ayı sözlük yazarlarının hikayeleri

herkesin bir hikayesi vardır ya, sözlükçülerin de mutlaka var.

örneğin,

benim de bir hikayem var, 33 yıllık. önceleri kederli ve yoksun, sonra durgun, bir süre yalnız, bir süre kalabalık, bir süre yorgun, bir süre sarhoş ve telaşlı. sonraları huzuru yakalayan, içime saf ve temiz kokusunu doyasıya çektiğim hikayem. sonlarında can'ıma can katan canlarımla buluştuğum, gözlerinin içine anlamsızca ama mutlulukla baktığım hikayem. minik tonton elleriyle bana sarılan dünyanın en güzel varlıklarıyla devam eden ve bir ömür boyu sürmesini istediğim hikayem. adı keyifle anılacak, mutluluk gözyaşlarıyla yazılan ve hayata umutla ve sevgiyle bakabilecek bir hikayem...
hala yazım aşamasında olduğundan sonu belli olmayan hikayemdir, muhtemelen mezar taşında yazacak olan ufak bir spoiler işinizi görür;


-----------spoiler-----------

bok gibi

-----------spoiler-----------
beyaz atlı prensi beklemekle geçen hikayelerdir.
bir varmış bir yokmuş..
çok mu dertsiz duruyorum ordan bakınca, dedi yaşlı adam.
replik çalma diye karşılık verdi genç adam. gülüştüler bir süre. yaşlı adam öleceğini biliyordu, genç adam da bunun farkındaydı.
bir gün bu gerçek onları yakalayacaktı. zaten yaşlı adamın son zamanlarda daha da fenalaşmıştı. kimi zaman altına dahi kaçırıyordu. kendine bile tahammülü azalıyorken, genç adam o'nun yanı başında bekliyor, bir anne şefkatiyle pisliğini temizliyordu.

o'nu seviyordu ve herşeyi yapabilirdi. pisliğini temizlemek yapacaklarının yanında bir anlam ifade etmiyordu. elini tuttu yaşlı adamın. yumuşak kadifemsi eliyle yaşlı adamın elindeki çizgileri yokladı. derisini hafifçe çekiştirip daha da kırıştırdı.. bu o'na müthiş zevk veriyordu. çocuksu bir heyecan duyuyordu o'nun elini tuttuğunda.
ve bir öpücük kondurdu, hayatının son demlerini yaşayan yaşlı adamın yanağına..

ayrılık çok zor olacaktı genç adam için. her gece 'keşke dünyaya daha erken gelseydim' diye ağlıyordu yanında yatan sevgilisine belli etmeyerek.

ikisi de çok geç bulmuştu birbirini ve çok acı çekmişlerdi. ama bunları artık kimse önemsemiyordu. acı çektirenlerde çekenlerde unutmalıydı her şeyi.

geçmiş küçük bir çocuğun düşüp dirseğini kanattığı andaki çığlık gibiydi. çok kan akmış şefkat ile unutulmuş geriye sadece izleri kalan..
yıllar sonra bile çocuğun dirseğinde izi olacak fakat acı vermeyecekti..

arada bir o çığlığın yankısını duyuyordu genç adam. ama sonra.. karşısında duran adamın kamburlaşmış sırtı, zayıflamış kemikleri, çıkardığı takma dişinin oluşturduğu boşluğu seyrediyor sonra gözlerine bakıyor ve unutuyordu işte.. yaşli adamin gözlerindeki her neyse, adına her ne deniliyorsa unutturuyordu geçmişin çığlığını.. sihir gibi bir şey olmalıydı. ya da aşk..

gece oluyordu..halbuki hep nefret ederdi genç adam karanlıktan..
babası hep geceleri içerdi. annesi hep gece ağlardı.. hem karşı komşu zübeyde teyze de gece uykuda yakalanmamış mıydı ölüme?

gece oluyordu. ve yaşamın kıyısındaki adam hala uyumamış genç adamın gözlerinin içine bakıyordu..
sesindeki gıcıklığı öksürerek attı yaşlı adam.. derin bir nefes aldı:

'gece olup ta ay dost olacaksa bana
sabaha kadar
aydınlatacaksa sana boğulmuş
zifiri karanlık odamı
bir sis halesinin içinde pembeler çalacaksa vicdanıma
ben hazırım seni kendime katmaya,
şehvetime vicdanımı sunmaya.
sabah olduğunda güneşin koynundan uyanmış gibi kalkacaksam
senin yanından
terini kokunu özletmeyeceksen bana
ayın dostluk edeceği zamanlara kadar,
yarınlarımı gömüp sana
ben bu gece ölürüm.
ve her öpüşünde benim bedenim yerden yükselip
konacaksa baykuş kanatlarına
ben ayın hilaline uçurtma olurum
sabaha kadar
seninle.
nasıl olsa her sabah sonlanacak
geceyle
seninle'

çok severdi yaşlı adam şiiri. belki hafızasında binlerce şiir vardı. hepsini, her fırsatta genç adama sunmak isterdi. binlercesinden birkaç şiir paylaşmıştı sadece..

şiiri duyan genç adam gözyaşlarına hakim olamadı.. yaşlı adamsa hiç istemezdi sevdiceğinin gözyaşlarını görmek.. kızmak istedi, bağırmak..tutup kolundan 'kes şu ağlamayı' diye haykırmak istedi belki...

tek yaptığı genç adamın gözyaşlarını silmek oldu..

'nasıl veda edilir bilemiyorum. ikimizde biliyorduk bu anın geleceğini.
ve ben hissediyorum sabaha seni göremeyeceğimi
gecede nasipmiş yüzünün tüm detaylarını hafızama kazamak.. belki bilirsin sen, ölünce unutur mu insan sevdiğini.. ben unutmak istemem.. sen de unutma beni..
belki gökyüzünde bir yerde belki korktuğun karanlığın noktasında belki bir filmin, yazının en can alıcı yerinde.. belki yaşamın tüm ayrıntılarında.. belki benim gibi ölüm döşeğinde.. beni görürsün.. ben seni gideceğim yerde he görüyoum olacağım..
saçmalıyorum çok konuşturma beni.. hem son sözümün bunlar olmasını istemem..' diyerek güzel bir kahkaha patlattı yaşlı adam..

genç adamsa içine atmaya çalıştığı hıçkırıklarda boğulmak üzereydi.. kalbi daralıyor, nefes alamıyor.. sanki karşısındaki değil de o ölecek gibi hisediyordu.. ölüm bu olsa gerek diye geçirdi içinden..yaşlı adamı daha iyi anlıyordu.. her güne bu hissi tatmak..
ölüm belki de acılarını dindirecekti yaşlı adamın..
peki onu kaybetmenin acısını ne dindirecekti?

aklından geçenleri yaşlı adamla paylaşmak istedi.. ama bu gerek yoktu ki.. tecrübe dolu bakışı genç adamın üzerindeydi.. anlıyordu her şeyi. kelimeler anlamsız birer başağrısı..sessizlik ve genç adamın elini istiyordu kalbinde..

elini tuttu genç adamın.. kalbine götürdü.. ritimleri hissetmesini istiyordu belki genç adamın..birazdan sessizliğe bürünecek olan ritimleri.. elini sardı genç adamın.. sıcaklığı hissetmesi için.. belki birazdan buza çevrilen sıcaklığı..

aşk denilen şey ölüyordu işte. genç adamın elinden bir şey gelmiyor, yutkunamıyor, ağlayamıyor hareket dahi edemiyordu.. soğuktanda nefret ederdi zaten..

''..seviyorum seni boşuna
boşuna yaşıyorum
yaşamı bölüşemiyecegiz ki.."
inadım inat,dediğim dedik olduğu için bu yaşına kadar çok şey yaşayan ama hala hiç bişey yaşamamış kanısına varan dışarıya göre sıradan olmayan,kendisine göre çok çok sıradan olan birisi işte.
realist,psikolog,punkcı,allahsızın teki.
--- spoiler ---

doğdum.

yaşıyorum.

--- spoiler ---

sonunu söylemem. merak edin birass.
özet geçeyim: hedef belirlemek, elde etmek için çılgın bir uğraş vermek, çokluk elde de edebilmek... ve tadını çıkaramadan yeni bir hedefe doğru yola çıkmak...

yapmadigim seyler ile yok olmayi denedim, olmadi. ben de yapmayi planladigim seyler icin risk aldim, yapip riskin karsiligini aldim, var oldum. ama bu sefer de biraz fazla oldu.
kaçmak!.. sürekli geçmişten kaçmak... ya her gün yeni bir bok yemiş, ya da bok yiyememiş olmak nedeniyle can sıkıntısından patlamamak için o günden de kaçmak zorunda kalmak.

öyle hızlı kaçmak zorunda kalmak ki, yanına bir dost, bir başarı, hatta bir isim bile alamamak... ve de alamayacak olmak.

birlikte olduğum adamların face hesaplarına bakıyorum; nasıl bu kadar tanınarak, kök salmış olarak yaşayabiliyorlar? herkes, çevresindekinin geçmiş 10 yılında neler yaptığı bilgisine sahip. ben ise hep kasabaya yeni gelen şüpheli olageldim. kaç adım oldu benim bu güne dek? kaç işim? sayamayacağım; çünkü çoğunu hatırlamıyorum bile.

bazen kendimi aziz nesin'in "tatlı betüş" adlı başyapıtının erkek versiyonuna benzetirim. umarım sonum onun gibi olmaz... her ne kadar gidişat o yönü gösteriyor olsa bile.
“sen bizi gara yakın bir yerde indir amca.”

iki genç kadının arka koltukta soludukları hava, taksinin pejmürde görünümünden yahut yağmurun kasvetinden olsa gerek, hayli boğucuydu.

“amma da yağdı bugün. bizim oralarda da böyle yağsa, çiftçi bayram eder vallahi.”

orta yaş kategorisini yeni yeni geride bırakmış, çiçeği burnunda yaşlılardandı şoför. bıkkınlıkla silecekleri çalıştırırken kendi kendiyle mi konuşuyordu, etraftan çok birbirlerine bakan iki yolcusuna mı laf anlatıyordu, bilinmez. nihayet onlarla doğrudan iletişim kurmaya karar vermiş olacak ki konuyu değiştirdi hemen.

“öğrenci misiniz hanım kızlarım?”
“evet. üniversite son sınıftayız. aynı bölümdeyiz sevda’yla.”
“aman ne güzel, ne güzel! okuyun tabii kızım, okuyun da örümcek kafalara gösterin günlerini.”

bundan sonra okuyup adam olmak üzerine sonu gelmeyecekmiş gibi görünen bir söylev başladı ki, sormayın gitsin. müşteri memnuniyeti, konuşmakla olur sanıyordu herhalde bu adam. birinin adı tesadüfen öğrenilmişti ya, her cümle “sevda kızım” diye başlıyordu artık.

“yol ver lan yol! geç be geç deyyus… yolun sonunda yavuklusu bekliyor sanki… işte sevda kızım, bu trafik adamı böyle deli eder. ne diyorduk, talebeliğinizin kıymetini bilin ki kadınların elinden her iş geleceğini görsünler. hah, bi sen eksiktin. ulan bu karılara ehliyeti hangi domuz veriyor? kırmızı ışıkta makyaj yapanı bile görmüşlüğüm var. hey heeey! gâvur gibi sürüyor şu namussuza bak! açmış bi de dümteke dümtek. araba değil disko mübarek. öğrenciye ne kadar burs veriyorlar, sevda kızım? hoş, ananız babanız burdaysa, sıkıntıya düşmezsiniz pek. benim keratalar da aha bu ablaları gibi üniversiteye kapağı atar inşallah. höst! ecele mi gidiyon be, ne bu acele. yeşil bize yanıyor bize. sen niye yola atlıyon ki, dunkof herif!”

arkadakiler ne kadar oflayıp pufladılarsa boşuna. hatta bir ara kendi içlerinde mırıl mırıl sohbete koyulup, onu hiç dinlemediklerini göstermeye çalıştılar. bu kez de üç beş dakka susup kızlara kulak verdikten sonra, yakaladığı kelimelerden kendine de muhabbette bir yer açtı.

“tabii ya, imtihanları niye öyle üst üste bindirip talebeyi canından bezdiriyorlar ki? sevda kızım, hocalarınızın suyuna gidin yine de, ne olur ne olmaz. bak şuna bak, eşşek ölüsü var sanki sırtında. hadi bunu sollamayıp da ne yapacaksın? aman o ne! otobüsün arkasına patenleriyle asılmış yine delinin biri. ben o sürücünün yerinde olacaktım ki… indiğim gibi ağız burun… maazallah canlarına bir şey olsa, suçlu sensin be arkadaş.”

tek taraflı konuşmasına alttan bir de fon eklemek istemiş olacak ki, radyoyu karıştırmaya başladı. türküler çok ağlak, popçular çok oynak. gün ortası bültenlerini dinlemekte karar kıldı sonunda.

“aaa, duydunuz mu hanım kızlar? gar tarafında bir yürüyüş yapılacak diyor haberler. trafik tıkalı olmasa bari.”

fırsat bu fırsattı işte. sevda başını hafifçe çevirip göz kırptı yanındakine. tek bakış yetmişti ikisini de muzipçe gülümsetmeye. akıllarında çakan şimşeği sözcüklere dökmek, besbelli eşsiz bir keyif olacaktı. belki de yola çıktıklarından beri, çenesinin gevşeyen yayıyla başlarını şişiren adamdan bir nevi öç almak istiyorlardı.

“duyduk amcacığım. ne yürüyüşü o biliyor musun?”
“lbtg gibi bir şey dedi spiker ama anlamadım hanım kızım.”
“demek istiyor ki eşcinseller yürüyecek bugün.”

hayran olduğu sanatçı arabasına binmiş gibi bir “oooo” çekip telsizini sarıldı. millî piyango kendisine çıkmıştı da, eşe dosta haber veriyordu sanki.

“salim, oğlum gara yakın mısın sen?”
“yok abi, ne oldu?”
“nonoşlar yürüyormuş lan orda.”
“vay ibneler vay!”
“rıfoş, kız bak seninkiler gelmiş. toplar toplanıyor gözün aydın. tak kıçına bir etek de yetiş hadi.”

arkadakiler hepten kıkırdamaya başlamışlardı. daha fazla dayanamadılar. şimdi tam ucundan tutmuşken, en can alıcı yerinde bırakıp seyirci kalmak olmazdı.

“hasta bunlar, değil mi amcacığım?”
“hastalar tabii hanım kızım. ahlâksızın önde gidenleri hem de. ana baba doğru dürüst eğitse çocuk böyle yoldan çıkar mı? bizimkiler niye homo olmadı? çünkü adabınca yetiştirdim ben evlatlarımı.”
“ne yapmalı peki sence hepsini?”
“valla önce tövbe etmeleri lazım hanım kızım. kötü örnek oluyorlar diye de çıkıp türk halkından özür dilesinler. sonra temiz bir tedavi şart.”

sileceklerin camda gıcırdaması, telsizde birbirine karışan sesler ve hatta yurt genelindeki yağışları cızır cızır bildiren radyo bile bastıramadı bu kez ikilinin kahkahasını. şoför dikiz aynasında gözüne ilişen manzaraya bakakalınca, ani bir frenle ıslak caddede kaydırdı lastikleri. iki kadının el ele tutuşmuş görüntüsü…

“iyi ya, biz de o yürüyüşe katılmak için gidiyoruz işte.”

nefes alamıyormuş gibi indirdi camı önce. yağmurun kamçısıyla gerileyince de klimayı açtı. radyoyu biraz daha kurcaladıktan sonra off düğmesiyle arabayı sessizliğe boğdu. parmaklarını direksiyonun üzerinde tıkırdatırken birkaç kez temizledi boğazını. nihayet çarpık çurpuk bir tebessüm kondurabildi yüzüne.

“tabii, tabii hanım kızım… gayet normal bunlar… gidin, yürüyün de memlekete haddini bildirin. bak yine intihar etmiş bir dönme. yazık değil mi? siz de insansınız sonuçta.”

yolcuları arabadan el ele inip kalabalığa karıştığında, zoraki oturtulmuş gülümseyişi siliniverdi. bir süre donuk gözlerle bakındı etrafa. sonra yine afallamışlıkla gerildi. olay mahalini terk eden zanlı gibi yüklendi gaza. üzerlerine su sıçrattığı insanlara aldırmadan telsizini kaptı.

“ulan salim, benim müşteriler de ibneymiş meğer. allah esirgesin çocuklarımızı. nerde abuk sabuk adam varsa başımızda biter zaten. bir görsen, pırıl pırıl hanım kızlardı halbuki.”

kardelen özpınar
17 den öncesi lüzumsuz. 17 den sonrası kutup ayısından dertli bedeviden hallice.
selam .

yazdığım bi kaçtane kısa hikayem mevcut.burada paylaşmayı planlıyorum zaman zaman.ilk paylaşımım hikayeden çok duygu durum odaklı bi yazım olsun.


üşürüm yazları


üşürüm yazları ve sıcak basar kış zamanı.

ne sıcağına ne soğuğuna alışığım bu memleketin. bedenim yanarken içim üşür. içim yanarken bedenim üşür.

ve en çokta tepkisizlerin belirsizliği beni korkutur. arkasından çıkacak kıyamet olsa bile bilmek rahatlatır adamı.ama belirsizlik yaşarken öldürür.

bir çift gözün arkasına saklanmış yüzlerce hayal , onlarca düşünce. hepsini kendi zor kaldırıyorken kişi , ben neden bilmek isterim anlayamam !

gözlerime çektiğim kara cam duvarda saklayamıyor beni. kafamı eğiyorum hala onları görüyorum. göğe bakıyorum yine kaçamıyorum. gözümü kapatıncada yürüyemiyorum.

birde beni sessiz haykırışlarım yıpratır. gözlerimle haykırırım , şarkılarımla haykırırım , yazılarımla haykırırım. kör olur gözler , sağır olur kulaklar , okuyamaz insanlar.

isterim ki ne arşa çıksın mutluluk , ne dibe vursun üzüntü. arada boşlukta olsun istemem .

doğru . çok şey istiyorum. devam o halde yaşamaya bir süre daha..
amca birşey sorucam

-geçen sene olması lazım , teyzeyle seni yandaki metro istasyonunun orda sarılarak ağlarken görmüştüm.doğru mudur ?
-evet.
-hayırdır ne olmuştu ?
-uzun hikaye yeğenim
-vaktim bol.......................e haydi ?
-kalktık memleketten izmir'e geldik.tutunalım hayata diye.buranın insanı hoşgörülüdür dediler.ona da güvendik tuzu olur dedik.otogardan halkapınara geldik , bura aktarma dediler.kentkart neyim lazımmış alalım dedik.elimi cebe attım cüzdan yok.heryere baktım yok çalmışlar.napalım teyzenle üzül üzül kahrolduk.tanıdık akrabanın yanına gidecektik.

-o yüzden mi ağladınız ?

-hayır.insanlardan yardım isteyelim dedik.bizim yerimize bassınlarda geçelim diye.baktık biraz uygun birinden isteyelim dedik.teyzen kolunu dürttü bundan iste diye.oğlum .... demeye kalmadan yüzüme bakmadan geldi geçti.başka birinden isteyedim '' yok amca kusura bakma '' dedi. başka biri allah versin dedi , dediler.cüzdan gitti ağlamadık ama insanları öyle görünce başladım ağlamaya , teyzende ağlamaya başladı . öyle teyzen koluma girdi.soğukta titreye titreye ağladık.herkes yanımızdan geçip gitti . sormadılar bişey . iyice ağladık.

-biliyorum amca o yanınızdan geçenlerden biride bendim.

-bi şekilde geçtik akrabanın evine . kahrolduğumuz noktaya geri gelip bunları satıyoruz işte. oyuncak , küçük ev malzemesi , nerden ne bulursak getiriyoruz bu isyasyonun önüne koyup satıyoruz.burayı tanıdıkça gördük ki metro girişlerinde yolda kaldım diye yalan atıp para istiyormuş insanlar.bizide onlardan sanmışlar olucak ki . sen bizi ağlerken gördün.

-anladım amca hangi günler burdasın ? ben öğrenciyim ama tanıdığım bir abim var sözü geçer izmir'de.belediyeyle konuşup bişeyler ayarlamak isterim.
-sen bilirsin hergün burdayız.
-bu ne kadar ?
-5 tl.
-ver abi poşete gerek yok.
-buyur paranın üstü.
-kalsın.hadi eyvallah.

-heyyy sen
-?
-daha demin yaptığın çok iyi birşeydi
-iyi mi ? nasıl
-iyi yani tatlı birşeydi
-tatlıyı bilememde , iyilik olmadığı kesin.
-nasıl yani ?
-bugüne kadar gördüğüm iyiliklerin hepsi , cennet sevdası , arşa çıkmış ego tutkusuyla yapıldı.yani buna iyilik diyemezsin.
-ama...
-dur sözümü kesme.derler ya görmediğinede , duymadığınada inanma diye.bak işte ben gördüğümede duyduğumada inanmam.ben yaşadığıma inanırım.onun dışındaki herşey benim için şüphelidir.
amcayla teyzeye gelicek olursak onlara senin tabirinle iyilik yapmadım.kendim gibi gördüm.üşümemelerini istedim.buna birşey demek istiyorsan illa kendi sınıfını kayırıyor diyebilrisin , veya torpil diyebilirsin....üşüdüm , beni meşgul etme çünkü anlattıklarımdan bir sik anlamadın , anlamayacaksın , anlamayacaksınız.şimdi demir kutulara binip , evlerinize siktirip gidin.yarın sabah saat 6 da demir kutular evinizden sizi almak için hazır olacak.


düzenleme : bazı hatalar düzenlendi.