yalnızlığın getirileri

yalnızlığın sizi sarıp sarmalamasıyla beraber, hayatınıza anlam katan bazı şeylerin anlamlarının değişmesi veya hayatınıza yeni anlamların katılması durumuna denir.
pek bi getirisi yoktur aslında. bu lakırdı kendini teselliden ibarettir.
kendini dinlersin,dinlersin.ama kendi sessizliğin bile rahatsız eder bir süre sonra.
şahane bir porno arşivi
çinden sipariş verilmiş hard disk
kol kasıdır şüphesiz. hehe
en önemli getiri: evinin imparatoru olmak!

ev içinde düzenli sayılabilecek bir erkek olarak 13 yıl bir hanıma (eski eşimle) yaşadıktan sonra -hep derlerdi de inanmazdım- diş macunu tüpünün ortadan ya da sondan sıkılmasının boşanma nedeni olması hakkında kesin görüş sahibi oldum. aşk denen büyü bitince herşey batıyor.

aşıksan yalnızlık çekilmez... özgürsen ise, ohhhooo, sayılmaz getirirler. iş ki içinde kendine yönelik bir denge, bir sevgi olsun, bir "tamlık" olsun. birşeylerin eksik olmasın. o eksikler sadece evde gezinen birileri ile giderilecekmiş gibi geliyor. oysa eksikler sadece içinde. dışarıdan hiçbir katılımla doldurulamıyor.
bir bakıma tercihtir yalnızlık. dönem dönem bunu çok içten isteriz. kafa dinlemek, özlemek-özlenmek, farkındalık, kendine zaman ayırmak, yeni sanatçı-gruplar, geri kaldığın filmler-kitaplar, yenilenmek gibi getirileri vardır.
"yalnızlığın götürüleri"nden daha az olduğunu düşünüyorum...
yalnız olan insan "toplumdan dışlandığı" için değil "toplumu dışladığı" için yalnızdır. yalnızlığın bu evresinde farklı bir bakış açısı kazanır. 3. kişi olarak bakabilme bakış açısı, kendini karşındaki kişinin yerine koyma biçimi olan empatinin bir üst versiyonudur. kendini kendinin ve karşısındakinin yerine koymadan objektif olarak değerlendirme yetisi. bu bakış açısını kazanan yalnız, kendisini bir köşeye inzivaya çeker ve olan bitene, hayatın akışına, yapılan müdahelelere, bir oradan bir oraya koşuşturan insanları görür ve görmesiyle içindeki felsefe ateşi alevlenir ve düşünmeye başlar, düşündükçe öğrenir, öğrendikçe gelişir. zamanla kitaplarla dostluk kurar, bilgi birikimini ve entellektüelliğini sırtlar. bir zaman sonra özgün fikirleri ile ortaya çıkıverir ve dünya'nın her zaman daha iyi bir yer olabileceğini düşünür, bu uğurda kendini sanata ve bilime verir. o kadar yalnızdır ki bu uğurda psikolojik travmalar geçirir, halisünasyonlar görür. böyle bir psikoloji ile yaşadığını gerçeğini ve tedavi olması gerektiğini bilse bile bu halinden memnun olduğu için kendi bildiğini okur. insanlara daha bir farklı bakmaya başlar ve dünyanın evrenin amacını çözmeye dünyaya bir şeyler katmaya kendinin ne kadar değersiz olduğunu ve değerli kalabilmek için kendisinden geride önem veren eserler bırakmaya çalışır. nihayetinde günümüzde adını duyurmuş bütün efsaneleri doğurur.
getiri: tansiyonunu ölçerken konuşmamak gerekir, konuşturacak kimse yoktur.
götürü: yalnızlık, her şey ile tek mücadele etmekten tansiyon hastası olmaktır.
sanırım, en özet biçimde şöyle ifade edilebilir: zamana ve mekana göre değişir.
havuçlu tarçınlı keke bel bağlamak.