aileye açılmak

  • /
  • 9
ve sonrasında gelsin ilaçlar aptal psikologlar ve hayatını bok eden sorular
bu başlığın adı hayat nasıl karartılır mı bana mı öyle geldi?
bence bunu yapmalı veya yapmamalı olduğunuzu şu şekilde anlayabilirsiniz. ailenizle düşüncelerinizin farklı olduğu noktaları düşünün. örneğin onların çok sevip sizin nefret ettiğiniz bir yemek ya da içine konulan bir şey. iki senaryo çıkaralım.

mesela maydanozdan tiksiniyorsunuz ama aileniz o olmadan yemek yiyemiyor. buna anlam veremedikleri gibi sizin bu hassasiyetinize karşı hiç bir şey yapmıyorlar, yiyemediğinizi bildikleri halde bütün yemekler maydanozlu yapılıyor, yok sayılıyorsunuz; onların da bu durum karşısındaki tavrı şu şekilde: maydanozsuz bir yemek düşünülemez, bütün insanlar maydanozlu yemek yer, bu çocuk daha nasıl olsa alışır maydanoza olur öyle. sonuç olarak siz ya o maydanozlu yemeği kusa döke yiyorsunuz ya da aç kalıyorsunuz. maydanoz faşizmi evde etkin.

ikinci senaryo

aileniz duruma anlam veremiyor ama sizin bu durumunuzun gerçekliğini kabullenip ne yapabiliriz diye düşünüyor. sadece 5 dakikalık bir beyin fırtınasıyla yemek pişerken maydanoz eklenmiyor piştikten sonra 1 tabak sizin ayrılıyor akabinde maydanoz ekleniyor geri kalan yemek maydanozlu oluyor. herkes mutlu ailecek yemek yeniyor. herkes doyuyor, herkes istediğini alıyor.

sonuç

birinci senaryoda aile çözümü daha uzun sürmesine daha acılı olmasına rağmen asimilasyonda buluyor, sorunu yok sayıyor.
evrimsel sürecimiz bizi sürü hayvanı olarak yetiştirdi, geçmişimizde bu özelliğimiz sayesinde rakiplerimize üstün geldik ve hayatta kaldık. bunun ispatını bugün bile yaşam tarzı olarak tarım toplumuna veya kolektif hayata geçen toplulukların hala avcı toplayıcı olarak yaşayan topluluklardan farkına bakarak anlayabiliriz. bireysel olarak hayatta kalma ihtimalleri bizden kat kat üstünken grup olarak bakıldığında çok daha başarılı olduğumuz söylenebilir. bize miras kalan bu sürü genetiği ve ahlakı farklılıkları yok etmeye meyletmemize sebeptir. doğuştan getirdiği farklılıklar yüzünden dışlananlar sadece insanlar değildir. bunu kurt, sığır vb. hayvanlar da yapar. bu sadece genetik de değil kültürel de bir mirastır. güçlerini sayıca üstün olmaktan alan toplulukların kültüründe bu farklı olanın öcü olması eylemi daha da şiddetlidir. bizim toplumumuz da gücünü bugün hala sayı üstünlüğüne dayandırmaktadır. gündemden düşmeyen tek adam, tek millet, tek devlet söylemleri tesadüfi değildir. global olarak da en çok tercih edilen sistemin demokrasi olması tesadüf değildir. eşcinsellik olgusu eşlerin bir yavru meydana getirememesi sebebiyle bizleri genetik olarak kusurlu kılar. bizler toplumların baskısıyla ürüyoruz(bisex vb. kişiler hariç.).tarihte bizi üremeye zorlamak yerine kendi halimize bıraksalar belki de bugün hiç birimiz var olmayacaktık. sonuç olarak eğer ailemiz maydanoz faşisti ise bütün genetik mirasımızı kabullenmeli ve ailemize yemeğe maydanozu sonradan eklemeye manipüle etmeliyiz. iletişimin ilk şartı sayılabilecek aynı frekansta olmayı sağlamalıyız. bir radyodan tv sinyallerini aktarmasını beklemek hüsran olacaktır.

ne kadar bilirsen bil söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır.
olmazsa olmaz diye uzun bir süre oluşturulan bu algıya kapılıp açıldığım ama günün sonunda o kadar da "onur meselesi" haline getirilmemesi gerektiğini fark ettiğim eylem.

önce kişinin yaşam hakkı ve güvenliği. ne yazık ki sonra onur meselesi... konformist olmayan ama güvenli mücadele yaşatır.
aklımdan bile geçirmediğim şey
boşvermişlik psikolosine batık olduğum zamanlarda yapmayı düşünmüşlüğüm olan eylem. ama iyi ki yapmamışım. tavsiyem de yapmamınız yönünde. hatta sadece aile değil, hiç kimseye açılmayın. hiç kimseye güvenmeyin. açılınca belki kabulenirler, beni ben olduğum için severler falan filan... bu noktada da şunu söyleyebilirim: ne ailenizden, ne hiç kimseden, ne de hayattan bir şey bekleyin. mevcut durumunuzla kabullenin aile ilişkinizi, her şeye rağmen, hayatta yalnız olduğunuzu bilerek mutlu olmaya çalışın.

ha tabii bunlar sadece benim tavsiyelerim. her insanın gerçekliği, yürüdüğü-yürüyeceği yol farklıdır. ben sadece kendi gerçekliğimden bahsettim o kadar.

edit: madem o kadar hiç kimseye güvenmeyin falan dedim, neden kimseye güvenmediğimi de olaylar üzerinden anlatayım. ilki lise son sınıfta aşık olduğum çocuğa açılmam şeklinde oldu. o da beni sevmiyor olsa bile, en azından gidip de bunu millete yaymaz diye düşünmüştüm. sonuçta o ağırbaşlı, iyi mi iyi kalpli, sincap gibi bir insandı. ama ben ona açıldıktan yıllar sonra beni kuzenlerine ifşalayıp, maskara etti. aslında ben de seni seviyordum minvalinde şeyler yazmıştı ki, meğer beni oynatıyormuş. en büyük rüyam gerçekleşti sanırken gerçeği öğrendim. üstüne bir de etmediği hakaret kalmadı. telefonda resmen nefret kustu. "insan arkadaşım dediği insana o gözle bakar mı?" demişti ki, umarım aynısını bir gün bir kız ona söyler. aynı hakaretleri eder, aynı şekilde aşağılar...
ikincisi de çok yakın olduğum bir arkadaşım üzerinden gerçekleşti. kendisi zaman zaman çok samimi davranırdı. hatta samimiyet falan biraz masum kalır, baya baya oynaştığı zamanlar olurdu. sonradan öğrendim ki myjudas bana yavşıyor gibisinden şeyler yayıyormuş ortamlarda. arkamdan tek atıp tuttuğu da bu değil tabii, hemen her konu da arkamdan attırıyormuş. bu söylediğim insan da herkesin çok efendi, dürüst, güvenilir bildiği biri. herkes bir yana ben de yıllarca öyle biri olduğunu sanmıştım. ama hayat işte acı gerçekleri yüzünüze böyle böyle çarpıyor.
validemle "hep arkandayım" tepkisiyle başlayan ve devam eden bir hikâyemiz var. şanslıyım herhalde
bunu düşündükçe aklıma hep “kaos” gelir.
ben açıldım. annem de babam da biliyor.
gerekli miydi, hayatıma olumlu bir etkisi oldu mu?
bunun siyah ve beyaz gibi net bir cevabı yok.
buna şöyle cevap veririm: eğer açılmasaydım sürekli bir yalan söyleme, atlatma süreci yaşayacaktık.

diğer yandan içlerinde aile kuracağıma dair bir umut olacaktı. çünkü anne babalar evlilik istiyor, yerin yurdun belli olsun, çocukların olsun, olsun da olsun istiyor. iyiliğimiz için.

şimdi bu umut yok içlerinde. yani içlerinden umudu almak iyi olmadı tabiki.
ama bu kez şöyle bir umudu taşıdıklarını görüyorum; ilerde bir kadınla veya kafa dengi bir arkadaşınla yaşayabilirsin umudu. onların derdi mutlu olmamız yani.

peki hangisi iyi? gerçekçi bir umut mu yoksa olmayacak hayaller mi? bazen diyorum ki olmayacak hayallere sahip olsalardı en azından sıkıntı yaşamazlardı. çünkü bu dediğim kıvama gelmeleri 7-8 senelerini aldı.

babam hala kabullenmiş değil. bugün dedi ki biz seni görmezden geliyoruz ama senin çok zor bir hayatın var. üzüldüm üzülmesine. bilmese daha iyiydi dedim açıkçası.

baba dedim eşcinsel olmak zorlamıyor beni, damızlık inek ruhlu insanların tek tip olduğu toplum beni yoruyor. her rengin olduğu bir toplumda yaşasam bende daha rahat ederdim, ama biz bu dünyanın içine doğuyoruz ve alışığız, kendin gibi düşünme.

aileye açılmakiki ucu boklu deynek. ama yine de %51 açılmak derim.

ek olarak birde şu da var. benim babam çok baskın ve gergin bir adamdı. aileye zarar veren bir yapıya sahipti. bu yapı da süreç içerisinde ortadan kalkmış oldu. çünkü onlarca sene burunlarının dibinde olan ben çok büyük bir sırrı saklamıştım. kendilerini tekrar tekrar sorguladılar. kendi kalplerindeki açamadıkları konuları açtılar, özgürleştiler. ben babamla çok yakınlaştım, dertleşir, gezer oldum. eskiden nefretten kemiklerim erirdi sanki. o yüzden yukardaki %51'i %70 yaptım gitti.
hayatımı karartabilecek bir olaydır
  • /
  • 9