nüfus sayımı görmüş nesil

yamulmuyorsam en son 2000 veya 2001 de görmüştüm adrese dayalı nüfus kayıt sistemini, 90'larda olan sayımlar daha farklıydı sanırım, küçük bir ilçede yaşadığımızdan sokağa çıkma yasağı öğleden sonra biz çocuklar için çok dert olmuyordu, çocuklar için eğlence olan bu durum erişkinler için işkence gibiydi o ayrı.
kısa süreli de olsa adamdan sayılmayı tatmış nesildir.
sene kaçtı hatırlamıyorum ama evde oturmuş görevlilerin gelmesini bekliyorduk. sokağa çıkma yasağı da olaya ayrı bir hava katıyordu. tabi biz dinler miyiz kardeşimle çıktık sokağa koşuyoruz. yollarda da kimse yok ya bir i am legend havaları bizde. ee sonunda ne olacak nüfus sayımı yapan adamlar elimizden tutup eve getirdiler. tabi bizimkilere de ince bir ayar vermeyi ihmal etmediler. *
çocukken olmuştu. ne heyecanlıydı. millet sanki kıtlık var gibi marketlere koşar, erzak depolardı. kaldı ki sadece bir gün dışarı çıkma yasağı var. türkiye işte. keşke yine olsa.
üniversite son sınıftı sanırım.. arkadaşlarla birlikte sayım görevlisi olmuştuk, şehrin en uzak mahallesinde polis lojmanları düşmüştü benim bahtıma. haliyle polis abiler/amcalar görevde olunca kadın ve çocukları saymış çabucak bitirmiştim. hala unutamadığım, öğrenci olduğumu öğrenen teyzelerin poşetlere erişteler koyduğu, elime kavanozlarla reçel tutuşturup uğurladıkları..
hatırladığım iki nüfus sayımı var. biri normaldi. diğeri ise daha eski olanı. zor hatırladığım olanı. sayım önceki gecesi yakın bir ahbabımıza gitmiştik. nedense orada kalmıştık. sayım günü eve dönmek için yola çıktığımızda her yerin bomboş olması ben de ürperti yaratmış ve korkunç rüyalar görmeme sebep olmuştu. yıllar sonra kocaeli depreminde de aynı duyguları yaşamıştım.
sokağa çıkma yasağını delme heyecanını yaşamış nesildir.
eve elinde dosyalarla giren ve bir şeyleri not alan bir yabancı görsem izlediğim filmlerden dolayı, onların haciz memuru olduklarını falan düşünürdüm.
bir gün evimize bu kılıkta, elinde dosyalarla bir adam ve bir kadın girdi. sorular sordular, evimizi alıp gitcekler diye çok korkmuştum.
nüfus sayım memurlarıymış, sonradan öğrendim.
nüfus sayımı başlığını gördüğüm zaman bile duygulandım. size başımdan geçen tek nüfus sayımı olayını anlatayım. yıl 2000 yada 2001 çok hatırlayamadım ama sokağa çıkmanın yasak olduğu günler öncesinden gerek haberlerle gerekse o dönemin show ve eğlence programlarıyla bildirilmişti. annem ekmeği fazla alıp yemeği fazla yapmıştı. neyse memur gelene kadar sıkıntıdan patladık çünkü ilk defa annem babam ve ben bu kadar saat tv de levent kırcayı izleyip izleyip durduk. hatta programda çok iyi hatırlıyorum emel sayın vardı. hatta adamlar gelip her birimizin kimliğine baktı. tek tek sorular sordular. tek tek yazdılar . hatta bizde yemek de yediler. benim için harika bir şeydi çünkü bir daha olamayacak . bu arada onlar gider gitmez babam yine kahveye bende sokağa çıkmıştım *


nüfus sayımı bizzat yapmış bir kişi olarak içinde olduğum nesildir. 1996 yılıydı sanırım üniversite öğrencisiyken o zamanın parasıyla bir öğrenciyi epey mutlu edecek bir para vermişlerdi, yalnız yer oldukça enteresandı, bana ankara'da çinçin bağları düşmüştü. epeyce tırsarak gitmiş, ama tam aksine çok misafirperver insanlarla karşılaşmıştım. çay ikram eden, sigara uzatan, hatta yemek sofrasına bile oturmamı teklif eden aileler oldu. benim için çok güzel bir deneyim olmuştur, hiçbir şeyin önyargıdan daha tehlikeli olmadığının özel bir örneğidir, çingene dersin, varoş dersin, adamdan saymazsın, ne insanlıklar görürsün böyle işte.
hatırladığım sayım sanırım 96 yılına ait. bir hayli heycanlanıp önemsemiştim. evde bayramlıkları giyip beklediğimizden dolayı olsa gerek. yıl itibariyle özlediğim dönemler olduğu için farklı bir heycandı
annemin görevli olduğu sayımlardan birinde ona eşlik ederek tanık olduğum facia. sokağa çıkma yasağından dolayı yiyecek satan tüm dükkanların kapalı olması, annemin iyi niyeti sonucunda*arabaya herhangi yiyecek madde almaması, saymakla görevlendirildiği bölgedeki her evde en az 5 kişinin yaşıyor olması, girdiğimiz hiçbir evde türk misaferperliğinin uğramamış olması ve sabah kahvaltısıyla evden çıkan cılız çocuğun* açlıkla olan imtihanı olarak hatırladığım işkenceydi benim için. bir de hatırladığım mahallenin %99'u bolu geredeliydi* sayım sonlarına doğru ankaralı bir ailenin evinde yediğim birkaç dilim kek ve çay dünyanın en güzel yiyeceği gibi gelmişti bana...