feminizm

en basit şekliyle, kendindeki kusurları başkasının üzerinde görmeye çalışmaya meyilli insanoğlunun kadın versiyonunun yaşadığı aşağılık psikolojisini kendinden üstün olan erkeğe bok atarak yenme çabasıdır. feminizm bir düşünce değil, hastalıktır. feministler de ruh hastasıdır. cinsiyetleri ön plana çıkaran her şey hastalıktır.
istanbul amargi feminizm tartışmaları 2012 adında bir pdf yayınladı,

http://www.tr.boell.org/downloads/amargi_feminizm_tartismalari_kitap_2012.pdf
feminizm günümüzde seks işçisi olan kadınların fakir erkekleri ezmek için kullandığı şeydir. kadın onu ne kadar severseniz sevin ve âşık olursanız olun sizi sevmek zorunda değildir. ve kadın kendisini sizi sevmek zorunda hissetmediği sürece sizi sevmez; çünkü sevmek zorunda değil çünkü sevmesi için sevmeye mecbur kalması gerekiyor...

sonra mesela bir kadın lezbiyense veya transerkekse sizi dışlar çünkü erkek olarak doğduğunuz için hem sizi kıskanır hem de sizden nefret eder. kısacası feminist kadınlar sürekli fakir ve zavallı erkekleri hırpalayan, iyi niyetli erkeklerin kalbini kırabilen, erkeklerle arkadaş olmayı sevmeyen ve selam verseniz "bana mı sarkıyon lan sen" gibi bir tepki verebilen bünyelerdir.
yerleşik düzen ve toplum için en büyük tehdittir.
kapitalizmin canına okuyabilecek, varolan en etkili akımdır.
feminizmle birlikte, bedeni konusunda tek söz sahibi olacak olan kadın kendisini niye kuluçka olarak görsün ki?
dolayısıyla kadın yeni insanlar dünyaya getirmeyip kapitalizmin müşteri sirkülasyonunu yok eder.
belki de insanlığı.
hetero ve erkek egemen bir dünyada, etkiye tepki olarak gelişmiş bir düşünce akımıdır.
her ay onlarca kadının öldürüldüğü, milyonlarcasının erkeklere kölelik ettiği bir dünyada (hiç kusura bakmasın hemcinsim erkekler) feminizme ayrımcılık ve manyaklık demek faşistlik ve bencilliktir!

(bkz: eko-feminizm)
kısaca kadının kendine yakıştırdığını giymesidir.
çok basit bir tanımı vardır: kadın erkek eşitliği. bu kadar. klişe ama bu kadar. cinsiyeti falan öne çıkarmaz sanıldığı gibi, zaten geride olan cinsiyetine toplumsal alanda eşitlik getirmeye çalışır. erkek düşmanı bir ideoloji falan da değildir. erkeğin düşman tavırlarına karşıdır olsa olsa. bir eşcinsel olarak ve bir erkek olarak arkasında durduğum ideolojidir. evet, erkekler de feminist olabilir.
öncelikle hastalık değildir.
feminizm sadece kadın mücadelesi de değildir, zira feminizm herkesin kurtuluşudur.
feminizm kendi alt dallarında hedefler alır. günümüzdeki erk sorununu kimisi kapitalizme, kimisi kültüre, kimisi erkeğin biyolojisine bağlar.
her gün 3 kadın ölürken, defalarca kadınlar tecavüze uğrarken, çocuk gelinler varken, kadınlar ikinci plana atılırken, sinirli olduklarında heteroseksistlerin regl misin sorusuna maruz kaldığı halde kimse feministler hastalıklıdır diyemez, cinsiyetçidir diyemez.
temelinde kadın erkek eşitliğini savunur. kadının bedenini, cinselliği keşfetmesi üzerinden temel alır.
feminizm ifadesi teorik olarak lügatımıza çok yeni girmiş olsa da, pratikte avcı-toplayıcı döneme dayanan ve kadın-erkek eşitliğini savunan ifadedir. amaç sahibi ilk insanlar olarak bilinen avcı toplayıcılar yaşantılarına iş bölümü yaparak şekil veriyorlardı ancak ataerkil düşünce yapısının feminizme dayattığı güç ögesi burada da karşımıza çıkıyor. erkek bireylerin ava kadın bireylerin toplayıcılığa çıkmasında gücün etkisini öne sürüyorlar, fakat şuan ki biyolojik farklılık ilk insanlar için geçerli değildir, doğanın getirileri ve yaşam şartları iki cinsiyetin fiziksel yapılarının yakın olmasını sağlamıştır. ayrıca av her zaman olmaz özellikle de ilkel şartları göz önünde bulundurursak kadınların üstlendiği toplayıcılık istikrardır, av ekstra bir besin kaynağı olarak değerlendirilebilir. kadının konumunun değerli kılındığı bir başka nokta ise doğurganlıktır. nüfusun çok seyrek olduğu ve şartlar yüzünden ölüm tehlikesiyle sürekli burun buruna yaşanan bir dönemde yeni bireyler kazandırmak kutsal sayılır, ve soy anne soyu üzerinden devam eder. tek eşlilik, evlilik, birliktelik gibi kavramlar henüz yokken çocukların babası bilinemez çünkü, anne tektir, miras kavramı ve küçük soylar oluşmaya başladığında anne esas alınarak düzenlenir. bu düzen tarım dönemine kadar devam eder, tarım dönemi dünyanın tüm ekolojik dengesini altüst eden ve yerleşik hayata geçiş olarak da adlandırılan dönemdir, aslında kapitalizmin de yerleşkesi oluşmaya başlar. bu dönemle birlikte kadının doğurganlığı neden olarak gösterilip yavaş yavaş eve kapatılmaya başlanılır. kadının cinsel hayatı kısıtlanmaya başlanır ve bir aidiyet yüklenir ancak erkekler çok eşli yaşama devam ederler. ve zaman geçtikçe cinsiyetlere erkek eve ekmek getiren kadın da bekleyen rolü yüklenir. toplumun bireylere dayattığı sosyalizasyonlarla kadınların toplumda yer alamaması, ve pasif bir role zorlanması ataerkilliğin iyice yer etmesine sebep olmuştur. tabi bu uzun süre içinde yerleşen ataerkillik, şuan yaşadığımız dönemle eski dönemi kıyasladığımızda yıkılamayacak bir tabu değildir. bu da sadece eğitimle mümkündür. zira eğitim seviyesi yüksek toplumlarla düşük toplumlar arasındaki kadının yeri arasında uçurumlar vardır. eğitim seviyesini yükselttikçe metalaştırmanın da önüne geçilir. gücün ön planda olduğu dönemde bile kadın-erkek eşitiği söz konusuysa teknoloji ve bilim çağı olarak adlandırdığımız bu dönemde ataerkillik ve antifeminist fikirler pek tabii gerici olarak nitelendirilebilir. birbirimizden farklı kimliklerimiz illaki var, yaş aldıkça da artacak. yapmamız gereken tek şey kimliklerimizi çatışma, üstünlük belirtme ya da küçümseme vs gibi ortamlara alet etmeden önce özsaygıyı sonra saygıyı öğrenmek.. zira tüm kimliklerimizi bir kenara koyarsak geriye hepimizin insan ve hepimizin eşit olduğu gerçeği kalıyor
wunthri'nin konuyla ilgili bir yazısı vardır.

http://homojen.ayisozluk.com/wunthri-yazdi-feminizme-giden-yol-veganliktan-geciyor/
lgbt toplumu içerisinde bir türlü yer edinemesinin sebebini bir türlü anlayamadığım ideoloji. eşcinsellerin belirgin bir kısmındaki kadın nefreti & kadını aşağılama isteği de anlayamadığım bir diğer konudur.
doksanlı yıllardan bu yana içi boşaltılan ve şirketler tarafından markalaştırılan ideoloji. her sayısında erkekleri tatmin etmek için kırk seks önerisi veren cosmopolitan'ın ve beyonce'nin kendisini feminist ilan etmesinden sonra tüm dünya feminist oldu gibi görünüyor. kavramadan savunulmaması, eleştirilmemesi, benimsenmemesi gerekiyor. ben halen okuyarak kavrama aşamasındayım, buna dair ilk kitabım da we were feminists once'dı. tavsiye.

https://bitchmedia.org/bmart/we-were-feminists-once
bence feminizm bir kadının bir erkekten üstün olmasını istemek değildir. tam aksine kadının hayatını istediği gibi yaşayıp, istediği gibi kararlar verebilmesidir. bunu da ancak patriarka engeline takılmadan, bunu yıkarak yapabiliriz. ve bu erkek düşmanlığı olarak algılanıyor. istenilen sadece eşit haklara sahip olmakken dünyayı penisinin etrafında döndüğünü sanan erkekler buna bile katlanamıyor.
feminizm bakış açısına sahip altı dizi;

(bkz: veronica mars)
(bkz: forbrydelsen)
(bkz: top of the lake)
(bkz: american horror story: coven)
(bkz: agent carter)
(bkz: the fall)

d47a0