tutunamayanlar

oğuz atayın ilk romanıdır.hemen hemen herkesin ismini ve unutulmaz cümlelerini sağdan soldan duyduğu ama okumaya bir türlü götü yemediği kitap diyebilirim,dile kolay 720 sayfadır.hani okumak istese bile kendi bir tutunamayan değilse zaten bir bok anlamaz "bu adam ne diyor,neyin kafasını yaşamış amk" der.
1970 yılında trt roman ödülü kazanmış,kutsal kitaptır.kitaptan küçük bir alıntı:

çocukken güneşin tadını bilmedik
büyüdük kadının adın bilmedik
bizi anlayacak kadın bilmedik
sevgisiz hayat çöl gelir bize

bize öğretilen her söze kandık
"yasaktır" "memnudur" dendi,inandık
hep "girilmez" levhasına aldandık
bu tutulan yanlış yol gelir bize

benim cefalı yarim kafamdır
divanda düşünmek bütün safamdır
mülkiyet benimçün büyük evhamdır
senin olanları nideyim gayrı

dostun vefalısı bütün isteğim
kız peşinde olan dostu nideyim
her an yaşamalıyım kendi gerçeğim
kendi içimdeki indeyim gayrı

dostlar dedi: bu can bizden değildir
düşman kırdı,oysa buzdan değildir
genede herhalde bizden değildir
çare yok dünyadan gideyim gayrı
bitirmek için gerçekten isteyip, başlamak lazım. yoksa tutunamayanları bitiremeyenler ortaya çıkar.
hüznün verdiği haz, bir tutunma şeklidir tutunamama haline...
kitabı elime alır almaz ortalama 3 gün içinde bitirdiğim mükemmel kitap. günümüz post modern edebiyatı nın şahaser eseridir . . .
-ve ben olric
düşmeseydim düşlerimin sırtından
zaten inecektim...


-daha kaç kez ıskalayacağız hayatı olric?
-oklarımız bitene kadar efendimiz...
-nefes alamıyorum olric. bu insanlar içinde kendime rol biçemiyorum... ah olric, ölemiyorum bile!


(bkz: ölmeden önce okunması gereken kitaplar)
kitabı okuduktan sonra,öyle içselleştirmiş olmalıyım,bir kaç hafta evden dışarı çıkmak istememiştim ama şimdilerde bakıyorum ki olric ve efendisinin mana derinliğini bilmeyenler bile dialoglarını umarsızca paylaşıyorlar.

-uyumak istiyorum olric
+neden efendimiz
-e uykum geldi amk
ergen yaşlarda okunması tavsiye edilmez... bu birikim kitabıyla kendinizi tartmak istiyorsanız, terazinin sizin tarafınızdada birşeyler olması gerekir... okuyayım bilgileneyim kitabı değildir... gerçeklik ve düş nerde başlıyor nerde bitiyor ayıramıyorsan zorlanırsın bu kitabı okurken; bir kapı önünde açılmasını beklerken 10 sayfa betimlemenin içinden kaybolmadan, kendi düş sarmalına kapılmadan çıkıp, kapının açılma tıkırtısı ile bulunduğun mekana ve kitabın içinde bulunduğun mekanına geri dönebiliyorsan olmuşsun demektir. sende bu kitabı kütüphanenin alfabetik dizilimine bakmadan ilk sıraya koyacaksın artık. soranlarada onun yeri ayrı o kitabı dizinler arasına koymak olmaz diyeceksin...
onlarda "amaan bende okumayı denedim, ama bu ne böyle beee saçmalık" diyecekler..."
sende " o ham bıngıldak kafana bi koysam da çökertsem beyin tasını, şöyle de rahatlasam" diyeceksin, ama yapmayacaksın...
konuyu değiştireceksin bu kitabı okurken içinden geçtiğin o bakir beyin tünellerini saklayacaksın ondan
"seni düşünmeyince yoksun" diyeceksin içinden.... seni düşünmeyince yoksun.....
ayısözlük sayesinde haberdar olduğum ve en kısa sürede okumam gereken kitap olarak listeme aldığım kitabın adı.
kaybedenler değil, vazgeçenlerdir. <br>
tutunamama halini oğuz atay dilinde mükemmelce bize sunan roman. öncelikle şunu söylemek isterim ki bu kitap bir solukta bitivermesi gereken kitaplardan değildir. bir tutunamayan saati, bir tutunamayan ayı vardır insanın, o zamanlarda okur. selimle arkadaş olur. ya da zaten hayatın boyunca tutunamayanlardansındır da selimle konuşmak istediğin zamanlarda okursun. hiç bitmesin istenen kitaplar dandır. söze dökülemez, bir başkasına anlatılamaz. çünkü bu durum ve bu kitap tutanabilenlerin anlayabileceği bir kitap ya da durum değildir.
bir de böyle bir film vardır. asıl ismi voksne mennesker. filmdeki hayattan kopuk her bir karakter şahane yaratılmıştır. filmin siyah beyaz olması, zıtlıkları tamamlamıştır. kuzey avrupa sineması sevenlere tavsiyedir.
(bkz: insanlık hızlı yayılan ve bulaşıcı bir hastalıktır ) diyor film.
bir ara feysde çok popülerdi, dillerinden düşmez olmuştu olric *
* *
türk edebiyatında ilk postmodern kitabıdır tutunamayanlar itiraf etmek gerekirse; ilk okumaya başladığımda başlarda güzeldi fakat birden, deyim yerindeyse konu dağıldı toparlayamadım. sonra hırs yaptım ve okumaya başladım, baktım ki, kitap beni anlamaya başlıyor, bende onu anlamaya başlıyorum. turgut’un sözleri oluyorum bazen, selim’in yalnızlığına ortak oluyorum. sonra eridi gitti kitap etkisinde kaldım ki içselleştirdim; olric ile konuşmaya başladım onu yanımdan eksik etmedim hiç.
kaç yıldır başucu kitabı olarak yerini kimseye kaptırmadı. kaptırmayacak da.

hep şu cümle yer etti kafamda “azım olric..azımsanıyorum..azım sanıyorum.” * (bkz: ölmeden önce okunması gereken kitaplar) arasında yeri sağlamdır.
tek bir cümle ile şöyle anlatabilirim: hayat gibi bir kitap, bitince ölüyorsun...
ışın karaca mesela, daha ilk albümünde "tutunamadım" diyerek bu kategoriye girmeyi hak etti.
lisede satın almak için para biriktirdiğim ancak alamadığım, üniversitede bir çırpıda aldığım ama yaklaşık 5 yıldır hala inatla okumadığım oğuz atay romanıdır
selim ışık ile turgut özben ne zaman öpüşecek gibi bir fikre kapılmıştım. hayal meyal böyle bir atmosfer vardı. ve olmadı. ve tutunamayanlar türk edebiyatının modern adıdır.
erdil yaşaroğlu'nun güzel bir karikatürü bu kitabın anlamını güzel ifade eder

oğuz atay'ın disconnectus erectus tanımını yaptığı enfes romanıdır. peki nedir bu disconnectus erectus? beceriksiz ve korkak bir hayvandır. insan boyunda olanları bile vardır. ilk bakışta, dış görünüşüyle, insana benzer. yalnız, pençeleri ve özellikle tırnakları çok zayıftır. dik arazide, yokuş yukarı hiç tutunamaz. yokuş aşağı, kayarak iner. (bu arada sık sık düşer). tüyleri yok denecek kadar azdır. gözleri çok büyük olmakla birlikte, görme duygusu zayıftır. bu nedenle tehlikeyi uzaktan göremez. erkekleri, yalnız bırakıldıkları zaman acıklı sesler çıkarırlar. dişilerini de aynı sesle çağırırlar. genellikle başka hayvanların yuvalarında (onlar dayanabildikleri sürece) barınırlar. ya da terk edilmiş yuvalarda yaşarlar. belirli bir aile düzenleri yoktur. doğumdan sonra ana, baba ve yavrular ayrı yerlere giderler. toplu olarak yaşamayı da bilmezler ve dış tehlikelere karşı birleştikleri görülmemiştir. belirli bir beslenme düzenleri de yoktur. başka hayvanlarla birlikte yaşarken onların getirdikleri yiyeceklerle geçinirler. kendi başlarına kaldıkları zaman genellikle yemek yemeyi unuturlar. bütün huyları taklit esasına dayandığı için, başka hayvanların yemek yediğini görmezlerse, acıktıklarını anlamazlar. (bu sırada çok zayıf düştükleri için avlanmaları tavsiye edilmez). içgüdüleri tam gelişmemiştir. kendilerini korumayı bilmezler. fakat -gene taklitçilikleri nedeniyle- başka hayvanların dövüşmesine özenerek kavgaya girdikleri olur. şimdiye kadar hiçbir tutunamayanın bir kavgada başka bir hayvanı yendiği görülmemiştir. bununla birlikte, hafızaları da zayıf olduğu için, sık sık kavga ettikleri, bazı tabiat bilginlerince gözlemlenmiştir. (aynı bilginler, kavgacı tutunamaynların sayısının gittikçe azaldığını söylemektedirler). din kitapları, bu hayvanları yemeyi yasaklamışsa da gizli olarak avlanmakta ve etleri kaçak olarak satılmaktadır. tutunamayanları avlamak çok kolaydır. anlayışlı bakışlarla süzerseniz hemen yaklaşırlar size. ondan sonra tutup öldürmek işten bile değildir. insanlara zararlı bazı mikroplar taşıdıkları tespit edildiğinden, belediye sağlık müdürlüğü de tutunamayan kesimini yasak etmiştir. yemekten sonra insanlarda görülen durgunluk, hafif sıkıntı, sebebi bilinmeyen vicdan azabı ve hiç yoktan kendini suçlama gibi duygulara sebep oldukları, hekimlerce ileri sürülmektedir. fakat aynı hekimler, tutunamayanların bu mikropları, kasaplık hayvanlara da bulaştırdıklarını ve bu sıkıntılardan kurtulmanın ancak et yemekten vazgeçmekle sağlanabileceğini söylemektedirler. hayvan terbiyecileri de tutunamayanlarla uzun süre uğraşmış ve bunları sirklerde çalıştırmak istemişlerdir. fakat bu hayvanların, beceriksizlikleri nedeniyle hiçbir hüner öğrenemediklerini görünce vazgeçmişlerdir. ayrıca birkaç sirkte halkın karşısına çıkarılan tutunamayanlar, onları güldürmek yerine mahzun etmişlerdir. (halk gişelere saldırarak parasını geri
istemiştir). filden sonra, din duygusu en kuvvetli hayvan olarak bilinir. öldükten sonra cennete gideceği bazı yazarlarca ileri sürülmektedir. fakat toplu, ya da tek gittikleri her yerde hadise çıkardıkları için, bunun pek mümkün olmayacağı sanılmaktadır. başları daima öne eğik gezdikleri için, çeşitli engellere takılırlar ve her tarafları yara bere içinde kalır. onları bu durumda gören bazı yufka yürekli insanlar, tutunamayanları ev hayvanı olarak beslemeyi denemişlerdir. fakat insanlar arasında barınmaları -ev düzenine uyamamaları nedeniyle- çok zor olmaktadır. beklenmedik zamanlarda sahiplerine saldırmakta ve evden kovulunca da bir türlü gitmeyi bilmemektedirler. evin kapısında günlerce, acıklı sesleriyle bağırarak ev sahibini canından bezdirmektedirler. (bir keresinde, ev sahibi dayanamayıp kaçmışsa da, tutunamayan, sahibini kovalayarak, gittiği yerde de ona rahat vermemiştir). şehirlere yakın yerlerde yaşadıkları için, onları şehrin içinde, çitle çevrili ve yalnız tutunamayanlara mahsus bir parkta tutarak, sayılarının azalmasını önlemeyi düşünmenin zamanı artık gelmiştir.