tophat

Durum: 49 - 0 - 0 - 0 - 19.10.2021 12:49

Puan: 882 - Sözlük Kezbanı

3 yıl önce kayıt oldu. 8.Nesil Yazar.

0
  • /
  • 3

yeni tanışılan gaye hetero olduğunu söylemek

kendince "ben heteroyum ya, tanıştığımızda heteroydu diyecek arkadaşlarına, hetero adamı bile gay yaptım diyecek, hatta eşcinsel filmi çevirmek istiyor benimle" diye gereksiz ego şişiren adam söylemidir.

saniyesinde gaydar analizini tamamlar, kasa fişine basar veririm eline.

tekagen irande

"elinden geleni ardına goma" dese aynı etkiyi yaratmayacak deforme seviyesinde küçük kafalı fakat büyük vücutlu japon kızı söylemi.

ingilizce bilmeyi maharet sanmak

"eplıkıntın sıkillerine baktığımızda aslında taytıla yeterli olacaksa da pay yüksek kalabilecektir, dolayısıyla siyo inform edilmeli" diyen insan kaynakları çalışanı ablamızın yabancı ortaklarla girilen toplantıda pinpon topu yutmuş ve alttan çıkartmaya çalışıyor gibi kıvranarak "heeeimmm heeeee heeeee" yapması, konuşamaması ve toplantı sonrasında beni arayarak "aslında ben çok iyi anlıyorum ama orada eplıkıntla ilgili ne dediler tam olarak" demesi...

ablam, kimse bir yabancı dili bilmek zorunda değil de böyle sanki kendini inandırıyormuş gibi araya kelimeleri niye serpiştiriyorsun? hangi ezikliğin bu içinde kalan? halbuki türkçeyi türkçe düzgün konuşup yabancı dili yabancı dil olarak düzgün konuşmak diye ayır bunları o küçük kafanda.

benzeri linkedinde gereksiz işlerle uğraşıp türk firmasına ingilizce veda buseleri yazan veya yeni işini ingilizce kutlayan, henüz takım elbisesini dolduramamış insanlarda çok görülür. yapmayın gözünüzü seveyim, global biri değilsiniz, global takipçileriniz yok, mr. şener yazıp 40 yıllık şeno'ya ingilizce teşekkür etmek yakışmıyor üstünüze.

maharet sananları üzecek son beyanım: ana dili gibi ingilizce ve almanca konuşan biri olarak anlamadığım abartıdır.

özet: üzmeye başlamış sanırım.

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

ayı sözlük yazarlarının şu an okuduğu kitaplar

seriyi tamamlamış olmak onuruna yine, yeniden ve en baştan "zaman çarkı serisi".

yan tarafta pat barker - kızların suskunluğu ile madeline miller - akhilleus'un şarkısı son 60-100 sayfadalar. (

zaman çarkı serisi: ilk 10 kitabını yıllar yıllar önce üniversiteyken okumuş olmaktan ve gerçekten bir nefeste bitti dediğim serinin yaklaşık 13 bin sayfa sürüyor olmasından dolayı gözüm korkmuyor değil. şimdilik ilk kitabın 400. sayfalarındayım.

akhielleus'un şarkısı: yunan mitolojisini çok iyi bilmenin tesiriyle almış ve bir cumartesi akşamında son 100 sayfaya kadar gelmiştim (3 hafta oldu geleli, merak ediyorsam da oturup kalan 100'ü okuyacak vaktim yok... alt katta oturma odasında okumalık olduğundan biraz yavaş ilerliyor.

kızların suskunluğu: tuvalet kitabım, günde 20 dk diye diye bitecek.


"gençlikte nasıl zaman yaratıyormuşuz" diyeceğim kadar yaşlı değilim fakat meslek hayatının ilk yıllarında söylenen "para arttıkça bunlara zaman bulamayacaksın" denilmesi yalan değilmiş. hızlı ve düzgün okuyamıyor olsam gerçekten senede iki kitabı bile okuyamazmışım... (bkz:#390700)

"elitim, elitsin, elitiz eltimiz" editi: insan düşünen hayvandır demiş seneca, yoksa kimseye havamız yok.

alttaki yazara soracaklarım var

fantezilerinin tümünü yaşamış biriyim, cevap sıkıcı olsa da yeni bir gizli fantezim yok. demek değil ki bir sürü fantezimi gerçeğe çevirmedim, çevirdim; bazılarında "bu ne lan bu muymuş?" dedim, bazılarındaysa "evet, bu, bu çok iyiymiş gerçekten" dedim ve normalleştiler.

öte yandan gloryhole falan gibi fantezilerim hiç olmadı, ya tam "ehehe yalayacaklar" diye sokunca karşıdan biri lap diye kesse? tuvalet kabininin duvarından aşırılıp üstüme atılan çükümün düşüncesinden doğan anksiyete bana yeter.

ofiste sevişmek falan gibi fantezim de olmadı, takım elbiselere, kaşmir trikolara, mısır pamuğu gömleklere bir sürü para verip üstüne mi attıralım?

deri meri? yaptık bunları, geçiniz, sevişmenin en güzeli hiçbir şey giymiyorken olandır.

grup da yaptık, abartıldığı kadar yoktu.

öte yandan sapkınca bir fantezim hiç olmadı. *

gizli bir seks fantezisi değil ama şu aralar total black out kampları acayip ilgimi çekiyor. sonunda bıçakla kovalanıp deşilmeyeceksek ya da külte alınma yolunda katledilmeyeceksek sevdicekle beraber böyle şehirden ve ışık kirliliğinden uzakta yapılan total black out kamplarına gidip o yıldızlar altında şarabımızı içip yiyişmek, güzelce sevişmek, samanyoluna attırmak isterim.


sevgili alttaki yazar: sahip olduğun en pahada ucuz ama etkileyici şey nedir?

cinsel tercih

tanım: bu sene pandeminin etkisiyle sınav puanlarının daha da düşmesini ve tercihlerin gittikçe şaşırmasını beklediğimiz, adayların her zamanki gibi telef olacağını varsaydığımız şeyimsi.

"bırağın herkes neyi istiyorsa onu tercih etsin, her ne kadar iğrenç olsa da yani, öğk, hak yolu varken bok yolu mu ehehehe ama yanınızdayız ya, yeter ki bizim göte bakma ama istersen senin göt de iyiymiş, dobloyla alam mı seni cumartesi" diyen versiyonun doğru olduğunu sandığı tanımımsı. *

bunu mu demek istediniz? (bkz:cinsel yönelim)

kıskanç erkekler

karşı cinstekileri ve karakteristik olarak böyle olanları bilemem ancak kendimden yola çıkarak şu cinsi de var demek isterim:

ilişkimize ilk başladığımızda benim eşcinselliğimle barış içinde olduğumu, psikolojim ve ruh halimdeki tırtıklı olan bölümleri törpüleyip kendimle olan tüm sorunlarımı çözdüğümü sandığım bir zamandı. hayattan alıp veremediklerim vardı; aldım sandıklarımı alamamış, verdim sandıklarımı ya tümden tüketmiş ya da toptan vermiştim.

karşımda ise bana sevgiyle gelen, üstelik ben hiç böyle sevilmeye alışık değilken, sevgisini pis istanbul yağmuru gibi çiseleterek değil, ege'de yağan yağmurlar gibi çakıl taşlarını yerinden oynatarak yağdıran bir insan vardı. fark etmedim ki tüm kendimi sevmediğim yönlerimi onda bir kusur bulmak için tek tek tezgaha çıkarıp satmaya çalışıyor, satın almadığı yerde de yüzüne vuruyordum. öyle ya, beni neden seviyordu? kesin aldatıyordu ya da gönlü söylediği kadar avuçlarımda atmıyordu.

toksite seviyesini hiçbir zaman fiziksel veya psikolojik şiddet aşamasına getirmemiş olsam da şimdilerde o zamanki yazışmalarımızı okuduğumda, hareketlerimi ve ifadelerimi hatırladığımda kendimden utanıyorum; içim buruluyor, moralim düşüyor ve suçlu hissediyorum. "bak bütün gün çalışıyoruz, ortak yerlerden geçtiğimizde yazışamazsak birbirimizi haritada görürürüz" yalanıyla gps takibi bile yapmışlığım vardı halbuki... kendimi ne kadar az sevmişim de karşımdaki insana bu kadar az güvenmişim? kendime ne kadar güvenmemişim de zırhımdaki tüm delikleri kimseye fark ettirmeden, etrafa zarar vermeden yamamak için çabalayacağıma küçücük deliklere parmağımı sokup folloş etmiş, "bakın ne var burada! kahretsin beni de sizi de bu hayat" demişim?

uzun lafın kısası, kendisini böyle sevmeyen insandan ya uzaklaşın ya da sevmesini sağlayın. yoksa herkese zarar, kendisine en büyük zarar.

ayı sözlük yazarlarının bugünkü kombinleri

siyah tshirt, bol sweatpant, çorap ve pantuf.

bütün hafta buradayız anacığım, kameralarda şirketlere gülümsemeye devam, toplantılarda bekletmeyin, byee! *

hoşlanılan erkeğin motor çıkması

istemsiz kıskançlıklar yaratırken o kıskançlık dalgaları arasında "asıl ben ne işler çevirdim?" diyebiliyorsa sorun olmayacaktır.

heteronorm gereği toplumumuzda hâkim bakire kadınla evlenme geleneğinin eşcinsel kısma yansıması olduğu kadar eşcinsel olmayı her yerde vermek, herkesi sikmek olarak sanan kesimin bitmeyen "düşün, düşün, boktur işin" spiralidir.

"ilkin olam aşgım" (73. perde), "ilkimsin aşgım" (96. bölüm), "ben daha önce hiç böyle sevmedim" (hem sevdi hem de sevmemişken birçok kez bu ifadeyi kullandı), "ilk beni böyle harcayansın, daracığım, çok büyüksün" (kadıköy vergi dairesine giren çıkan sayısı daha az, dar dediği kara delik mübarek, büyük de beş yaşında gelişimini tamamlayıp rafa koymuş) gibi ifadeler azalarak bitmelidir.

plak

türkiye için biriktirmesini zor gördüğüm zamanlar ne kadar uzak geliyor zira zor olan türkiye'de plak biriktirmek değil, çatır çutur sese sahip ve sadece kirli olmayan, tümüyle çizilmiş plağa vg+ gibi puanlar veren ikinci elciler ile yurt dışından getirildiğinde gümrük ücreti dahil olarak çok daha ucuz fiyata alınabilecek plakları fahiş fiyata satan plak dükkanları ve bu ticareti "hipster" tadında yapmaları, tabii ki en son olarak doların ve euro'nun yükselişi ilgili zorluğun sebebidir.

aksi halde alırsınız güzelce pro-jekt spin clean'ınınızı, özel antistatik kaplarınızı ve plak coverlarınızı ve tertemiz tutarsınız.

pikapta güzel fiyatlara vintage hi-fi olanları tercih eder, son derece yüksek fiyatı olan modern fiyatlardan uzak durabilirsiniz. iğnede biraz keseyi açtığınızda sorun yok demektir.

son olarak, plak dinlemenin adabı o sesin tadına varabileceğiniz bir phono girişli amfi, kanalları yüksek sayıda olan ekolayzır ve kudretli hoparlörlerden geçer.

son yıllarda yurt dışında iyice revaçta olsa da türkiye'de d&r'da satılan ve hoparlörleri dahili, universal iğneli pikapta dinlemek için plak satın alanını asla anlayamayacağım koleksiyonculuktur. benzeri pazardan alınan kulaklıkla müzik dinleyendir, flac bilmeyendir vs. vs.

en kötü date anısı

birinci buluşmada ne kadar farklı olduğunu göstermek için miydi bilmiyorum fakat kendisini rahat hissetmek için kendi kendini zevk için kestiğini, medikal eğitimi olmamasına rağmen internetten bakarak karnı ve kasıkları içindeki yağlarını evde yaptığı yöntemle aldığını, bazılarında kalıcı yaralarının olduğunu ancak binlerce lira liposuction'a vermektense kendisi yapabildiği için ne kadar dâhi olduğunu, sıklıkla mutsuz olduğunu ve mutsuzluğun ona çok yakıştığını düşündüğünü söyledi. tüm yaptığı işlemleri en gore detaylarıyla anlattı.

meslek olarak psikolog veya benzeri olmasam da hem kendisini seven ama kendisinden nefret ettiğini gösteren hareketleriyle çelişen bu sözlerinin beni etkilemesi mi gerekirdi yoksa marilyn manson konser tshirtüm müydü etken diye düşündüm.

karşısında düşünürken düşüncemde çoktan kalkıp gitmiştim.

kahvem bitince kibarca bir sebep uydurup bedenimle de düşüncemi takip ettim.

senin için ölürüm

"ben senden geçtikten sonra istersen öl" dedim ölmedi, "atla hadi o köprüden, atlayamazsın ki, ayrılmamızın sebebi bile senin kendinden başkasını sevememendi" dedim, acıtan lafıma rağmen atlamadı ve ölmedi.

bu başlığı görünce merak edip baktım ne yapıyor diye, işinde gücünde kafasına girmiş ve yabancı ülkeye gitmiş, bir insan kaynakları şirketinde çalışıyor.

aferin iyi ki ölmemişsin, adam akıllı sevmeidiğin bir başka insan için öyle kolay kolay ölünür mü?

edit: peki ben bu söze inanıp da şahsımda oluşturulmak istenen manipülasyonlara el verseydim ne olacaktı? belirli bir sürem daha bok olacaktı, o da "ölünmeye değmez" diyene kadar dayandıktan sonra bokun sadece rengi değil, kokusu bile herkese belirli olacaktı çok affedersiniz.

eşcinsellerin dünyanın en acınası insanları olması

(bkz:ağlanacak haline gülmek)

hani bir de bir adam gidiyordu psikiyatra, çok mutsuzum diyordu da psikiyatr "üzülmeyin, şehre gelmiş pagliacci'yi izlemeye gidin! pagliacci herkesi güldürür" diyordu da "fakat doktor bey! pagliacci benim!" diyordu adam ağlayarak.

düşünürken ve düşündükten sonra bir şey yazarken iki adım arkaya atıp "acaba burnumu dayayacak kadar yaklaştığım resmin geri kalanı nasıl?" diye sormak gerekir bazen. çünkü o kadar yaklaştığınız resmi gerçekten görmüş sayılamazsınız.

tanım olması adına: belirtilenler ışığında tüm eşcinseller bazen üzgündür, mutludur, mutsuzdur, dertlidir, dertsizdir, her şey ve hiçbir şeydir. tek bir şeyimiz ortak, eşcinselliğimiz.

sayın psk'nın beyanatına göre de en acınası insanlar olmamızdır, azgınboğa'ya göre neşeli ve şen şakrak olmamızdır. bana göre de çoğunluğumuzun çoğunluk olmasıdır. *

ayı sözlük yazarlarının hayalleri

iş ağını daha da geliştirip daha fazla dedike hizmet verilen şirket bağlamak ve 40'lı yaşlarda bir daha keyif haricinde çalışmamı gerektirmeyecek kadar çok varlık biriktirmiş olmak (gerçi sonrasında da durmayacağımı bilsem de), uzaktan çalışmayı standartlaştırıp daha müstakil bir eve geçmek, o evin çit ağaçlarıyla çevrili kendime ait dev bir bahçesi ve kendi istediğim tarzda yapılmış olmasını sağlamak, akustiği uygun bir müzik dinleme odası yaratmak, resimlerimin güzel bir galeride saygı duyularak asıldığını ve satıldığını görmek (amatörce takılıyorum kendimce), majör/minör hiçbir rahatsızlık geçirmeden vakti gelince zort diye ölmek,

yurt dışına çıkmayı bir özellik olarak gören insan hiç olmadım, birkaç gün gidip tur eşliğinde takılıp döneceksem böyle bir şekilde gitmek isteyen biri hiç olmadım fakat ölmeden japonya'da, portekiz'de, finlandiya'da, izlanda'da keyfince vakit geçirip ülkelerin tadını almak da isterim. dolayısıyla daha çok çalış daha çok kazan, yolun bahtın açık olsun, enerjin tükenmesin tophat!

30 bin lira verip askerlik anısı satın alamamak

benzer şeylere üzülen insanlar hayatlarının en eğlenceli zamanı olarak liseyi gösterir zira sonrasında askerlikten hariç hiçbir değerli anı yaratan başarıları yoktur.

askerlik anısı mı? kalsın.

islamda eşcinsellik

inananın neye inandığına saygım her zaman olsa da
 spoiler!
"dinim çok bütün, her görevimi yerine getiriyorum ama eşcinselim, bence benim bu dinde yerim var, yaşasın müslümanlık, pis kafir" diyen eşcinsel müslüman gördüğüm an sadece "yazılana, peygambere değil aynı zamanda uygulanana ve inananın tavrına da bakmak gerek demek" diyesim gelir. çünkü senin bu dinde yerin yoktur, yerin yok edilmiştir, kabul edilmezsin, sen hala inanıyorum diyorsan o inancın içindedir, dinin ahlaki vecibeleridir, dışında kimseye söyleyip kendini tekrar inandırmana gerek yoktur.

full aktif

başlığı görünce "2021 modelinde ötv indirimi yapmışlar mı?" dedirten araba modeli gibi tanımımsı.

-ablam 1.2si yokuşta kalkmaz, piston çabuk iner.
-he, kaç alam?
-sen en iyisi bundan hiç alma ablam.

yalnızlıktan sürekli şikayetçi olup elindeki fırsatları tepen mal

"cesaaaretin var mı aşkaaaa? kaldırımlarda sıçmıklara basmaaa!" diye bir şarkıyı akla getirendir.

ilişki bazen çok istense de başlatmak ve başlatınca sıraya dizilenler korkutucu olabilir, belki kendini bırak açıklamayı düşünmeye bile itemediği ilişkiye başlamama sebebi bile vardır.

not1: yürümekten kastımız sıcak ateşli seksse eğer, bu sanırım aşk demek değil her zaman, değil mi?

not2: yine de, yaşasın bugün de bize sırılsıklam aşık olup her şeyini yarıda bırakan adamlar! çünkü neden? biz bütün adamların arzusuyuz, herkes bize bakıyor, bir istesek şehri alevlerle orgylere bularız! öyle de harikayız yani! üstelik yürümüş bir de bize, ne yürümesi be? koşmuştur o koşmuştur! * bizden alasını mı bulacak, kepaze!

bedelli askerlik

halbuki bir de işin şu yönü vardır: ülkede askerlik zorunludur. zorunluluktan yapılan bir şeyin uzunu kısası ya da yapınca boy uzatanı ve ömürler boyu gurur salgılayanı mı vardır?

eşcinsel biri olarak askerliği uzun süre yapıp uyum sağlayabilirdim, yapmayınca mı eksik kaldım? vicdani ret vardı da ben mi yapmadım? madem eşcinselim ya, daha da yüzüme vursunlar diye pembe teskere mi almalıydım? hayır, uzun dönem yapmayınca "cehennemlik" veya "vatan haini" mi oldum? ha, zaten eşcinselim demiş miydim, toplumun gözünde eksiğim, bedelli yapınca daha da mı eksildim? muavin! daha ne kadar eksileceğiz?

peki, zengin bebesi mi oldum bedelli yapınca? "her türk zengin doğar" mı dedirtiyorlardı, kısa yaptığım için unuttum, öyleyse ben niye zengin doğmadım? çünkü ben fakirlikten fakirlik beğenen bir aileye doğdum, geri doğabiliyor muyuz hakkımızdan feragat etmemek için?

öte yandan, verdiğim vergilerin parasını 6-9-12 ay ekseninde düşündüğünde gidip kısa sürede yapmam sadece ekonomik olarak da ülkeye daha karlıyken uzun yapmayarak nereye zarar verdim? peşin ödediğim bedelli askerlik paramı tükürükleyip sokaklara mı attılar ben bakmıyorken? üstelik ankesörlü telefonla her gün işi arayıp sabah akşam işleri de idare ettim, kontrol ettim, tüh bak, ben eksik mi yapmış oldum şimdi?

hayır, askerliğin zorunluluğundan nasıl çıktınız bu konuda da bedelli yapanı eziklediniz? kendi azınlığında bile azınlık bulunca üste çıkıp neyin tatminini yaşadın arkadaşım?
  • /
  • 3

kız diye hitap eden kız

en kötü date anısı

gabile zamaninda biriyle yazisip evine gitmistim. hic yazdigi gibi degildi. beraber oturup sihirli annem izlemistik, sonra gittim. isin kotu yani o herif yuzunden sihirli annem dizisine alisip bitene kadar takip ettiydim.

ayı sözlük yazarlarının bugünkü kombinleri

kıskanç erkekler

kendine ve karşısındakine güvenemeyen erkeklerdir. hayatının bir döneminde terk edilme, aldatılma vs olaylar yaşanmışsa bu kıskançlığın azalması söz konusu olmamaktadır.

30 bin lira verip askerlik anısı satın alamamak

anlatılan anılara bakıyorum da hep uykumu getirecek nitelikte. sadece cem yılmaz'a gülen insanların anlayacağı derinlikte. ondan olsa gerek. zira onun mizah anlayışının da bende aynı etkiyi yapması tesadüf olamaz. tebrik ediyorum ama kendisini, bu kadar içi boş hikayelerden köşeyi dönmek maharet ister.

eşcinsellerin dünyanın en acınası insanları olması

nametests.com

adı: bekir orasını anladık.

Toplam entry sayısı: 49

en kötü date anısı

birinci buluşmada ne kadar farklı olduğunu göstermek için miydi bilmiyorum fakat kendisini rahat hissetmek için kendi kendini zevk için kestiğini, medikal eğitimi olmamasına rağmen internetten bakarak karnı ve kasıkları içindeki yağlarını evde yaptığı yöntemle aldığını, bazılarında kalıcı yaralarının olduğunu ancak binlerce lira liposuction'a vermektense kendisi yapabildiği için ne kadar dâhi olduğunu, sıklıkla mutsuz olduğunu ve mutsuzluğun ona çok yakıştığını düşündüğünü söyledi. tüm yaptığı işlemleri en gore detaylarıyla anlattı.

meslek olarak psikolog veya benzeri olmasam da hem kendisini seven ama kendisinden nefret ettiğini gösteren hareketleriyle çelişen bu sözlerinin beni etkilemesi mi gerekirdi yoksa marilyn manson konser tshirtüm müydü etken diye düşündüm.

karşısında düşünürken düşüncemde çoktan kalkıp gitmiştim.

kahvem bitince kibarca bir sebep uydurup bedenimle de düşüncemi takip ettim.

kıskanç erkekler

karşı cinstekileri ve karakteristik olarak böyle olanları bilemem ancak kendimden yola çıkarak şu cinsi de var demek isterim:

ilişkimize ilk başladığımızda benim eşcinselliğimle barış içinde olduğumu, psikolojim ve ruh halimdeki tırtıklı olan bölümleri törpüleyip kendimle olan tüm sorunlarımı çözdüğümü sandığım bir zamandı. hayattan alıp veremediklerim vardı; aldım sandıklarımı alamamış, verdim sandıklarımı ya tümden tüketmiş ya da toptan vermiştim.

karşımda ise bana sevgiyle gelen, üstelik ben hiç böyle sevilmeye alışık değilken, sevgisini pis istanbul yağmuru gibi çiseleterek değil, ege'de yağan yağmurlar gibi çakıl taşlarını yerinden oynatarak yağdıran bir insan vardı. fark etmedim ki tüm kendimi sevmediğim yönlerimi onda bir kusur bulmak için tek tek tezgaha çıkarıp satmaya çalışıyor, satın almadığı yerde de yüzüne vuruyordum. öyle ya, beni neden seviyordu? kesin aldatıyordu ya da gönlü söylediği kadar avuçlarımda atmıyordu.

toksite seviyesini hiçbir zaman fiziksel veya psikolojik şiddet aşamasına getirmemiş olsam da şimdilerde o zamanki yazışmalarımızı okuduğumda, hareketlerimi ve ifadelerimi hatırladığımda kendimden utanıyorum; içim buruluyor, moralim düşüyor ve suçlu hissediyorum. "bak bütün gün çalışıyoruz, ortak yerlerden geçtiğimizde yazışamazsak birbirimizi haritada görürürüz" yalanıyla gps takibi bile yapmışlığım vardı halbuki... kendimi ne kadar az sevmişim de karşımdaki insana bu kadar az güvenmişim? kendime ne kadar güvenmemişim de zırhımdaki tüm delikleri kimseye fark ettirmeden, etrafa zarar vermeden yamamak için çabalayacağıma küçücük deliklere parmağımı sokup folloş etmiş, "bakın ne var burada! kahretsin beni de sizi de bu hayat" demişim?

uzun lafın kısası, kendisini böyle sevmeyen insandan ya uzaklaşın ya da sevmesini sağlayın. yoksa herkese zarar, kendisine en büyük zarar.

ayı sözlük itiraf

kendimi kayıp hissediyorum. türkiye'deki aylık ortalama gelirin çok çok üzerindeyim, iyi bir işim var ve başarılıyım. eli yüzü düzgün, konuşması düzgün biriyim. prezentıbıl holding bebesiyim ama holdingde değilim.

süper süper lükslerde yaşamak gibi bir derdim yok fakat üstüm başım düzgün, evim sıcak, dolabım dolu, konser listem tıka basa, sinema keza, kitap aynı şekilde. ancak hayatımda, uzun süreli bir ilişkiden çıkmamın üzerinden fazlaca zaman geçmesine rağmen, özel birisi yok ve istemiyorum da. kendimi yorgun hissediyorum, her şeye ve herkese karşı yorgun hissediyorum. birilerini tanımak gibi bir niyetim yok, birileriyle buluşmaya isteğim yok.

anlamıyorum neden fakat bana doğru geliyor. resim yapmaya, oyun oynamaya, kitap okumaya, müzik dinlemeye ve daha da önemlisi tezime çok fazla vakit ayırıyorum. hiçbirinden dolayı kendimi yorgun da hissetmiyorum.

tam tersine birisiyle anlamsız konuşmalara girip benim vaktimi çalıyor gibi hissettirdiğinde bu yorgunluğu hissediyorum.

asosyalliğin ve sosyopatlığın tanımlarının çok yakınlarından geçiyorum. zira kendi içimde aşırı asosyal ve insanlara uzak hissederken dışarıdan insanlara kendimi sevdirecek ve yakın hissettirecek her şeyi yapıyorum. resmen iki değil, dört değil; binlerce maskenin altında kendimi saklıyorum.

ne yapacağımı bilmiyorum. intiharı her gün düşünmenin sağlıklı olmadığının da farkındayım üstelik.

benimki eşcinsellikle verilen bir savaş da değil, hayatla ve insanların sahteliğiyle verilen bir holden caulfield'lık. üstelik ilk değilim bunu düşünen, son da değilim.

kendinden büyük erkekleri sevmek

konuya alakasız gireceğim ancak antik yunan'da eğitici rolündeki yaşı büyükçe bir erkeğe yüklenmiş "bir erkeğin nasıl davranması gerektiğini öğretmesi" görevi kadar alakasız girmeyeceğim. nitekim plato'nun aşkın en saf ve temiz halinin savaşçı erkekler arasında olduğunu söylemesinden ya da freud'un aşkın yetişkin bir insanın hayatındaki kaos ve savaş düşkünlüğünün doğal sonucu olduğu görüşünden veya insanın varoluşunun kendi yıkımını getirme düşkünlüğü üzerine olduğundan ve dolayısıyla aşkın da bir varoluş yıkımı olarak insan hayatında kendini gösterdiğinden de, yaşın bu anlamda en etken yıkıcı olduğundan zira bize yaşın küçüklüğümüzden beri olgunluk ve kendini bilirlik olarak, hatta çoğunlukla hayatımıza etki eden yanlış davranışlar olarak işlendiğinden bahsetmeyeceğim.

genel daddy severlere, tabirin doğası gereği "kendi babasını arıyor" benzeri bir yorum yapılır. kimse adına konuşamayacağımdan kendi adıma konuşacağım; benim babam disiplin ve kural timsalidir, kültürlü ve eğitimlidir, ayrıca bire birde ürkütücü ve baskıcı olduğu sebebiyle manipülasyon yeteneği de çok yerindedir. çoğu huyumuz birebir olarak aynı olduğundan, böyle bir insanı "arıyor" olsam muhtemelen dünyanın en zehirleyici ilişkisini yaşardım.

bir aktif olarak, maddi anlamda kimseye hiçbir anlamda ihtiyaç duymayan ve ne istediğini bilen biri olarak yaşı benden küçük veya bana eş, bana yakın insanlarla birlikte olduğumda genel olarak hepsinin karakterlerinin oturmadığı yerler üzerlerinde sırıttı.

o yüzden, buyrun sizin olsun besleyip doyurduğunuz, dinlemeye dayanamadığınız ve sadece sikmek için var ettiğiniz yaşıtlarınız. buyrun sizin olsun eline muhtaç olduğunuz ve ne yaparsam bana şunu alır dediğiniz "yakın yaşlardaki" ilişkileriniz. ben; dinlemeyi bilen, sevişmeyi bilen, konuşması ve hareketleri yerinde olan, beni kaybetmeyeceğini bilmesine rağmen kaybedecekmişçesine yaşayan ve sadece bu yüzden bile benden vazgeçemeyecek daddy'mle gayet memnunum.

gaymer

gaming'i candy crush ve konsolda takılmak sanan bazı gayler tarafından "ben de gaymer'ım" denilerek içi boşaltılmış, aslında karaktersiz ve özelliksiz insanların kendilerine özellik yaratma çabası olarak harcanan terimdir.

league of legends'tan başka oyunlar da var gülüm, burada el kadar çocukkenden beri oyun oynayan biri varken sen sus.

hatta yaşanmış örneği de var bunun. kendisini moviephiliac, gaymer olarak tanıtan bir bear ile tanışılır, birkaç kahve ve buluşma sonrasında "oyun dolu bir ps4'ü ve hayvani gaming pc'si" olan bear'ın evine gidilir, başta ps4'te biraz mortal kombat ve gods among us oynarken görülür ki bear kişi controller'ı ömründe ilk kez tutuyor gibi oynamakta, işaret parmağı ile tuşlara tek tek basmakta ve arka tuşlardan habersiz yaşamaktadır. konsolu dahi olmayan er kişi aynı oyunlara steam'de sahiptir ve fight pad'le olan deneyimleri sayesinde ardı ardına perfect / flawless çeker. hayvani "gaming pc" diye tanıtılan ve hatta battlestation diye övülen bilgisayarda i3 bile yoktur, kendisi chrome'da java oyunları oynamakta ve hatta gamyun'da banko'da takılmaktadır.

nitekim önce oyunlarda bir temiz dövülür, tabiri caizse gece boyunca eline verilir. 3 buluşma sonrasında kendisinin ne kadar boş bir insan olduğu ve her şeyin sadece "görüntü"den ibaret kurtarmalar olduğu anlaşılınca birkaç kez daha booty call olarak kullanılıp sonra unutulur.

en kötü date anısı

birinci buluşmada ne kadar farklı olduğunu göstermek için miydi bilmiyorum fakat kendisini rahat hissetmek için kendi kendini zevk için kestiğini, medikal eğitimi olmamasına rağmen internetten bakarak karnı ve kasıkları içindeki yağlarını evde yaptığı yöntemle aldığını, bazılarında kalıcı yaralarının olduğunu ancak binlerce lira liposuction'a vermektense kendisi yapabildiği için ne kadar dâhi olduğunu, sıklıkla mutsuz olduğunu ve mutsuzluğun ona çok yakıştığını düşündüğünü söyledi. tüm yaptığı işlemleri en gore detaylarıyla anlattı.

meslek olarak psikolog veya benzeri olmasam da hem kendisini seven ama kendisinden nefret ettiğini gösteren hareketleriyle çelişen bu sözlerinin beni etkilemesi mi gerekirdi yoksa marilyn manson konser tshirtüm müydü etken diye düşündüm.

karşısında düşünürken düşüncemde çoktan kalkıp gitmiştim.

kahvem bitince kibarca bir sebep uydurup bedenimle de düşüncemi takip ettim.

ayı sözlük itiraf

kendimi kayıp hissediyorum. türkiye'deki aylık ortalama gelirin çok çok üzerindeyim, iyi bir işim var ve başarılıyım. eli yüzü düzgün, konuşması düzgün biriyim. prezentıbıl holding bebesiyim ama holdingde değilim.

süper süper lükslerde yaşamak gibi bir derdim yok fakat üstüm başım düzgün, evim sıcak, dolabım dolu, konser listem tıka basa, sinema keza, kitap aynı şekilde. ancak hayatımda, uzun süreli bir ilişkiden çıkmamın üzerinden fazlaca zaman geçmesine rağmen, özel birisi yok ve istemiyorum da. kendimi yorgun hissediyorum, her şeye ve herkese karşı yorgun hissediyorum. birilerini tanımak gibi bir niyetim yok, birileriyle buluşmaya isteğim yok.

anlamıyorum neden fakat bana doğru geliyor. resim yapmaya, oyun oynamaya, kitap okumaya, müzik dinlemeye ve daha da önemlisi tezime çok fazla vakit ayırıyorum. hiçbirinden dolayı kendimi yorgun da hissetmiyorum.

tam tersine birisiyle anlamsız konuşmalara girip benim vaktimi çalıyor gibi hissettirdiğinde bu yorgunluğu hissediyorum.

asosyalliğin ve sosyopatlığın tanımlarının çok yakınlarından geçiyorum. zira kendi içimde aşırı asosyal ve insanlara uzak hissederken dışarıdan insanlara kendimi sevdirecek ve yakın hissettirecek her şeyi yapıyorum. resmen iki değil, dört değil; binlerce maskenin altında kendimi saklıyorum.

ne yapacağımı bilmiyorum. intiharı her gün düşünmenin sağlıklı olmadığının da farkındayım üstelik.

benimki eşcinsellikle verilen bir savaş da değil, hayatla ve insanların sahteliğiyle verilen bir holden caulfield'lık. üstelik ilk değilim bunu düşünen, son da değilim.

kıskanç erkekler

karşı cinstekileri ve karakteristik olarak böyle olanları bilemem ancak kendimden yola çıkarak şu cinsi de var demek isterim:

ilişkimize ilk başladığımızda benim eşcinselliğimle barış içinde olduğumu, psikolojim ve ruh halimdeki tırtıklı olan bölümleri törpüleyip kendimle olan tüm sorunlarımı çözdüğümü sandığım bir zamandı. hayattan alıp veremediklerim vardı; aldım sandıklarımı alamamış, verdim sandıklarımı ya tümden tüketmiş ya da toptan vermiştim.

karşımda ise bana sevgiyle gelen, üstelik ben hiç böyle sevilmeye alışık değilken, sevgisini pis istanbul yağmuru gibi çiseleterek değil, ege'de yağan yağmurlar gibi çakıl taşlarını yerinden oynatarak yağdıran bir insan vardı. fark etmedim ki tüm kendimi sevmediğim yönlerimi onda bir kusur bulmak için tek tek tezgaha çıkarıp satmaya çalışıyor, satın almadığı yerde de yüzüne vuruyordum. öyle ya, beni neden seviyordu? kesin aldatıyordu ya da gönlü söylediği kadar avuçlarımda atmıyordu.

toksite seviyesini hiçbir zaman fiziksel veya psikolojik şiddet aşamasına getirmemiş olsam da şimdilerde o zamanki yazışmalarımızı okuduğumda, hareketlerimi ve ifadelerimi hatırladığımda kendimden utanıyorum; içim buruluyor, moralim düşüyor ve suçlu hissediyorum. "bak bütün gün çalışıyoruz, ortak yerlerden geçtiğimizde yazışamazsak birbirimizi haritada görürürüz" yalanıyla gps takibi bile yapmışlığım vardı halbuki... kendimi ne kadar az sevmişim de karşımdaki insana bu kadar az güvenmişim? kendime ne kadar güvenmemişim de zırhımdaki tüm delikleri kimseye fark ettirmeden, etrafa zarar vermeden yamamak için çabalayacağıma küçücük deliklere parmağımı sokup folloş etmiş, "bakın ne var burada! kahretsin beni de sizi de bu hayat" demişim?

uzun lafın kısası, kendisini böyle sevmeyen insandan ya uzaklaşın ya da sevmesini sağlayın. yoksa herkese zarar, kendisine en büyük zarar.

ayı sözlük itiraf

uzun zaman olmuş buraya geleli, her geldiğimde bazı şeyleri itiraf edip kaçıyorum gibi olacak ama sadece yazıya dökünce neyin ne olduğunu fark ediyorum sanırım.

hayatımda sığ, özellikle maddi olduğu için sığ, bir hedefim vardı; belirli bir kariyer sıralamasında belirli paralar kazanmayı, belirli şeyleri başarmış olmayı gerçekten umursuyordum çünkü başarı-ölçer ve kendini-öldürme-savar gibi görüyordum. kafamdaki başarı-ölçer tutarları koyduğum sınırlarından yıllar önce yakaladım, şimdiye çoktan ikiye ve hatta üçe katladım. hedefler mi? çoktan yaptım, yine yapıyorum, daha iyisini yapacağım. üzüldüm bazen, biraz kendimi kıyasladım, içimde körük körük yanan hırsa dönüp “daha iyisini istiyorsan kaldır totoyu adamım, seni lanet olasıca annesine lanet edilmiş!” dedim ve fark ettim ki, daha fazlasına kendimi yoramayacağım. peki, yakaladık hedefleri paraları ama iyi mi bir halt yedim? iyi de bir halt yedim, aferin bana! kendi nazarım kendime değmesin diye götümü de kaşıdım bu fırsatla.

ilişkimde ne yaptım? herkese yaptığım anaçlığı (bir erkek ne kadar anaç olursa) tümüyle sevdiceğe yasladım, önce “nelerde eksiğiz” dedim kırmadan ve üzmeden. kırıp da üzemem de zaten, kalbim tümüyle onun olmuş 7 yılda, -3 sene kadar önce ayrılmıştık, birkaç ay bile sürmedi, döndük birbirimize geri- “bu saatten sonra sikim başkasına kalkmaz bile” diyecek kadar ve her gördüğümde ilk gördüğüm gün gibi semsert olacak kadar bedenim de onun olmuş. sonra onun duvarlarını sakince indirip “gel pisi pisi” diye iyice çıkardım gölgede tutmayı tercih ettiği yerlerini. kendi hayatımdaki “özel hayatın gizliliği” balonunda gözler önünde ama gözlerden ırak yaşanacağı ve tüm mahallenin leş gibi sokaklarında nasıl kirlenmeden yürüneceği sırlarını onunla da paylaştım, herkesi soyutladık şehrin içinde bir kulede yaşarcasına. bu anlamda -üzülerek ve birçok insanın derdini unutamadan- “yaşasın pandemi” dedik, mesleklerimizde koştur koştur ilerlerken yapmaya zaman bulamadığımız her şeyi trafikte ve boş ofis toplantılarında harcamadığımız zamanlarla yaptık. sahi? biz bu zamana kadar niye trafikte ve toplantılarda zaman harcadık?

hala kronik depresyon kapımı çalıyor, her çaldığında “evde yokuz!” diye bağırıyorum. hala geceleri uyumak çok zor, gözlerimi sonuna kadar yumup “uyuyoruz! hooork peeeeh!” yapıyorum. peki en son yazdığım itiraf ve öncesinden neyi değiştirdim? aslında, kendimi daha iyi tanıdım, kendimi daha iyi anladım, kendime anlayış göstermeyi öğrendim, o küçücük dediğim mutlulukların dünyada ve etrafımda aslında ne kadar kıymetli ve az bulunur olduğunu gördüm. kendime yakıştırdığım karakter ve psikolojik bozuklukları aldım önüme, “çocuklar, bırakın yakamı ya da el ele verelim, ne siz beni engelleyin ne ben sizi engelleyeyim” dedim. barıştım kendimle ve barıştık sayın kendimizle.

bazı hobileri eskittim bu arada, zaman harcadığımı ve harcadığım zamana değmediğini fark ettim. bazı hobilerin benim kendimi unutmak, uyutmak, sakinleştirip pışpışlamak için hobim olduğunu anladım. onlar yerine “buyum da eksik kalmasın” diyerek akademik alanda da adımı duyurdum, iyi de bok yedim, yedim yedim mis gibi oldum. şimdi bir oyunu oynayarak kendimi kaybedemediğim her zamanda daha da ileri bir adım atıyorum, manyaklar gibi resimler yapıyorum, dev ses sistemimden müzikler çalıyorum, 2 senedir yerimden kıpırdamıyorken aslında yerimde çok çok ilerilere gidiyorum.

şükürler olsun chiron, hygeia, asclepius, epione ve kızları panacea’ya ve sonrası ile öncesinde olan tüm tanrılara; sevdiklerimin sağlıkları, keyifleri, huzurları yerinde.

yolumun yolcusu olup tanımadığım diğer akranlar, yoldaşlar, yolda önümde ve gerimde olanlar; umarım bu güzellikler sizin de olur. bu yola çıkabilecek gücü, fırsatı, sebebi kendinde bulamayanlar; umarım biletiniz tez elden kesilir. bu yola çıkabilecekken çıkmayanlara ise; ne diyeyim size, bir sürü canlı var sadece yaşayıp göçen, umarım anılarınız ve yaşamlarınız dopdolu olur.

not: bu bir "bitch, ı'm better than you" postu değildir, tanımadığım ve tanımaya zahmet etmediğim kimseyi o kadar umursayıp sevecek, dert edip düşünecek gönül yok bende, bireysellik kulesi parıl parıl ama kapıları kapalı.

edit: aylar sonra görüşmek üzere, on to the next one.

ingilizce bilmeyi maharet sanmak

"eplıkıntın sıkillerine baktığımızda aslında taytıla yeterli olacaksa da pay yüksek kalabilecektir, dolayısıyla siyo inform edilmeli" diyen insan kaynakları çalışanı ablamızın yabancı ortaklarla girilen toplantıda pinpon topu yutmuş ve alttan çıkartmaya çalışıyor gibi kıvranarak "heeeimmm heeeee heeeee" yapması, konuşamaması ve toplantı sonrasında beni arayarak "aslında ben çok iyi anlıyorum ama orada eplıkıntla ilgili ne dediler tam olarak" demesi...

ablam, kimse bir yabancı dili bilmek zorunda değil de böyle sanki kendini inandırıyormuş gibi araya kelimeleri niye serpiştiriyorsun? hangi ezikliğin bu içinde kalan? halbuki türkçeyi türkçe düzgün konuşup yabancı dili yabancı dil olarak düzgün konuşmak diye ayır bunları o küçük kafanda.

benzeri linkedinde gereksiz işlerle uğraşıp türk firmasına ingilizce veda buseleri yazan veya yeni işini ingilizce kutlayan, henüz takım elbisesini dolduramamış insanlarda çok görülür. yapmayın gözünüzü seveyim, global biri değilsiniz, global takipçileriniz yok, mr. şener yazıp 40 yıllık şeno'ya ingilizce teşekkür etmek yakışmıyor üstünüze.

maharet sananları üzecek son beyanım: ana dili gibi ingilizce ve almanca konuşan biri olarak anlamadığım abartıdır.

özet: üzmeye başlamış sanırım.

ingilizce bilmeyi maharet sanmak

"eplıkıntın sıkillerine baktığımızda aslında taytıla yeterli olacaksa da pay yüksek kalabilecektir, dolayısıyla siyo inform edilmeli" diyen insan kaynakları çalışanı ablamızın yabancı ortaklarla girilen toplantıda pinpon topu yutmuş ve alttan çıkartmaya çalışıyor gibi kıvranarak "heeeimmm heeeee heeeee" yapması, konuşamaması ve toplantı sonrasında beni arayarak "aslında ben çok iyi anlıyorum ama orada eplıkıntla ilgili ne dediler tam olarak" demesi...

ablam, kimse bir yabancı dili bilmek zorunda değil de böyle sanki kendini inandırıyormuş gibi araya kelimeleri niye serpiştiriyorsun? hangi ezikliğin bu içinde kalan? halbuki türkçeyi türkçe düzgün konuşup yabancı dili yabancı dil olarak düzgün konuşmak diye ayır bunları o küçük kafanda.

benzeri linkedinde gereksiz işlerle uğraşıp türk firmasına ingilizce veda buseleri yazan veya yeni işini ingilizce kutlayan, henüz takım elbisesini dolduramamış insanlarda çok görülür. yapmayın gözünüzü seveyim, global biri değilsiniz, global takipçileriniz yok, mr. şener yazıp 40 yıllık şeno'ya ingilizce teşekkür etmek yakışmıyor üstünüze.

maharet sananları üzecek son beyanım: ana dili gibi ingilizce ve almanca konuşan biri olarak anlamadığım abartıdır.

özet: üzmeye başlamış sanırım.

gaymer

gaming'i candy crush ve konsolda takılmak sanan bazı gayler tarafından "ben de gaymer'ım" denilerek içi boşaltılmış, aslında karaktersiz ve özelliksiz insanların kendilerine özellik yaratma çabası olarak harcanan terimdir.

league of legends'tan başka oyunlar da var gülüm, burada el kadar çocukkenden beri oyun oynayan biri varken sen sus.

hatta yaşanmış örneği de var bunun. kendisini moviephiliac, gaymer olarak tanıtan bir bear ile tanışılır, birkaç kahve ve buluşma sonrasında "oyun dolu bir ps4'ü ve hayvani gaming pc'si" olan bear'ın evine gidilir, başta ps4'te biraz mortal kombat ve gods among us oynarken görülür ki bear kişi controller'ı ömründe ilk kez tutuyor gibi oynamakta, işaret parmağı ile tuşlara tek tek basmakta ve arka tuşlardan habersiz yaşamaktadır. konsolu dahi olmayan er kişi aynı oyunlara steam'de sahiptir ve fight pad'le olan deneyimleri sayesinde ardı ardına perfect / flawless çeker. hayvani "gaming pc" diye tanıtılan ve hatta battlestation diye övülen bilgisayarda i3 bile yoktur, kendisi chrome'da java oyunları oynamakta ve hatta gamyun'da banko'da takılmaktadır.

nitekim önce oyunlarda bir temiz dövülür, tabiri caizse gece boyunca eline verilir. 3 buluşma sonrasında kendisinin ne kadar boş bir insan olduğu ve her şeyin sadece "görüntü"den ibaret kurtarmalar olduğu anlaşılınca birkaç kez daha booty call olarak kullanılıp sonra unutulur.

eşcinsellerin dünyanın en acınası insanları olması

(bkz:ağlanacak haline gülmek)

hani bir de bir adam gidiyordu psikiyatra, çok mutsuzum diyordu da psikiyatr "üzülmeyin, şehre gelmiş pagliacci'yi izlemeye gidin! pagliacci herkesi güldürür" diyordu da "fakat doktor bey! pagliacci benim!" diyordu adam ağlayarak.

düşünürken ve düşündükten sonra bir şey yazarken iki adım arkaya atıp "acaba burnumu dayayacak kadar yaklaştığım resmin geri kalanı nasıl?" diye sormak gerekir bazen. çünkü o kadar yaklaştığınız resmi gerçekten görmüş sayılamazsınız.

tanım olması adına: belirtilenler ışığında tüm eşcinseller bazen üzgündür, mutludur, mutsuzdur, dertlidir, dertsizdir, her şey ve hiçbir şeydir. tek bir şeyimiz ortak, eşcinselliğimiz.

sayın psk'nın beyanatına göre de en acınası insanlar olmamızdır, azgınboğa'ya göre neşeli ve şen şakrak olmamızdır. bana göre de çoğunluğumuzun çoğunluk olmasıdır. *

hoşlanılan erkeğin motor çıkması

istemsiz kıskançlıklar yaratırken o kıskançlık dalgaları arasında "asıl ben ne işler çevirdim?" diyebiliyorsa sorun olmayacaktır.

heteronorm gereği toplumumuzda hâkim bakire kadınla evlenme geleneğinin eşcinsel kısma yansıması olduğu kadar eşcinsel olmayı her yerde vermek, herkesi sikmek olarak sanan kesimin bitmeyen "düşün, düşün, boktur işin" spiralidir.

"ilkin olam aşgım" (73. perde), "ilkimsin aşgım" (96. bölüm), "ben daha önce hiç böyle sevmedim" (hem sevdi hem de sevmemişken birçok kez bu ifadeyi kullandı), "ilk beni böyle harcayansın, daracığım, çok büyüksün" (kadıköy vergi dairesine giren çıkan sayısı daha az, dar dediği kara delik mübarek, büyük de beş yaşında gelişimini tamamlayıp rafa koymuş) gibi ifadeler azalarak bitmelidir.
Henüz takip ettiği biri yok.