tezer özlü

"gamlı prenses" diyorlar ona.
türk edebiyatının gamlı prensesi o.
kanserden ölüyor. belki de esasında intihar ediyor kanser ilaçlarını kullanmayı reddetmekle. bilinmez.

mezarı aşiyan'da. yolunuz düşerse bir selam verin derim tezer'e güzel özlü'ye.
sevinir.
sanılanın aksine intihar etmemiştir , özlü ... doyamamıştır da aslında doyumsuz dünyasına. ölümden oysa ne çok korkuyordu. kendi kendine cesur olan bir insan , neden ölümünü kendi elleriyle gerçeklemesindi ki ? yada neden istekle ölmesindi ? o öldü , çünkü kanserdi. ve ben çok özledim . keşke yeni öykülerini , mektuplarını okuyabilseydik...
"o susarken, sigara içerken, bakarken, uyurken, severken, solurken.. o varken ya da yokken.. teninin bu denli güzelliği sonsuz durgunluktan kaynaklanıyor ve bana bu sonsuz yeryüzünden, yaşamdan ve ölümden daha da sonsuz geliyor. işte bu duygu nedeniyle onunla olmalıyım..."
depresyon zamanlarında kesinlikle okunmaması gereken kadın.kendi derdiniz yetmiyormuş gibi bide acaba bu kadının derdi ne başına ne geldi diye üzülüyorsunuz.kalemi sağlamdı keşke bize sadece melankoli bırakmasaydı.
bir sözü düştü aklıma. şöyle: "hayatın boyunca 'kendin gibi' olman konusunda telkinler dinlersin, olacağın bir yer ararsın; en kendin olduğun haldeyse değişmen istenir."
"...işte böylesi bir yaşam önümüzden gelip gidiyor. sen kendi duvarlarının gerisine çekiliyorsun. o, kendi duvarlarının gerisine çekiliyor. herkes bir başka kentte. herkes bir başka dili konuşuyor. ya da anlamaya çalışıyor. aynı dili konuşan iki kişi yok. her sözü, insanın kendisi için söylediğine inanıyorsun. her söylenen söz, bir biçimde insanın kendi kendini onaylaması. karşısındakine bir şeyler anlatmak istese de, gene kendi gerçeğini, bilmişliğini ya da doğru algılayışını kanıtlamak için söylenen sözler. bir bedenin üzerinde dolaşan her el, kendi bedenini okşamak istercesine dolaşıyor öteki beden üzerinde."
burası bizim değil bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi demiş zamanın da ne güzelde demiş.
geçen sene kadir has üniversitesi'nde adına düzenlenen konferansta hatice meryem in şu sözlerle anlattığı mükemmel kadın, yazar;

"tezer özlü için gamlı prenses diyorlar. ben buna katılmıyorum. prenses dediğin hanım hanımcık oturur beyaz atlı prensinin gelmesini bekler. oysa tezer özlü öyle mi? daha 18 yaşında avusturya lisesi son sınıf öğrencisiyken okulu bırakıp avrupa'ya gidiyor. hayatı boyuncu toplumun direttiği düzene kafa tutuyor. bunu da hem hayatıyla hem eserleriyle yapıyor üstelik. tam bir eylem insanı. ataerkil düzene, genel ahlakın istediği insan kalıplarına hayatı boyunca savaş açıyor ve böyle yaşıyor. tezer özlü'nün kırılgan, narin bir prensesten çok bir savaşçı olduğunu düşünüyorum ben" *
ailedeki bütün kendini beğenmişliği abisi ve ablası üstlendiği için kendisinin çok naif bir insan olduğunu düşündüğüm, düşünmek istediğim yazar. arkasında o kadar az eser bırakmıştır ki, jack kerouac un "yaşamaktan yazmaya vakit kalmadı" sözünü getirir akla.
tezer özlü’den ferit edgü’ye

”sen trendesin şimdi. ben de oturuyorum burada. saat 12’ye geliyor.gecenin bu saatlerinde insanlar kısıyorlar seslerini. sessizlik bürüyor ortalığı. ben de daha iyi duyuyorum dinlediğim müziği. daha çok yitiriyorum tüm düşüncelerimi. olmayan düşüncelerimi.uyuyabilmem için hiçbir neden yok. sabah 8’de kalkmış olmam, o ilgisiz büro,ev,ben,beni yoramıyor artık. uyanmam için de hiçbir neden yok.
bu kelimeleri alt alta, yan yana dizmem için de. bir gece. diğerleri gibi. bir ben. diğer benler gibi. bugün eski ben’lerimden biri olduğumu duydum. karşılıklı gülsek.
gülebilir miyiz dersin?
gülebilir misin?

bu gece okuyacak bir şey bulamıyorum. bugün senin bozgun’u okumaya çalıştım. üç kelime okuyabildim. elim,elimden çıkan kelimeler,benden uzaklaşıyor. bu satırlar ben değil artık. kafamdan geçenleri yazamam.bir şey geçmiyor çünkü. geçenlerde düşümde yüksek bir yapının camının altında , bir parmak kadar dar bir yere abanıp kalmıştım. içeriye girsem,girmeye yeltensem ,camdan odaya bir adımımı atsam, düşüp ölecektim. ama o cam kenarına yapışıp, boşluğun üstünde kendimi tutacak gücüm kalmamıştı. nasıl olsa çözülecekti ellerim. ve ben düşecektim boşluğa.

yarın bütün gün trende gidecek olan sen misin ?nereye? niçin?
yarın bütün gün büroda oturacak olan ben miyim? neden ?niçin ? hiç bir yerde olmak istemiyorum ki.
belki de ben bugün ilk defa her şeyin sonundayım.
gene bir yığın günler geçip gidecek ve ben kendime,işte bugün ilk defa her şeyin sonundayım mı diyeceğim?
korkuyorum. korkuyorum. korkuyorum. ”

ankara
eylül,1966,cuma
bu insanlardan nadir geliyor dünyaya. benim bildiğim 3 tane var ve biri tezer özlü dür.

diğer ikisi için:
(bkz: sylvia plath)
(bkz: nilgün marmara)
"ölüm düşüncesi izliyor beni.gece gündüz kendimi öldürmeyi düşünüyorum.bunun belli bir nedeni yok.yaşansa da olur,yaşanmasa da.bir kaygı yalnız.beni,kendimi öldürmeye iten bir kaygı."

kafasından geçen her neyse yaşamamayı, topluluk içinde kendine ait göremediği yeri boş bırakmayı seçmiştir.
‎"sana sarılıp yatarsam çocukluğumdayım." der. güzel söyler. çok güzel söyler.
"ne düzenli bir iş, ne iyi bir konut, ne sizin “medeni durum” dediğiniz durumsuzluk, ne de başarılı bir birey olmak ya da sayılmak, benim gerçeğim değil."
vasat bir cancekişme anlatıcısıdır. güzel sözler yazmakla edebiyatçı olma arasında fark vardır.
"artık gitmeyeceğim, nereden geldiğim sorusunu yanıtlamak istemiyorum.. hiç bir yerden gelmiyorum, kendimden başka"

42 yıllık ömründe içindeki ayaklanmayı en iyi bu sözlerle ifade ediyor..
şu çok sevdiğim satırları yazan güzel kadın. "sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla hiç bağdaşan yanım yok. aranızda dolaşmak için giyiniyorum. hem de iyi giyiniyorum. iyi giyinene iyi yer verdiğiniz için. aranızda dolaşmak için çalışıyorum. istediğimi çalışmama izin vermediğiniz için. içgüdülerimi hiçbir işte uygulamama izin vermediğiniz için." 

şunu öğrenmelisin. sen hiçbir işe yaramaz değilsin. seni senden çalan toplumdur. düzen ve güven kadar ürkütücü bir şey yoktur. hiçbir şey. hiçbir korku… karşı çıkmak istediğim evler, koltuklar, halılar, müzikler, öğretmenler var. karşı çıkmak istediğim kurallar var. bir haykırış! küçük dünyanız sizin olsun. sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla hiç bağdaşan yanım yok. aranızda dolaşmak için giyiniyorum. hem de iyi giyiniyorum. iyi giyinene iyi yer verdiğiniz için. aranızda dolaşmak için çalışıyorum. istediğimi çalışmama izin vermediğiniz için. içgüdülerimi hiçbir işte uygulamama izin vermediğiniz için. hiçbir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, birşey yapıldı sanıyorsunuz. yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. evlerinizle, okullarınızla, işyerlerinizle. özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. ölmek istedim, dirilttiniz. yazı yazmak istedim, aç kalırsın dediniz. aç kalmayı denedim, serum verdiniz. delirdim, kafama elektrik verdiniz. hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim, gene aile olduk. ben bütün bunların dışındayım.

düşüncelerime ve bana ayna olan güzel insan tezer özlü
"hiç kimseyi yalan söylediğini anlayacak kadar tanımak istemiyorum." der. güzel söyler. çok güzel söyler.
  • /
  • 2