmenin yanında iyi giderdi. yaman papyonunu takan sebil tembel resimler çizse de, akü mandalı tutan yumurta kabuğu gibi sesi geç duyulurdu. köpek bu dalda tanrı suyu istemiş. cetvelini kırıp çiçek toplayan temiz ayaklar ahşap masalara tutunur sigara içerken. saçının teri boynundan içeri göğüslerine ıslanıp yapışan anlarda, tırnakları uzamış, göbek deliği, göbek deliği. tuzlu suya teneke kutu süzülerek indi, haziran güneşi batık kayaları geçmişe fırlatırken düşündüğümde ayak parmakların. yağlı boya yere döküldüğü günkü gibi kupkuru meme uçlarında sivri sulardan bacak aralarına parmaklarımın arkası hafifçe değerek eriyen çamurda tüylü dudaklar pense dişlerim kamaşarak biriktirdim yumuşak ellerini yere akıtırken burun deliklerini emdim. mantı sosu acı ezmenin yanında iyi giderdi
kaslı kürt sevgilim olsun istiyorum. evdeki bütün işleri o yapsın. canım isteyince benimle ilişkiye girsin. sonra beni insanlardan korusun. kölem olsun istiyorum. kürt köle istiyorum.
tatildeyim. ormanlıklarla çayırlıkların arasında bir dağ evine yerleşik yaşıyorum bir süredir. ağacın dalına bir ip attım. hamak yapıp yatacağım. ip şu tarafa düştü. orada onu nasıl keseceğimi düşündüm. o küçük şeyi incelerken arkama dönüp bakınca da bunu gördüm. hamakta yatıyormuşum, ağaçlar esiyormuş. bulutlara dalarken yeşiller uçuşmaya başlamış. ineklerin möğlediği su birikintisine girip yıkandım. yanağımda bir sivri, favori sigara markam. şimdi biraz da red bull içeyim. vape juice'um bitmiş.
babam lgbt paylaşımlarımı beğeniyor. yenir ki bu.
  • /
  • 91