disconnectus erectus

Durum: 7 - 0 - 0 - 0 - 18.08.2013 19:39

Puan: 126 - Sözlük Kezbanı

6 yıl önce kayıt oldu. 3.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.

florence welch

ceremonials albümüyle tanıdığım sesiyle, güzelligiyle kendine hayran bırakan insan. ingiltere?nin havasından mıdır suyundan mıdır? bilinmez ama bi farklı oluyo abi bu britishler. daughter adlı grubun solisti elena tonra ile olan ses benzerliğini söyleyemeden geçemicem. never let me go adında bi şarkısı vardır ki özellikle kışın dinlenilmelidir parça aynı zamanda the vampire diaries in 3. sezonunda da kullanılmıştır bu ablacığımız film müzikleri de yapmaktadır ( breath of life, over the love)

birdy

cover ın ne olduğunu ilk albümüyle sözde cover yapanlara gerçek anlamda göstermiş mini mini bir kızımızdır. şu anda 2. albümünü yayınlamaya hazırlanıyor kendileri hatta yeni albümden wings adlı şarkısına müzik klibi de çekmiştir bu şarkı aynı zamanda bomba gibi bir albümün habercisidir

into the wild

rüyalarımda alexander supertramp olmama ve instagramda sürekli alaska fotoğraflarını aratmama neden olan müzikleriyle kulak, oyunculuklarıyla göz dolduran bir başyapıttır... *happiness is only real when shared*

harvey bernard milk

hakkında girilen entrylerin azlığına üzüldüğüm sanatsal tapılası kişilik. burada uzuncana harvey milk hakkında bilgi vercek değilim nasıl bir kişilik olduğunu öğrenmek isteyen açar vikiden bile okusa az çok bilgi sahibi olur * hakkında gus van sant ın yönettiği ve into the wild dan da tanıdığımız iki ismin yer aldığı (sean penn ve emile hirsch) bir filmde bulunmaktadır ve hatta film birçok festivalden adaylık ve ödüllerle dönmüştür *

pagan poetry

i love him kısmını i laugh him olarak da algınalabilecek bir şekilde telafuz ettiği ve aşkı hiç yaşamamış olanlara bile aşk acısını hissetirebilen björk şarkısı hatta aşkın björkçesi. "insan tek bir dokunuşla birine aşık olabilir mi? o tek dokunuşla tüm ikilemleri yaşayabilir ve kendi canını yakabilir mi?
bir el düşünün ki, tek dokunuşuyla sizin alfabenizle eşleşiyor, en derininizde yatanı buluyor; kapalı kapılar adında sakladıklarınızı büyük bir zevkle ortaya çıkarmanızı sağlayacak anahtara sahip. nefes alıyorsunuz, yüzyıllık uykunuzdan uyanıyorsunuz. onun üzerinden kendinize, herkesten, hatta kendinizden bile sakındıklarınıza ulaşıyorsunuz. hemen ardından tüm dünyayı ilk kez apaçık görüyormuşçasına mutlu oluyorsunuz. bir yandan ona sürekli dokunmak istemenin mutluluğu, bir yandan onu kaybetmemek gerekliliğinin tetiklediği bencilliğinizle boğuşuyorsunuz; korkuyla onu sarıp sarmalamak, kimseyle paylaşmamak istiyorsunuz; diğer yandan böyle bir mucizenin varolduğunu tüm dünyaya haykırmak...

bu şarkı da o el gibi tek dokunuşuyla ötekiyle birleşmenin ilahi derinliğinin altında yatan şeyin bulaşıcı bir virüs gibi basit dokunuşlarda varolduğuna inandırıyor sizi. sonra kimseyle paylaşmak istemiyorsunuz onu. içinizde bir kutuya koyuyorsunuz. nadiren yaşanan o eşleşme anlarında ötekiyle "tek" olmanın içinizdeki "ben"de yaratacağı ikilemleri öngörmeye çalışıp onu o kutudan çıkarıp, "bu sefer beni kendime saklayacağım" diyorsunuz björk'le beraber. ama o da diyor ya "but he makes me want to hurt myself again"... bedene ve ruha işleyen her şey işte björk'ün piercinglerinin daha onları görür görmez canımızı yakması gibi acıtıyor bizi her seferinde... içiçe geçmenin baştan çıkartıcı sancısını hissediyoruz onlar üzerinden. her seferinde daha da kötü ama her seferinde kendi acısına daha çok bağımlı kılarcasına...

o yüzden... gerçekten sevmenin ne olduğunu anlatır bu şarkı; içine çekercesine, acısıyla, korkusuyla, coşkusuyla... bütün olmanın verdiği mutluluğun karanlıklardan başladığını hissettikçe, onun karanlık yanlarının, başkalarının dehlizlerine neolursaolsun girmemiz için bizi nasıl yüreklendirdiğini gördükçe, insan daha da çok sevmek istiyor birilerini; o birilerinde kendini türlü işkencelerle eritircesine. ama hep bu şarkıyla, björk'ün sesiyle."

the xx

melankolinin dibine vurmuş ingiliz indie pop/rock grubudur. the xx ve coexist adında 2 albümleri bulunmaktadır. xx albümlerinden islands, heart skipped a beat, shelter, basic space ve nightime adlı parçaları; coexist adlı albümlerinden ise angels, chained, fiction, reunion, sunset, unfold ve swept away adlı parçaları öneririm. en sağlam parçaları hangisi diye sorulacak olursa angels derim abi bambaşka bişeydir. bu arada florence welch'in (çok severim kendilerini) you got the love adlı parçalarını coverlamış bulunmakla birlikte glastonbury de beraber de söylemişlerdir çokta güzel olmuştur hani . son olarak beyonce un i miss you adlı parçasının coverını 2012 nin 14 şubatında yayınlayarak ağzımıza etmiş bulunmaktadırlar.

tutunamayanlar

oğuz atay'ın disconnectus erectus tanımını yaptığı enfes romanıdır. peki nedir bu disconnectus erectus? beceriksiz ve korkak bir hayvandır. insan boyunda olanları bile vardır. ilk bakışta, dış görünüşüyle, insana benzer. yalnız, pençeleri ve özellikle tırnakları çok zayıftır. dik arazide, yokuş yukarı hiç tutunamaz. yokuş aşağı, kayarak iner. (bu arada sık sık düşer). tüyleri yok denecek kadar azdır. gözleri çok büyük olmakla birlikte, görme duygusu zayıftır. bu nedenle tehlikeyi uzaktan göremez. erkekleri, yalnız bırakıldıkları zaman acıklı sesler çıkarırlar. dişilerini de aynı sesle çağırırlar. genellikle başka hayvanların yuvalarında (onlar dayanabildikleri sürece) barınırlar. ya da terk edilmiş yuvalarda yaşarlar. belirli bir aile düzenleri yoktur. doğumdan sonra ana, baba ve yavrular ayrı yerlere giderler. toplu olarak yaşamayı da bilmezler ve dış tehlikelere karşı birleştikleri görülmemiştir. belirli bir beslenme düzenleri de yoktur. başka hayvanlarla birlikte yaşarken onların getirdikleri yiyeceklerle geçinirler. kendi başlarına kaldıkları zaman genellikle yemek yemeyi unuturlar. bütün huyları taklit esasına dayandığı için, başka hayvanların yemek yediğini görmezlerse, acıktıklarını anlamazlar. (bu sırada çok zayıf düştükleri için avlanmaları tavsiye edilmez). içgüdüleri tam gelişmemiştir. kendilerini korumayı bilmezler. fakat -gene taklitçilikleri nedeniyle- başka hayvanların dövüşmesine özenerek kavgaya girdikleri olur. şimdiye kadar hiçbir tutunamayanın bir kavgada başka bir hayvanı yendiği görülmemiştir. bununla birlikte, hafızaları da zayıf olduğu için, sık sık kavga ettikleri, bazı tabiat bilginlerince gözlemlenmiştir. (aynı bilginler, kavgacı tutunamaynların sayısının gittikçe azaldığını söylemektedirler). din kitapları, bu hayvanları yemeyi yasaklamışsa da gizli olarak avlanmakta ve etleri kaçak olarak satılmaktadır. tutunamayanları avlamak çok kolaydır. anlayışlı bakışlarla süzerseniz hemen yaklaşırlar size. ondan sonra tutup öldürmek işten bile değildir. insanlara zararlı bazı mikroplar taşıdıkları tespit edildiğinden, belediye sağlık müdürlüğü de tutunamayan kesimini yasak etmiştir. yemekten sonra insanlarda görülen durgunluk, hafif sıkıntı, sebebi bilinmeyen vicdan azabı ve hiç yoktan kendini suçlama gibi duygulara sebep oldukları, hekimlerce ileri sürülmektedir. fakat aynı hekimler, tutunamayanların bu mikropları, kasaplık hayvanlara da bulaştırdıklarını ve bu sıkıntılardan kurtulmanın ancak et yemekten vazgeçmekle sağlanabileceğini söylemektedirler. hayvan terbiyecileri de tutunamayanlarla uzun süre uğraşmış ve bunları sirklerde çalıştırmak istemişlerdir. fakat bu hayvanların, beceriksizlikleri nedeniyle hiçbir hüner öğrenemediklerini görünce vazgeçmişlerdir. ayrıca birkaç sirkte halkın karşısına çıkarılan tutunamayanlar, onları güldürmek yerine mahzun etmişlerdir. (halk gişelere saldırarak parasını geri
istemiştir). filden sonra, din duygusu en kuvvetli hayvan olarak bilinir. öldükten sonra cennete gideceği bazı yazarlarca ileri sürülmektedir. fakat toplu, ya da tek gittikleri her yerde hadise çıkardıkları için, bunun pek mümkün olmayacağı sanılmaktadır. başları daima öne eğik gezdikleri için, çeşitli engellere takılırlar ve her tarafları yara bere içinde kalır. onları bu durumda gören bazı yufka yürekli insanlar, tutunamayanları ev hayvanı olarak beslemeyi denemişlerdir. fakat insanlar arasında barınmaları -ev düzenine uyamamaları nedeniyle- çok zor olmaktadır. beklenmedik zamanlarda sahiplerine saldırmakta ve evden kovulunca da bir türlü gitmeyi bilmemektedirler. evin kapısında günlerce, acıklı sesleriyle bağırarak ev sahibini canından bezdirmektedirler. (bir keresinde, ev sahibi dayanamayıp kaçmışsa da, tutunamayan, sahibini kovalayarak, gittiği yerde de ona rahat vermemiştir). şehirlere yakın yerlerde yaşadıkları için, onları şehrin içinde, çitle çevrili ve yalnız tutunamayanlara mahsus bir parkta tutarak, sayılarının azalmasını önlemeyi düşünmenin zamanı artık gelmiştir.
Henüz hiç başlık açmamış.
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 7

pagan poetry

i love him kısmını i laugh him olarak da algınalabilecek bir şekilde telafuz ettiği ve aşkı hiç yaşamamış olanlara bile aşk acısını hissetirebilen björk şarkısı hatta aşkın björkçesi. "insan tek bir dokunuşla birine aşık olabilir mi? o tek dokunuşla tüm ikilemleri yaşayabilir ve kendi canını yakabilir mi?
bir el düşünün ki, tek dokunuşuyla sizin alfabenizle eşleşiyor, en derininizde yatanı buluyor; kapalı kapılar adında sakladıklarınızı büyük bir zevkle ortaya çıkarmanızı sağlayacak anahtara sahip. nefes alıyorsunuz, yüzyıllık uykunuzdan uyanıyorsunuz. onun üzerinden kendinize, herkesten, hatta kendinizden bile sakındıklarınıza ulaşıyorsunuz. hemen ardından tüm dünyayı ilk kez apaçık görüyormuşçasına mutlu oluyorsunuz. bir yandan ona sürekli dokunmak istemenin mutluluğu, bir yandan onu kaybetmemek gerekliliğinin tetiklediği bencilliğinizle boğuşuyorsunuz; korkuyla onu sarıp sarmalamak, kimseyle paylaşmamak istiyorsunuz; diğer yandan böyle bir mucizenin varolduğunu tüm dünyaya haykırmak...

bu şarkı da o el gibi tek dokunuşuyla ötekiyle birleşmenin ilahi derinliğinin altında yatan şeyin bulaşıcı bir virüs gibi basit dokunuşlarda varolduğuna inandırıyor sizi. sonra kimseyle paylaşmak istemiyorsunuz onu. içinizde bir kutuya koyuyorsunuz. nadiren yaşanan o eşleşme anlarında ötekiyle "tek" olmanın içinizdeki "ben"de yaratacağı ikilemleri öngörmeye çalışıp onu o kutudan çıkarıp, "bu sefer beni kendime saklayacağım" diyorsunuz björk'le beraber. ama o da diyor ya "but he makes me want to hurt myself again"... bedene ve ruha işleyen her şey işte björk'ün piercinglerinin daha onları görür görmez canımızı yakması gibi acıtıyor bizi her seferinde... içiçe geçmenin baştan çıkartıcı sancısını hissediyoruz onlar üzerinden. her seferinde daha da kötü ama her seferinde kendi acısına daha çok bağımlı kılarcasına...

o yüzden... gerçekten sevmenin ne olduğunu anlatır bu şarkı; içine çekercesine, acısıyla, korkusuyla, coşkusuyla... bütün olmanın verdiği mutluluğun karanlıklardan başladığını hissettikçe, onun karanlık yanlarının, başkalarının dehlizlerine neolursaolsun girmemiz için bizi nasıl yüreklendirdiğini gördükçe, insan daha da çok sevmek istiyor birilerini; o birilerinde kendini türlü işkencelerle eritircesine. ama hep bu şarkıyla, björk'ün sesiyle."

florence welch

ceremonials albümüyle tanıdığım sesiyle, güzelligiyle kendine hayran bırakan insan. ingiltere?nin havasından mıdır suyundan mıdır? bilinmez ama bi farklı oluyo abi bu britishler. daughter adlı grubun solisti elena tonra ile olan ses benzerliğini söyleyemeden geçemicem. never let me go adında bi şarkısı vardır ki özellikle kışın dinlenilmelidir parça aynı zamanda the vampire diaries in 3. sezonunda da kullanılmıştır bu ablacığımız film müzikleri de yapmaktadır ( breath of life, over the love)

tutunamayanlar

oğuz atay'ın disconnectus erectus tanımını yaptığı enfes romanıdır. peki nedir bu disconnectus erectus? beceriksiz ve korkak bir hayvandır. insan boyunda olanları bile vardır. ilk bakışta, dış görünüşüyle, insana benzer. yalnız, pençeleri ve özellikle tırnakları çok zayıftır. dik arazide, yokuş yukarı hiç tutunamaz. yokuş aşağı, kayarak iner. (bu arada sık sık düşer). tüyleri yok denecek kadar azdır. gözleri çok büyük olmakla birlikte, görme duygusu zayıftır. bu nedenle tehlikeyi uzaktan göremez. erkekleri, yalnız bırakıldıkları zaman acıklı sesler çıkarırlar. dişilerini de aynı sesle çağırırlar. genellikle başka hayvanların yuvalarında (onlar dayanabildikleri sürece) barınırlar. ya da terk edilmiş yuvalarda yaşarlar. belirli bir aile düzenleri yoktur. doğumdan sonra ana, baba ve yavrular ayrı yerlere giderler. toplu olarak yaşamayı da bilmezler ve dış tehlikelere karşı birleştikleri görülmemiştir. belirli bir beslenme düzenleri de yoktur. başka hayvanlarla birlikte yaşarken onların getirdikleri yiyeceklerle geçinirler. kendi başlarına kaldıkları zaman genellikle yemek yemeyi unuturlar. bütün huyları taklit esasına dayandığı için, başka hayvanların yemek yediğini görmezlerse, acıktıklarını anlamazlar. (bu sırada çok zayıf düştükleri için avlanmaları tavsiye edilmez). içgüdüleri tam gelişmemiştir. kendilerini korumayı bilmezler. fakat -gene taklitçilikleri nedeniyle- başka hayvanların dövüşmesine özenerek kavgaya girdikleri olur. şimdiye kadar hiçbir tutunamayanın bir kavgada başka bir hayvanı yendiği görülmemiştir. bununla birlikte, hafızaları da zayıf olduğu için, sık sık kavga ettikleri, bazı tabiat bilginlerince gözlemlenmiştir. (aynı bilginler, kavgacı tutunamaynların sayısının gittikçe azaldığını söylemektedirler). din kitapları, bu hayvanları yemeyi yasaklamışsa da gizli olarak avlanmakta ve etleri kaçak olarak satılmaktadır. tutunamayanları avlamak çok kolaydır. anlayışlı bakışlarla süzerseniz hemen yaklaşırlar size. ondan sonra tutup öldürmek işten bile değildir. insanlara zararlı bazı mikroplar taşıdıkları tespit edildiğinden, belediye sağlık müdürlüğü de tutunamayan kesimini yasak etmiştir. yemekten sonra insanlarda görülen durgunluk, hafif sıkıntı, sebebi bilinmeyen vicdan azabı ve hiç yoktan kendini suçlama gibi duygulara sebep oldukları, hekimlerce ileri sürülmektedir. fakat aynı hekimler, tutunamayanların bu mikropları, kasaplık hayvanlara da bulaştırdıklarını ve bu sıkıntılardan kurtulmanın ancak et yemekten vazgeçmekle sağlanabileceğini söylemektedirler. hayvan terbiyecileri de tutunamayanlarla uzun süre uğraşmış ve bunları sirklerde çalıştırmak istemişlerdir. fakat bu hayvanların, beceriksizlikleri nedeniyle hiçbir hüner öğrenemediklerini görünce vazgeçmişlerdir. ayrıca birkaç sirkte halkın karşısına çıkarılan tutunamayanlar, onları güldürmek yerine mahzun etmişlerdir. (halk gişelere saldırarak parasını geri
istemiştir). filden sonra, din duygusu en kuvvetli hayvan olarak bilinir. öldükten sonra cennete gideceği bazı yazarlarca ileri sürülmektedir. fakat toplu, ya da tek gittikleri her yerde hadise çıkardıkları için, bunun pek mümkün olmayacağı sanılmaktadır. başları daima öne eğik gezdikleri için, çeşitli engellere takılırlar ve her tarafları yara bere içinde kalır. onları bu durumda gören bazı yufka yürekli insanlar, tutunamayanları ev hayvanı olarak beslemeyi denemişlerdir. fakat insanlar arasında barınmaları -ev düzenine uyamamaları nedeniyle- çok zor olmaktadır. beklenmedik zamanlarda sahiplerine saldırmakta ve evden kovulunca da bir türlü gitmeyi bilmemektedirler. evin kapısında günlerce, acıklı sesleriyle bağırarak ev sahibini canından bezdirmektedirler. (bir keresinde, ev sahibi dayanamayıp kaçmışsa da, tutunamayan, sahibini kovalayarak, gittiği yerde de ona rahat vermemiştir). şehirlere yakın yerlerde yaşadıkları için, onları şehrin içinde, çitle çevrili ve yalnız tutunamayanlara mahsus bir parkta tutarak, sayılarının azalmasını önlemeyi düşünmenin zamanı artık gelmiştir.

the xx

melankolinin dibine vurmuş ingiliz indie pop/rock grubudur. the xx ve coexist adında 2 albümleri bulunmaktadır. xx albümlerinden islands, heart skipped a beat, shelter, basic space ve nightime adlı parçaları; coexist adlı albümlerinden ise angels, chained, fiction, reunion, sunset, unfold ve swept away adlı parçaları öneririm. en sağlam parçaları hangisi diye sorulacak olursa angels derim abi bambaşka bişeydir. bu arada florence welch'in (çok severim kendilerini) you got the love adlı parçalarını coverlamış bulunmakla birlikte glastonbury de beraber de söylemişlerdir çokta güzel olmuştur hani . son olarak beyonce un i miss you adlı parçasının coverını 2012 nin 14 şubatında yayınlayarak ağzımıza etmiş bulunmaktadırlar.

harvey bernard milk

hakkında girilen entrylerin azlığına üzüldüğüm sanatsal tapılası kişilik. burada uzuncana harvey milk hakkında bilgi vercek değilim nasıl bir kişilik olduğunu öğrenmek isteyen açar vikiden bile okusa az çok bilgi sahibi olur * hakkında gus van sant ın yönettiği ve into the wild dan da tanıdığımız iki ismin yer aldığı (sean penn ve emile hirsch) bir filmde bulunmaktadır ve hatta film birçok festivalden adaylık ve ödüllerle dönmüştür *
Henüz takip ettiği biri yok.
Henüz takip eden biri yok.