ayı sözlük itiraf

  • /
  • 91
bende bir derdimi paylaşayım panpa, bir sevgilim vardı 1.5 sene boyunca beraberdik birlikte yaşadık çok sevmiştim ama öyle böyle değil. bu insanlar aşık oldum diyor ya hiç böyle birşey değil. yatakta yatıp müzik dinliyorduk sürekli tavana bakarak. hiç konuşmadan sohbet ediyorduk. düşün ağzımızdan bir kelime çıkmıyor ama biz sohbet ediyoruz. ruhlarımız o kadar bağlıydı. sözlüğe bakıyorum, arkadaşlarıma bakıyorum çok sevdim falan diyorlar. ama 1 tanesi hariç hiç böyle birşey yaşamamış.

sonra ayrıldım ben, ayrılmak zorunda kaldım bir şekilde her ne boksa. hayvan gibi depresyon geçirdim günde 5 tane ilaç alıyordum. beynim kulaklarımdan akıyordu sıvılaşıp bir bok hissetmiyordum. zamanla toparladım kendimi bir yaşam koçu sayesinde. intiharın eşiğinden döndüm, gerçekten ölmek istiyordum. nasıl yapacağım bile aklımdaydı.

şu son 10 aydır mükemmel hissediyorum kendimi ama bildiğim birşey var ki hayatımda böyle bir aşk bir daha karşıma çıkmayacak yüzde 99 ihtimalle. bu yüzden kimseyle birşeyler yaşamak istemiyorum, hayal kırıklığı yaratmakta istemiyorum insanlarda çünkü tanıştıktan 1-2 gün sonra insanlar aşık olduğunu söylüyor, bende sağol bro diyip uzaklaşıyorum direk.

herneyse bu mükemmel 10 aydan sonra son 1 haftadır aklımda kalbimde sadece o var panpa. çünkü bugün onun doğumgünü ve içimde ki bu his yüzünden sanki birazdan kapıdan içeri girecekmiş gibi hissediyorum. girerse ne bok yerim bilmiyorum zaten tek istediğim artık gece saat 12 olsun ve bu histen kurtulayım bir an önce.


bu mesajı bir yazara gönderdim ve sonra sol fıreymden bu başlığı gördüm tesadüf mü değil. yaşanması gereken bişiymiş diyorum şimdi kendime
gay olduğumu bugün ilk defa aynada kendime bakarak içimdem değil sesli olarak söyledim. tabiki uzun yıllardır farkındayım ama hiç sesli dile getirmemişim, kendimi hiç olmadığım kadar doğru bir o kadar da yanlış hissettim.
itiraf ediyorum ki, tombiş lgbt aktivisti gençler acayip ilgimi çekiyor.
stresten ölüyorum ve çalışamıyorum. bu sene istediğim yer gelmeyecek diye de korkuyorum. bakalım 23 gün sonra neler olacak?
pazartesi staja başlıyorum. hem de inanılmaz güzel bir yerde. kravat takmadığım, gömlek giymediğim, moda ikonu gibi gidebildiğim bir yer.** plaza kaşarlığı ne ki moda dünyasını ben yöneticem.*

2 gündür diyet ve squat yapıyorum. gangbangi hayatı boyunca tecrübe etmemiş bir insan olarak yapmış kadar oldum.***
ne zaman otobüse binsem ya da metro ne bileyim ya da vapur hep birine aşık oluyorum. o kısa dakikalar boyunca çok seviyorum, el ele kırlarda koşuyoruz, beraber yağmurda yürüyoruz sonra ani bir dönme hareketiyle göz göze gelip öpüşmeler filan allah allaaah. sonra o iniyor ya da ben iniyorum beş dakika sonra da unutuyorum aşkı hızlandırılmış ingilizce kursu gibi yaşıyorum. aşk acısı da yok ehe. ama yanlış anlaşılma olmasın tamamen uzaktan fortçu sanılmaktan korktum bi an.
eşcinselleri tanımadan ve ortamlarına girmeden onları sapkın olarak görüyordum. pişmanım.
geçen gün işten kovuldum. o kadar olgun karşıladım ki beni işten kovan adam bile şaşırıp 3 kere tekrarladı kovulduğumu. üçünde de ''tamam'' diyince ''neye tamam?'' diye sordu sonra teşekkür etti. dünya üzerinde benden daha karizmatik bir şekilde kovulduğunu kabul eden bir ademoğlu varsa tanımak isterdim. ha bu arada beni sonra göndermediler, e yanlış hesap bağdattan döner tabi.
hangi adama "bana ne zararı dokunabilir ki şundaki tatlığa bak" deyip sevgi beslesem, ağzıma sıçıp hayatımdan çıktı.*
dün eski sevgilimle yemeğe çıktık. kedisine o tatildeyken ben bakmıştım, evin anahtarlarını vermem gerekiyordu. ayrılırken pek konuşmamıştık, üzerinden beş ay geçmiş. sanki herşey kesip atıldı. ikimizin de kızgın olduğu vakitler geçti. geriye birkaç güzel anı, saçma kavgalar falan kaldı. yemekten sonra arabada oturduk, biraz konuştuk. zor bir kış mevsimi geçirdiğimizden bahsettik. hoş herkes için zordu, kar bitmek bilmedi. o ağladı, sen gidince en iyi arkadaşımı da kaybettim dedi. o ağlıyor diye ben de ağladım biraz, ağlama lütfen dedim.ikimizde hayatta başka yerlerdeydik, en azından denedik. denememek daha acıklı, cesur olmak lazım. üzerinde başka bir hava vardı, ben de saçma bir şekilde seziyordum biriyle birlikte olduğunu daha buluşmadan. sordum, kızma dedi. neden kızayım ki, ikimiz de mutlu olmayı hak ediyoruz dedim. gerçekten kızmadım.

benim de biri var gibiydi dedim. seks için buluştuyduk, birkaç kez daha bir araya geldik , her defasında daha çok beraber vakit geçirmeye başladık. ben birşeyler hissetmeye başladığımda eski kız arkadaşına geri döndü. olay brokeback mountain gibi oldu dedim. güldük. gene de boğazıma birşey düğümlendi. eve geldim, yattım. bu cümleleri yazdım, adele'in someone like you şarkısını çaldım. böğüre böğüre ağladım.
bu işe yeni başlayan kız, önceki işyerini anlatıyor habire. önceki işyerindeki çalışanların yarısı kadarı yabancıymış. eşcinsel evlilik yapan müdürünü, onların düğüne gitmelerini, kime nasıl hitap edeceklerini şaşırmalarını, "biz kız tarafı mıyız erkek tarafı mı şimdi, ho ho ho" tarzı diyaloglarını ballandıra ballandıra anlattı bir gün. sonra bunun hoşlandığı çok yakışıklı bir elemanı bir gün bir ev partisinde elele bir erkekle gördüğünü söyledi. böyle başka bir sürü şey anlattı. orada belli edemedim ama çok kıskandım bu rahatlığı ya. elalem yanı başımızda ne rahatlıkta yaşıyor, biz burada "ay açılsam mı? kime açılsam? açılsam benle küser mi? annem beni evlatlıktan reddeder mi?"lerdeyiz. tabii bazıları için hatta ölüm tehlikesi de var. böyle hikayeleri dinledikçe başka bir ülkeye yerleşme isteği kaplıyor içimi. pöf.
tam üç antidepresan atıp haftayı sindirmelik gün.
ruhum göçebe götüm yerleşik
gerçekler değerini o kadar kaybetti ki hiç düşünmeden yalan söyleyebiliyorum, çünkü kimsenin umrunda değil. her şey sahte.
brezilyalı biri instagramdan saat farkı demeden gece gündüz yazıyor ve google translate beni uluslararası rezil ediyor."is it"lere yes it is, do you lara da yes ı do diyorum uzatmadan. çünkü uzun cevap yazıp yolladığımda mesajı anlamadığını söylüyor -ki bende anlamıyorum -ona da no pro diyorum. allah kimseyi ingilizceyle sınamasın sözlük , amen.
hayat bana vaykiki vay vay derken mendil sallayıp halay çekesim geliyor
kendime iyi geceler diyerek başladığım bir gece oldu bu, facebook üzerinde dolaşıyordum arkadaşlarımı bir check edeyim ne yapıyorlar merak ettim diyerekten arkadaş listemi gözden geçiriyordum. benim arkadaş listemde de sadece yakın arkadaşlarım mevcut hiçbir şekilde yakınımda olmayan insanlar ve akrabalar giremiyor. göz atarken eski bir lise arkadaşımın 2 tane profiline denk geldim. (ona yeliz diyelim şimdilik) içimden '' eh be yeliz tamam o zamanlar kekoyduk falan ama 2 tane açıp da böyle ulu orta bırakmak hele ki herkese açık fotolarla'' dedim içimden. bunu dedikten sonra yeliz hakkında birçok şey aklımda canlandı, bu başlığa yazma sebebim de bu yüzden, bazen üzerine düşünüyorum nasıl hayatlar yaşıyoruz hepimiz diye, o yüzden size kendimin ve yeliz'in hikayesinden bahsetmek istiyorum biraz. hem biraz günah çıkartmak amaçlı hem de üzgünlüğümü gidermek için. biraz uzun bir entry olacak şimdiden uyarıyorum.

benim zor bir lise hayatım oldu her zaman, ilkokul da zordu ama lise gerçekten bir nevi cehennemdi 11. sınıfa kadar özellikle. 9. sınıfta pek arkadaşım yoktu, olmasını da umursamıyordum aslında hayatım boyunca hep kendi kendime yeten biri oldum. ama bazen insanın birilerine ihtiyacı oluyordu kendisine ses olacak nefes olacak. okuduğum lise yüksek puanlı bir liseydi bu yüzden biraz zeka seviyesi ve hoşgörü seviyesi en azından biraz yüksek olur diye umuyordum girmeden önce, zira öyleydi fakat yeterli değildi. sınıf da kendi içinde arkadaş çevrelerine bölünmüştü. cool'lar - nispeten cool'lar - vasat tayfa - inekler - ezikler olmak üzere. cool'lar nispeten cool'larla iletişim içinde olabilse de, bir cool'un bir inek ile iletişim içinde olmasının tek sebebi çıkar ilişkisiydi. eziklerle genelde vasat tayfa muhabbet ederdi çıkar ilişkisi olmadığı sürece vasat üstü grupla altı grup asla iletişim halinde bulunmazdı. bana soracaksınız şimdi sen hangi tayfadaydın diye, vasat tayfada görünmez biriydim ben, kendi işimi görürdüm bir şekilde ama iletişim kurmak istediğimde her türlü iletişim kurabilirdim her türlü grup ile. lisenin zor olmasının sebebi tabi ki bir umursamazlığım sebebiyle şakaların dozunun üzerimde fazla kullanılmasıydı ama içten içe yaralanan bir yapım olduğundan zarar vericiydi. neyse o aralar iyi iki adet burs tutturup derslerle uğraşıyordum genel olarak, burslardan biri klasik para bursu öbürü ise büyükelçilik ingilizce eğitim bursuydu, birkaç arkadaşlarım da seçilmişlerdi bu bursa. yeliz de onlardan biriydi, yeliz eğlenceli dansı çok seven ve enerjik bir kızdı. güzelliği vasat denebilecek kısa boylu ve ara sıra saçma davranışlarıyla sınıfın dalga konusu olurdu. ama her şeye rağmen hayat enerjisine hayran kalırdım. dansı bir tutku ile yapıyordu ve bundan dolayı adı orospuya çıkmıştı. her zamanki klasik olaylardan biriydi benim için voleybol oynayan bir erkeksen eşcinsel damgası yersin, çok iyi dans ediyorsan ve bu konuda tutkuluysan ve biraz da açık giyiniyorsan orospu damgası yersin, çok ders çalışıyorsan inek ve ezik damgası yersin bu hiç değişmez.

yeliz ara sıra kafa şişiren biri olsa da bana çok yardımı dokunan biriydi, ara sıra okulda onunla takılıp çok eğlendiğim zamanlar olurdu, kurstan dönerken serviste bize dans numaralarını gösterirdi, servisçi amca sesi sonuna kadar açardı biz de dans ede ede eve dönerdik. bir gün yeliz'in evine gittim ders çalışmak için, bize yakın sayılabilecek bir yerde oturuyordu. babası ile tanıştım ve annesiyle çok tatlı insanlardı, kızları okusun ve sosyal biri olsun diye her şeyi yapıyorlardır diye düşünüyordum onları ilk gördüğümde. bizi rahatsız etmemek için koca salonu bize bıraktılar ve küçük oturma odasına televizyon izlemeye gittiler. yeliz'in aile hayatını görünce çok etkilenmiştim, benim ailem de dünya tatlısı insanlardır ama durumları kötü olmasına rağmen dişini canına takan böyle aileleri görünce insan bir başka oluyor. biz yeliz'le ders çalışmaya başladık ara sıra erkek arkadaş kız arkadaş mevzularından konuşuyorduk, yeliz'in düşünceleri biraz fazla yaşına göre uçarıydı.'' insanları tanıyamamış daha bu kız'' demiştim içimden, ''umarım başına kötü bir şey gelmez.'' ders olayını bitirip evime döndüm annesin yaptığı bir kutu kurabiye ile. ve yaklaşık 1 sene sonra yeliz okuldan ayrılıp daha düşük seviye bir okula geçiş yaptı. ben bu davranışına anlam verememiştim herkes yapamadığı için geçti diyordu, pek inandırıcı gelmese de inanmayı tercih edip mevzuyu kafamda kapattım. yeliz aynı zamanda kursu da bırakmıştı. hayatımdan bir insan tamamen çıkıp gitmişti, kaybolmuştu adeta.

ve okul bitti ben mezun oldum üniversiteye başladım bir gün makroya alışveriş yapmaya girdim, istediğim her şeyi aldıktan sonra kasaya geldim ve kafamı kaldırdığımda bir gördüm ki yeliz. mahcup bir tavırla selam verdi ben de onu bu kadar senenin ardından görünce garip olmuştum. ama neden kasiyerlik yapıyordu bunu çözememiştim, yaz olduğu için deneyim olsun diye yapıyordur büyük ihtimalle dedim. ''dışarda bi' sigara tüttürelim mi?'' dedi bana, ben de ''ayıp ettin sen istersin tüttürmez miyiz'' dedim. patrondan izin alıp dışarı çıktık birer winston slim yaktık, ''ee yaz tatilinde burada çalışıyorsun ha'' dedim, ''sadece yaz tatilinde değil'' dedi. şaşırdım ''neden burada çalışıyorsun senin derslerin hep 10 numaraydı, ağzın da iyi laf yapardı hani'' dedim. ''beni sen iyi tanırdın her zaman, böyle olması gerekti, lise hayatımı çarçur ettim'' dedi. '' nasıl çarçur ettin anlamadım, daha düşük seviye bir liseye geçtin de çalışmadın mı yoksa başına ailevi bir sıkıntı falan mı geldi'' dedim. ''başıma ailevi bir sıkıntı gelmedi, bir erkek arkadaşım vardı beni kullanıp attı, hamile kaldım çok geç haberim oldu, babam beni öldürecekti'' dedi. ''birini buldum, evlendik mutluyuz şimdilik çok şükür, işimden de memnunum, neyse benim işe dönmem gerekiyor bizim patron manyağın teki'' dedi son olarak ve sarıldıktan sonra arkasından '' bu hayata en berbat durumda bile tutunabilecek biri varsa o da sensindir, kimseyi dinleme yeliz'' dedim birbirimize bir süre baktık ve eve doğru yola çıktım. aklımdan bir sürü soru geçiyordu cevaplarını bulmaya çalıştığım, soru-cevap soru-cevapsızlık arasında gidip gelerek eve yol aldım. eve girdim facebook'u açtım ve eski resimlerimize baktım toplu resimlerde yeliz oradaydı, kendi eski yorumlarıma baktım ergence ve saçmaydı.

aklımda hala bir soru vardı ve hala var ergence ve saçma halden bu kadar iğrenç bir hale nasıl gelebildik?

ve hadi bu hale gelebildik, ergen olmama rağmen kalbimin ve vicdanımın olduğu o dönemde ben neden içimden geçenleri yeliz'e söyleyip onun aklının bir köşesinde onu koruyamadım? dans etmesi ve güzel okullarda okuması gereken yeliz şu anda kasiyer olarak çalışıp, 17 yaşında çocuk sahibi olup çocuk bakıyor ve evini çekip çeviriyor. sebebi ise bir şerefsiz evladı madem bunu yapan bir şerefsiz evladı sen neden sustun ve hayatından kaybolup gitmesine izin verdin. belki de kimsesi yoktu sustu korktu, susmayı korkmayı en iyi bilen senken yanında bile olmadın.

günah çıkartma bir entry ile olsa işim kolay olurdu, hayat solup gidince renklerin de bir anlamı kalmıyor. hepimiz kendimizi affetsek de hatalarımızla yaşıyoruz, ve bazen hatırlayıp kederleniyoruz.
bugün dersanede ders arasındayız arkadaşlarla sohbet, muhabbet derken ara bitivermiş. sınıf arkadaşım olan bir kız -ki kendisi sevdiğim biridir- hadi ara bitti, beni etüt sınıfına bırakır mısın hatta sen de gel beraber girelim dedi. ben de olmaz işim var dedim. o da şakayla karışık "gelmezsen nikimsi gay arkadaşlar" diye sınıfta dedikodu çıkarırım dedi. ben ise sadece gülümsedim işim var oraya yetişmem lazım dedim ve gittim. bana o an o cümleyi kurduğunda "istediğini istediğin kişiye söyleyebilirsin, ben zaten eşcinselim, herkese tek tek söylemenin zorluğunu senin sayende atlatmış olurum" diyemedim ya sözlük, o kadar içime oturdu ki anlatamam!!
  • /
  • 91