ayı sözlük itiraf
başka insanlar için belki de sakız çiğnemek kadar kolay olan şeyler benim için artık çok zor.
bir insanla arkadaş olmam çok zor. sevgili olmam çok zor. bir insanla iletişim kurmak bile benim için çok zor. zira artık o insana olan olumlu düşüncelerime, sohbetinden aldığım keyfe, onunla geçirdiğim vakitlerin güzelliğine ve bu gibi şeylere odaklanmak yerine sadece ne zaman nerede ne şekilde yaralanabileceğime odaklanıyorum. sonra da küçük bir çocuk gibi korkuyorum. küçük bir çocuk gibi saçmalıyorum.
bugün olduğu gibi.
hayatımda bir yeri de yoktu aslında. sadece konuşmayı çok sevdiğim birisiydi işte öyle. ama fark ettim ki ben artık çok korkuyorum. hislerimden korkuyorum. hissetme olasılığım olan şeylerden korkuyorum. hissedebileceklerinden bile neden korkar ki bir insan?
ben korkuyorum. küçük bir çocuk gibi korkuyorum.
çünkü yorgunum. yorgunum ve iyileşmemiş açık yaralarımı her geçen gün daha çok hissediyorum. öfkemi her geçen gün daha çok hissediyorum. öfkemi. kızgınlığımı. yorgunluğumu.
eğer başarabilseydim bağıra bağıra ağlamak isterdim, bunu yapabileceğim sayılı omuzlardan birinde. yapamıyorum.
insanlara artık anlatamıyorum. anlatmaya mecalim ve isteğim var mı, ona da emin değilim.
insanları yönetebilen insanlar vardır. bilirsiniz onları. hani çok güzel manipüle edenler, ne istediğini tahmin edebilip ona göre davranabilenler. sınırlarını çizebilenler. ben onlardan olamadım hiçbir zaman. benim insan ilişkilerimi belli başlı düşünceler yönetti bugüne kadar.
"bu içimden geliyor mu? bunu istiyor muyum? bunu yaparsam gece başımı yastığa rahat koyar mıyım?"
ama kısa bir süre önce gerçek kafama dank etti. bunlar işe yaramadı. bunlarla bir yere varamadım. yapamadım. işin daha da kötüsü yıllarca bildiğim doğrular olmadan nereye giderim orasını bilmiyorum.
yoo hayır, hep kazık yedim hep iyi niyetimden kaybediyorum triplerine girmeyeceğim. iyilik kötülük bana göre kişisel kavramlardır. benim doğru bildiğim başkasının doğru bildiği olmaz bazen, bu ne onu kötü yapar ne beni. ya da ne onu iyi yapar ne beni.
ama bu şekilde zormuş. çok zormuş. en azından ben beceremedim.
bununla ne yapacağımı bilmiyorum. kızgınım, kırgınım, öfkeliyim. sevildiğimi, değerli olduğumu hissetmeye her zamankinden daha çok ihtiyacım var ama kimseyi de yanımda hissedemiyorum. kimse yanımda değil demiyorum, ama ben hissedemiyorum artık. eğer bana uzatılan eller varsa da, ben artık hiçbirini göremiyorum. ben karayı göremiyorum ve karayı göremezken yüzmeye devam etmekten çok, çok yoruldum.
biri bir entry yazmıştı burada, sonunu da "çok yoruldum artık, takatim kalmadı, çok şükür" diyerek bitirmişti. işte aynen öyle hissediyorum.
çok yoruldum artık, takatim kalmadı. kırgınlığım, öfkem ayağımdaki taşlar, ben bu taşlarla yürüyemiyorum.
yoruldum ben. benim gücüm de, isteğim de kalmadı.
çok şükür.
çok açım sözlük. yemek yemeliyim ama önce antrenman yapmalıyım. sağ ol sözlük.
çok uyuz bir insanım. belli oluyordur da hem. bir yandan da kendimi sevimli buluyorum. itiraf ediyorum, çocukken ayak tırnaklarımı yedim. defterden boş sayfa koparıp uçak falan yaptım. arkadaşlarım bana çok şeyler öğretti. ben de onların yanında durmayı gerçekten düşünmenin hatırlamaktan da öte bir şey olacağına inanamadım önce. internet benim arkadaşım değil. sözlerimi bir kağıda çizip banyoda yaktığımda karbonlu gazların tütsülü kokusunu içime çekip rüzgarın esişini hayal eden bakışlarla izlediğim bir manzara yoktu önümde. tümüyle geçmişten örülü bir gelecek hayal edemiyorum.
hayal ediyorum ki süzgeçlerden geçen dağınık çizgiler yıldızlara varana kadar açılır, uzanır. peynir ezmesi fırlatmış gibi görünen tombul erikler oturan aygıtlara binerler. televizyon kumandası heykelinin yanındaki süpürge tohumu kabak tatlısı olmaya özenir. temiz ayaklar ahşap masalara tutunur. kavruk gözün kepekli kıvrımı tepe ışığında süzülürken, mantı sosu acı ezmenin yanında iyi giderdi. yaman papyonunu takan sebil tembel resimler çizse de, akü mandalı tutan yumurta kabuğu gibi sesi geç duyulurdu. köpek bu dalda tanrı suyu istemiş. cetvelini kırıp çiçek toplayan temiz ayaklar ahşap masalara tutunur sigara içerken. saçının teri boynundan içeri göğüslerine ıslanıp yapışan anlarda, tırnakları uzamış, göbek deliği, göbek deliği. tuzlu suya teneke kutu süzülerek indi, haziran güneşi batık kayaları geçmişe fırlatırken düşündüğümde ayak parmakların. yağlı boya yere döküldüğü günkü gibi kupkuru meme uçlarında sivri sulardan bacak aralarına parmaklarımın arkası hafifçe değerek eriyen çamurda tüylü dudaklar pense dişlerim kamaşarak biriktirdim yumuşak ellerini yere akıtırken burun deliklerini emdim. mantı sosu acı ezmenin yanında iyi giderdi
kaslı kürt sevgilim olsun istiyorum. evdeki bütün işleri o yapsın. canım isteyince benimle ilişkiye girsin. sonra beni insanlardan korusun. kölem olsun istiyorum. kürt köle istiyorum.
fala inanmıyorum ama şu an deli gibi fal baktırmak istiyorum.
tatildeyim. ormanlıklarla çayırlıkların arasında bir dağ evine yerleşik yaşıyorum bir süredir. ağacın dalına bir ip attım. hamak yapıp yatacağım. ip şu tarafa düştü. orada onu nasıl keseceğimi düşündüm. o küçük şeyi incelerken arkama dönüp bakınca da bunu gördüm. hamakta yatıyormuşum, ağaçlar esiyormuş. bulutlara dalarken yeşiller uçuşmaya başlamış. ineklerin möğlediği su birikintisine girip yıkandım. yanağımda bir sivri, favori sigara markam. şimdi biraz da red bull içeyim. vape juice'um bitmiş.
babam lgbt paylaşımlarımı beğeniyor. yenir ki bu.
bugün o kadar uğraştığım lgbt sitesi ile ilgili yorum falan göremeyince, lgbt topluluğu için bir şeyler yapma isteğim azaldı. sanırım lgbt için hiçbir şey yapmayacağım böyle giderse. koca sitede 2 kişi ya yazdı ya yazmadı yorumu. üzüldüm sadece. demek ki lgbt bireyler, üzerinde uğraşabileceğimiz kişiler değilmiş. gerçekten bozuk insanlarmış.
aramın çok iyi olduğu insanlara birden küfür ederek, o insanlarla aramı bozmak istiyorum. çok komik olurdu. düşünsene, herkesi yemeğe çağırmışsın, herkes tam yemeğe oturuyor, kovuyorsun herkesi gidiyorlar. heh.
içten içe seni ele geçirmiş kibirini, saklamaya çalıştığın samimiyetsiz gülüşlerin kapatmaya yetmiyor pek sevgili iş arkadaşım e.. ve evet seni sevmiyorum 5 yıldır aynı ofiste çalışıyor olmamıza şaşırıyor ikimizi aynı ofiste tutan kör talihin çarkına da zıçıyorım. bietttııı
içime kapanık bir insan olmaktan nefret ediyorum bazen.
bir de galiba yalnızlıkla lanetlendim.
tavuk büzüğü ile ayı ayağı arasındaki fark üzerine düşünüyorum. şişman olmadığım aklıma geliyor. saç boyası reklamı izlerken daha ırkçıyım.
dün otobüste yanıma oturdu. nefsimi tuttum. sonra dayadı.
oh ne güzeldi. gözlerim kapalıydı. sürtündükçe yumuşadı.
bugün yaşadığım ilde son gecem. yarın akşam askere gidiyorum sözlük. karmaşık duygular içerisindeyim. böyle gıcık bir şey, tarif edemiyorum. neler göreceğim bilmiyorum. bu işin heyecanı bu belirsizlikte değil miydi zaten? neyse bir süre sözlükte aktif olamayacağım. en azından acemilik bitene kadar. normalde çok aktifimdir ya hani, bilirsiniz beni... her neyse hepinizin taşağını ferahlatacak bol bol rüzgar esen günler olması ve bol bol yaramazlıklar yapmanız temennisiyle hoşçakalın...
itiraf ediyorum çok vahşiyim. evet çok küfürbazım. evet çok edepsizim. alışın her yerdeyiz.
zaman gectikce bi yanim aciyor sankide ya arkadas sozlukte bana karsi linc kampanyasi var sanki yeni yazar gelince hosgeldin sefa getirdin tak eksi eksi dertleri nedir insanlarin
şu anda mr. köfte dudak yatağımızda uyuyor ve ben onu izliyorum
düşünecek vakit bulduğum günlerde de, hep olduğu gibi bolca sigara içiyorum. içtiğim her sigaranın bana verdiği zararı düşünmeye ayrılacak kadar bir düşünce payını da yazmaya ayırabilirim. kimi anlarda hissedilebileceği varsayılacak olanların yokluğu, soğuk gecelerin temiz kokulu sabahları öten kuşlarla birlikte soluduğumuz havaya katmakla da olsa paylaştığımız yokluğu beni yazmaya itebilir. sıcaklığa daha yakın akşamlarda tek başıma, odamda olsun, balkon ya da terasta olsun yürüyebildiğim —çemberler, dönüşlü yollar çizecek şekilde— dolanabildiğim, dolaşabildiğim yerlerde olsun, yalnız olduğumu gerçekten hissedebildiğimde neyi arıyor olduğumu anımsamaya çalışırım. neyi istediğimi, ne demeye çalıştığım belli ediyor olacaktır.
eski arkadaşlarım hatırıma geldiği zaman onların yalancılıkları kadar bana verdikleri değeri de görür gibi olmaya çalışıyorum. olduğum gibi kalmadığımı görünce hatırlanmadıklarını değil de, önemsenmediklerini yine anlamak için
bana verilen bu öfke çok değişti, bir sürü aşamadan geçti. aynı kalanları unutmayı seçtim. kimsenin aynı kalmaya değer görülemeyeceğini her geçen gün ile daha da iyi anladığım söylenebilir. meyve suyu ile çeşitli gazlı içecekleri karıştırarak yaptığım turuncu sıvıdan içiyorum.
beni önemseyen kimseler arasından yaşam biçimime saygı duymayanları, kendi üstün yönlerini yüksek sesle söyleyebiliyor olmanın gerçek özgürlük olduğu kanısına varmış olsalar bile diyeceklerimi kimsenin duymadığı bir yere gitmeye gerek duymadığım söylenemez. bağırmadan da yaşanabileceğini kendime kanıtlamak için öncelikle yapılması gerekenleri yapmak içimden gelmediğinde sırtımı arkaya yaslayıp kafamı kaldırarak odamın duvarına asılı olan saate bakıyorum. aynı yerde duruyor.
kimin neyi ne şekilde yaşayabileceğinin ölçüsünü ben tutmuyorum, en azından bu yaşadığım yerde. yatağımın üzeri biraz dağınık. bir ayna almak istiyorum. uzun uzun bakıp hiçbir şey dememek için yeterli gördüğüm tek şey ayna şimdilik. bakmayı sevdiğim şeyler arasında şarj aletimin kablosu da var. esinti, odamın sessizliği içinde varlığını sürdürüyor. sokaklar karardı, boşaldı, uzak, boğumlu bir gecenin altında kaldı. yanık tütün dumanı perdelerimden süzülüp akıyor dışarı.
renkleri düşünüyorum, düşlüyorum. hepsi birbirinin aynı değil; öyle olduğu söylenemez diyenlerden değildim önceden.
solgun bir umutla yazmak için dişlerimi dilimle sıvazlıyorum. pençelerim karanlık.
iri gülüşlerle yanından geçip gittiğimi duymamış olanlarla birlikte, sisli bir sabah ışığı bekliyoruz. iki elim de boş; uzanıp kırdığım bir çalının dalını hatırladığım yere gitmeden. gölgelerin seçilemez olduğunu kim söylerse söylesin, onların giysileri ne kadar kirlenmişse kirlensin, beklemek bitmiyor.
durduğum yerde, tam da ucunda durduğum yerde sivrilen bir sıcaklık var. sıcağında bulunduğum sivrilik ile ucunda vardığım bakış aynı olmamalı. hamburger paketinden çıkan iki kağıt tuz görüyorum. sesleri ıslak gibi. gidecekleri yer, benim gitmelerini istediğim yerdir.
sözlükteki bütün düzgün insanların kapılmış olması sorunsalı....
yalnızca çarşamba günleri sipariş verildiğinde gelen tatlı çocuk,
seni görmek için her çarşamba acılı kanat söylüyorum; tadı güzel olduğundan değil ya da siparişi geciktirip buz gibi ettiğinizden hiç değil.
kapıya geldiğinde on kere teşekkür etmem servisinizden memnun olduğumdan değil ya da sürekli bulabildiniz mi şurdan gelseniz daha kolay olurdu diye her hafta aynı yol tarifini yapmam takıntılı oluşumdan değil; seninle birkaç saniye daha konuşabilmek, gözlerine birkaç saniye daha bakabilmek için.
ulan ne güzel şeysin,belki evlisindir ya da nişanlı,belki de kız arkadaşın vardır...
ya senin de niyetin bozuksa benim gibi...ne güzel olurdu değil mi?
sanki eşcinsellere has bir terbiye var mizacında; nazik,ilgili,meraklı ama gururlu...
konuşurken neşelisin; kelimleri özenle seçiyorsun; sanki sadece servis elemanı değilim bir ben var bende benden içeri der gibi...
paketi alırken elime dokunuşun gözümden kaçmıyor -belki kazaradır belki ben büyük anlamlar yüklüyorum kendi kendime safça- ama her hafta aynı şey olur mu be güzellik.
geçen sizin dükkana geldim seni göremedim; belki sipariş götürmüşsündür gelirsin diye vakit öldürmek için sizin patronla iki saat muhabbet ettim, siyaset,ekonomi,futbol...konular bitti küresel ısınmayı bile konuştuk sen gelmedin...
geliver yanıma güldür yüzümü