ölüm

adı anıldığında herkesi saran göt korkusu gerçeği ile, kadın-erkek, homo-hetero, türk-kürt, zengin-yoksul, zenci-beyaz, herkesi ama herkesi eşitleyen tek şey.
dünyadaki tek gerçek komünist.

(bkz: ölüm komünisttir)
kaçınılmaz bir gerçek. bu noktada yapabileceğimiz bir şey yok. biz de öleceğiz, sevdiklerimiz de. fakat yaşam da en az ölüm kadar gerçek. yaşıyoruz. üstelik sevdiklerimiz de bizimle beraber. öyleyse elimizdeki hayatın kıymetini bilmek ve hayattan israf etmemek en mantıklı tutum olarak karşımıza çıkıyor. işte burada en büyük engelimizse: ölüm anksiyetesi. "ölmekten korkuyorum; o yüzden yaşamıyorum" tipi insanlardan olmamak gerek. ölmekten korkan insan yaşayamaz; yaşayamadıkça ölümden korkar. öyleyse, bu kısır döngüyü sona erdirmek gerekir. ölüm anksiyetemizi olabildiğince hafifletmek -düşük ölüm anksiyetesinin de tıpkı düşük enflasyon gibi yararlı olacağını: insana dinamizm katacağını düşünüyorum- gerekir. ölüm anksiyetesini hafifletmek içinse varoluşçu değil bilişsel davranışçı ekolün ortaya koyduklarının daha faydalı olduğu benim görüşüm. yani bilişsel davranışçı ekolün öğrenilmesini tavsiye ediyorum. ölüm anksiyetesini tamamen ortadan kaldırmaksa zannımca mümkün değil. ne kadar dolu, nitelikli, otantik yaşarsanız yaşayın bilinç seviyesinde olmasa bile ölüm gerçeği size bir huzursuzluk verir. hani en mutlu olduğumuz zamanlarda bile bir şey eksiktir ya... bir türlü tespit edemediğimiz bir şey... ölümsüz ve mutlak derecede anlamlı olana özlem duyan insan en mutlu olduğu anın da, elindeki her şeyin de fani olduğunun bilinç seviyesinde olmasa da farkındadır da ondan eksik hisseder. o eksiği tamamlamak için çabalar. ölüm kaçınılmaz bir gerçek olduğu sürece bu nafile çabadır da farkında değildir. olsun, demin de dediğim gibi çabalasın, dinamik kalsın.

ölüm anksiyetesi insanın en temel yapıtaşıdır. yaşam biçimimiz aslında ölüm anksiyetesine karşı savunma biçimimizdir. bazılarımız işkoliklikle, bazılarımız sosyal ortamlarda vakit geçirerek, bazılarımız felsefeyle ilgilenerek bununla başa çıkmaya çalışır. aslında neyle savaştığının farkında bile değildir. işte kişinin yaşam biçimini değiştirmesi de bu yüzden zordur. alışık olduğu savunma mekanizmasını bırakıp ölüm anksiyetesinin nefesini ensesinde hissetmektedir.

not: psikoloji öğrencisi dahi değilim. dolayısıyla belirttiğim tespitlerin bazıları için kaynak dahi gösteremem. genel olarak psikoloji ilmine ilgili bir gencin kendi düşüncelerini içeren bir yazıdır. itibar etmeme hakkınız saklıdır.
sonrasını deli gibi merak ettiğim.
anlayamadığımız.
kabullenmek istemediğimiz.
beğenemediğimiz.
aniden gelen.
tam zamanında yetişebilen.
bir kurtuluş.
en kalıcı hüküm.
sonsuz bir hasret.
en büyük korkumuz.
en büyük kavuşmamız.
çırılçıplak sırrımız.
asla kaçamadığımız.
en iğrenç koku.
en tiksinç çürüyüş.
en büyük avuntu.
geri dönüşümüz.
eşsiz tesellimiz.
dermansız derdimiz.
başka bir boyuta geçiş kapımız...

...evet, bunların hepsi sanki, değil mi???
tıpkı, bir tanrının vasıfları veya sıfatları gibi!
sakın, sakın en büyük sır bu olmasın?, dedirten.
ölüm üzerine ne söylersek söyleyelim, hangi açıdan ele alırsak alalım ;ölüm de varoluş da bir
'problem' değildir (aşılamaz); insan varoluşa ve ölüme çarptırılır yalnızca. onun "imgesel
cehennemi"nden kurtulamayacak ve şundan daha fazlasını söylemiş olmayacağız: "ölüm u'dur biraz,
eski püskü bir akşamüstü biraz da.
bazen bitirdiğinizi düşündüğünüzde hayatı kendinizi kendisini onu düşünürken bulduğunuz şeydir.

(bkz: her canlı bir gün ölümü tadacaktır)
doğmak bir var oluş, ölümse bir yok oluş değil. aslında hiçbir şey sona ermiyor veya başlamıyor. sadece ruh bir bedene giriyor, bir süre orada yaşamaya devam ediyor ve sonra ayrılma vakti geldiğinde o bedenden ayrılarak ait olduğu yere geri dönüyor.
22. girideki önerme sorgulanmalıdır: ölüm komünisttir
öyle mi acaba?
kenan evren, devletin en üst düzey olanaklarıyla 98 yaşına kadar yaşatılırken, 12 eylül mağduru (yasaklar, davalar, tiyatrosuz aç kalınan günler,...vb.) sanatçılarımızdan olan zeki alasya, aynı nitelikte sağlık hizmetleri alabilseydi acaba daha uzun yaşayamaz mıydı?

(bkz: adaletin bu mu dünya)?
(bkz: batsın bu dünya)
giden kişinin hayattaki izleri, anıları ve bencilliğimiz olmasaydı bu kadar ağır bir söz olmayacaktı belki de. milyarlarca insanın tecrübe etmiş olmasına rağmen yaşayan kimsenin bu tecrübeye dair hiç bir bilgisinin olmadığı tek şey. hayatta kör bir nokta. yalnızlığın doruk noktasına ulaştığı an.

biz! henüz ölmemiş olanlar, kabullenememenin pençesinde bir süre can çekişiriz, mantık çöker. matematik olimpiyatlarına katılan birinin, altıdan biri çıkartamamasına sebeptir!!
bilincin olmadığı her an dır ölüm, insan olmak tanımı bilinçli olma özelliği yoksa eksik kalır. o zaman insan tipinde bir canlı oluruz.
irade ve bilinci kullanamıyorsak zaten ölmüşüzdür. ben bayılmışım farkında değilim hayatın, sen bana canlı demişsin ne yazar ? ben bilmiyorum ki canlımıyım değilmiyim. bitkisel hayat ne kadar hayat ?
can çavuşoğlu'nun sensiz isimli şiirine konu olmuştur, şöyle ki;

sensiz
gözlerim karanlık. pencereden bakınca korkuyorum.
ismim 'asi’. beğenmek için çabaliyorum.
ellerim soğuk. başkasına dokununca üşüyorum.
saçlarım yaban. rüzgâr okşayınca ürperiyorum.
ayaklarım kör. patikalar tükenince kayboluyorum.
dudaklarım çatlak. istanbul ısırınca ağliyorum.
tenim karadeniz. yaşama sarılınca boğuluyorum.
sözlerim asık. acımı haykırınca avuçluyorum.
gülüşüm sahte. yanaklarım oynayınca harciyorum.
aklım kayıp. yenisi gelince susuyorum.
kalbim öksüz. aynaya bakınca aciyorum.
tabutum boş. içine uzanınca doluyorum.
bensiz, orada, bedenim komada.
sensiz, sahipsiz, ruhum kimsesiz.
nihayet ölüyorum.
anne demektir.kurtarılamayan nefes demektir.yaşanmamışlıklar kalır, onun arkasında. uğurlamaktır,ayrılıkların en zorudur.*
neden ölümden korkayım ki? ölüm varken ben yokum, ben varken ölüm yok.
insanın çoğu zaman ölsemde kurtulsam dediği an çok olur hayatında veya bunu duyacağıma ölseydim dediği anlar... ölüm genelde sizi tam bu anlarda bulmaz hayatınızın en güzel zamanında gelir dayanır kapınıza bu durumlarda her zaman iş başa düşmek zorunda kalır, hayatın size çelme atmasındansa sizin ona çelme atmanız gerekir işte bu durumlarda.
aldığımda haberini çok üzüldüm be çocuk
çocukluğumdan kalan onca hatıra vardı yüzünde
şimdi gökyüzündeler
yıldızlar gibi
memleketimizin bir zamanlar üstünde koşturduğun topraklarının altında kalıp
çukurovaya bir de ordan bakmak var şimdi
lanet okuyorsam namerdim çocuk
isyan ediyorsam namerdim
hayır ibret yapmayacağım seni, ölümün de şerefli olacak
adamlığın hakkını verdin kardeşim, ölümün de hakkını verdin
sen yaşamın da hakkını vermiştin, gülüşün de hakkını vermiştin
hoşçakal aydın
hoşçakal kardeşim
hoşçakal oğlum
hoşçakal güllerin en güzeli
birgün benimde ardımdan bir şiir yazılana kadar,
hep burda kal olur mu, seni tekrar görene kadar bir şiir ol olur mu
bir gün insanlığın ölüm denen bu biyolojik kapandan kurtulacağına inanıyorum. bu beynin bir bilgisayara kopyalanmasıyla, zayıf insan bedeninin teknoloji ile eskimeyen, ölmeyen bir yapıya kavuşturulmasıyla veya hayal edemeyeceğimiz biçimlerde olabilir. yeter ki yaşama olanak tanıyan bir gezegen olsun.

biz maalesef insanlığın ölümü yendiği o günleri göremeyeceğiz. yaşadığımız çağın bilimi bize bunu sunmuyor. tıpkı 1000 yıl önce doğanlar için bulutların üstünde binlerce kilometre hızla gitmenin bir hayal olması gibi. hatta bir çoğu bunu hayal bile edememiştir. işte insanlığın bu çağına şahit olamayacak olmak beni çok üzüyor. geleceğin getirdiklerini görememek, insan türünün başarılarıyla gururlanamamak, gaddarlığına ve aptallığına artık kızamamak, kısacası öykünün devamını okuyamayacak olmak üzüyor beni. içimdeki bitmek bilmeyen merak, macera arzusu ölüm gerçeğini kabullenmemi zorlaştırıyor.
vücudu teslim etme töreninden ibaret.
  • /
  • 2