gökyüzünde yalnız gezen ayılar

yerim yok

plastik bardakta çay içmek

güzel demlenmiş dökme çaya kim hayır diyebilir ki... ama bilmediğim bir yerde ince belli bardakta bayat çay içeceğime*; kağıt ya da plastik bardakta sallama çay içerim daha iyidir. mesele ne ile içtiğiniz mi ne içtiğiniz mi?

yapı kredi yayınları

metis, iletişim gibi yayınevlerine göre kitap fiyatları daha uygun olan yayınevi. bir de kapaklarında biraz daha yaratıcılık kullansalar, yazarın fotoğrafını koyuvermeseler çok daha seveceğiz kendilerini.

allahın siktir ettiği yer

dünya.

(adem ile havva'nin cennetten kovulduklarinda siktir edildikleri yer olarak)

aile imamı

"ibadete zorunluluk, dayatma kapsamında, imam teşvik görevini üstlenecek" düşünceleri muhtemelen budur.

özge borak

eyyvah eyvah film serisi sonrasında güldür güldür de izlediğimiz ata demirer den ayrılan oyuncu.

iç savaş

paylaşılmamış kozların ve sorulmamış hesapların biriktiği toplumlarda, fizik yasaları gereği patlak veren bir enerji boşalmasıdır.
bazen bir tarafın/kesimin ayaklanmasıyla başlayabileceği gibi, bazen de olağanlaşmış olayların da fitilini ateşleyebildiği görülmüştür.
okuyup öğrendiğim kadarıyla, günümüz toplumlarının bir bölümünde yaşanmış acı süreçlerdendir.

türkiye'de, böyle bir çatışmayla ilgili çok boyutlu değerlendirmeler yapılabilir.
örneğin, kimine göre, 1970'lerde yaşanan çatışmalar bir tür iç savaştı ve 12 eylül buna bir son verdi (son verdiğine katılmasam da...).
kimine göre, türkiye'deki toplumsal sınıfların oluşumu ve konumlanışı tam olarak tamamlanamadığından, böyle bir iç savaşın zemini ve tarafları henüz netleşmedi.
kimine göre, kürt sorunu olarak adlandırılan şey var oldukça, üzeri örtülü bir iç savaş hep sürmekteydi.
kimine göre, türkiye toplumu, bireylerin gerçek birey olamaması nedeniyle yeterince örgütlü ve bilinçli düzeye erişemediğinden, haklarının ve hak kayıplarının hesabını soracak bir demokratik sistem kuramadığı gibi, bunu şiddetle çözebilecek bir örgütlü yetkinliğe de hiç erişemedi.

yukarıdaki saptamalar, böyle ortamlarda yer verilebilecek derinlikleri içermiyor.
dolayısıyla, türkiye toplumunun içinde bulunduğu trajikomik halin profili için biraz hikmet kıvılcımlı, biraz behice boran, biraz niyazi berkes, biraz korkut boratav, biraz turan dursun, biraz aziz nesin ve biraz da kimsenin tetikçisi olmayan aktüel yazarlarımızın takibi gerekir...
fakat, sonuç olarak, aslında, abd ve britanya'nın da körüklediği bir iç savaş virüsü, uzun zamandır içimizde yer almaktadır.
nitekim toplum, zaten son 30-40 yıldır yeterince bölünmüş ve yarılmış durumdadır.
türkiye için olası iç savaş tarafları yeterince netleşmiştir...
dinci akp'li kesim ile laik cumhuriyetçi kesim veya alevi düşmanları ile aleviler veya kürtler ile diğerleri olmak üzere birbirini kırmaya hazır tarafların varlığı açıktır. önemli olan, bu taraflardan daha güçlü olanların cüretkarlığının ve göze alacağı şeylerin ölçüsüdür...
çünkü, bu tür çatışmaları, hiçbirzaman zayıf ve güçsüz olan taraf başlatmamıştır zaten...

(bkz: ak cehennem)

alttaki yazara soracaklarım var

(bkz: yeşil )
bana en çok huzur veren renk o yüzden
elimde olsa bütün dünyayı yeşile boyardım
insanın kahveye alejisi mi olur *

alttaki yazar
moby dick mi lord of files mi ? ve neden ?

yalnızlıktan ölmeyen insan

iç sesim susmaz susmaz ne kadar yalnız olsam da. bu aralar kendi kendimin en yakın arkadaşı, eşi, dostu ve sevgilisiyim

eşofmanlı şevket hoca

çağlar çorumlu tarafından güldür güldür'de canlandırılan karakter. dini soslu program yapan tüm hocaları bünyesinden bulunduran karakter sunucusuyla sabah kuşağı yapan kadın programcılara da selam ediyor. seyircisi, konuğu ve sunucusuyla nelere maruz kaldığımızın komedisi. son olarak adnan oktar'ı da bünyesine kattı şevket hoca.

kedi

farklı türlerden olmanıza rağmen, en büyük dostunuz olabiliyor. başına buyruk karakterleri çok hoşuma gidiyor. bildiğini okurlar... laf anlatamazsınız kedilere, hatta coğu kez yapmaması gereken şeyleri " piçlik yapacam" bakışıyla seve seve yaparlar sizi kızdırma pahasına. gözünüzün içine baka baka yatağınıza işer, tırmalamaması gereken yerleri ( tırmalama tahtası olmasına rağmen) gözünüzün içine baka baka tirmalar. tuvalet kağıdını erişebileceği bir yere mi bıraktınız? ders notlarınızı masanızın üstünde mi unuttunuz? tebrikler! eve döndüğünüzde büyük bir panayır bekliyor olacak sizi! tırnaklarının arasına sıkışmış o kağıt parçacıkları, failin kim olduğunu işaret ediyordur size zaten.
canları istediğinde kendilerini sevdirir. canı istemiyorsa zaptedemezsiniz, atlar kucağınızdan. evde bir kovalamaca başlar, "eşşek sıpası" şeklindeki mırıldanmanızla sizin pes etmenizle biter kovalamaca. ama hüzünlü oldugunuzda iş değişir. canınızın sıkkın olduğunu anlar, dibinizde biter hemen. elinizi, kucağınıza çıkıp yüzünüzü yalar; bir dostun "sıkma canını, geçecek" demesi gibi.
uyurken seyrediyorum, nefes alış verişini duyuyorum ya o ayrı bir duygu, tarifi yok o duygunun. nemli burnunu öpmek kaçınılmaz.( evet bir kediye aşığım asdffhkkl) hele mırıltısı eklenirse... antidepresan gibidir kediler.
yaramazlık yaptığında arada bağırıyorum, siniyor hemen, yüzüne yerleşmiş endişeli bakisiyla. pişman ediyor bağırdığına yani o korkusunu görünce, vicdan yapıyorsun hemen.. üzülüyorsun bir de neden benden korkuyor diye.
bu bakış hayvanların genel özelliği sanırım.
hayvanlara zarar veren insanların iyi bir insan olabileceğine ihtimal dahi vermiyorum.
o masumiyete, o bakışa nasıl kıyabiliyor insanlar,yüreklerinden kopmuyor mu hiç birşeyler.. anlayamıyorum hiç.