sinestezi

kısaca duyular birleşimidir. normal bir beyin fonksiyonudur. sinestezi sahipleri harfleri renkli görebilir veya duydukları seslerden renk çağrışımları yapabilirler. j harfini kahverengi olarak tanımlarken, kapı zilini de piramit olarak tanımlayabilirler veya duydukları saat sesi onlara ıslak çim kokusunu deneyimletebilir. bir de dediklerine göre dinledikleri bir müziği havai fişek gösterisi olarak algılayabilirlermiş. duyduğum renkleri koku olarak tadıyorum gibi birşey. *

her ne kadar duyuların birbirine karışımı ya da algıda bozukluk gibi korkutucu isimler verilmiş olsa da bence dünya üzerinde sahip olunabilecek en mükemmel hastalık budur. çok çeşitli versiyonları var. görsel,işitsel, duyumsal... kelimeleri renkli görme, nesnelerin tadını alma, kokuların şekillerinin olması gibi beynin size oynadığı küçük oyunlar. ama şöyle de bir şey var ki renk körü olmak gibi, kimse size sinestet olduğunuzu söyleyene kadar böyle olduğunu öğrenemiyorsunuz. çünkü herkesin her şeyi öyle algıladığını "biliyorsunuz".
sinestezikvari. adı neil harbisson olan bu adam tamamen bir renk körü olarak doğuyor ve algıladığı tek renk gri. ancak bu günlerde başına bağlı bir aletle renkleri duyulabiliyor.

resim sergisine gidip picasso dinlemenin nasıl bir şey olduğunu düşünsenize

http://www.ted.com/talks/lang/tr/neil_ha...
evet mesela ben harfleri, mimikleri olan bir varlığa benzetirim
bunla ilgili şöyle bir şey duymuştum: bu durumda olanların çoğunluğu aynı zamanda da eşcinsel olarak dünyaya geliyormuş. nereden duydum hatırlamıyorum gerçi.
2008'den önce haberim yoktu. ilk kez empati adlı romandan haberim olmuştu. neyse, wikipedia'dan bakayım dedim, nasıl bir şeymiş diye. sonra sinestezinin de kanser gibi, ayrı ayrı türleri olduğunu öğrendim. bir tanesi beni çok şaşırmıştı: (bkz: ordinal linguistic personification)* içeriğine baktığım zaman, bu kişilerin sayı, alfabe, aylar gibi sıralı olan şeylere kişilik verdiğini öğrendim. şoke olmuştum. çünkü aynı şeyi ben de yapıyordum. ilk önce bunun yüksek hayalgücüyle ilgili bir şey olacağını, ya da şartlanma olacağını düşünmüştüm. gerçi halen biraz öyle düşünüyorum. neyse, gerçek mi bilmiyorum ama benim kafamdakiler şöyle:

0: biraz tuhaf davranan, hafif kilolu, hiç gülmeyen, psikolojisi düzgün olmayan, kendini hiç göstermeyen bir erkek. ama bilmiyorum, psikoloji düzgün olup, çok konuşmayan nötr biri de olabilir. çok belirgin değil bu.
1: lider özellikli, beyaz tenli, iyi niyetli bir erkek. çevresine hep gülücükler saçar, abartı olmayacak şekilde. herkese yardım eder. bütün sayılarla iyi arkadaştır. hiç kin falan beslemez kimseye. sürekli gezilere falan çıkar. türkçeyi çok düzgün kullanır, küfür etmez.
2: erasmus'tan gelmiş, eşcinsel ablası tipinde bir kız. 20'li yaşlarında falan. çok kibardır, eşcinsel dostudur, ırkçı değildir. kültürlüdür ve sakindir. psikolojisi yerindedir. izmirli olabilir hatta. yani tipi ve davranışları izmirli bir kızı andırıyor.
3: bu birazcık sönük gibi. erkek olduğu kesin ama çok kişilik özelliği yok gibi. biraz minyon tipli olabilir, the flintstones'daki barney gibi. 1 ile iyi arkadaş olabilir.
4: bu tekken'deki nina williams gibi bir şey. saçı kıvırcık ve uzun boylu bir kadın gibi. normalde herkesle çok iyi anlaşır ve çok yardımseverdir, ama eğer sinir ederseniz ağzınıza sıçar. birazcık feministlik var bunda, ama sokağa çıkıp "erkeklerin ağzına sıçarız" tarzı şeyler yapmıyor. sadece kimse karşısında ezilmiyor, o kadar. ayrıca dörtte, vahşilik, korkunçluk ve şiddet barındıran bir özellik var. kadından ayrı bir kavram bu. dört rakamında var bu dediğim.
5: bu silent hill'deki harry mason'a benziyor, ama aynı zamanda biraz daha şişman gibi. ayı olabilir hafiften. beyaz bir vücudu var ve çok iyi birisi. "h"ye çok benziyor.
6: bildiğin anna williams. orasını burasını kırıtıyor sürekli. 7'yi etkilemeye çalışıyor. sürekli 4'e çatıyor. 4 sonra bunun ağzına sıçıyor. 2'ye de çatıyor ama 2 iyi birisi olduğu için uğraşmıyor bununla.
7: hafif jock özelliği var bunda. böyle zayıf ve kaslı, beyaz tenli bir erkek. 7'de aşırı bir şekilde erkeksilik özelliği var. rakamın kendisinde.
8: bu da biraz sönük. 5'in biraz daha yaşlı hali gibi olabilir. çok soğuk, kimseyle pek konuşmuyor ama kötülüğünden değil. sadece özelliği öyle. kodun mu oturtuyor bi de.
9: 2'nin biraz daha kızımsısı. biraz daha türk kızı gibi. tafra falan yapıyor, ama yine de iyi birisi. biraz daha şişman gibi 2'den. 6, 9'u nedense çok kıskanıyor.

a: 1'in biraz daha olgun yaştaki gibisi. bu sanki biraz bilimle falan da ilgileniyor gibi. daha oturaklı bir şey, ayriyetten çok gülümsemiyor ama yine de yardım sever gibi. ayriyetten a'da böyle erkeksi, tükürüksü gibi
bir koku var. böyle a deyince bir pislik hissi geliyor. ama pis değil.

harflerin gerisini yazamadım. * çok uzun. ayriyetten birkaç tanesinin kişiliği ağır basmıyor. kişiliği ağır basanlardan bazıları, "b, g, k, l, m, p, r, s, ş, z"

belki de bu harfle başlayan bir insanın özelliğini aktarmışımdır bu harflere. belki de sinestezi ile alakası yoktur. 0, 8 ve 9 haricinde, sayıların tek olanlarının erkek, çift olanlarının kadın olması da ilginç. ayriyetten harflerin modifiyeli halleri birbirine benziyor. örneğin ş, s'nin daha kaba ve esmeri. bunlar sürekli oturup kahve falan içiyorlar. ş biraz daha köylü gibi, s daha elit.
bunun hakkında yazacaktım. ortaya çıktığı iyi oldu. günlere tatlar veriyorum ben de. mesela perşembe karpuz tadında. çarşamba acı biber. jeffrey moore un 'sinestezya' adlı kitabında da bu konuya değiniliyor. sayıların ve harflerin cinsiyetinin olması vb durumlar. bence korkulacak ya da hastalık gibi görülecek bir şey değil ya. yoksa korkmalı mıyım ? neyse aklıma gelen diğer şeylerden biri de kankamla yaptığımız ve çok eğlendiğimiz olay. şöyle ki insanları araba modellerine benzetmemiz. 'abi şu kız tam mercedes a180 ama!' gibi diyaloglar geçiyor aramızda. arkadaşıma göre ben eski model bir mustang mişim.
daha önce sadece anestezi gibi adını duymuştum. hakkında bir şey bilmiyordum. görünce de ilgimi çekti. ilk önce bir hassktir çektim. sonra da araştırdım.

benim de bu tarz "takıntı"larım var, yani en azından ben "takıntı" diye biliyorum. bunu "hastalık" olarak adlandıranlar varmış. ki değil!
böyle bir şey nasıl hastalık olabilir? bu sadece bir algı farklılığı. yani bazı kişilerde bu sinestezi duyusu olabilir bazılarında olmuyor, o bazılarında olmayanlar ise bu duyuya sahip olanları hasta ilan ediyor! komik.

mesela en kolayından, ben haftanın günlerini renklendiririm.

pazartesi - ıhlamur yeşili
salı - sarı
çarşamba - turuncu
perşembe - şarap kırmızısı
cuma - deniz mavisi
cumartesi - lavanta
pazar - limon

ama mesela bu renkler öyle ki bu günü hatırladığımda, gördüğümde, söylediğimde ve yazdığımda aklımdan aynen bu renkler beliriyor ve koca koca puntolarla bu renklerde o günlerin yazlımış hali kafamın boşluğunda ötüyor.

ve dediğim gibi hastalık falan değil, algı farklılığı. buna sahip olmayan beyinlerin "madem bende yok o zaman size hasta diyeyim" egosu. *
yani ne denir ki? her geçen gün bir şeyi hastalık olarak adlandıran psikoloji bilimi başta olmak üzere diğerleri. *
sanki onlarda da "ille de bir şeye tanım koymalıyımmm" hastalığı yok mu?

"mmm bugün neye hasta desemmm" - yakında tv8 ekranlarında!

ve yani bunu herkes yapabilir ki? birine gelip "sence marulun sesi nasıldır?" desem, düşünür bir şey bulup cevap verir, bir sesi yakıştırır bulup cevap verir.
ne var yani?

ayrıca o ben varlıkların sesini algılayabiliyorum diyen tiki bey de sinirimi bozdu. varlıklar titreşimlidir, her titreşimli nesne bir frekans yayar, ne bileyim dalga boyu falan anlayın işte. her bokun sesi var zaten, bu adam cihazla duyuyor. yani sana taksak sen de duyacaksın, açıp penisimin sesi nasıl acaba diye bakabilirsin inan bana.

bunun herkeste olabileceğini nasıl anlatırım, şöyle: mesela renklere duygu yükleyelim. kararsız, üzgün, karamsar, mutlu, çekici, seksi, kızgın... gibi gibi gibi.

kırmızıyı zaten sübliminal yiye yiye "kızgın" olarak adletmeyen yoktur. zaten kelimeler de benzediği için oradan hop bir artı. ama bence kırmızı seksi de, yani bu çok basit değil mi? kırmızı zaten seksidir?

mesela yeşile üzgün diyen yoktur, böyle capcanlı parlak parlak yeşil? çoğu neşeli der, o smileylerin arka tonundaki sarı yüzünden sarıya mutlu diyenler olur. yani bunlar çok çok. herkeste vardır mutlaka ama bazılarında az bazılarında çoktur.

bunu hastalık olarak adlandırırsak, bütün ressamlar hasta olur, zaten çoğunun kafası yıldızların üstünde... nedense bu tarz insanlara şizofren falan deyince karizmatik oluyor. *

bu tarz etiketlere karşı gelecek en anlamlı video da budur:
sanılanın aksine, psikolojik bir durum değildir. yani takıntı değildir. nörolojik bir durumdur. beyindeki norönlar, bir şekilde uyarıldığında başka nöronları da uyarır. örneğin a harfini görünce nöron uyarılıyorsa, aynı zamanda kırmızı renk algılayan nöron da uyarılır. ayrıca istemsizdir. yani istemeseniz de bu gerçekleşir. ben, bu sayıları ve harfleri başka şekilde hayal edenlere çok fena kızıyordum içimden. 6 erkek mi olur yaa falan diye deliriyordum.