gelmiş geçmiş en iyi türkçe dizeler

gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız
göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır
(bkz: haydar ergülen)
biliyorsun

hayat bazen öyle insafsız ki
küçük bir boşluğu yakalar
hissettirmez en zayıf anında
seni ta yüreğinden yaralar
----

haklısın biraz geç karşılaştık
oysa hiç konuşmadan anlaştık
bazı şeyler var ki söylenmiyor
biz seninle sözleri susarak aştık

sezen aksu (biliyorsun)
hamam tası gümüşten
yeni geldim o işten
bunu bana öğreten
senin pezevek enişten

haydarpaşa garı'nda
anasının yanında
istedim de vermedi
çıban çıksın gözünde

benim yüzüm bir bayram telâşıdır
küller ve biraz da deniz artıklarıyla

ben ki çocuklarla büyüdüm ve
(bu yüzden uzundur ya biraz kollarım)

bir denizde bir akşam gittim ölümü
yosunlar rüzgârlar gözleriyle balıkların

hâlâ saçlarıma takılmış bulurum
bir balığın pullarını ve tuzu

şimdi bir yolu yürüyoruz ya seninle
birden üçüncü sınıf bir lokantadayız işte

bir kadın senin ağzınla gülüyor ve
ne mutlu ne mutsuz.

nedir mi mutluluk diyorsun
bir eylülü gitmek belki de böyle
(eylül ki en kanayan aydır tarihte)

ve birden o adam gösterisine başlıyor
yırtılan sesiyle.
sanki sarı beyaz kara
sanki bütün ırklar birlikte bağırıyorlar
ve sanki insanlığın hali.

ve soruyorum kendi kendime
lokantalar neden insanlığın haline benzer

böyle bir dünyadayız işte yürüyoruz yürüyoruz

ağzımdan diyordum daha çok ağzımdan öp beni
insan yaşarken bilmez yaşadığını.
bende tarçın sende ıhlamur kokusu

yürürüz başkentin sokaklarında

bir nehir şu tutuk konuşan cumartesi

üstünde iki yonga: çarşamba, bir de cuma

ayrılık lafları etme sevgilim

önümüz temmuz önümüz ağustos nasıl olsa

kolkola yürüyoruz tek tük öpüşüyoruz

sonra ayrılıyoruz korkuyoruz da

kimi zaman neden kalabalığın içinde duruyoruz da

kimi zaman bir köşe arıyoruz en sapa

işimiz mi yok, şu akay'a sapalım istersen

istersen garson girelim ilkyazın gazinosuna

börekçi! diye bağır istersen şurda

kısmet çıkar -sanırım- emek'te oturan kıza

abiler! abiler! diye bir şey satayım ben

mendilim kalmamış kağıt peçete yok mu çantanda?

üç peseta gibi bir paraya dondurma yemiştim

madrid'te yemiştim, ve çatılardan kanguru akıyordu

londra'da

seversin mi beni, doğru söyle ama? - sigara?

ne eflatun etin var, yanarca mı yanarca

inan selimiye'nin minareleri gibisin

her seferinde başka yoldan çıkılır nirvanaya

cemal süreya
anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer...
açma pencereni perdeleri çek

mona roza seni görmemeliyim

bir bakışın ölmem için yetecek

anla mona roza, ben bir deliyim

açma pencereni perdeleri çek…
sanma ki derdim güneşten ötürü;
ne çıkar bahar geldiyse?
bademler çiçek açtıysa?
ucunda ölüm yok ya.
hoş, olsa da korkacak mıyım zaten,
güneşle gelecek ölümden?
ben ki her nisan bir yaş daha genç,
her bahar biraz daha aşığım;
korkar mıyım?
ah, dostum derdim başka...

(bkz: orhan veli kanık)
aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda
içimde yağmur duasına çıkmış birkaç köy
birkaç köy sular altında.
kalbimin doğusu,
her resme güneş çizen bir çocuktu.
gam yükünün kervanları yürürdü dudaklarımda
kavruk ve çatlaktı dudaklarımın toprakları.
ölümün ötesinde bir köy vardı
orda, uzakta, kalbimin en doğusunda
şimdi bana yalnızca
dertli türkülere duyduğum karşılıksız aşk kaldı.

güzel beyaz bir tay doğururdu her sene hafızam
yorgundu oysa
durmadan, durmadan hatırlamaya koşmaktan.

kalbimin doğusunda bir yalan dünya vardı.
okyanusları mavi olmayan.
benim için hayat,
kalbi kalpazanlıktan kırk sene yatmış çıkmış bir adamdı.
geçmişim acıyor şimdi, yalnız benim değil
benim ülkemin geçmişi de acıyor mesela.
bilirdim oysa ilk badem ağaçları çiçek açar baharda.
bilirdim çiçek satan çingene kızlarını
onlar bütün şimdileri, bütün zamanlara
bir gül parasına satardı.
oğlan kıza bir gül alsa
bilirdim odur en kırmızı zaman.
adına aşk diyorlardı
kalbimin en doğusunda bir yalan dünya vardı.

kim bir şairi kırsa
şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela
bilirim kim dokunsa şiire
eline bir kıymık saplanacak.
bilirim kırılmış dizeleri tamir etmez zaman
yorgunum oysa
durmadan kendime bir tunç uyak aramaktan.

aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda
boş salıncaklar gibi gıcırdayarak konuştum karanlıkla
kediler gibi mırıldanarak.
alkolden bir denize bıraktım kalbimi
kırmızı bir sandal gibi,
arka sokaklarda sarhoş konuştum karanlıkla.
avuçlarımla konuştum,
allah büyüktür diyen insanlar gibi.
kedi dili bisküvilerinin bir pastayla konuşması gibi
yumuşak ve kremalı konuştum onunla.
baharda leylaklar açardı boynumda
mor ve pembe konuştum karanlıkla
gece açılıp gündüz kapanan bir parantezdim,
sözler vardı içimde işe yaramayan
sözlerle konuştum, karanlıkla...
önce söz yoktu kalbimin en doğusunda
sözler...
bir yağlı urgandı acıyı boğmaya yarayan.

(bkz: didem madak)
sen bana bakma , ben senin baktığın yerde olurum.

özdemir asaf
kaybedeceğini bile bile neden mücadele ediyorsun dedi, öleceğini bile bile yaşadığını unutmuştu o an. bozmadım.

özdemir asaf
bilmiyorum ne vardı saçlarında
rüzgar mı delice eserdi
gözlerim mi öyle görürdü yoksa
saçlarının her hali hoşuma giderdi

...


sana gitme demeyeceğim!
üşüyorsun ceketimi al.
günün en güzel saatleri bunlar,
yanımda kal...

sana gitme demeyeceğim!
gene de sen bilirsin.
yalan istiyorsan yalanlar söyleyeyim.
incinirsin.

sana gitme demeyeceğim,
ama gitme, lavinia.
adını gizleyeceğim
sen de bilme, lavinia.

...

giderken bura için,
gelince ora için,
gününde ve gecende
kendince ora için...
sakladığın kendini
böldün iki yarım'a;
iki kez yaralandın
bir yarım yara için.

...

unutmak mı?
delisin...
gitmesem de bekler orada deniz.
gelirsem, bilmelisin
benim beklememdir burada deniz.
gitmek gibi geleceğim
denizin delisine.
delinin denizi gibi
o ne kadar giderse...

...

benim düşlerimin içinde
o uyuyordu, duyuyordum.
ben bir uykusunda onun,
bir düş'ünde bulundum.
uyuyordu, duyuyordu,
avundum.

benim düşlerimin içinde
o uyumuyordu, biliyordum.
ben ne bir uykusunda onun,
ne de bir düş'ünde bulundum.
bulunsaydım,
vururdum.

...

gelmesen önemli değil, gelsen önemli olurdu.
gelmemen benim ''büyük yalnızlığımı'' doldurdu.


özdemir asaf *

nasıl bittiyse bundan öncekiler,
bu da biter.
bite bite sonunda ben de biterim,
olur biter.

aziz nesin


bana bitmeyen bir tek şey söyle,
söyle, sonsuza inanayım.
bana nasıl seveceğimi anlat,
aşk karlı yokuş, yorulmayalım.

geleceksin, belki çok seveceksin.
zamanı gelince gideceksin.
bir keşkeye daha yer yok kalbimde.
birlikte ölecek miyiz?

feridun düzağaç
ben ölürsem akşamüstü ölürüm 
şehre simsiyah bir kar yağar 
yollar kalbimle örtülür 
parmaklarımın arasından 
gecenin geldiğini görürüm 

ben ölürsem akşamüstü ölürüm 
çocuklar sinemaya gider 
yüzümü bir çiçeğe gömüp 
ağlamak gibi isterim 
derinden bir tren geçer

ben ölürsem akşamüstü ölürüm 
alıp başımı gitmek isterim 
bir akşam bir kente girerim 
kayısı ağaçları arasından 
gidip denize bakarım 
bir tiyatro seyrederim 

ben ölürsem akşamüstü ölürüm 
uzaktan bir bulut geçer 
karanlık bir çocukluk bulutu 
gerçeküstücü bir ressam 
dünyayı değiştirmeye başlar
kuş sesleri, haykırışlar 
denizin ve kırların 
rengi birbirine karışır 

sana bir şiir getiririm
sözler rüyamdan fışkırır 
dünya bölümlere ayrılır 
birinde bir pazar sabahı 
birinde bir gökyüzü 
birinde sararmış yapraklar 
birinde bir adam 
her şeye yeniden başlar

ataol behramoğlu
"insanların üstüne dünyanın bütün yıldırımlarını yağdırsam da
sevilmek özlenmek istiyorum
bütün gürültümün çocukça olduğunu
aslında sevgiden ilgiden geldiğini anlamalarını
öyle sanmalarını istiyorum"

oğuz atay
insanlar birazcık vefasız biraz da unutkan ve aptal aptal aptal.

yasemin mori - aptal
al dedi git dedi çocuklarını dedi çocuklarını istemiyorsan dedi al kendini git dedi bana

anne

sahi senden mi doğdum anne
yollar nehirler kuşluk vakitleri dururken
bir insandan mı doğar bir çocuk

anne senin yüreğin taş olsa dayanır mı
kuş olsa çiçek olsa gündüz olsa
kırılmaz mı acıdan bir sap menekşenin boynu

bu kez dağlar doğursun beni anne
sen de ılık bir yağmur ol
durmadan yağ kanayan yerlerime



haydar ergülen

bizim uslanmaz ruhlarımız
hiç kumrulaşabilir mi?
suskuyla yanyana oturan iki kumru…
iki sevgili yanyana oturarak
uzun süre hiç konuşmadan...
yani kumrulaşabilinir mi?

lale müldür
  • /
  • 4