ayı sözlük itiraf

  • /
  • 91
insanlar ne kadar mantıklı, sağduyulu, tutarlı düşünse de bazı konularda olaylar düşüncelerini desteklediğinde çok salakça fikirlere kapılabiliyor. lise dönemi ergenliğiyle platonik bağlandığım okulumuzun müdür yardımcısı vardı. neredeyse aradan on sene geçmiştir. platoniklerin arasindan en tutkuyla bağlandığım adamdı. hayatta bana bir fırsat sunulsaydi, her türlü onunla değerlendirmeyi seçerdim. o kadar olağanüstü bir şey gibi geliyordu ki tenimin tenine değmesi; aşkı sevgiyi geçtim, sırf nasıl bir histir bu merağından belki de en çok istediğim şeydi. bilen bilir platonikler durup dururken birine bağlanma olayı değildir. dogru ya da yanlış karşı tarafın da tavırları seni buna sürükler. etkisini yitirdiğinde karşılık konusunda en iyimser düşündüğüm adamdı kendisi. yeni yaslarimin getirdiği tecrübe ve olaya birkac sene uzaktan bakınca en ufak bir alaka görmüyordum bile. hatta yakın zamanda onu gördüğümde karşılaşmamak için elimden geleni yaptım. ama dün telefona dalmışken iş yerinin oradan birinin geçtiğini farkederken kafamı kaldırır kaldirmaz birinin gözleriyle içeriye göz gezdirdigini gördüm. aynı zamanda yürüdüğü için tam gözler bana kayınca işyerini de geçmiş oldu. bir anlık noluyor lan dedim kendi kendime. anlam vermeye çalışıyorum. oldukça düşündüklerimden uzak ihtimallerden yana kullanıyorum mantığımı ama hafiften de aklım başka yana kaymiyor da değil. hani bir şey olacağından değil. biliyorum kırk yıl böyle sürse hiçbir şey olmaz ama içinin bi yerlerinde bir şeyler cız ediyor yine. gecem onu düşünerek geçti. hala karşıma çıkınca ayaklarım titriyor.
sevdiğim değer verdiğim bir arkadaşım var. kendisiyle tanışalım 3 4 ay olmuştur ama baya sıkı fıkı olduk diyebilirim . yanında olduğumu her zaman hissettirdiğimi düşünüyorum. aramızda sadece arkadaşlık var . bu arkadaşlıkta baya güzel yani sohbet edebiliyoruz birşeyler paylaşabiliyoruz gibi gibi. ama nedense ona güvenemediğim yanları oluyor . yani ona yakın oluyorum sonra bi yanım bana diyorki güvenme. bunun nedenini sorguluyorum hemde çok sorguluyorum. güven problemi bazı kişilere karşı hayatım boyunca olmuştur diyebilirim. bu durum bana çok ilginç geliyor bilemiyorum....
gecenin bu saatinde kiremitte tavuk yedim. pişmanım. eve geldim swing republic dinleyip kendimi electro swing`in kollarına bıraktım. dans ederek az da olsa eritecem bu göbeği. ciddiyim.
28 yaşımdan sonra kendimi keşfettim. içim kıpır kıpır ama ah şu gizli kalma zorunluluğu...
şu koca şehirde insanlarla tanışmanın bir yolu yok sözlük. çıkma kavramı burda mı yok ben mi bilmiyorum acaba? çok şey mi istiyorum oturalım, konuşalım, eheheleşip utanalım falan. liseliliğimi yaşayamadım lan her muhabbet 'yer var mı'ya bağlanıyor. fast forward atıp beş ay sonraya gitmek istiyorum bıktım bu şehirden.
artık yalnız kalmak beni ürkütüyor, ölüm yaklaştığında zamanında hiç bir insanla paylaşamadığım şeylere teselli olsun diye yoldan geçen tanımadığım insanlara bile selam verip her şeyi telafi etmeye çalışmak zorunda kalmak istemiyorum. öleceğim ama meğerse insanları hala seviyormuşum demek istemiyorum
ben önce lafa bakarım laf mı diye sonra söyleyene bakarım penis boyu kaç cm diye!
ergen kızlara sertçe dirsek atıyorum bazen.
yönetmen bir arkadaşıma "beni de bir kaç dizide filmde oynat" dedim. "bu aralar korku filmi projesi yok" dedi. küstüm, kızdım, canını acıtmak istedim, fotograflarını atamadım mesela ama bakamadım da, sonra yatıştım, yatağıma geri döndüm !
hazır noodleları makarnadan daha çok seviyorum. plastik gibi kalitesiz şeyler ama plastik gibi olması daha çok hoşuma gidiyo. en sevdiğim de dana eti çeşnili olanı.
kedi beslemek istiyorum hatta adını şimdiden koydum: koli olacak.koli yatağıma sıçtı,koli bugün eve gelmedi,koli maması,kolim aç eve gitmem lazım gibi muhabbetler olacak ama olsun hoş isim.
sevgili sözlük size geçen hafta yediğim bir haltı paylaşmak istiyorum;

hani insanlar bunalımdan saçma sapan hareketler yaparlar ya... kimisi alışveriş yapar kimisi saçını değiştirir kimisi arabasını satar kimisi eşini boşar...

ben vanilya ile yaşadıklarımı dertli dertli arkadaşıma anlattığım bir öğle arasında konu bir şekilde onun yeni başladığı lazer tedavisine geldi. iki taksit şeklinde ödediğini ve maddi durumunun bu iki ay çok kötü olacağını söyledi. bende sanki "maddi durumum bu iki ay çok kötü olacak" lafını duymamışım gibi ve sanki ben çok zengin bir adammışım gibi "ne kadar güzel bende yaptırmak istiyordum. memnun musun bari?" diye olaya atladım.

tamam bir şeyde anlaşalım. lazer tedavisini, 13 yaşımdan beri istiyorum. ancak zamanı mıydı? nasıl bir bunalımdı...

sen tut 1 saat içerisinde ankara'nın en pahalı güzellik merkezlerinden birisine git, 3500 tl'lik seneti 7 taksit şeklinde imzala!

tamam erkek olduğum için fiyat elbette çok gelecekti. ama bu kadarını beklemiyordum.

ben kabul etmezdim. ben pazarlık yapardım. ancak kadına muayene sırasında "popomu" açtığım için o kadar utanıyordum ki zaten kendimden geçmiştim. popomu açmaktan utandım lan!

neyse bu pazartesi başlıyor. ilk taksidi ödeyeceğim ama bu 7 ay kendimi kontrol etmem gerek. artık partiler yok. artık fuzuli harcamalar yok. artık çılgınlar gibi alışveriş yapmak yok. bir de lazere başlayacağım için bu yaz denize veya açık yüzme havuzuna girmek yok ki bu benimle havuzda görünmek isteyen kızlar için çok kötü oldu.*

öyle işte sözlük. öyle ya da böyle bu işi yapacaktım ama ben hep maaşa geçtiğimde yapacağımı düşünüyordum. ayrıca umarım vanilya'nın ayrı bir kıl fetişi yoktur.

ne edek.
7 yaşımdayken babaannemin kilotlu çorabını koyuna giydirmiştim .
facebookumu karıştırırken 4 sene önce yüklediğim bir albüme denk geldim, annemle güzel bir cumartesi. sanki o günü tekrar yaşamış gibi hatırladım,bana o gün bakışların,duruşun hatta adım attışın bile bana benziyor demişti. birlikte sahafa gitmiştik,bana kitap seçmişti. alışveriş yapmıştık,benimle her alışverişimizde olduğu gibi zevksiz diye dalga geçip kıyafetleri seçmişti. ozamanlar dağ gibi gelen küçük sorunlarımı anlatıp yakınıyordum. zamanı o gün durdurabilseymişim keşke. ya da hatıraları silebilsem, kaskatı kesilsem ne bileyim. seni seviyorum anne her şeyin bambaşka olmasını dilerdim,şimdi keşke bu saatte uyumadığıma kızsan,paçoz kıyafetlerimle dalga geçsen, özlüyorum, aklımda hep o cumartesindeki gibi kalacaksın.. evet derdimi sikebilirsiniz.
insanlarla olan iletişimimde yüksek ses kullanımı, bağırıp çağırma, kavga etme gibi faktörlerin yer almasından hoşlanmıyorum. sadece konuşarak, gerekirse susarak, diyaloğu azaltarak ya da ortamdan uzaklaşarak sorunları çözme eğilimindeyim. ama bu ılımlı ve kırılgan tavrın insanların sahte zaferler kazanmak adına daha çok savaşma isteğini tetiklediğinin de farkındayım. hayat ne yazık ki amaçlar ve onlara ulaşmak için kullanılan meşru olmayan yöntemlerle bezeli.
geçen sene bu zamanlar ne istiyorsam oldu. bir işim var, kendime ait tek başıma kaldığım sahil kenarı bir evde yaşıyorum ama mutlu olup olmadığımı bilmiyorum. sanırım mutsuz olduğumda anlayacağım mutlu olup omadığımı
sözlüğü çok özledim. bir yıl önce bugünlerde gezi heyecanı vardı, sosyal medya çıldırmıştı ve hepimiz birbirimizi arıyor, istanbul'dan ankara'dan haberler almaya çalışıyorduk. ne güzel günlerdi. sonra çiçek gibi soldu heyecanımız, umudumuz, çabamız. her yerden, her şeyden uzaklaştım. duyduğum keder, öfke içimde patladı. interneti yalnız iş için ve oyun oynamak için kullanır oldum. mutsuz, karamsar ve umutsuzum sözlük. ülkeme baktıkça canım yanıyor ve köşeye sıkışmış gibi hissediyorum.
biraz önce eşcinsel bir dostum çağırdı evine. bizden başka 2 gay insan evladı daha var. konu ilişkilere falan geldi. herkes saçma olan ilişkilerini anlatıyor falan. gördük ki hakkaten kimin eli kimin cebinde belli değil, dengesizlik mi ararsın, ruh hastası mı ararsın ve bu insanlarla 3 kişinin de bir temasının olması . enteresan. yanlış anlaşılmasın ne ben ne de arkadaşım dört dörtlük değiliz tabi ki. başkalarını aşağılamak adına da söylemiyorum bunları. ama hakkaten ortam çok saçma ve leş. bu bir hastalık olsa idi emin olun tedavi olur, düzgün bir kızla evlenir mutlu mesut yaşardım. bu ne abi.
  • /
  • 91