myjudas

Durum: 179 - 5 - 5 - 0 - 17.09.2021 17:42

Puan: 4122 - Sözlük Kezbanı

5 yıl önce kayıt oldu. 6.Nesil Bandana.

Beni kibarca öldürebilirsin.
  • /
  • 9

adem sözüer

twitter'da astrolog rosita hanım tarafından, "bırakın beyefendi ben amerikalıyım ölüm cezası pek çok suçu önlüyor" şeklinde bir çıkışla cezanın genel önleme etkisi hakkında eksik olduğu bilgisi tamamlanan er kişisi.
ceza hukuku profesörü. türk ceza kanunu'nun mimarı.

dark bear

sözlük formatını bilmeyen yönetici kişisi. sözde "her entrye ayrı cevap yazdığımdan" bahisle entrylerimi silmiş. halbuki her entryim tanım içeriyordu. gerçi bunlar gerçekte bilmediği şeyler değil. kişisel hislerinden dolayı bilmezden geldiği şeyler. bir de şey demiş: "zaten girdinde yeterince saçmalamışsın". pardon ama bu sözlükte benim yazdıklarımı tartabilecek tahsilata, donanıma sahip bir insan evladı yok. bir zahmet haddinizi bilin. ağzı olan her konuda konuşuyor. sonra ortam maymunlar cehennemine dönüyor. iğrenmemek elde değil. bundan sonra bilmediğiniz konularda yazma-konuşma gafletinde ve hadsizliğinde bulunmayın lütfen. sonra ortaya bilgisi yok fikri var durumu ortaya çıkıyor.

on iki öfkeli adam

hukukçular başta olmak üzere her bireyin özellikle de sosyal medya yargıçlarımızın izlemesi gereken film. mantık hatalarını konu edinir.
birkaç tanesini yazmak gerekirse: insan karalama ve itibarsızlaştırma, tikelden tümele sonuç çıkarma, felaket tellallığı, kişisel hisler-çıkarlar, otoriteye başvurma...

celal şengör

formatın belasıyla cima etmemek adına bütün argümanlarımı tek bir entryde topluyorum. zaten bütün entrylerim eşit şekilde eksilendiğinden herhangi birinde düzeltme yapma yolunu seçeceğim ki entry sildi demesinler.

mantık hatalarıyla ve kişisel hislerle hakkında yargısız infazda bulunulan bir aydın kişisi. söz konusu mantık hatası ad hominem yani: insan karalama ve itibarsızlaştırma. biz hukukta bir kimseyi yargılarken geçmiş yaşantısını göz önünde bulundurmadan somut olaydaki fiiliyle ilgili olarak yargılarız. "sayın hakim bu kadın bu cinayeti işlemiştir, kendisi zaten fahişenin teki ne beklersiniz?" demekle "işkence mağdurlarıyla alay eden bir adam bu, kesin cinsel saldırı suçunu işlemiştir" demek bunun benzer ve güzel örnekleridir ki mezkur entry bu mantık hatasıyla başlıyor ve isnadın iki dayanağından biri bu mantık hatası. diğeri ise yarım dakikalık bir video.
bir kimseyi yargılıyorsanız elinizdeki delillerle yargılarsınız. ki yarım dakikalık bir videoyla yetinebiliyorsanız biraz daha ihtiyatlı olmanızı tavsiye ederim. keşke hukukçu olsaydınız ve adliye tecrübesiyle bu ihtiyati hayat size kazandırsaydı. taraflardan birini dinlersiniz, delillerini incelersiniz ve diğer tarafın haksız olduğuna kesin kanaat getirirsiniz. sonra diğer tarafla muhatap olunca hayretlere düşersiniz: olay sizin hayal gücünüzü aşan şekilde çok yönlüdür. işte bu yüzden hukuki dinlenilme hakkı diye bir şey var. bu yüzden masumiyet karinesi var.
sosyal medya yargıçlarımız haberdar olmasa da bütün uygar toplumlar haberdar bunlardan. ki söz konusu videodan bile celal beyin bunu şehvani duygularla yapmadığı izlenimi pek tabii anlaşılabilecekken anlamadan dinlemeden, kişisel hislerle, mantık hatalarıyla, cehaletle, çağdaş- evrensel hukuk ilkeleri göz ardı ederek linç etmek bizim sosyal medya yargıçlarımıza yakışır.

ya da niye bu kadar kafa yoruyoruz ki biz? verelim pufudik isimli arkadaşın eline, zaten o çoktaaaaan kanaat getirmiş adamın suçlu olduğuna, recmetsin adamı. ne kadar rahatlık ya gerçekten cahil bir insan olmak.

korkunç tecrübeler

bir gün yurttayım, odada kimse yok ve ben uyuyorum. sonra bir karabasan durumuna uyanıyorum. klasik hareket edememe durumuna ek olarak çevremde bana zarar veren -vücudumun bir tarafını resmen yaktılar- ve benimle alay eden yaratıklar var. sonra uyandığımı zannediyorum. "ne karabasandı ama..." derken yine karabasan durumu yaşadığımı fark ediyorum. bu sefer benimle daha da alay ediyorlar. biraz daha cebelleştikten sonra tekrar uyanıyorum. rüya içerisinde rüyayla karışık karabasan yaşadığımın hayretini ve dehşetini düşünürken korkunç gerçeği fark ediyorum: o yaratıklar tekrar hasıl oluyor. cebelleşmeler falan derken uyanıyorum ve gerçekten şu an uyandım mı yoksa yine birden etrafımı mı saracaklar şeklinde gerçeği sorguladığım bir durum yaşıyorum. bu da böyle bir anımdır.

kamyoncu

açılan başlıklara saçma bir şekilde müdahale eden yönetim

(bkz:müdahele)

eeyy sözlük yönetimi sen kimsin ya!

ayı sözlük ağlama duvarı

fiziksel olarak benim için yaratılmış olan insanla karşılaştım. gerçekten vücudunun her parçası bana hoş geliyor. normalde ayak görmeyi hiç sevmeyen bir insanım ama ayakları bile beni rahatsız etmiyor hatta kendisine karşı ayak fetişim var diyebilirim. ama gel gelelim kendisi heteroseksüel ve ilişkisi var. kendisinden hoşlandığımı biliyor ve buna rağmen beni çok farklı bir yere koyuyor. onu terk etmemi asla istemiyor (arkadaşlık anlamında, yoksa yasak aşk falan yaşamıyoruz.) keşke kendisini hiç tanımasaydım diyorum çünkü şu an içinde bulunduğum durum içler acısı. hani şu an beraber olduğu insan bir nebze onu hak eden bir insan ama geçmiş ilişkilerinden bahsedince resmen kahroluyorum. fakülteden ruh hastası olduğu herkesin malumu olan iğrenç insanlarla geçmişi olmuş. adeta benim olana tecavüz edilmiş gibi hissediyorum. o iğrenç insanlara güzel şeyler söyledi, emek sarf etti, hatta belki de onlarla yakınlaştı... çok adaletsizsin hayat, çok zalimsin. artık hiçbir şey beni yıkamaz derken bununla karşılaştım ya yukarıda aksakallı birilerinin çirkinleşmeye başladığını düşünüyorum.

hornet'te yüz fotoğrafı atma sırası kavgası yapmak

yukarıda yazılmış ama (bkz:ilk yazan foto atar). hukuk kitaplarında yazmasa da bu da bir hukuk kuralıdır.

hem ilk yazıp hem de daha kendisini göstermeden sizi görmek isteyen yarın daha ne yüzsüzlükler yapar kim bilir.

özdemir

gözümde sözlük trolliçesi olan hanımefendidir kendileri. severek takip ediyoruz.

ha bir de bolca artılıyor; eli sıkı değil. sağ olsun.

yazarların sürekli aldığı iltifatlar

çok zekisin-kültürlüsün, elit-cool-gizemlisin minvalinde şeyler genelde. ama benim en çok hoşuma giden iltifatlar götüm için yapılanlar. * götüm de beğenilir ve iltifat alır ama maalesef götümün namı kafamınkine asla erişemiyor. off ben götümle gündem olmak istiyorum.

edit büdüt: ay şöyle bir düşündüm de beğendiğim, yakışıklı bir erkeğin, "of yavrum, yüzü güzele kırk günde doyarsın da; senin gibi götü güzele kırk yılda doyamazsın!" demesi beni nobel edebiyat ödülü almaktan daha çok mutlu eder.

bira denince akla gelenler

bira şisesi. evet ilginç.

nicki hoş olan yazarlar

özdemir beyin, "sen farklısın diyorum kızım; biriciksin" diyerek göz kırptığını gördüğümüz başlıktır. teşekkürler efenim.

a serbian film

sırp hükümetini eleştirmek maksadı güdülüyor diyenlere şunu demek istiyorum: eleştirmek için bu derece provokasyona başvurmak acizlikten başka bir şey değil. tıpkı terör yoluyla devlete sesini duyurmaya ya da bağırarak-tavır koyarak derdini anlatmaya çalışanların acizliği gibi...

göt yalamak

erkek götü bir insanın en güzel yeri. okşamak, izlemek, yalamak... ve evet buna deliği de dahil.

ayı sözlük yazarlarının yaşadıkları şehirler

yaa siz de derdiniz var sanın!..
(bkz:konya)

berber dayaması

patır kütür sikişirken zevk alamadığım zamanlar olurken genç ve biraz olsun yakışıklı bir berberin dolgun ve dipdiri bulgesini hafif hafif kolumda hissetmek beni zevke getiriyor. kot pantolonluysa heleee... buna kendimi açarım. hatta berber dayamıyordur; ben kolumu ona dayıyorumdur.
(bkz:berber müşterisi dayattırması)
(bkz:berber müşterisi dayaması)
(bkz:benim seksim gelmiş)

duyulan en tuhaf isimler

demek hiçbiriniz "yarra" ismini duymadınız ha? evet yarra: kız ismi.
"yarram!" şeklinde sevgi dolu seslenilebilecek bir kız ismi.

entry favorileme sebepleri

açıkçası ben artı oya ek olarak entry favoriliyorum. çünkü biliyorsunuz: artı oy verenler görülemiyor ama favorileyenler görülebiliyor. yani "bak senin entryini artılayıp favoriledim. bak bunu gör tamam mı? bak..." demek için favoriliyorum.

ayı sözlük akademi

overthinkingten muzdarip arkadaşlarımız için "seksten başka hiçbir şey düşünmeme teknikleri ile rahatlama-içsel barış" dersi ve
yine "eleştirel-postmodern dil bilgisi ve tdk'ya muhalefet tarihi" dersi için kamyoncu.
  • /
  • 9

celal şengör

ilgilendiği bilim dalında üretken olsa da canlı yayında bir kadının adını da vererek eteğini kaldırıp şaplak attığını, kadının dehşete düştüğünü söylemiş.

hukuki açıdan değerlendirilmesini bilir kişiler yapar, ben empati kurunca bile son derece nahoş hissettim. belki cinsel amaçlı değil, belki kimse de şikayetçi değil ama bunu çıkıp bir canlı yayında isim vererek anlatmazsın bir marifet gibi.

kaldı ki akademik kadrolarda bilim ve kariyer adına ömrünü, yıllarını veren yada vermeye gönüllü genç insanların bu tip muameleler görmesi caanım ülkede bilimin bu denli geri kalmışlığının bir başka sebebidir. yani dear şengör "okuyun öğrenin bilim yapın" derken bu tavrıyla "eteğinizi kaldırıp şaplak atan insanları da göz ardı edin" lafını da eklemiş oluyor.

hadi varsayalım ki hanımefendi bundan hiç rahatsız olmadı bizim kalkıp bu hareket için dava açmaya hakkımız var mı? hayır. kaldı ki biz karar mercii de değiliz. ama gördüklerimize tepki göstermek bu muhtemel haksızlığa uğrayan yada uğrayacak insanlara güç olur.

uykusu ağır insan

uykuya dalmak için koyun saymak bu oluyor herhalde ahahqhqhh.

açılan başlıklara saçma bir şekilde müdahale eden yönetim

aynen çin kerhanesine çevirin sözlüğü sonra soçmo bor şokoldo modohala ettolor

taşak tıraşı

kolonya döküp yakıyorum.

ayı sözlük yazarlarının penis boyları

normalde ölçecek degilim ama koliye mezure ile gitmek huyum var. bir keresinde benimki mi büyük seninki mi büyük iddiası olmuştu. normalde iddia kazanmayı severim ama o gün kazandığıma sevinmemiştim.

ilk buluşmada kahve içmek yerine tantuni yiyelim demek

''erkek adam yemek yiyişinden anlaşılır '' şiarıyla hareket ediyor olabilir. gazası mübarek olsun.

ayı sözlük winx club



olası bir yastık savaşında melis'e dönüşme korkum olmasa aralarına katılmak isterdim.
(bkz:ayı sözlük itiraf)

yazarların sürekli aldığı iltifatlar

"götün çok güzel"

ve bunu her duyduğumda tarifsiz bir gurur duyar, götmü okşarım.

nicki hoş olan yazarlar

anna madrigal
antti
arguman'ın sakalı
ayimsi
benim de söyleyeceklerim var
blue anemone
bu seferlik boyle olsun
bytheway
campbell
comeın
crowdthatsinging
cucunyir
deltaphi
elasticheart
elma sekeri
euphoride
gamlı_baykuş
herbokabakan
herhangy
kırmızı_portakal
kocaayi
leptospira
myjudas
özdemir
pufidik
redkid23
sage
smellycat
sommerfield
therese belivet
tonbalıklıpizza
yumuklusucurta

nickini en sevdiğim yazarlar bunlar. gerisini sevmiyorum. bunlar özel <3

ayı sözlük yazarlarının yaşadıkları şehirler

kiminin derdi bir başkasının hayali olabilir. #433495
(bkz:van)

Toplam entry sayısı: 179

ayı sözlük itiraf

gamlı_baykuş'un yaşadığının benzerini ben de ailemle sürekli yaşıyorum. birbirimizin sorunlarından kaçıyoruz. sanırım bunu kaldıramayacağımızı hissettiğimizden. her birimiz ayrı ayrı kendince sorunları olan insanlarız. her birimiz kendi köşemizde sorunlarımız yokmuş gibi görünmeye, diğerini demoralize etmemeye çalışıyoruz. misal geçenlerde kahvaltıda çay katarken gözyaşlarımı tutamadım. saklamaya çalıştım ama namümkün. annem hiçbir şey demedi. hiçbir şey sormadı. kayıtsız kaldı. bir taraftan isterdim yarama bir neşter vurmasını, oracıkta bir katarsis yaşamayı, içimi döküp rahatlamayı. diğer yandan istemezdim: üzülmesini, derdimi dert etmesini...

ablamla antidepresan kullanışımla ilgili konuşuyoruz. depresyon ve anksiyete yaşadığımdan bahsediyorum. nasıl bir depresyon, ne hissediyorum, bana bunu ne hissettiriyor?.. kayıtsız kalıyor. ki kendisi benim yaşama sebebim olan insan. bundan sonra otuz yıl boyunca ablanı göremeyeceksin ama otuz yıl sonra bir günlüğüne görebileceksin deseler o bir gün için otuz yıl yaşarım, her şeyiyle kollarımı açarım hayata.

bir gün otursak ablamla, "abla benim için korkmana gerek yok. sorunlarımın olması, hayatın benim için zor olması bırakıp gideceğim anlamına gelmiyor. sen yaşadıkça ben de yaşayacağım. ne sen benim sorunlarından kaç ne ben senin. bilelim birbirimizi, anlatıp rahatlayalım..." diye konuşsam belki de çok şey değişecek.

beyoğlu'nda trans bir kadına tuz ruhu ile saldırı

bundan böyle ortamlarda sinmeyeceğim, transeksüellerin ve travestilerin haklarını sonuna kadar savunacağım. uğrunda mücadele edilecek bu kadar çok anlamlı şey varken, hayatın anlamsız olduğunu düşünerek ergenliğe devam etmenin mantığı yok.

ölüm

kaçınılmaz bir gerçek. bu noktada yapabileceğimiz bir şey yok. biz de öleceğiz, sevdiklerimiz de. fakat yaşam da en az ölüm kadar gerçek. yaşıyoruz. üstelik sevdiklerimiz de bizimle beraber. öyleyse elimizdeki hayatın kıymetini bilmek ve hayattan israf etmemek en mantıklı tutum olarak karşımıza çıkıyor. işte burada en büyük engelimizse: ölüm anksiyetesi. "ölmekten korkuyorum; o yüzden yaşamıyorum" tipi insanlardan olmamak gerek. ölmekten korkan insan yaşayamaz; yaşayamadıkça ölümden korkar. öyleyse, bu kısır döngüyü sona erdirmek gerekir. ölüm anksiyetemizi olabildiğince hafifletmek -düşük ölüm anksiyetesinin de tıpkı düşük enflasyon gibi yararlı olacağını: insana dinamizm katacağını düşünüyorum- gerekir. ölüm anksiyetesini hafifletmek içinse varoluşçu değil bilişsel davranışçı ekolün ortaya koyduklarının daha faydalı olduğu benim görüşüm. yani bilişsel davranışçı ekolün öğrenilmesini tavsiye ediyorum. ölüm anksiyetesini tamamen ortadan kaldırmaksa zannımca mümkün değil. ne kadar dolu, nitelikli, otantik yaşarsanız yaşayın bilinç seviyesinde olmasa bile ölüm gerçeği size bir huzursuzluk verir. hani en mutlu olduğumuz zamanlarda bile bir şey eksiktir ya... bir türlü tespit edemediğimiz bir şey... ölümsüz ve mutlak derecede anlamlı olana özlem duyan insan en mutlu olduğu anın da, elindeki her şeyin de fani olduğunun bilinç seviyesinde olmasa da farkındadır da ondan eksik hisseder. o eksiği tamamlamak için çabalar. ölüm kaçınılmaz bir gerçek olduğu sürece bu nafile çabadır da farkında değildir. olsun, demin de dediğim gibi çabalasın, dinamik kalsın.

ölüm anksiyetesi insanın en temel yapıtaşıdır. yaşam biçimimiz aslında ölüm anksiyetesine karşı savunma biçimimizdir. bazılarımız işkoliklikle, bazılarımız sosyal ortamlarda vakit geçirerek, bazılarımız felsefeyle ilgilenerek bununla başa çıkmaya çalışır. aslında neyle savaştığının farkında bile değildir. işte kişinin yaşam biçimini değiştirmesi de bu yüzden zordur. alışık olduğu savunma mekanizmasını bırakıp ölüm anksiyetesinin nefesini ensesinde hissetmektedir.

not: psikoloji öğrencisi dahi değilim. dolayısıyla belirttiğim tespitlerin bazıları için kaynak dahi gösteremem. genel olarak psikoloji ilmine ilgili bir gencin kendi düşüncelerini içeren bir yazıdır. itibar etmeme hakkınız saklıdır.

datça karpuz götlüm film festivali

(bkz:i ass my mother what will i be) derken gözlerim bir takılıyor. sonrasında da yüzümde bir şaşkınlık hasıl oluyor fark ettiyseniz. (bkz:özdemir) isimli jürinin "benim de popişlerim gayet iyi" der gibisinden popişlerine bakıp kendini teselli etmeye çalıştığını, sonra hızla (bkz:anna madrigal) isimli jürinin kolunu çekiştirip ondan teselli beklediğini, (bkz:anna madrigal)inse saçlarını hafifçe arkaya attıktan sonra (bkz:özdemir)'in popişine bakarken önce tebessüm ettiğini sonra da hafifçe gülmeye devam ederek onu teselli etmeye çalıştığını gördüm orada. tam gördüklerimi kanıksıyordum ki elini jüri masasının altından çıkarıp (bkz:özdemir)'in önündeki peçetelere uzanmaya çalışan (bkz:benim de söyleyeceklerim var)'ın (bkz:özdemir)'in dildolarından birini düşürdüğünü görüyorum. birkaç seyirci sevinçle dildoyu kaparken (bkz:özdemir) onlara dönüp çemkirerek dildoyu geri alıyor. "hey! what's your problem man! were you to want it we would give it back to you anyway!" diyen turisti ise "problem değil adamım. istiyor musun? sana her halde .rk.d.n veririz." olarak anlayıp yumuşadığını ve köylü kız edasıyla hafifçe gülümseyerek kartvizitini turist gence verdiğini, gencimiz ve çevresindekilerin de şaşırdığını görüyorum. sonrasında şarkıya allah'ım kör et beni diye devam etmek geçiyor içimden ama nafile...

datça karpuz götlüm film festivali

ben zaten halkın götünde taht kurmuş bir yıldız olduğum için katılmaya tenezzül bile etmedim. yoksa milletin götünü yırtıp komik durumlara düştüğü ödül aslen bana teklif edilmişti. fekat ben götümü çevirip bakmadım bile. önümüzdeki günlerde dünya çapında bir organizasyon olan ve benim de gediklisi olduğum torontoto uluslararası film festivalinde boy göstereceğim. geçen sene katılamamıştım. sebebini biliyorsunuz: popişlerim halkta kaçınılmaz ve geri dönülmez, yaşayanın altından kalkamadığı heyecanlar uyandırdığından mahkeme kararıyla zorunlu tıbbi müdahaleye tabi tutulmuştum. normalleştirme -artık ne kadar olabiliyorsa- prosedürü tahmin edilen 4 aylık süreyi de aştı. mahkemeden ek 4 aylık bir süre daha istenmek zorunda kalındı. neyse ki bir doktorun daha sonra "en zor sekiz ayım, naz elması safire dönüştürme simyası" isimli kitabında da bahsedeceği süreç sona erdi. yokluğumda meydanı boş bilenlere bir göt dağı vermek için hazırım. 8 aylık zorunlu tıbbi müdahaleden sonra bile bana shit koşabilecek götün onlarda olmadığını göstereceğim.

beyoğlu'nda trans bir kadına tuz ruhu ile saldırı

bundan böyle ortamlarda sinmeyeceğim, transeksüellerin ve travestilerin haklarını sonuna kadar savunacağım. uğrunda mücadele edilecek bu kadar çok anlamlı şey varken, hayatın anlamsız olduğunu düşünerek ergenliğe devam etmenin mantığı yok.

datça karpuz götlüm film festivali

(bkz:i ass my mother what will i be) derken gözlerim bir takılıyor. sonrasında da yüzümde bir şaşkınlık hasıl oluyor fark ettiyseniz. (bkz:özdemir) isimli jürinin "benim de popişlerim gayet iyi" der gibisinden popişlerine bakıp kendini teselli etmeye çalıştığını, sonra hızla (bkz:anna madrigal) isimli jürinin kolunu çekiştirip ondan teselli beklediğini, (bkz:anna madrigal)inse saçlarını hafifçe arkaya attıktan sonra (bkz:özdemir)'in popişine bakarken önce tebessüm ettiğini sonra da hafifçe gülmeye devam ederek onu teselli etmeye çalıştığını gördüm orada. tam gördüklerimi kanıksıyordum ki elini jüri masasının altından çıkarıp (bkz:özdemir)'in önündeki peçetelere uzanmaya çalışan (bkz:benim de söyleyeceklerim var)'ın (bkz:özdemir)'in dildolarından birini düşürdüğünü görüyorum. birkaç seyirci sevinçle dildoyu kaparken (bkz:özdemir) onlara dönüp çemkirerek dildoyu geri alıyor. "hey! what's your problem man! were you to want it we would give it back to you anyway!" diyen turisti ise "problem değil adamım. istiyor musun? sana her halde .rk.d.n veririz." olarak anlayıp yumuşadığını ve köylü kız edasıyla hafifçe gülümseyerek kartvizitini turist gence verdiğini, gencimiz ve çevresindekilerin de şaşırdığını görüyorum. sonrasında şarkıya allah'ım kör et beni diye devam etmek geçiyor içimden ama nafile...

ayı sözlük itiraf

gamlı_baykuş'un yaşadığının benzerini ben de ailemle sürekli yaşıyorum. birbirimizin sorunlarından kaçıyoruz. sanırım bunu kaldıramayacağımızı hissettiğimizden. her birimiz ayrı ayrı kendince sorunları olan insanlarız. her birimiz kendi köşemizde sorunlarımız yokmuş gibi görünmeye, diğerini demoralize etmemeye çalışıyoruz. misal geçenlerde kahvaltıda çay katarken gözyaşlarımı tutamadım. saklamaya çalıştım ama namümkün. annem hiçbir şey demedi. hiçbir şey sormadı. kayıtsız kaldı. bir taraftan isterdim yarama bir neşter vurmasını, oracıkta bir katarsis yaşamayı, içimi döküp rahatlamayı. diğer yandan istemezdim: üzülmesini, derdimi dert etmesini...

ablamla antidepresan kullanışımla ilgili konuşuyoruz. depresyon ve anksiyete yaşadığımdan bahsediyorum. nasıl bir depresyon, ne hissediyorum, bana bunu ne hissettiriyor?.. kayıtsız kalıyor. ki kendisi benim yaşama sebebim olan insan. bundan sonra otuz yıl boyunca ablanı göremeyeceksin ama otuz yıl sonra bir günlüğüne görebileceksin deseler o bir gün için otuz yıl yaşarım, her şeyiyle kollarımı açarım hayata.

bir gün otursak ablamla, "abla benim için korkmana gerek yok. sorunlarımın olması, hayatın benim için zor olması bırakıp gideceğim anlamına gelmiyor. sen yaşadıkça ben de yaşayacağım. ne sen benim sorunlarından kaç ne ben senin. bilelim birbirimizi, anlatıp rahatlayalım..." diye konuşsam belki de çok şey değişecek.

datça karpuz götlüm film festivali

ben zaten halkın götünde taht kurmuş bir yıldız olduğum için katılmaya tenezzül bile etmedim. yoksa milletin götünü yırtıp komik durumlara düştüğü ödül aslen bana teklif edilmişti. fekat ben götümü çevirip bakmadım bile. önümüzdeki günlerde dünya çapında bir organizasyon olan ve benim de gediklisi olduğum torontoto uluslararası film festivalinde boy göstereceğim. geçen sene katılamamıştım. sebebini biliyorsunuz: popişlerim halkta kaçınılmaz ve geri dönülmez, yaşayanın altından kalkamadığı heyecanlar uyandırdığından mahkeme kararıyla zorunlu tıbbi müdahaleye tabi tutulmuştum. normalleştirme -artık ne kadar olabiliyorsa- prosedürü tahmin edilen 4 aylık süreyi de aştı. mahkemeden ek 4 aylık bir süre daha istenmek zorunda kalındı. neyse ki bir doktorun daha sonra "en zor sekiz ayım, naz elması safire dönüştürme simyası" isimli kitabında da bahsedeceği süreç sona erdi. yokluğumda meydanı boş bilenlere bir göt dağı vermek için hazırım. 8 aylık zorunlu tıbbi müdahaleden sonra bile bana shit koşabilecek götün onlarda olmadığını göstereceğim.

alttaki yazara soracaklarım var

ay ben uzun uzun xalocum'un sorusuna yanıt yazarken üstteki arkadaş cevap vermiş bile. neyse ben sadece yazdığımı yayınlayayım soruyu üstteki arkadaş sormuş zaten.

bir tane yazmak isterdim ama hepsi çok şaşırttığından hepsini yazmak istedim:

1980'li yıllarda hzi (hafize zekeriya itil) vakfında ayhan songar ve turan itil mahkumlar üzerinde insan hakları ihlali niteliğinde deneyler gerçekleştiriyorlar. hatta ayhan songar için mamak mengelesi yakıştırması da yapılıyor. ve şimdi sıkı durun bu cetvelle çizilmiş gibi sağcı ayhan songar'ın beraber çalıştığı -insan hakları ihlallerini de müştereken gerçekleştirdiği- turan itil kişisi muazzez ilmiye çığ'ın kardeşi. itil, muazzez hanımın kızlık soyismi. hatta muazzez hanım da derneğin yönetim kurulu başkanlığını gerçekleştiriyor. ha bir de ayhan songar'ın nazi almanyasından kaçıp türkiye'ye gelen phlipp schwartz'ın öğrencisi olması var. hani hocası neyden kaçmış, öğrencisi neler yapmış? bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?

bülent ersoy'un gazinocular kralı fahrettin aslan ile henüz cinsiyet değiştirmemişken metres hayatı yaşaması olayı var. üstelik fahrettin aslan evli ve eşinin de olup bitenden haberi var.

yine aynı fahrettin aslan gazinosunda sahne alan zeki müren'i allah ne verdiyse dövüyor. zeki müren'in allı pullu sahne kıyafetleri yağmurlu bir havada sokaklara atılıyor. bu sahne zeki müren'in maksim'den ayrılma sahnesi oluyor. yıllar sonra sacit aslan -fahrettin bey'in oğlu, iyi parti milletvekili- bu sahnenin hala aklından çıkmadığını ifade ediyor.

abdullah öcalan'ın gençliğinde ülkücü olması hatta mit'e çalışması. bir süre sonra mit'in kendisiyle irtibatı kesmesi... ankara'da solcuların yaptığı bir yürüyüşün insicamından çok etkilenen öcalan'ın kendini birden bu yürüyüşe dahil bulması ve sonrasında da solcu hayatının başlaması.

alaattin çakıcı'nın dündar kılıç'ın kızıyla evli olması.

meral akşener'in eşinin eskiden aşırı solcu olması sonradan meral hanım'ın kendisini sağcı yapması...

rahibe teresa'nın yolsuzluk yapması, gandhi'nin ırkçı ve kadınları aşağılayan açıklamalarının olması, newton'un batıl inançlarının, edison'un icat hırsızı olması...

celal şengör

formatın belasıyla cima etmemek adına bütün argümanlarımı tek bir entryde topluyorum. zaten bütün entrylerim eşit şekilde eksilendiğinden herhangi birinde düzeltme yapma yolunu seçeceğim ki entry sildi demesinler.

mantık hatalarıyla ve kişisel hislerle hakkında yargısız infazda bulunulan bir aydın kişisi. söz konusu mantık hatası ad hominem yani: insan karalama ve itibarsızlaştırma. biz hukukta bir kimseyi yargılarken geçmiş yaşantısını göz önünde bulundurmadan somut olaydaki fiiliyle ilgili olarak yargılarız. "sayın hakim bu kadın bu cinayeti işlemiştir, kendisi zaten fahişenin teki ne beklersiniz?" demekle "işkence mağdurlarıyla alay eden bir adam bu, kesin cinsel saldırı suçunu işlemiştir" demek bunun benzer ve güzel örnekleridir ki mezkur entry bu mantık hatasıyla başlıyor ve isnadın iki dayanağından biri bu mantık hatası. diğeri ise yarım dakikalık bir video.
bir kimseyi yargılıyorsanız elinizdeki delillerle yargılarsınız. ki yarım dakikalık bir videoyla yetinebiliyorsanız biraz daha ihtiyatlı olmanızı tavsiye ederim. keşke hukukçu olsaydınız ve adliye tecrübesiyle bu ihtiyati hayat size kazandırsaydı. taraflardan birini dinlersiniz, delillerini incelersiniz ve diğer tarafın haksız olduğuna kesin kanaat getirirsiniz. sonra diğer tarafla muhatap olunca hayretlere düşersiniz: olay sizin hayal gücünüzü aşan şekilde çok yönlüdür. işte bu yüzden hukuki dinlenilme hakkı diye bir şey var. bu yüzden masumiyet karinesi var.
sosyal medya yargıçlarımız haberdar olmasa da bütün uygar toplumlar haberdar bunlardan. ki söz konusu videodan bile celal beyin bunu şehvani duygularla yapmadığı izlenimi pek tabii anlaşılabilecekken anlamadan dinlemeden, kişisel hislerle, mantık hatalarıyla, cehaletle, çağdaş- evrensel hukuk ilkeleri göz ardı ederek linç etmek bizim sosyal medya yargıçlarımıza yakışır.

ya da niye bu kadar kafa yoruyoruz ki biz? verelim pufudik isimli arkadaşın eline, zaten o çoktaaaaan kanaat getirmiş adamın suçlu olduğuna, recmetsin adamı. ne kadar rahatlık ya gerçekten cahil bir insan olmak.

dark bear

sözlük formatını bilmeyen yönetici kişisi. sözde "her entrye ayrı cevap yazdığımdan" bahisle entrylerimi silmiş. halbuki her entryim tanım içeriyordu. gerçi bunlar gerçekte bilmediği şeyler değil. kişisel hislerinden dolayı bilmezden geldiği şeyler. bir de şey demiş: "zaten girdinde yeterince saçmalamışsın". pardon ama bu sözlükte benim yazdıklarımı tartabilecek tahsilata, donanıma sahip bir insan evladı yok. bir zahmet haddinizi bilin. ağzı olan her konuda konuşuyor. sonra ortam maymunlar cehennemine dönüyor. iğrenmemek elde değil. bundan sonra bilmediğiniz konularda yazma-konuşma gafletinde ve hadsizliğinde bulunmayın lütfen. sonra ortaya bilgisi yok fikri var durumu ortaya çıkıyor.

anna madrigal

üçüncü bir göz olarak doğruluk elçisi-narsist bir çizgiye eğilimi olduğunu gördüğüm yazar.
olası yanlış anlaşılmaları def etmek için bu entrynin kişisel öfke, garez ya da hor görüyle yazılmadığını belirteyim.
biraz sakin.

özdemir

hepimiz gibi başkalarının hoşuna gitmeyen tarafları olan bir insan. ancak bu sözlükteki yalnızlığının fırsat bilinip çete gibi kendisine sataşılmasını hoş göstermiyor. hele bazıları var ki gücün yanında yer alıp prim kasmak için hareket ediyorlar ve bu kendilerini yalnızca gözüne girmeye çalıştıkları insanlara hoş gösteriyor. yoksa üçüncü bir göze hiç de hoş gelmiyorlar, söyleyeyim.
sözün özü, sözlüğün orasına burasına arttırmayı bırakıp bu tatsızlığı derhal bitirin.

depresyon

herkes depresyonla beraber seyreden kötü duygulara ve düşüncelere odaklanmış olsa da, aslında depresyonun en tehlikeli noktası içgörü kaybıdır. (kötü duygular ve düşünceler konusu zaten tartışmalıdır. yukarıda bir arkadaş da yazmış depresyon aslında hissedememe halidir diye. tartışmaya değer bir husus olduğu açık.) kişi bir şeylerin daha farklı olabileceğine, hayatı spontane şekilde yaşayabileceğine, hatta zaman zaman mutlu bile olabileceğine inanamaz. içinde bulunduğu hislerin ve hayata bakış açısının devam edeceğini düşünür. bu yüzden kaybedilen içgörüyü tekrar kazanabilmek için çabalaması en elzem noktalardandır. daha önce yaşamış olduğu bir depresif atağı ve bu ataktayken neler düşündüğünü-hissettiğini; ardından söz konusu atağı izleyen normal evrede neler düşündüğünü-hissettiğini düşünmeli ve buradan büyük resme ulaşmalıdır. misal atağı izleyen evrede bir sabah kahvaltısında ne düşünüyorum-hissediyorum? depresyondan çıktığımda kendime ne söylemiştim? önceki atakta da değişmezlik sanrısı yaşadım mı? yaşadıysam izleyen evrede bu sanrının gerçekliğiyle ilgili neler öğrendim?
gibi soruları sormalıdır.

bir ara sebepsiz duygudurum değişiklikleri yaşıyordum. hatta bipolar ya da borderline olduğumdan şüpheleniyordum. fakat üzerime depresyon çöktüğünde hemen içgörümü bana geri kazandıracak telkinlere başvuruyordum ve depresif atağı şipşak geride bırakıyordum. o yüzden herkese tavsiyemdir buna dikkat edilmesi.