cartman2

Durum: 186 - 2 - 0 - 0 - 06.10.2018 10:31

Puan: 2228 - Sözlük Kezbanı

3 yıl önce kayıt oldu. 5.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 10

ayı sözlük itiraf

söylemesi biraz gülünç bir şey, çok sıkıcı biriyim sanırım. bugün su içtim. şimdiye kadar bir kez seviştim. bu duruma çok bir anlam yükleyecek değilim, bir kez seviştikten sonra zaten denemiş olmanın verdiği rahatlıkla, bir kez daha aynı şeyi yaşamak için istek duymadım. sevişmek, öyle üzerinde uzun uzun düşünülür diyebileceğim şeylerden olmadı. o heyecanı, deneyimin kendi duygusunu birkaç kez anlatıp bir kenara attıktan sonra tekrar yaşamak düşüncesini aklıma getirmedim değil. öyle anlarda belki bir video izlerken mastürbasyon yapıyorum.

yazı yazmayı, okumayı seviyorum. gerçek şeyleri, gerçek olduğunu düşündüğüm şeyleri, kendi görüşlerimi, düşüncelerimi falan yazmanın yanı sıra, gerçek olmaktan uzak, hikaye gibi ya da kurmaca diyebileceğim şeyleri de yazıyorum.

genç eşcinsellere tavsiyeler

kitap okuyun. ingilizce film, dizi, çizgi film falan izleyin. ingilizce alt yazılı anime izleyin. bol bol hazır noodle yeyin. sık sık rol model değiştirin.

lisedeyseniz daha cesur davranmaya çalışın. önce aileniz sonra toplumun tamamı sizin köpeğinizdir. evden kaçın demiyorum tabii. ileride, siz yaşlandıkça daha az gerekli bulacağınız korku ve kaygıların gözünüzde büyümesine izin vermeyin. gey olduğunuzu, eşcinsel olduğunuzu, homoseksüel olduğunuzu çeşitli yönleriyle belli edin.
siz belli etmeseniz de zaten belli olan bir şeyi "onur/gurur" kılıflarıyla saklayıp babanızı mutlu edemezsiniz. siz neye inanırsanız inanın, bir hayatınız var. masallarla avunmayın, bu dünya sizin istediğiniz şekilde işlemez, yürümez de.
çok düşünmeyin, şair olmayın, okuduğunuz okula "ileride şu işte çalışmam lazım" diyerek gidin. alkol, sigara gibi uyuşturucularla tembelliğe kapılmayın. başkalarının sizden daha değersiz olduğunu onlara kabul ettirmeye çalışmayın. arkadaşlarınıza çok güvenmeyin. bırakın onlar havlasın. meyve suyu için.
ırkçılık, cinsiyetçilik yapmayın. sübyancı olmayın. nefrete karşı duyarsızlaşın, gülümsemekten, mutlu olmaktan utanmayın.

ayı sözlük itiraf

bugün hava aydınlıkken kıyıda bekledim. vapurların geçişi yavaşça gözümün önünde belirdi. kimsesiz bir gün. evde yalnızım. ışıksızlık, suların kesilmesi. yere oturdum. telefonumun ekran ısısını ayarlıyorum. eve pizza söyleyecek kadar onun haline bakıp. beton duvarı tepede kalan yere oturup ayaklarımı sarkıtırım. uzakta bir gölde param yok. anahtarı da odamda bırakmıştım. salondan çıkıp mutfağa girdiğimde karşımda görünmeden bekleyen kişiler arasında seçilebilir olmadığım bir an. yan tarafımda, içkili, sigara kokan biri değildi. gazetemi ona uzatıp kendime bir kahve hazırlamaya başladım. biraz sonra bir söylenti idi; bir kimse var o vapurda, şu taraftaki pelerinli adam. onun yanında, ışığın içindeki esintiyi anlatır gibi, gazete okurken balkona çıkmak içimden gelmedi. dışarısı soğuk. odamın kapısını dışarıdan kapatıp yüzü hep buruşuk ve ıslak gibi, göbeği açık bir kız geçiyor. köpüklü su damlaları. gülümsüyorum, orada bir duruyordu. yaşlı bir adam, irice göbeğini salmış buzdolabının kapağını tutuyordu. ona sarıldım. geride iki kişinin yere bakarak halıda yürüyüşünü gördüm.

aileye ve yakın çevreye eşcinsel olduğunu açıklayamama nedenleri

aslında gün gibi ortada olduğu, belli olduğu, anlaşılabildiği için,
ve kimseyi ilgilendirmediğinden ötürü.

balkona çıkıp "herkes duysun ay lav yu castin biğbır" diye bağırmaya gerek yok.

yalnız şimdi ben istesem bile salona gidip ev halkına durup dururken "ben eşcinselim" demem, diyemem de. açıklayamama kısmı bu sanırım. nedenlerini sonra anlatıcam.

cinsiyet kimliğinizi nasıl tanımlarsınız

bir soru.
erkek. deyip çıkacak oldum geçen, ayıp olur.

eski kavram kargaşalarını tüketmeye çalıştıkça yenilerini bulup çıkarıyorlar. niye demeyeceğim çünkü.

cinsiyet kimliğim kendimi, benliğimi tanımlarken kullanmayı seçtiğim cinsiyettir. o da biyolojik cinsiyetim ile aynı. (aynı olmayabilirdi fakat aynı)

cinsel yönelim/tercih dediğimiz şey ile cinsiyeti birbirine karıştırmamaya çalıştıkça daha tranny tanımlamalar türemek zorunda. çünkü kimse tecavüze uğrayan kızların, tecavüzcülerinin penislerini kıtır kıtır doğraması gibi konuları açmak istemiyor.

benim bakış açıma göre yalnızca iki cinsiyet var. bu iki cinsiyet'in de farklı yönelimleri (istek duydukları taraf, birlikte olmak istedikleri kişinin cinsiyeti) olabiliyor. trans birey olmak da bu ilk iki meseleden biraz daha farklı bir konu.

ibne deyip geçiniz. ibne erkek de denebilir. kulampara da olur aslında bana daha uygun; hatta böyle oğlancı falan deyin bana. çünkü ben kendime gey demeyi yakıştırsam da yaşadığım toplumun arap sevici olması çoğu şeyin değerini küçültüyor.

edit: sonra düşündüm de bu dediklerim farklı anlaşılabilir. ırkçı değilim, dil üzerinden bir bakış açısı oluşturmaya çalıştım, oradan da kültüre bağladım. orta doğu kültürü. "ibne" sözcüğü arapça bir sözcük, oğlan demek. kulampara da farsça oğlancı demek. rol dağılımını dil üzerinde kaydırmaca şeklinde yapan kültürü ben dışlıyorum. çünkü bu kültürlerde temel olarak dışlanan şey kadın. bir cinsiyeti dışlayıp kalan her şeyi, tüm normları bu anlayış üzerine kurmak bana tiksinti veriyor.

ayı sözlük'te bir garip heteroseksüel olmak

aktivizm değilse nedir? belki can sıkıntısı, belki ilginç (muhtemelen de gizli) bir merak, eğlence anlayışı. gey kafelere arkadaşlarıyla takılmaya gelen hetero kızlar gibi işte.

hoşlanılan erkeğe açılamamak

gey gençlerin çoğunda gözlemlenebilecek bir sıkıntı, bir tıkanıklık durumu. benim de lise, hatta üniversite yıllarım birilerine açılamamakla geçti.
biraz geç açıldım ben de. çok piç değildim. en azından şimdi olduğum kadar piç değildim. şimdi babam bile beni karşısına çekip azarlarken "taksim nonoşları gibisin" dediğinde çok utanmıyorum. çünkü artık kime nasıl göründüğümü umursayarak ömrümü çürütmeye değmeyeceğini anlamam gereken bir yaştayım.
başkalarının nelere takıldığı, neler uğruna süründüğü beni ilgilendirmiyor.

eskiden olduğum kadar masum kalmadığıma sevinirken, o halime de dudağımı büküp burun kıvırarak bakıyorum. yine de ona teşekkür etmek lazım. daha erkenden daha kötü düşebilirdim.

"şimdi olsa şöyle yapardım" lafları da aynı "keşke şöyle yapsaydım" lafları gibi. o utangaçlığa insanı iten koşullar başkalarını da saldırganlığa itiyordu. kimse için kabul edilir görülmeyen şeyleri evcilik oynar gibi yaşamamız ilk başta normaldi. şimdi ise içinden çıktığım o akvaryumun sağladığı ortamı uzaktan izleyip, "ben sigaraya yeni başladığımda birkaç senedir alkol kullanıyordum, arkadaşlarım da şunları şunları denemişti," gibi gereksiz gözlemler yapmak dışında bakılacak daha farklı şeyler olup olmadığını değil de
geçmişe değil geleceğe bakalım artık diyorum. herkes her şeyi anlardı da niye bozamazdık o gidişi diye soracak birisi değil de sorulacak kişi olduğumu şimdi anladım. o insanlar bensiz de aynı yerde olacaktı; ben kendime çok fazla yer açmadım. çünkü gereksiz bir korku, gençlik, toyluk, körlük, cahillik...

birilerini bakışlara hapsetmekle, başkalarını yanımda sıkıntıdan öldürmekle, duygusal iniş çıkışlara çekip kimi zaman küçük düşürerek, kimi zaman köpek gibi peşine düşerek; her şeyi, her duyguyu üstü kapalı yaşamaya çalıştığım zamanlar geçip bittiği için mutluyum. toplum beni bir uzaylı yerine koyduğu için belki, bir hastalık gibi davranmak dışında bir şey gelmedi elimden. şimdi aşısı tamam neredeyse. yalnızca eski köpekler havlamaktan bıkmadı. onlar da hevesi kursağında kalmış kıskanç pislikler olduklarını iyi bilirler. her neyse konuyu çok dağıttım.

şimdi çevremdeki sıradan insanlarla konuşurken bile onlar için yüz kızartıcı sayılabilecek meselelerin konusunu açmaktan çekinmiyorum. işin kötü tarafı, kimseyi sevmeyen bir insan olmam. yoksa, arasaydım, isteseydim birilerini bulur, hatta açılır, teklif bile ederdim gibi geliyor. belki öyle düşünebildiğim bir alanı yarattığım için yetinebiliyorum. yoksa acaba şimdiki
şimdiki özgürleşmiş aklımla eskiye dönebilsem o son tombul benim olur muydu? üzerine gitmeye geç kalmayı beklediğim için olamamıştı ya hani. neyse ki benim gibi geç olgunlaşan bir paraziti hayatına fazla sokmadı.

bak şimdi aklıma geldi yine. bu açılamamak, bu korkular, sıkışma falan
bize hayat diye, yaşam diye gösterilen şeyi, alışıldık olan şeyleri fazla ciddiye aldığımız için. en azından bizim gibilerin hayatı çok da ciddiye almaması lazım. çünkü çocuk olmak için gelmedik, çocuk kalanlara biz dadılık etmek zorunda kalıyoruz yalnız. milyonlarca insanın yaşayıp bildiği şeylerin

neyse işte o çocukla şimdi yine görüşmeye başlasam, eskiden belli ede ede yürüyordum ya, şimdi belki "senden hoşlanıyorum" falan diyebilirdim. belki yine kaçardı ahaha

ilk pasif olma hikayesini anlatan youtuber

videosunu ilk kez burada görüp izlediğim youtuber. videoda anlattıklarını dinlerken kendi kendime "cesur çocukmuş" dedim. video biterken baktım, kanalının ismi de cesur'muş zaten.
sırf, herkese açıkça anlatılması zor olduğu düşünülen bir şeyi paldır küldür anlatabildiği, bunu yapmayı seçtiği için saygı duydum. izleyen insanları gerebiliyor olması bile insan kültürünün, ataerkil anlayış düzeninin bir ayıbı. bu sebeple kendisinin yaşam tarzını açıkça anlatırken, çevreden aldığı edinimler ile kendi iç dünyasında oluşturduğu çelişkili halleri doğal akışı bozmamaya çalışarak göstermesi beni çok rahatsız etmedi.
kendim dinsizim diye, başkalarının —benim gereksiz bulduğum bir anda— din hakkında konuşmaya başlamasını yadırgayabileceğimi düşünecek değilim.

yalnız izleyecek olan gençlere verdiği mesajın yalınlığı, onları salak yerine koymaya çalışmaması falan hoşuma gitti. tabii izlenmek için çektiği bir video olması, videonun bir misyon taşımayacağı anlamına gelmez.
cinsel ilişkide edilgenlik utanılacak, aşağılanacak bir şey olarak görülüyorsa, böyle videoların daha da fazlalaşması gerektiğini düşünüyorum.

alttaki yazara soracaklarım var

bir gün herhangi bir insanla evlenebileceğimi düşünmüyorum. evleneceğimi de düşünmüyorum.
bu evlilik olayını bana reelde, yüzyüze soran insanlara, evlenmek istemediğimi, ilerde evlenmeyi de düşünmediğimi, fakat yaşım geçmeye başladıktan sonra belki —hani olur da— çocuk falan istersem sırf çocuk için "belki" evlenmek isteyebileceğimi söylüyorum.
şimdiden, şu andan söz etmek gerekirse ben çocuk falan da istemiyorum, hatta çocukları genellikle sevmiyorum ve yorucu buluyorum. her çocuk aynı olmasa bile, ne kadar sempatik olurlarsa olsunlar enerji tüketme kapasiteleri çok yüksek; çocukla çocuk olma gücüm kısa sürede tükendikten sonra sevimli arkadaş rolü yapma aşamasına geçiyorum ister istemez, o da kısa sürüyor. çoğu yapıştığı için kolay sökülmüyor, tekrar tekrar görüştüklerim de ne bok bir yetişkin olduğumu anladıkları için bana uyuz olmaya başlıyorlar.
ayrıca aile kurmak, çocuk sahibi olunmasa bile bir yığın gereksiz sorumluluk demek.
oldu da eşcinsel evlilik yasallaştı diyelim. yine evlenmem.
evliliğin yasal/kurumsal açıdan faydalarını, evlenemeyen gey çiftlerin mahrum kaldıkları hakları falan daha önce ben de dinledim, tabii ki o da olsun, tabii ki istediğimiz zaman bizimle aynı cinsiyette kişilerle evlenebilelim. ama işte pek bana göre bir şey değil.
olur da biriyle bitmek bilmeyen bir ilişkim olur, birlikte yaşamaya falan başlarım, o zaman belki "işte bak kağıt üzerinde olmasa da evlendik" falan diye şakasını yaparım ancak.

alttaki yazara sorum:
eşcinsel olduğunu belli ederek mi yaşıyorsun yoksa gizleyip rol mü yapıyorsun? belli ederek yaşıyorsan, çevredeki insanların davranışlarında ne gibi değişimler gözlemledin belli ettiğin süre boyunca?
bir de ikinci soru olarak yurt dışında ya da başka şehirde yaşamaya gitmek konusunda düşüncelerini merak ediyorum.

kedi

iş bulup ayrı eve çıkma konusunda en büyük motivasyon kaynaklarından biri sayılabilecek evcil hayvan. arkadaş gibi bir şeydir kedi. evlat gibi de, sevgili gibi de, garip bir durum kedi beslemek.
kedimden ayrı kaldığım için artık sokakta gördüğüm kedilere daha anaç duygularla bakıyorum. laf attığım, göz kırptığım, öpücük yolladığım, pisi pisi dediğim, gülümsemekle yetindiğim, selamladığım kediler oluyor.

evde kedi bakmayı düşünenleriniz varsa, ara sıra duş kabinine falan sokup yıkamanız gerektiğini, tüylerin de ara sıra taranması gerektiğini hatırlatayım. ben bu dediklerimi yapmaya üşendiğim için evdeki diğer insanlar tüyleri bahane edip kedimi uzaklaştırdı. gerçi şimdi bahçeli bir evde, iyi bakılıyor. özlüyorum.

seksi bir erkeğin kucağına oturmak

konforlu bir eylem.
ayrıca eşcinsel seksin olası fotoğraf karelerinden biri. yukarıda bir yazar çok güzel öyküleştirip adım adım betimlemiş. okurken sertleşti benimki. bari porno falan açayım da boşa gitmesin, diyerek fare imlecinin yöneldiği taraf saat iki yönü gibi.

tek gecelik ilişki

tek sevişmelik ilişkidir. gece yaşanır olmayanı tek günlük ilişki olarak da anılabilir.
tek kullanımlık mendil gibi, "tek seferlik ilişki" denebilir mi böyle ilişkiler için?
tek seferlik ilişki dersek, ilişki dediğimiz şeyin hangi boyutta yaşandığının, ilişme meselesinin katmanlarının bir değeri kalmıyor sanki.

dokunmanın iç içe geçmek halini aldığı an niye en son nokta olsun ki, değil mi? bu sebeple mi zamana yayılan şeylerin tek sefer sayılmadığı kanısına varmaya çalışıyorum

benim de böyle bir ilişkim olmuştu. üstelik gece falan da değildi.
gece yaşanan ilişkilerimi düşündükçe ağlayacak gibi oluyorum, çünkü onlarda tek seferlik ilişkinin değil, sevişmenin anlamını sorgulamıştık. dokunmak sevişmek demekti. konuşmak, konuşmaya çalışmak, dinlemek, gülümsemek, neşelenmek, hatırlamak, anlatmak... geceleri sahilde bir kişiyle —bana "gel" demeyi öğreten adamla— otururdum o kumlarda. tek gece de değildi, sikişmek de değildi; yalnız dokunmak, okşamak, sıkmak, ittirmek. ahaha. sarılmayı ne ara atladım.
benim eskilerim hep böyle hikâye oldu. anımsıyorum da içli içli gülümsüyorum kimi zaman. içkim bile yok şimdi üstelik.

füzyon mutfağı

aşçılıkla yeteri kadar içli dışlı, deneyimli olmadan ya da bilinen/denenmiş bir tarife bakmadan yapılmaması, girişilmemesi gereken bir uğraş.
kendim bu konularda çok budala olduğum için abuk sabuk malzemeleri bir araya getirip yenmesi neredeyse imkansız şeyler pişirmiş, sonra da ziyan olmasın diye tat alma duygumu döve döve hepsini bitirmiştim (bir aralar, birkaç kez).

füzyon mutfağıyla ilgili kendi deneyimlerimden yola çıkarak birkaç püf noktası vermek isterdim. neyin neyle yakışabileceğini kestirebilecek durumda değilseniz bulaşmayın.
yapabileceklerinize değil de yapmak istemeyeceğiniz şeylere bir örnek vermek gerekirse: makarna, pirinç falan gibi normalde tuzlu olan yemeklere armutu küp küp doğrayıp katmayın. rendesini, bütününü, iri iri doğranmışını da katmayın. tadı leş gibi oluyor, yemeye çalışırken kusabilirsiniz.

ayı sözlük yazarlarının burçları

berber dayaması

bir sıcaklık, bir yumuşaklık.

eskiden sık sık farklı berberlere giderdim. bir kez gittiğim bir berberde geçici olarak duran bir ağbi vardı. dükkanın sahibi başta oradaydı, konuşuyorlardı, sonra gitti. emanetçi arkadaş saçımı kesmeye başladı. yok dayamadı aslında, o yüzden anlatmıyorum. çok tatlış bişeydi. tombik seni. neyse işte bu böyle sakin sakin, kıtır kıtır saçımı kırpıyor, bir yandan da benle konuşuyor. konuştuklarımız klasik berber muhabbeti, okuyo musun çalışıyo musun nerelisin falan gibi şeyler. tombik o kadar aheste ki, yalnız elleri değil sesi de yavaş, kısık, çabasız; böyle yumuşak, dingin bir ses tonuyla benle konuşup bana sorular sorarken ben de onu tedirgin etmemeye çalışan ses tonumla kesik kesik cevaplar veriyordum. bir yandan da boşta kalan parmaklarından birkaçının ucuyla başıma dokunurken saçımı kesiyor. aslında ne konuştuk hiç hatırlamıyorum ama o hırıltılı sesini hâlâ anımsar gibiyim.
sonra o güzel elleriyle saçımı da yıkadı. bu anlattığım adamın dokunuşlarında büyü gibi bir şey vardı sanırım. sesi de kafama dokunması, saçımı yıkayıp kafa derimi ovalaması da iç gıdıklayıcı, mayıştırıcı bir özellik taşıyordu. o zamanlar öyle bir şey yoktu (ya da —popüler değildi— vardı da ben bilmiyordum), şimdi asmr yapmış diyebiliyorum. çok iyi berberdi, öyle eyesemar yapan başka berberler aradım, aynı yere üst üste birkaç kez de gittim ama ne o adamı ne de onun gibi saç kesip yıkayanı bulamadım.
bir de sanki ben bu hikayeyi burada daha önce de anlattım gibi hissettim şimdi. olsun dönüp karşılaştırırım anlattıysam.
orada konuşulanlardan aklımda kalan şey tombik'in o akşam taksiye çıkacağıydı. her işi denemeye kalkan, bir sürü arkadaşı (belki akrabası) olan bir adammış demek ki.
tombik burayı okuyorsan bir şey yapmana gerek yok tatlım. berberliğe geri dön yalnızca.

feminen

odun gibi durmayan, incelir gibi hareket eden, şımaran kişilere yakıştırılan bir sıfat. efemine de derler.

aslında kadınsı demek sözcük anlamı olarak. neyin kime göre "kadınsı" sayıldığı ölçüsü kimi yerde, kimi durumda belirgin değildir.
neyin kadınsı neyin erkeksi diye yaftalandığı değişken bir şey.

kendimi olduğum gibi görmeye odaklı normal bir insan olduğum için çoğu zaman yeteri kadar erkeksi davranmadığımı gözden kaçırıyorum. toplumu oluşturan insanlar diye andığım kişilerin belirlediği yaşama şekline uymaya çalışır görünmediğimde verdiğim açıkları yakalayan kişiler iyi ki beni uyarıyor. yoksa yaptığım hangi hareketin daha kadınsı, hangisinin daha erkeksi göründüğünü hiç düşünme fırsatım olmayacaktı.
demek istediğim, zorlama bir şey yok. dimdik duran erkek değilim de olmadım da. dimdik duran taraflarımla yazı yazıyorum. ayy demek, ah demek bile bir erkek için büyük başarı sayılıyormuş. ayyhh desem peki...

bifobi

biseksüel kişiler için oluşturulan olumsuz yargıların tümü.
biseksüel kişileri peşin yargıyla sevmemek, itici bulmak "fobi" sayılıyorsa bende de bifobi var.
arkadaş olarak, yani mesela arkadaşım olan birisi bana açılıp biseksüel olduğunu söylediğinde bir sıkıntı çıkmaz, arkadaşım olmayı sürdürür.
fakat biseksüel olduğunu bildiğim biri, ya da biseksüel olduğunu söyleyen biri benle duygusal anlamda yakınlaşmaya çalıştığında, kur yaptığında rahatsız olurum.

bu demek değildir ki evli/çocuklu erkeklerle ilişki yaşayan gey erkekleri yadırgıyorum. onların yaşantısını yadırgamak benim işim/haddim değil, ilgimi de çekmez.

biseksüellerin özel hayatlarına saygı duymakla "bifobik" diye anılmaktan kurtulduğumu sanmıyorum. çünkü evli olmasa bile, hatta kadınlarla pek ilişki kurmasa bile, üstelik bana sadık kalacağını düşündürecek olsa bile
kendisini "erkek isteyen erkek" ya da "eşcinsel erkek" diye tanımlamayan kişilerle bir yakınlık kurmak istemem.

fobik olmak değil de ilgilenmemek diyecek oluyorum, ama yine de bu tercihlerimde kendimi haklı görmenin beni diğer bifobik geylerden ayırdığını sanmıyorum. çünkü bifobi gerçek bir olgu, anlamak güç değil.

yazarların şu anki ruh halleri

ruh halim biraz durgun. uykum var. sessizlik ile ışıksızlık yetersizdi. alkollüydüm. şimdi daha iyiyim. alkollüyken daha da iyiydim. kokuyorum.
ayaklarım sallanırken tutmayı öğrendim. gözüme sigara dumanı tuttuğum gibi nefesimi verdiğimde daha şişmandı. dün akşamki bardağımı biraz daha okşuyorum
göğsüme yaslanan bir eli az daha ileride gördüğümde içimden geldiği gibi dilimi çıkardım. yukarı üflemek bu bu demekti. kaşlarım az daha, az daha ileride.
hiç kimseyi sevmemeye şaşırmak yeni bir şey gibiydi. az daha, biraz daha nefesini tut. az daha az az daha tut. içime doğru tuttuğum gibi titremek bu demek. kağıtları ince ince kesip üst üste yapıştırdım. bir tek kolonlar oradan bakardı, kendi kendilerine yeni isimler uydurmak için. soğuk göz toprak demekti, soğukta gerildim. ince ince korktuğumda kötülüğüme unutmak dedim. iyi insan olmayı buz kıymıklarını dilimle çevirmek olarak anlamıştım. bu durumda hissettiklerim dilime yapıştığında derin derin nefes aldım. suratımı buruşturdum. hiç kimse gibi var olmak zordur. aklına gelenleri hissettiğin gibi yazmak okumak mıydı? denize sarılan duvarları eriten yeşil solgunluk içimde yankılandı.
yorgunluk bir duvara tutunmak demek ise, yağmurun sakızı eritmediğini anlamak lazım. dik durmak için arkama yaslandım.

tekken 7 fated retribution

ps4 almak için yeni bir sebep. yeni eklenen karakterleri tek tek denemek istiyorum. eski oyunlardan iki karakter, yeni oyunlardan bir karakter eklenmiş. bu sezon steam'de açılan karakterlerden biri de çok hoşuma gitti. virtual fighter'daki çocuğa benziyor.

tekken

pleysteyşın'ım çalıştığı zamanlar beşinci oyunuyla ömrümü yediğim seri.
tekken tag tournament de eğlenceliydi, bütün ekstra karakterleri açıp bonus modları falan da oynamıştım.
  • /
  • 10

alttaki yazara soracaklarım var

dışarı çık hiç gidemediğin yeni mekanlar keşfet. fotoğraf da çek anılar biriksin.

götümde çıban çıktı sanırım nasıl geçer bu meret? adsfadfs.

an

galiba eski türkçede vahşi hayvanları belirtmek için kullanılan bir yapım ekiydi. örneğin yılan, kaplan, aslan, sıçan.

Toplam entry sayısı: 186

rimming

çok keyifli bir deneyim. bu yöntemi uyguladığımda alttan çeşmem açılmıştı, yerde birikmişti. yatağa uzanırken, eğilip, serbestçe duran ürperip titrememeye alışmış deliğine önce parmaklarımı batırdım. mmmh. sonra yalamağa başladım.
benden önce odanın tuvaletine girdiği için olsa gerek (belki de işin tekniğini o yaşa geldiği için bildiğinden) tadı nefisti. iyice emip sömürdüm.
partnerim de çok zevk almıştı bu ön sevişmeden.

(bkz:göt yemek)

twitterda sürekli lady gaga beyonce vs konuşan gay

mainstream'dir. stereotipik geydir.
(bkz: gay stereotipi)

edit: o değil de ana akımdan öğrenecek bişeyler bulmuşum galiba geçen gün. buraya geri dönünce farkına vardım

lgbti temalı oyunlar

dream daddy var. dating simulator türünde bir oyun. karakterinizi oluşturduktan sonra yeni taşındığınız mahalledeki bekar babalarla tanışıp buluşuyorsunuz falan. eğlenceli oyun.
https://store.steampowered.com/app/65488...

ayı sözlük

internetin en güzel köşelerinden biri.
uzun süredir uğramıyordum. burası bana güzel şeyler hatırlatmıştı, şimdi de hatırlatıyor. gardrobumun içini artık yadırgamadığımı anladığımı kendime gösteren aynaya bakma kısmını çoktan geçtiğim anı anladığımda burada önceden yazıp bıraktığım, sonra da unutup gittiğim şeylere bakıyordum. çoğu hypertext gibi çember çizerek beni başa döndüren, yolda topladıklarımı eteklerimden döktüren, döktükten sonra da dönüp baktığımda ayaklarımın altında sürüklenip ezilenleri gösteren bir yer oldu. anlayışım kıtmış biraz, hâlâ anlayamadığım noktalar yok değil

ayı sözlük yazarlarına tavsiyeler

yöneticilerle fazla dalaşmayın. arkadaş olamazsanız birbirinizi üzecek şeyler yapabilirsiniz. o noktada karşılıklı iki kişinin birbirinin özel hayatlarını yargılaması/yadırgaması falan başlıyor. kimin haklı olduğunun bir önemi yok. kimse kimsenin yaşamına girmek zorunda değil. bence önemli olan benzer yönlerimiz, bu yönlerin bizi buraya getirmiş olması, burada birbirimizi anlamamız, desteklememiz. bir de on sekiz yaşından büyük olun bir zahmet.

ayı sözlük itiraf

söylemesi biraz gülünç bir şey, çok sıkıcı biriyim sanırım. bugün su içtim. şimdiye kadar bir kez seviştim. bu duruma çok bir anlam yükleyecek değilim, bir kez seviştikten sonra zaten denemiş olmanın verdiği rahatlıkla, bir kez daha aynı şeyi yaşamak için istek duymadım. sevişmek, öyle üzerinde uzun uzun düşünülür diyebileceğim şeylerden olmadı. o heyecanı, deneyimin kendi duygusunu birkaç kez anlatıp bir kenara attıktan sonra tekrar yaşamak düşüncesini aklıma getirmedim değil. öyle anlarda belki bir video izlerken mastürbasyon yapıyorum.

yazı yazmayı, okumayı seviyorum. gerçek şeyleri, gerçek olduğunu düşündüğüm şeyleri, kendi görüşlerimi, düşüncelerimi falan yazmanın yanı sıra, gerçek olmaktan uzak, hikaye gibi ya da kurmaca diyebileceğim şeyleri de yazıyorum.

fantezi tadında orgazm forumu içerikli başlıklar

tek gecelik ilişki

tek sevişmelik ilişkidir. gece yaşanır olmayanı tek günlük ilişki olarak da anılabilir.
tek kullanımlık mendil gibi, "tek seferlik ilişki" denebilir mi böyle ilişkiler için?
tek seferlik ilişki dersek, ilişki dediğimiz şeyin hangi boyutta yaşandığının, ilişme meselesinin katmanlarının bir değeri kalmıyor sanki.

dokunmanın iç içe geçmek halini aldığı an niye en son nokta olsun ki, değil mi? bu sebeple mi zamana yayılan şeylerin tek sefer sayılmadığı kanısına varmaya çalışıyorum

benim de böyle bir ilişkim olmuştu. üstelik gece falan da değildi.
gece yaşanan ilişkilerimi düşündükçe ağlayacak gibi oluyorum, çünkü onlarda tek seferlik ilişkinin değil, sevişmenin anlamını sorgulamıştık. dokunmak sevişmek demekti. konuşmak, konuşmaya çalışmak, dinlemek, gülümsemek, neşelenmek, hatırlamak, anlatmak... geceleri sahilde bir kişiyle —bana "gel" demeyi öğreten adamla— otururdum o kumlarda. tek gece de değildi, sikişmek de değildi; yalnız dokunmak, okşamak, sıkmak, ittirmek. ahaha. sarılmayı ne ara atladım.
benim eskilerim hep böyle hikâye oldu. anımsıyorum da içli içli gülümsüyorum kimi zaman. içkim bile yok şimdi üstelik.

ayı sözlük yazarlarının burçları

genç eşcinsellere tavsiyeler

kitap okuyun. ingilizce film, dizi, çizgi film falan izleyin. ingilizce alt yazılı anime izleyin. bol bol hazır noodle yeyin. sık sık rol model değiştirin.

lisedeyseniz daha cesur davranmaya çalışın. önce aileniz sonra toplumun tamamı sizin köpeğinizdir. evden kaçın demiyorum tabii. ileride, siz yaşlandıkça daha az gerekli bulacağınız korku ve kaygıların gözünüzde büyümesine izin vermeyin. gey olduğunuzu, eşcinsel olduğunuzu, homoseksüel olduğunuzu çeşitli yönleriyle belli edin.
siz belli etmeseniz de zaten belli olan bir şeyi "onur/gurur" kılıflarıyla saklayıp babanızı mutlu edemezsiniz. siz neye inanırsanız inanın, bir hayatınız var. masallarla avunmayın, bu dünya sizin istediğiniz şekilde işlemez, yürümez de.
çok düşünmeyin, şair olmayın, okuduğunuz okula "ileride şu işte çalışmam lazım" diyerek gidin. alkol, sigara gibi uyuşturucularla tembelliğe kapılmayın. başkalarının sizden daha değersiz olduğunu onlara kabul ettirmeye çalışmayın. arkadaşlarınıza çok güvenmeyin. bırakın onlar havlasın. meyve suyu için.
ırkçılık, cinsiyetçilik yapmayın. sübyancı olmayın. nefrete karşı duyarsızlaşın, gülümsemekten, mutlu olmaktan utanmayın.

ayı sözlük itiraf

tavuk büzüğü ile ayı ayağı arasındaki fark üzerine düşünüyorum. şişman olmadığım aklıma geliyor. saç boyası reklamı izlerken daha ırkçıyım.
dün otobüste yanıma oturdu. nefsimi tuttum. sonra dayadı.
oh ne güzeldi. gözlerim kapalıydı. sürtündükçe yumuşadı.

uludağ sözlük

eskiden beri yazdığım bir sözlük.
şimdilerde ise nostalji olsun diye ara sıra uğrayıp belki bir-iki şey yazdığım bir sözlük oldu.

kedi kokusu

kitap kokusu, kahve kokusu, ter kokusu, çiş kokusu, odunlu parfüm kokusu, ekşi koku, sigara kokusu, meşrubat kokusu, ayak kokusu, ağız kokusu, balık kokusu, yağmur kokusu, çamur kokusu, deniz taşı kokusu, yanık saç kokusu, soba bacası kokusu, çürük meyve kokusu, helyum kokusu, osuruk kokusu, çatapat kokusu, ten kokusu, mürekkep kokusu, badana kokusu, yeni yıkanmış yastık kılıfı kokusu,

ayı sözlük'te ayı olmayan yazarların dışlanması

ben dışlamadım, dışlayanı da görmedim henüz.
(bkz:chaser)
(bkz:cub)
(bkz:butch)
(bkz:lezbiyen)
bir de trans bireyler var. onlar kendilerine ayı diyemez mi? burası hayvanat bahçesi kafesiyse...

ille de "kendi adına konuş" diye düşünenlere düşüncemi söylemem lazımmış gibi anlatayım bir de. burası "ayı/bear" temalı olabilir. yalnız gerçekten "ayı" olanlar girsin dersek, aynı mantıkla buranın porno sitesi olduğunu da düşünebiliriz. e ayı sevenler de girsin madem, dediğin zaman da kendin gibi olmayan*, ama aynı senin gibi toplumda dışlanan cinsel yönelimdeki/oluştaki/durumdaki insanları dışlamış sayılırsın. o sebeple kadını, erkeği ayırmadan her tür ibne olarak birbirimize destek çıkmak gerektiği düşüncesinin yeni bulunmuş bir şey olduğunu sanmıyorum.
ayı ağırlıklı bir sözlük olduğu gerçeğinin yadsınamayacağı gibi konuşmalar yapacak olsam burayı lezbiyenler basar zaten. ki varlar da, görmezden gelmiyorum.
peki bu başlığı niye açtık biz diyecek kişilerle düşüncelerimi paylaşmak için yazı yazarken ağırlık olarak zayıf*, gey, kıllı bir erkek olduğumu da hatırlatmam gerekirmiş. öyle dedin.

benden söz açmışken, ha benim de dışladıklarım olur. ama onları tüm sözlüğe kural diye getirecek halim yok. herkesle sevişecek halim de yok. biseksüelleri sevmiyorum. evli erkekleri sevmiyorum. heteroları sevmiyorum.
yaş olarak genç geyleri hele hiç sevmiyorum.
Henüz takip eden biri yok.