kara koyun

alışılagelmiş beyaz koyunların varlığında istenmeyendir, sivridir, göze batar. sürü psikolojisiyle hareket etmez, patikalara sapar. kendi doğruları vardır, uzatılana arkasını dönebilir. o hikayelerde dayatılan ve hep ikiye ayrılan yollara inanmaz, dikenli yollar keşfetmeye kalkar. bilir ki; takip edebildiğimiz yol, doğru yol değildir. belirlediği amaçlarıyla belirsiz sonlara ilerleyebilecek cesarete sahiptir.
ak koyunun arkadaşıdır.
ak koyunla birlikte çıkması beklenen. bazende bu koyunlar akgöt karagöt olarak anılırlar.
ahmet yıldız adına hollanda da yaşayan ve bir hollandalının sponsor olduğu belgeselin adı. aslında pek belgesel sayılmaz. medyadan toplanmış olan yazı ve belgeler ile yapılmış bir belgeselin adı. bir kitapçıda bir kaç özel gösterimi yapılmıştı.
bu bir istek fiili de olabilir

-abi bunları nereye koyalım
+elinizde tutmayın kar a koyun
dedem korkut hikayelerinde adı geçen kara koyun yahnisi için kurban edilen koyun türü...(bkz: karakoyun yahnisi)
sonradan çıkar oyunu. yok lan, karamandı o, karadan şey ettimdi, pöff.

uğursuzluğa yorulmaması ilginç lan, ötekileştirilen koyundur, olsa yerim ama aasklff.
aşkların ve aşıkların gerçek olduğu zamanlardan kalma bir türkü.daha çok ağıt aslında.hikayesi şöyledir:
--- spoiler ---


günlerden bir gün sürü yayladayken hırsızların hücumuna uğrar. hırsızlar çobanın elini kolunu bağlar, sürüyü alıp gitmek isterler. fakat sürü bir türlü yerinden kalkmaz. onca çaba bunca gayret, sürüyü yerinden oynatamaz. çoban der ki, "ben kaval çalmadıktan sonra sürüm imkansız bir yere gitmez, çözün kollarımı ben sürüyü kaldırayım." ellerini kollarını çözerler çobanın. çoban kavalını eline alır, başlar yanık yanık öttürmeye. sürü hemen kalkar, yavaş yavaş yürümeye başlar. bu arada çadırda uyuyan yörük beyinin kızı da kaval sesini duyar. duyar ya bu seferki havadan çobanın tehlikede olduğunu anlar ve etrafı uyarır. yörükler hep birden sürünün bulunduğu yere koşarlar. bunu gören hırsızlar hemen kaçarlar.

o günden sonra, köylüler, kızın, çobanın kavalının sesinden, çaldığı havadan anlamasını, kızla çoban arasında gizli bir ilişki olduğuna yorarlar.

bu en çok kızın babasını düşündürür. çağırır çobanı yanına. "kavalının sesi pek yanık, kızımı da bununla mı kendine bağladın?" der. çoban da "bilmem, belki de öyledir. ben sürülerimi bununla otlatır, bununla idare ederim. gerekirse susamış sürülerimi bir damla su içmeden bile su başında bekletirim." der. bunun üzerine ihtiyar yörük beyi "ben senin sürüye tuz yalatayım, sen suyun başına götür. eğer su içirmeden sürüyü su başında bekletebilirsen ben de sana kızımı vereceğim" der.

çoban sürüsünden emindir. yalnız bir karakoyun var pek heyecanlı, toy, bir tek ondan korkuyor. sürüye hiç su vermeden üç gün tuz yalatırlar. çoban sürüyü alır dağdan aşağı dereye doğru sürer. sürü büyük bir iştahla suya doğru koşuşurken çoban birden çaldığı havayı değiştirir. bunun üzerine sürü olduğu yerde durur. ne var ki çobanın korktuğu başına gelir. karakoyun durmaz suya doğru yol alır. bu sırada çoban çaldığı havayı daha da yanıklaştırır. bu, onun karakoyuna yalvarması, ondan isteğine uymasını istemesidir. bu olay karşısında, yörük beyi ve oba halkı da heyecanlanır. hava hızlanıp yanıklaştıkça karakoyun yavaşlamağa başlar. durur, bir geriye döner, bir suya bakar. kavalın sesi ona susuzluğunu unutturur. geriye sürünün yanına döner. bu iş oymak beyini de duygulandırmıştır. "kızımı sana verdim gitti, bundan sonra bir yastıkta kocayın yörük" der.

bu olaylar sırasında karakoyunun emlak kuzusu ölür derler. sebebi de susuzluk ve bolca verilen tuzdur. çoban bu ölüme pek üzülür. işte bu anlatılanlar türküde ve ezgisinde pek sanatlıca işlenmiştir.

--- spoiler ---
(turkucu.net ten alıntı)

aşağıdaki linkten dinlerseniz karakoyuna yakarılan kısmı gayet rahat anlayabilirsiniz.gerçekten çok hüzünlüdür.

burada ise erdal erzincan ın bağlama ile yorumu mevcut.dinlerken tek bir bağlama ile çalındığına inanamayabilirsiniz.inanın.*