oğuz atay

1934 doğumlu inebolu doğumlu roman yazarıdır aynı zamanda itü inşaat fakültesi mezunudur.1960 yılında idmma inşaat fakültesinde öğretim üyesi olarak görev yapmaya başlamıştır.yazdığı romanlar ve yayınladığı tarihler aşağıdaki gibidir.

tutunamayanlar (1972)
tehlikeli oyunlar (1973)
bir bilim adamının romanı (1975)
korkuyu beklerken (1975)
oyunlarla yaşayanlar (1985)
günlük (1987)
eylembilim (1998)

13 aralık 1977 de vefat etmiştir.
zamanında kıymeti bilinmemiş nadide post-modern edebiyatçımızdır. kitapları bünyede ilk başlarda çılgın bir kafa karışıklığı yaratsa da daha sonra pek çok şeyi daha açık görmenizi sağlar.
büyük projesi "türkiye'nin ruhu"nu yazamadan vefat etmiştir.
"korkuyu beklerken" okuduğum ve etkisinden bir süre kurtulamadığım, karanlığa başka bir perdeden baktığım romanının yazarı, sen çok yaşa emi.
tehlikeli oyunlar adlı kitabında hayranlıkla okuduğum bir bölümü vardır ki harikadır;

“sevgili bilge,

bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda, ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de. insanları, eski karıma yapmış olduğum gibi, büyük bir boşluk içinde bırakmasaydım. kendimden de kaçıyorum gibi beylik bir ifadenin içine düşmeseydim. bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. ne olurdu, bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım; ya da bazı sözleri hiç söylememek için kesin kararlar almamış olsaydım. sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi bilge, aklını başına topla. ben iyi değilim bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. hiç olmazsa arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. kendime, söyleyecek söz bırakmadım. kuvvetimi büyütmüşüm gözümde. aslına bakılırsa, bu sözleri kullanmayı ya da böyle bir mektup yazmayı bile, ne sen ne aşk ne de hiçbir şey olmadığı günlerde kendime yasaklamıştım. sen, aşk ve her şeyin olduğu günlerde böyle kararlar alınamazdı. yaşamış birinin ölü yargılarıydı bu kararlar. şimdi her satırı, bu satırı da neden yazdım? diyerek öfkeyle bir öncekine ekliyorum.”
postmodern tarzda yazdığı tutunamayanlar, tehlikeli oyunlar ve korkuyu beklerken adlı kitapları en sevdiğim kitaplarıdır.
keşke bir bilim adamının romanını yazmasaydı.*
hastasıyız, edebi sihirbaz.
düşündüklerini, yazdıklarını bir an hatırlayınca ve okuyunca sanki yaşamışlığınla paralel olduğunu anlarsın. bazen de, sözlerine hak verirsin;

"biz ihaneti çocukken öğrendik olric? -nasıl yani efendimiz? -o kimseye vermediğimiz oyuncağı yenisi geldiğinde bir köşeye fırlatarak!"
kendine has mizahı... yazdıklarını okurken yüzünde acı bir tebessüm bırakan, kâh güldüren, kâh düşündüren... yalnız gecelerin vazgeçilmezi... kahveyle olan müthiş uyumu... değeri öldükten sonra anlaşılan, yaşarken daha 1. basımı geçememiş olan kitaplarının; öldükten sonra 30-40 basımı geçmiş olması çok acı...
günün birinde bu kadar lgbt okuyucusunun olacağını duysaydı muhtemelen "ne yapsak, biz de bi denesek de versek mi olric" diyecek olan teddy bear.
sayende bazı insanlar bir iki kitap adı öğrendi.teşekkürler oğuzcum
(bkz: tutunamayanlar )