baba kokusu

100 metreden hissedilebilen kokudur. çok farklıdır, gün içinde yaptığı tüm faaliyetlerin sigara kokusuyla harmanlanmış, teriyle bütünleşmiş hali. kimsede bulamazsınız o kokuyu. yıllar yıllar geçse de o koku hiç değişmez, bazen çok uzak kalırsınız aylarca yıllarca, ama o kokuyu yine de hissedersiniz bazen.
bana hem yabancı hem uzak bir konu,
belli bir tanım yazamıyorum.
mümkünse hiç almayayım,algılamayayım ben o kokuyu!
özlemini çektiğimdir. dünya değiştirince kavuşacağım olandır. kıymetini bilemediğim, göğsünde ağlamak istediğimdir. dahası aradığım erkektir. *
ve keşke özlemini çekebileceğim ayarda bir koku olsaydı dediğim
ben bilmiyorum. sert yüz hatlarını, hep uzaklara bakan dalgın gözlerini, nasırlı büyük ellerini hatırlıyorum. ama kokusunu hatırlamıyorum. az konuşurdu, pek gülmezdi, sanki etrafında, ihlal etmemizin yasak olduğu daimi bir çember vardı. o çemberin ortasında ulaşılmaz bir tanrı gibi otururdu. hiddetinde cömert, şevkatinde cimri, gölgesinin ağırlığını her daim hissettiğimiz.... bir kez ama bir kez bile sarıldığını hatırlamıyorum. sarılsaydı onu hatırlatan bir koku kalırdı mutlaka belleğimde... ama yok... yok..
uzun samsun kokusu.hiç değişmedi çocukluğumdan beri .duyduğum andan itibaren bir küfür yada aşağılama cümlesi arkasından gelirdi.ne zaman uzun samsun kokusu duysam hala gerilirim.*
ilk hissettiğinizde çocuk olmalısınız.
(bkz: sarılmak)
çünkü ilk fark ettiğiniz dönem çocukluk sonrası bir dönemse, anlamsız bir koku oluyor.sadece sigara ve ter.hepsi bu.
italian cypress unutmam. o her eve geldiğinde ona duyduğum sevgiyi göstermek için yatağımdan kalkardım, o da kapımın önünde bekler kapıyı açmamı beklerdi bende onun açmasını, dayanamayıp ben açtığımda kapıda beni gerçekten seven birinin beklediğini gördüğümü sanıyordum, her gece. kapımı açtığımda onu görmeyi deli gibi istiyorum, ona sarılmayı deli gibi istiyorum ama bunları yapamıyorum çünkü artık iki yabancı gibiyiz ne yaptıysak yapalım baba - oğul ilişkisi kuramadık.
bu kokuyu unutalı onbir yıl oluyor. ne acı ki; kokusunu bir kenara bırakın, anılarını bile çektirdiğimiz fotoğraflarda taze tutmaya çalışıyorum. kokusu sadece köy mezarlığında ki bir avuç toprak.*
yakınken uzak kaldığım birşey. zaten gay olduğumu öğrenince, o kokuyu hiç duyamam, ulaşamam. ne yapalım..... :(
yedi yaşında henüz okumayı yeni çözmüşken elime tutuşturduğu balzac 'ın köylüler adlı kitabıyla, evde olduğu gecelerde, uyumaya hazırlanırken başımda okuduğu nazım hikmet , cemal süreya şiirleriyle, yeni çıktığında "gel bak yeni bu" diye dinlettiği ahmet kaya, ali asker kasetleriyle özümü öz yapmış, beni bana katmış, biraz da kendine benzetmiş canımın ta içinin, işiyle entegre balık kokusudur.