albertcamus

Durum: 1404 - 356 - 12 - 0 - 24.03.2019 10:58

Puan: 20544 - Sözlük Kaşarı

1 yıl önce kayıt oldu. 7.Nesil Yazar.

artık eminim, her şey içimde filizlenip, istersem büyüyor bakmazsam çürüyor.
  • /
  • 71

albertcamus

dark bear'a talebimi ilettim, bu başlıkta şahsa yönelik her türlü hakaret ve önyargı ifadesi, nefret ifadesi var. bu tür insanların arasında durmak istemiyorum. gerçek hayatımı yansıttığımı, bir insanı burada yazdıklarından tanıyacaklarını, bir insanın burada yazdıklarından ibaret olduğunu sananlar var. açıkçası umurumda değil ama bu kadar sığ ve nefretini her an kusmak için bekleyen insanlarla aynı platformda olmak rahatsız edici.

kurgu bir karakter olduğum için üstüme alındığım bir şey yok ancak konu kurgu da olsa birine bu tarz ithamlarda bulunabilmeniz. sanal ortam sizi tuhaflaştırmış. ayı sözlük cidden dostluk platformu filan olamaz. bu arada buradan beklentim olsaydı bazıları gibi kendimi sevdirmek için yavşakça kendimi överdim ama site burası yahu.

albertcamus

siyah

sizin için bir renk, benim için çilekeş'in şarkısı. gerçi gençliğin ilk dönemlerinde rock dinliyor olmaktan kaynaklanan siyah giyinme tutkusu da yok değildi.



tabii neyse'nin en sevdiğim şarkısıdır aynı zamanda siyah (esved). bayılırım.

yetmiyor

çilekeş'in en sevdiğim şarkısı. melankolik distortiona bayılırım hehe. arkadan aylin aslım'ı da duymak mümkün efenim. kendisi back vokalde bu parçada. sondaki kemanı da görkem (vokal) çalıyor.

çilekeş

parlayıp hemen sönen ama efsane olarak kalan rock gruplarından. ilkgençlikte rock müziği daha çok sevdirmişlerdi bana. ilk albümlerinden sonra takip etmedim. o zaman kasetlerini almıştım bi de teypte döndürüp döndürüp dinliyordum. dvd yok muydu ya o zaman hatırlayamadım. vokali de kendime benzetirdim:p

çıkış şarkıları buydu sanırım,

çocuk sahibi olmak

yalnızca kadın ve erkeğin cinsel birleşmesiyle olacak iş. homoseksüeller hayal kurmak istemiyorlarsa, heteroseksüelliğe terfi edebilirler.

zaman

asfalt dünya'nın bir şarkısı.

'en güzel hayalini seç dolaptan üstüne giy,
ne güzel yakıştı bak üstüne'

sakın

asfalt dünya'nın ormanlar kralı albümünde yer alan harika şarkı.

ben acı satın alırım, gögsümde bak onca yara var
ben acı satın alırım yitirilmiş umutlardan
ben aşk satın alırım, elimde bak yapma çicekler
ben aşk satın alırım terkedilmiş yüreklerden
birileri var benim gibi güneşi aya benzer
birileri var bizim gibi hüznü göğe değen.

dost gibi yakın sen üşürken soğukta
kendini sakın sakın çıplakken konuşma
dost gibi yakın sen üşürken soğukta
kendini sakın sakın çıplakken konuşma

ben düş satın alırım yüzümde bak onca çizgi var
ben düş satın alırım içimdeki çocuklardan
ben umut satın alırım art arda geçse de bu seneler
ben umut satın alırım çok uzakta bir yerlerden
birileri var benim gibi güneşi aya benzer
birileri var bizim gibi hüznü göğe değen.

beni severmiş o

asfalt dünya'nın ormanlar kralı albümünde yer alan şarkısı. kalite kokan bir rock grubu. tutulması beklenemezdi zaten, insanlar nerede niteliksiz müzik var, onlara hücum ediyor.

son yolcusu o eski zamanların
sana yazmış özlem dolu mektubu
tek derdi güzel sonları masalların
gözyaşları doldurmuş giderken boşluğu

en çok beni severmiş o,
beni aramış gözleri giderken..
en çok beni severmiş o,
beni aramış gözleri.

kalbimde belirsiz bir yolun kuşkusu
titrek sesinde umutların avuntusu
bir mendil, eski bir resim buldum
tahta masasında bilmeden unuttuğu

en çok beni severmiş o
beni aramış gözleri gerçekten..
en çok beni severmiş o
beni aramış gözleri.

o en çok beni severmiş; o,
beni aramış gözleri gerçekten.

şu an dinlenen şarkıdan bir dörtlük

çamur mu sürmek istiyorsun başkasının duygularına?
önce senin ellerin kirlenecek
suyla mı gidiyorsun bir başkasının yanan yüreğine?
o yürekte hep yerin olacak...

korkuyor musun senden farklı olan her şeyden?
korktuğun şey kendi içinde büyüyecek
ortak mı oluyorsun bir başkasının yalnızlığına?
yüreğin yalnızlık nedir bilmeyecek...

feminen faşizmi

tüm eşcinsellerin kendileri gibi olmasını isteyen ve aksini kabul etmeyen feminenlerin uyguladığı faşizmdir. toplumsal cinsiyet rollerini dışlarlarken, biyolojik erkekliği de reddedip, erkek doğası diye bir şeyin olmadığına inanırlar. erkekliğe ait ne varsa bunlardan nefret edip, toplumsal kadın cinsiyetine ait özellikleri taklit ederler. asıl sorunsa bazı gayleri, heteroseksüel erkekleri taklit etmekle suçlamalarıdır. erkeğin doğasına uygun davranan, kadınsı giyim tarzını ve kadınsı hareketleri benimsemeyen gaylerin heteroseksüel erkekleri taklit ettiklerini sanırlar. onları korkaklıkla ve gizli yaşamakla suçlarlar ve onların içselleştirilmiş homofobileri olduğunu söylerler. insanların nasıl hissetmeleri, nasıl davranmaları konusunda karar verici olarak görürler kendilerini. bilmedikleri şeyse hiçbir gayin kendini zorlanmadığıdır. içinde hissetmediğin şeyleri başkası istiyor diye yapamazsın.
kendilerinde eksik olan bir şeyin başka bir gayde olmasına tahammül edemediklerindendir bu ve kendilerini ideal gay modeli olarak düşünür, bunun merkezine kendilerini koyup kendileri gibi olmayanları bu şekilde dışlarlar. onlar için feminen olmayan gayler kendilerini erkek gibi davranmaya zorlarlar. halbuki gaylikte biyolojik erkekliğin doğasına sahip olmamak diye bir şey yoktur.

aslında onların böylesi yanlış düşüncelere sahip olmalarının nedeni, toplumun eşcinselliğe bakış açısını kabul etmiş olmalarından kaynaklanır. eşcinselliğin doğasında kadınsılık olduğunu varsayarlar. özellikle 'pasif' roldeki gayler kadınlara benzemelidir. bunu da kadınları aşağılayıcı bir dille savunurlar. onlara göre bir gayin deliğine penisin girip çıkması kadınlıktır. amiyane tabirle 'sikilme'yi kadınca bulup, bunu aşağılayıcı bir şey olarak görürler.

gay life diye bir şey uydurup, böyle bir çevre yaratırlar. bu çevreye içinden gelmediği için dahil olmak istemeyen gaylerin kendilerini kabul edemediklerini düşünürler. önyargılıdırlar, aynılaşmayan ve feminen olmayan gaylere nefret duyarlar.

çirkef dedikoducu dramacı egoist ilgi meraklısı gay

sanırım ortamda en çok karşılaşılan gay türü. en çok da şu arkadan atıp tutma olayı popüler bu tarz gayler arasında. toplanıp 'iki lafın belini kıralım ayol' deyip boş boş hoşlanmadıkları kişilerin arkasından onursuzca ve lakayt bir tavırla konuşup, dedikoducu oluşlarından gurur duyarlar. ilgi çekmek, ilgi odağı olmak için sürekli kendilerini öne atarlar, ilgi onların üstünde olmazsa hasetlenirler. arkadaşlarına 'kızlar' diye hitap ederler. garip bir şekilde erkektirler. çünkü penisleri vardır.

ucuz pop şarkıları dinlerler, gece hayatını, göbek atıp terlemeyi, alkol alıp rezalet çıkarmayı severler. her zaman kurban rolüne bürünüp başkalarını eleştirirler ama kendilerine yönelik en ufak bir eleştiriyi kaldıramazlar. marka giyinmezlerse ucuz hissederler.

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

dı dıt dı dıt dı dı dıdıdı

joker

anima grubunun animasal albümünde yer alan şarkı. ceylan ertem'i kızıl saçları ve asi tavırlarıyla görmek mümkün klipte. pek severim bu şarkıyı.

prostat orgazmı

yalan dolan uydurma işler.

gece gece canın taşak çekmesi

çirkin erkeklerin ciddi ilişkiye daha meyilli olması

çirkinlik gören gözdedir diyerek konuyu kapatmak en iyisi. sen kendi çapında kime çirkin dersen de, ama bunun, genelin beğenisini yansıtmadığını da unutma. ayrıca bu nasıl bir genellemedir, benim genellemelerim halt etmiş.

rimming yaptığı dudaklarıyla öpüşmeye çalışan tip

senle seks yapacak kadar kendine saygı duyuyorsa, buna da katlanacaksın. hoş, pis boklu götünü yalattırdıysan, kendi pisliğinle öpüşmemek senin hakkın ama senin boklu götüne rimming yapan erkeğin kendine olan saygısından şüphe duyarım. ne kadar kötü insanlarsınız ya.

feminen sevsem kadın sikerim diyen biseksüel

akıl dolu bir başlık. feminen erkekle kadın zaten birbirine eşdeğer de mi canım.

seksten sonra fosur fosur osuran pasif

  • /
  • 71

çeçenistan'da lezbiyenler öldürülüyor

"bir gey öldürüldüğünde herkes bunun hakkında konuşuyor ancak bir lezbiyen öldürüldüğünde, neredeyse hiç kimse bunun hakkında yazmıyor."

şu halde bile geyleri kıskanıyorlar allah'ım ya.

yakışıklı erkeklerin genel kültürlerinin zayıf olması

yakışıklılıklarına güvendiklerinden beyinlerini geliştirmeye gerek duymazlar

antik mısır gelenekleri

bununla ilgili hiyeroglifler var albert. hatta orta ve güney amerika uygarlıklarında da benzer ayinler yapıldığı bilinmekte. adamlar köle kesmek yerine fışkırtarak level atlamış bildiğin.

çirkef dedikoducu dramacı egoist ilgi meraklısı gay

heidegger'i tanımadığı öğrenilen erkekle ön sevişmeden cayma eşiği

bende neden kimse benimle sevişmek istemiyor diye uzun zamandır kara kara düşünüyordum.martin heidegger'i tanımadığım içinmiş.

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

eşcinsel çevrem yok diyen kıdemli eşcinsel

ya abi ben ne zaman şuraya girsem kendimle ilgili bir laf yiyorum. abi gayiz diye eşcinsel çevremiz mi olması gerekiyor? olmadığı zamansa homofobik mi oluyoruz? ben arkadaşlarıma aileme söylemişim ben gayim diye. hiç mi tanıdığım eşcinsel yok? var tabii ki. ama görüştüğüm, haberleştiğim arkadaşım dediğim bir tane bile gay yok benim. sırf bu yüzden homofobik kaşarlı tost mu olacağız yani? bu mudur? gayleri etiketlemeyin diyoruz, kendimizi etiketlemeyi bıraksak ya önce.

edit: adamın biri böyle bir başlık açmış. nickini hatırlamıyorum. oraya demiş homofobiktir, kaşarlı tost gibidir, bir paragraf yazı döşemiş. sonra da silmiş. dediğinizin arkasında bu kadar mı durmuyorsunuz, bu kadar mı düşünmeden yazıyorsunuz.

telefonuna dokundurtmayan sevgili

güvensizlik oyu kullanacağım sevgili görünümlü fuckbody'dir.

sözlüğün otuzluk amcalarından ilişkiler üzerine nasihatlar

ovdun mu sovdun mu bellı deıl

Toplam entry sayısı: 1404

lgbti'yi kabul etmemek

benim yaptığımdır. kimse herhangi bir oluşumu kabul etmek zorunda değildir. istisnasız tüm oluşumlar tek tipleştiricidir. bizim gibi değilsen bizden değilsin, bize benzemek zorundasın düşüncesine sahip bir oluşumda yer almak istememek haktır. lgbt üyelerinin bir eşcinselden eleştiri aldıklarında saldırıya geçip, o eşcinsele karşı ayrımcılık yapmalarına da anlam veremiyorum. ne yapayım, benim düşünce yapımı ya da hayat tarzımı temsil etmeyen, haklarımı savunmayan bir örgüte illa biat mı etmeliyim? yürüyüşlerinizi biliyorum, isteklerinizi, pankartlarınızı, yürüyüşlerde soyunup sokak ortasında öpüşmelerinizi, velev ki ibneyiz pankartı taşımanızı, eşcinselliği feminenlik ve seks düşkünlüğü olarak topluma aşılamanızı biliyorum. bütün bunlara riayet etmek zorunda mıyım, bunlardan hoşlanmıyor olamaz mıyım? pride kelimesini bile gurur yerine bir ahlak terimi olan onur olarak türkçeye çevirip bu ismin altında yürüyüş düzenlemek, hem de ahlaki eylemler temelinde? toplum bize ibne diyor, ben de bu ibne kelimesinden rahatsız olmadığımı göstermek için evet, ibneyim mi demeliyim illa. eskiden eşcinsel olmakla gurur duyardım, hoş hâlâ duyuyorum. ama etrafımdaki insanlar her eşcinseli o yürüyüşlerdeki tipler gibi sanıyor. eşcinseller neden bu kadar dağıtıyor kendilerini bilmiyorum ama onlara karışamam fakat hayat tarzı olarak kendilerini lgbt oluşumuna ait hissedenlerden oldukça uzak olduğumu söylemeliyim. özünde utangaç, hassas ve duygusal bir insanım zaten. anneme bile eşcinsel olduğumu söylediğimde kadın olmak istediğimi sandı. peki ya neden böyle düşünüyordu, bunda kimin payı vardı? şayet bu tarz yürüyüşler, bu tarz abartılı şeyler olmasa ve eşcinselliği bu kadar göze batar hale getirmeseydiniz, ben de arkadaşlarıma rahatça eşcinsel olduğumu söyleyebilir ve biraz daha özgür hissederdim. en azından kafalarında bana dair ön yargıları olmadıklarını bilirdim.

dünyada eğer bir 'şey'sen daima seni temsil ettiğini iddia eden bir güruha tâbi olmak mecburiyetindesin. halbuki her insan eşsizdir. niçin eşcinsel denince akla gelen şeye dönüşmek ya da bunu kabul etmek zorundayım. ben kimseye düşman değilim, kimseyi de ötekileştirmek ya da toplumun homofobisini destekliyormuş gibi görünmek istemiyorum. zaten onların nefreti benim hayat tarzımla ilgili değil. tamam, toplum ve onun değerleri de umurumda değil. ama bir üçüncü dünya ülkesinde yaşıyorum. burada haliyle geçmişten de gelen bir baskı hissediyorum. eşcinselim dediğimde 'aa sen şöyle misin' denmesini ve dışlanmayı göze almak istemiyorum. çünkü ben 'aa öyle' değilim. olmak zorunda da değilim. bir kalıba uymak zorunda da değilim. bulunduğum çevrede rahat ve sıradan hayatımı huzurlu bir şekilde devam ettirmek istiyorum. tabii ki lgbt üyesi insanlar gibi biri olmak da sorun değil ama bana uygun değil. olmak zorunda mı? bu, onlardan nefret ettiğim anlamına gelmez. aynı şekilde beni homofobik de ilan edemezsiniz. ama ben bu yerleşmiş eşcinsel algısından da sıkıldım. tanıştığım her eşcinselin eğlence, imaj ve seks düşkünü olmasından da sıkıldım. adam akıllı biriyle arkadaşlık kuramamaktan, düzgün konularda muhabbet edememekten de sıkıldım. çocukluk travmalarımın önüme sunulmasından da sıkıldım. kendimi kabul edeli çok olmadı. kendimi kabul etme sürecim benimle uğraşan, sözlü ya da fiziksel tacizine uğradığım insanlar yüzünden uzun sürdü. belli bir yaşa kadar hep kabuğuma çekilip yaşamak zorunda kaldım, bu 'gurur' yürüyüşlerine de katılmak istedim ama yok, her şey sandığım gibi değilmiş. takıldığımız barlar bile leş gibi. kim kimin kucağında dans edecek ona bakıyoruz. bir bara girdiğinde yanına biri geliyor, sohbet eder gibi yapıp içki ısmarlamanı daha sonrasında da ücretini ödeyeceğin bir otele götürmeni istiyor. eşcinsellerin uğradığı kafelerde bile hornet sesleri havada uçuşuyor. herkes seks için kendine uyacak birini arama derdinde, gözler dört dönüyor, her gün seks yapsalar bile bu azgınlık gitmeyecek belli. yani, bu mudur türkiye'de eşcinsellik? bunları eleştiriyor olmam bile eşcinselleri sinirlendiriyor eminim. beni hetero akıllı biri olarak gördüğünüzü de biliyorum ama benim istediğim eşcinsel ilişkiler bu şekilde değil. norm-al'likten söz etmiyorum. normlara ait olmaktan değil ama ne bileyim düzgün insan olmak mesela? a mısın p misin sorusu yerine okuduğun bir kitaptan bahsetmek? abartılı cinselliğe vurgu yapan hareketler eşliğinde dans etmek yerine karşındakinin göğsüne koyup başını hafif müzikte sarhoşluğunun tadını çıkarmak? bu güne kadar hep, beraber film izlemeyi teklif etmişimdir, kabul eden çıkmadı henüz. bu lgbt toplantıları filan oluyor, onlara bir gideyim bakayım dedim ama kısacık şort giymiş bir erkeğin kolunda asılı 'sanane ayol' yazılı çantayı gördüğümde vazgeçtim. yok, bakmayın, bu beni tiksindirmiyor ama yok, bana göre değil.

hoşlanılan erkeğin kadınsı çıkması

hâlâ eşcinsel erkeklerin içinde kadın kimliğinin var olduğunu sanan tiplerin olduğunu gösteren başlık. senin içinde saklı bir kadın varsa bu sana özgü, bütün eşcinsel erkekleri genellemek zorunda değilsin. erkekten hoşlanıyorsa, kadın gibi hissetmek zorundaymış, bak hele. böyle saçma bir argüman olabilir mi? ne kadar yanlış anlıyor ve etrafa ne kadar yanlış tanıtıyorsunuz eşcinselliği. sayenizde millet bizi kadın olmak isteyen ve erkek kimliğinde bocalayan tipler sanıyor. sen feminensin diye herkes feminen olmak zorunda değil. eşcinsel bir erkeksem de kadın kılığındaki birinden hoşlanacak halim yok. adı üstünde bunun, kendi cinsimden, erkeklerden hoşlanıyorum. erkeksi diye uydurma bir kelime de çıkarttınız. erkeksi yoktur, erkek vardır. ne kimlik karmaşasıymış arkadaş. maçosu, kıllısı, tüylüsü çok mu önemli, erkek olsun yeter. kadınsı erkeklerin alıcıları da var, yani niye şikayet ediyorsunuz ki. hornette takılan mahalle delikanlıları hetero abiler fellik fellik kadınsı erkek arıyor. ben de gay bir erkek olarak erkek arıyorum. erkekten hoşlanmak sadece kadınlara özgü bir şey değil, bu kadar sığ olmayın. daha içinde bulunduğunuz durumun farkında değilsiniz. toplumun etiketlerini kendiniz de kendiniz için kullanıyorsunuz.

ekleme: şuna bak, pasif eşcinselliği ibnelik olarak gören, kendini bir erkeğe pasif etmenin kadınsı bir şey olduğunu vurgulayarak pasifliği aşağılamaya çalışan sözde eşcinseller de var. ne kadar komik. topluma ne kadar da uyum sağlamışsınız. insanların altta ya da üstte olmasına bakarak kendi kafanıza göre onlara cinsel kimlik mi dağıtıyorsunuz. erkeğin penisinin boyunu merak ediyorsa, onu içine alıyorsa, zaten kadın oluyormuş, ibne oluyormuş. böyle yorumlar var resmen bu başlık altında. bunlar gizli homofobik bence. pasif de olsa aktif de olsa eşcinsel bir erkek kendini kadın gibi hissetmiyorsa, cinsel ilişkideki rolüne bakarak onu kadınsı diye yaftalayamazsınız. bu resmen homofobiklik. erkek adam erkekle yatar yeğen. hiçbir eşcinsel feminen değildir, feminenleri de eşcinsel olarak göremiyorum. erkek kimliğindeyim, bundan memnunum, pasif oluyorsam da erkekliğimden bir şey kaybetmiyorum. bu işler sizin sandığınız gibi sığ işler değil. resmen toplumdaki genel kanıya dayanarak yorum yapıyorsunuz.

hornette tanışılan kişiyle buluşup foucault sarkacı üzerine sohbet etmek

hornette bilimsel kişiliğiyle dikkatinizi çeken entelektüel bir beyle felsefi bir sohbete girilir. ardından ev adresleri istenir ve mektuplaşmalar başlar. kâğıda zam geldiği için zaman zaman dumanla da haberleşilir. birbirinizin kültürlü olduğunu yeterince anladıktan sonra buluşma günü ve yeri belirlenir. zaman kavramını reddettiğiniz için güneşin doğuşu ve batışı arasında rüzgârın şiddetinin hafiflediği, sonbahar yağmurlarının çiselediği, ebabil kuşlarının yumurtalarından çıktığı bir eylül günü buluşulur. her şey doğaldır anlayacağınız. bir kütüphaneye oturulup çilekli kefirler söylenir. kütüphaneden seçilen bilimsel kitaplar aracılığıyla soru cevap etkinliği başlar ve birbirinizin bilimsel yetkinliğini anlamak için çabalarsınız. sonrasında ortak bir konu belirlenerek, bunun üzerinde derin bir sohbete başlanır. yargılar konur, kuramlar kanuna evrilir, yeni doğa yasaları inşa edilir. derken bir bakmışsınız akşam olmuş. oradan çıkıp bir picasso sergisine gidilir, resimler tek tek incelenir, alelade çözümlemeler yerine ayrıntılı betimlemelere gidilir. akşam hafif bir fransız yemeği, yüz elli yıllık yetmiş beş aromalı şarap eşliğinde yenir. partnerinizin paltosunu giydirip, siyah şemsiyenizle oradan ayrılıp ışıklı kaldırımlarda simetrik gece yürüyüşüne başlarsınız. meydandaki davut heykeli ve sokağın gözdesi olan kendini yontan adam heykeli üzerinden yaşam sorgulamaları yapılır. gün bitmektedir artık. eve gidilip sekiz saatlik satantango filmi açılır ve bir saat sonra uyunur. partnerin uyurkenki kalp atışları dinlenerek bilimsel bulgular edinilmeye çalışılır. sabah yapılacak olan yeni deneyler için ön hazırlık sağlanıp, freud'un teorileri ışığında görülecek psikanalitik rüyalar dünyasına dalınır.

sabah mozart resitaliyle gün başlar. kadife perdeler ardına kadar açılır ve ropdöşambr giyilir. zamansızlığın verdiği edilgen diyalektik akışın içinde dünya hayatına ayık biçimde devam edilir. partneriniz üniversitedeki dersini vermek için antik yunan tragedyası kürsüsüne doğru yol alır. siz de filtre kahvenizi içtikten sonra geleneksel nietzsche'nin göz yaşları festivalinde hiçliğin çaresizliği konuşmasını yapmak üzere yola koyulursunuz. fakat bilirsiniz ki insan bir yere gidiyorsa aslında hiçbir yere gitmiyordur.

hayaller isviçre basel'de metafizik konularına ilgi duyan bir erkekle solgun gün ışığı altında epik bir yürüyüş, hayatlar "yer var mı, a mısın p mi, içki ısmarlarsan kucak dansı yaparım".

biseksüel erkeklerin gayleri seks aracı olarak görüp kadınlara aşık olması

biseksüel erkeklerin, eşcinsel erkekleri birer seks aracı olarak kullanmaları ve kadınlarla duygusal yakınlık kurup onlarla sevgili olabilmeleri durumudur. çoğu biseksüel erkek, eşcinsel erkeklerin gönül ilişkilerine saygı duymaz ve bunların varlığına inanmaz. aslında bu, eşcinsel erkeklerin arasında bile olan bir durumdur. bir kısım 'full aktif' diye tabir edilen sözde eşcinseller, pasif eşcinsellerle aşk yaşamanın garip bir şey olduğunu düşünüp, onlarla sadece seks yapmayı isterler. bu tarz insanların ilişkilerden anladığı tek şey en yüksek skoru elde etmektir. biseksüeller de erkekler arasındaki duygusal yakınlıkları tuhaf bulur ve bir erkeğin sevgili olma isteğini genelde reddederler. kendilerinin erkeklere karşı duygusal bir şey hissetmediklerini söylerlerken, kadınlara aşık olabildiklerini ve onlarla sevgili olduklarını ya da olabileceklerini söylerler. onlara göre erkekler sadece cinsellik nesnesidir, duygu nesnesi değil.

toplumu bir köşeye bırakırsak, bazı eşcinsellerin bile erkekler arasında duygusal bağ kurulamayacağını düşündüklerini görürüz. bu da eşcinsel erkeklerin birbirleriyle sadece seks amaçlı görüştükleri düşüncesini meydana getirir. ki gerçekten de pek çok gay seks amaçlı buluşur ve sevgili olmayı bırakın arkadaş bile olmak istemez. arkadaş olmayı istemeyenlerin söylediği şey, gerçek hayatta yeterince arkadaşları oldukları; eşcinsel bir arkadaşa ihtiyaç duymadıklarıdır.

biseksüel erkeklerin bir kısmı gaylerle öpüşmeyi de reddeder. oysaki kadınlarla öpüşmekte bir sorun yoktur onlar için. gayleri romantik olabilecek her şeyden soyutlayan aktif eşcinsel ve biseksüel erkekler, pasif eşcinselliği aşağılıkça bir yönelim olarak bulabilmektedir. bunu da sözleri ve davranışlarıyla belli etmektedirler. aslında bu, toplumdaki homofobinin bir parçasını, biseksüel ve aktif eşcinsel erkeklerin de paylaştığını gösterir. zihinlerinde erkekleri yalnızca anal veya oral seks aracı olarak canlandırmaları ve onları aşağılık insanlar olarak görmeleri de bunun kanıtıdır. böylece pasif eşcinseller kendilerini daha da soyutlayıp, içlerine kapanmaktadırlar. ama ne hikmetse lgbt denen örgüt bile, eşcinselliği özgür ve sınırsız seks üzerine kurulmuş bir yönelim gibi yansıtmaktadır. insan bazen kendi yönelimine sahip insanlardan bile tiksinebiliyor. çünkü bu tipler sizin kendinizden utanıp tiksinmenize yol açıyorlar. pride'mış gururmuş, onurmuş, bu tür kavramları elinizden alıp cinsel yöneliminizle gurur duymanızı bekliyorlar. ama adamın kafasında, sen bir delikten ibaretsin. bundan böyle aseksüelliğe yönelmeyi düşünüyorum. birlikte olduğum insanları unutmak istiyorum. hornet vs. hepsi pislik yuvası. kimse size değer vermiyor, toplumdaki en ezilmiş gruplardan birisiniz ve sizinle aynı gemideki insanlar bile sizi ezip ötekileştiriyorlar.

bu yazı, deneyim, gözlem ve buradaki entrylerden yola çıkılarak yazılmıştır. genelleme yapmak istemiyorum. bu yüzden bir kısım gibi sıfatları kullandım. herkes aynı olmasa da çoğunluk yukarıda yazdığım görüşlere sahip. lütfen kimse alınıp kızmasın. insanlara karşı yeterince doluyum, hayatımda yeterince sinir bozucu şeyler oluyor. artık bu tarz ötekileştirmeleri ve aşağılamaları kaldıramıyorum, hele bu ayrımcı hareket ve söylemler sizle aynı yönelime sahip insanlardan geliyorsa.

galeyana getiren ilgili entry; https://ayisozluk.com/biseksuel.html?ent...

iletişimkurabil

hornette kullanılan aptalca bir etiket. adamın genel kültürü sıfır, beş tane sinema yönetmeni sayamaz, paso hande yener dinler ama profiline iletişim kurabil diye etiket yazar. bunlara bu kadar boş özgüveni kim pompaladı bilmem ama içler acısı bir haldeler.

lgbti'yi kabul etmemek

benim yaptığımdır. kimse herhangi bir oluşumu kabul etmek zorunda değildir. istisnasız tüm oluşumlar tek tipleştiricidir. bizim gibi değilsen bizden değilsin, bize benzemek zorundasın düşüncesine sahip bir oluşumda yer almak istememek haktır. lgbt üyelerinin bir eşcinselden eleştiri aldıklarında saldırıya geçip, o eşcinsele karşı ayrımcılık yapmalarına da anlam veremiyorum. ne yapayım, benim düşünce yapımı ya da hayat tarzımı temsil etmeyen, haklarımı savunmayan bir örgüte illa biat mı etmeliyim? yürüyüşlerinizi biliyorum, isteklerinizi, pankartlarınızı, yürüyüşlerde soyunup sokak ortasında öpüşmelerinizi, velev ki ibneyiz pankartı taşımanızı, eşcinselliği feminenlik ve seks düşkünlüğü olarak topluma aşılamanızı biliyorum. bütün bunlara riayet etmek zorunda mıyım, bunlardan hoşlanmıyor olamaz mıyım? pride kelimesini bile gurur yerine bir ahlak terimi olan onur olarak türkçeye çevirip bu ismin altında yürüyüş düzenlemek, hem de ahlaki eylemler temelinde? toplum bize ibne diyor, ben de bu ibne kelimesinden rahatsız olmadığımı göstermek için evet, ibneyim mi demeliyim illa. eskiden eşcinsel olmakla gurur duyardım, hoş hâlâ duyuyorum. ama etrafımdaki insanlar her eşcinseli o yürüyüşlerdeki tipler gibi sanıyor. eşcinseller neden bu kadar dağıtıyor kendilerini bilmiyorum ama onlara karışamam fakat hayat tarzı olarak kendilerini lgbt oluşumuna ait hissedenlerden oldukça uzak olduğumu söylemeliyim. özünde utangaç, hassas ve duygusal bir insanım zaten. anneme bile eşcinsel olduğumu söylediğimde kadın olmak istediğimi sandı. peki ya neden böyle düşünüyordu, bunda kimin payı vardı? şayet bu tarz yürüyüşler, bu tarz abartılı şeyler olmasa ve eşcinselliği bu kadar göze batar hale getirmeseydiniz, ben de arkadaşlarıma rahatça eşcinsel olduğumu söyleyebilir ve biraz daha özgür hissederdim. en azından kafalarında bana dair ön yargıları olmadıklarını bilirdim.

dünyada eğer bir 'şey'sen daima seni temsil ettiğini iddia eden bir güruha tâbi olmak mecburiyetindesin. halbuki her insan eşsizdir. niçin eşcinsel denince akla gelen şeye dönüşmek ya da bunu kabul etmek zorundayım. ben kimseye düşman değilim, kimseyi de ötekileştirmek ya da toplumun homofobisini destekliyormuş gibi görünmek istemiyorum. zaten onların nefreti benim hayat tarzımla ilgili değil. tamam, toplum ve onun değerleri de umurumda değil. ama bir üçüncü dünya ülkesinde yaşıyorum. burada haliyle geçmişten de gelen bir baskı hissediyorum. eşcinselim dediğimde 'aa sen şöyle misin' denmesini ve dışlanmayı göze almak istemiyorum. çünkü ben 'aa öyle' değilim. olmak zorunda da değilim. bir kalıba uymak zorunda da değilim. bulunduğum çevrede rahat ve sıradan hayatımı huzurlu bir şekilde devam ettirmek istiyorum. tabii ki lgbt üyesi insanlar gibi biri olmak da sorun değil ama bana uygun değil. olmak zorunda mı? bu, onlardan nefret ettiğim anlamına gelmez. aynı şekilde beni homofobik de ilan edemezsiniz. ama ben bu yerleşmiş eşcinsel algısından da sıkıldım. tanıştığım her eşcinselin eğlence, imaj ve seks düşkünü olmasından da sıkıldım. adam akıllı biriyle arkadaşlık kuramamaktan, düzgün konularda muhabbet edememekten de sıkıldım. çocukluk travmalarımın önüme sunulmasından da sıkıldım. kendimi kabul edeli çok olmadı. kendimi kabul etme sürecim benimle uğraşan, sözlü ya da fiziksel tacizine uğradığım insanlar yüzünden uzun sürdü. belli bir yaşa kadar hep kabuğuma çekilip yaşamak zorunda kaldım, bu 'gurur' yürüyüşlerine de katılmak istedim ama yok, her şey sandığım gibi değilmiş. takıldığımız barlar bile leş gibi. kim kimin kucağında dans edecek ona bakıyoruz. bir bara girdiğinde yanına biri geliyor, sohbet eder gibi yapıp içki ısmarlamanı daha sonrasında da ücretini ödeyeceğin bir otele götürmeni istiyor. eşcinsellerin uğradığı kafelerde bile hornet sesleri havada uçuşuyor. herkes seks için kendine uyacak birini arama derdinde, gözler dört dönüyor, her gün seks yapsalar bile bu azgınlık gitmeyecek belli. yani, bu mudur türkiye'de eşcinsellik? bunları eleştiriyor olmam bile eşcinselleri sinirlendiriyor eminim. beni hetero akıllı biri olarak gördüğünüzü de biliyorum ama benim istediğim eşcinsel ilişkiler bu şekilde değil. norm-al'likten söz etmiyorum. normlara ait olmaktan değil ama ne bileyim düzgün insan olmak mesela? a mısın p misin sorusu yerine okuduğun bir kitaptan bahsetmek? abartılı cinselliğe vurgu yapan hareketler eşliğinde dans etmek yerine karşındakinin göğsüne koyup başını hafif müzikte sarhoşluğunun tadını çıkarmak? bu güne kadar hep, beraber film izlemeyi teklif etmişimdir, kabul eden çıkmadı henüz. bu lgbt toplantıları filan oluyor, onlara bir gideyim bakayım dedim ama kısacık şort giymiş bir erkeğin kolunda asılı 'sanane ayol' yazılı çantayı gördüğümde vazgeçtim. yok, bakmayın, bu beni tiksindirmiyor ama yok, bana göre değil.

iletişimkurabil

hornette kullanılan aptalca bir etiket. adamın genel kültürü sıfır, beş tane sinema yönetmeni sayamaz, paso hande yener dinler ama profiline iletişim kurabil diye etiket yazar. bunlara bu kadar boş özgüveni kim pompaladı bilmem ama içler acısı bir haldeler.

heteroseksüel erkeklerin gaylerden çok daha yakışıklı ve cezbedici olması

metrobüsü adeta bir podyuma çeviren, deniz kenarında ufku seyrederken yandaki bankta beliriverip yüreğinizi hoplatan, yolda yürürken kalbi eriten gülüşüyle yanınızdan geçen natürel, süssüz, sade hetero erkeklerin, imaj oğlanına dönüşmüş, tuhaf tuhaf rengarenk kıyafetlerle kombin yapmış, uzun beyaz çorap giyip oversize tişörtüyle etrafa kibirli bakışlar fırlatan, çirkinliğini edindiği özenti amerikan imajıyla kapamaya çalışan, natürel olamayan aksine gittikçe yozlaşıp sahteleşen, düzgün on cümle kurduktan sonra illaki kırıtarak konuşan, sakalını kestiğinde boka benzeyen, dünyadaki tek erkek oymuş gibi hornetteki iki yüz elli takipçisini bir tanrıymış edasıyla yönetip şişmiş içi boş egosunu tatmin eden, kamilleşmiş gaylerden daha cezbedici ve çok daha yakışıklı olması durumudur.

heteroseksüel erkekler gönül sahibiyken, samimi, içten, iç ısıtan bakışlar atıp sıcak gülümseyişlerle ânımızı güzelleştirirken, yaptığı amerikan özentisi imajıyla çirkinliğine dayanak bulmaya çalışan, buna rağmen havasından yanına varılamayan kamil gayin aklı sekse çalışır. haftanın sonunda kaç kişiyle yatmış onun skorunu, envanterini, kırtasiyeden aldığı yaldızlı not defterine geçirir. hiçbir karizması da yoktur, anca kendini doyurur. fakat onu tüm bu çirkinliğine, tüm bu karizmasızlığına rağmen götü kalkık biri haline getiren ondan bin kat çirkin olan müritleridir. adam resmen hayranlarının varlığıyla hayat bulur. hetero erkek öyle mi, tek başına ayakta kalır, adamdır, güven verir.

ama hayal kırıklığı odur ki, gene götü kalkık imajboy gay erkeklere kalırız*. lince hazırım ulan!*

eşcinsel bireylerin garip huyları

off, ayy, bıktım bu homofobiklerden, çok yalnızım yhaa diye yakınmalarına rağmen diğer eşcinsellerle arkadaşlık kurmak istememeleri. seks yapmayı marifet olarak görüp, aşırı seks düşkünlüğünü eleştiren eşcinsellere çemkirmeleri. eşcinselliği sadece cinsel odaklı ele alıp, toplumda yaşadığımız sorunlara kulak tıkamaları. toplumdan ayrışmaya çalışıp, saçma sapan bir eşcinsel kültürü oluşturup buna bütün eşcinsellerin uymalarını beklemeleri. mesela lubunca diye bir dil uydurup toplumdan ayrışmaya çalışırlar, gay gibi giyinmek diye bir şey çıkarırlar, gay ikonu diye şarkıcı bulurlar, gay şarkıları vardır. mesela koli kelimesini kullanmak istemezseniz homofobik olursunuz, oluşturdukları bu garip ve toplumdan ayrışma amacı güden kültürlerini eleştirirseniz yine homofobik olursunuz. ahlakçı olduğunuzu söylerler. eşcinsellikle ilgili yeterince bilgi sahibi değillerdir. eşcinselliği eleştirmekle bir kısım eşcinsel yaşantısını eleştirmeyi birbirine karıştırırlar. bütün ilişkileri aktiflik pasiflik üzerine kuruludur. ben yüzde 45 pasifim kendime yüzde 65'lik orana sahip bir pasif arıyorum diyenler de vardır. espriden anlamayıp huysuz dedeler gibi öfke nöbeti geçirirler.

kendinden büyük erkekleri sevmek

kendini fazlasıyla çocuk hisseden ve korumacı birine ihtiyaç duyan, genelde hayatı tek başına idare edemeyeceğini düşünen, zor olaylar karşısında zayıf kalan kişilerin, güvende hissetmek amacıyla daha ziyade yaşça kendilerinden büyük insanları tercih etmeleridir. freudyen bakış açısıyla da bu olay açıklanabilir pekâlâ. kendini çocuk hisseden ergenlik dönemini aşmış genç bireylerin, kendilerinden yaşça büyük erkeklere ilgi duymalarının bir sebebi de babalarına bilinçaltlarında duydukları aşkın yansımasıdır. kadınlarda bu duruma kısmen yakın olan durumu ifade etmek için elektra kompleksi kavramı öne sürülmüştür.

yalnız, benim anlamadığım 20'li yaşlarının başlarındaki kimi erkekler, yaşıtlarımla anlaşamıyorum hiçbiri benim kadar olgun değil, o yüzden benden yaşça epey büyük kişilere ilgi duyuyorum, ancak onlarla anlaşabiliyorum diyorlar. böyle tiplerle karşılaştım, kendilerini hangi manada olgun gördüklerini anlayamadım doğrusu, bilgisayar oyunlarından kalkmayan, ana-babasının ona çok karıştığından veryansın edip ergenlik krizlerine giren, basit muhabbetler açan tipler, kendilerini hangi konuda olgunlaşmış olarak görüyor olabilir bilmiyorum. üstelik yaşam tecrübeleri de pek gelişmiş olmuyor, parayla büyütüldükleri için hayatın zorluklarıyla yüzleşmemişler, zihin olarak da olgun değiller ki derin şeyler üzerine konuşabilecek yeterlikte olmuyorlar. bence bu, 'ben fikren olgunum' havaları kendi zayıflıklarını örtmek için uydurdukları bir kılıf. onlar sadece onları güvende hissettirecek bir baba rolüne özlem duyuyorlar.

benim için yaş kriteri fark etmese de, 25 yaşın altındaki kişileri çok olgun bulduğumu söyleyemeyeceğim. henüz para kazanamamış ve ana-babalarının onlara sunduğu konforla hayatını sürdürüp, her şeyden şikayet eden, aklı bir karış havada gençlerin tavır ve davranışları aşırı itici ve uğraştırıcı olabiliyor. onların şikayet ettikleri pek çok şeye içinizden gülüyorsunuz.

ve evet türlü tecrübeler yaşamış yaşça büyük bazı erkeklerdeki boş vermişlik havası ve vefa duygusu onları daha tercih edilebilir kılıyor. olaylara bakış açıları daha analitik olabiliyor, daha mantıklı yorumlarda ve çıkarımlarda bulunabiliyorlar. kolay pes etmiyorlar, duyguları oyuncak etmiyorlar, bazı şeylerin değerini biliyorlar. çünkü bunu tecrübe ederek öğrenmişler.

sinemadan anlayan gay olmaması

beni haliyle üzen elim bir durumdur. sinema deyince, akıllarına sadece sinema salonunda oral seks yapmak gelir genelde. ama ne fransız yeni dalgasını, ne doğu avrupa sinemasını, ne italyan yeni gerçekçiliğini bilir ya da bilme ihtiyacı duyarlar. kendini geliştirmek bu kadar zor mu bilmiyorum. aklınız fikriniz sekste. oturup düzgün sohbet edilebilecek biriyle denk gelmedim henüz. a mısın p mi diye soracağına hangi yönetmeni seversin diye sor hödük. iletişim kurmayı mı unuttun.

evet, genellememde yanılmadım. sorun şu ki, mesele sinemayı takip ediyor olmaktan öte. bunu son cümlelerden anlayabilirdiniz ama bunu bile anlayamayacak kadar ahmak olunabileceğini görmüş oldum. iletişim yoksunu olmak zor.

ayrıca siz ne izlemiş olabilirsiniz ki en fazla, yüzüklerin efendisi mi.

yorucu bir gangbang sonrası aileyle nezih bir akşam yemeği yemek

iştahla sırasını bekleyen sekiz aktifin hışmına uğrayıp saatlerce süren seks kuyruğu sonunda tarumar edilmiş doyumsuz pasifin, sıcacık yuvasına; ailesinin yanına dönüp annesinin hazırladığı patlıcan oturtma ve pilavı onlarla birlikte yerken arkada klasik müziğin onlara eşlik edişiyle ruhunun okşanması durumudur. ailesi ne zaman ona boynundaki morarmaları sorsa, b12 vitamini eksikliğini buna sebep gösterir. herkes sır saklar ama onun sakladığı sır öyle böyle bir sır değildir. ikili bir hayat yaşamaktadır. bir hayatında aktiflerin türlü seks fantazyalarına malzeme olurken, diğer hayatında entelektüel bir sapyoseksüel olarak tanınıp, kemik gözlüğüyle sanat filmleri izler ve babasını, iş dönüşünde takım elbise giyerek karşılar. boş zamanlarında at biniciliği yapan doyumsuz pasifimiz, hafta sonlarını binek at olarak geçirir. bdsm'lerin aranan simasıdır aynı zamanda. vücuduna kimi zaman bir bear'ın kolu kimi zaman bir kamyon şoförünün bacağı girmiştir.

hayatının bir yanı, platon'un görüngüler dünyasını sembolize ederken, diğer yanı idealar dünyasını sembolize etmektedir.

edit: yalnız öyle böyle eksi almamışım. yahu hepiniz mi gangbang yapıp akşamına annenizle patlıcan oturtma, pilav, cacık yeyip klasik müzik dinliyorsunuz? btw, pasifleri aşağılamadım, zaten burada pasiflikle ilgili tek şey, ekmek kuyruğunun ucunun bir pasife çıkması o kadar. gerisi mizah. ne alıngansınız arkadaş.

heteroseksüel erkeklerin gaylerden çok daha yakışıklı ve cezbedici olması

metrobüsü adeta bir podyuma çeviren, deniz kenarında ufku seyrederken yandaki bankta beliriverip yüreğinizi hoplatan, yolda yürürken kalbi eriten gülüşüyle yanınızdan geçen natürel, süssüz, sade hetero erkeklerin, imaj oğlanına dönüşmüş, tuhaf tuhaf rengarenk kıyafetlerle kombin yapmış, uzun beyaz çorap giyip oversize tişörtüyle etrafa kibirli bakışlar fırlatan, çirkinliğini edindiği özenti amerikan imajıyla kapamaya çalışan, natürel olamayan aksine gittikçe yozlaşıp sahteleşen, düzgün on cümle kurduktan sonra illaki kırıtarak konuşan, sakalını kestiğinde boka benzeyen, dünyadaki tek erkek oymuş gibi hornetteki iki yüz elli takipçisini bir tanrıymış edasıyla yönetip şişmiş içi boş egosunu tatmin eden, kamilleşmiş gaylerden daha cezbedici ve çok daha yakışıklı olması durumudur.

heteroseksüel erkekler gönül sahibiyken, samimi, içten, iç ısıtan bakışlar atıp sıcak gülümseyişlerle ânımızı güzelleştirirken, yaptığı amerikan özentisi imajıyla çirkinliğine dayanak bulmaya çalışan, buna rağmen havasından yanına varılamayan kamil gayin aklı sekse çalışır. haftanın sonunda kaç kişiyle yatmış onun skorunu, envanterini, kırtasiyeden aldığı yaldızlı not defterine geçirir. hiçbir karizması da yoktur, anca kendini doyurur. fakat onu tüm bu çirkinliğine, tüm bu karizmasızlığına rağmen götü kalkık biri haline getiren ondan bin kat çirkin olan müritleridir. adam resmen hayranlarının varlığıyla hayat bulur. hetero erkek öyle mi, tek başına ayakta kalır, adamdır, güven verir.

ama hayal kırıklığı odur ki, gene götü kalkık imajboy gay erkeklere kalırız*. lince hazırım ulan!*

mabel matiz

gel adlı şarkısından başka şarkısını dinleyemediğim kişi. şan, şöhret, para ve pulun onu, hayatı yaşama konusunda özgür kıldığını düşünüyorum. ilk, söylese o ben söyleyemem şarkısı çıktığında, farklı bir tarza sahip olduğu için ilgimi çekmişti. o zamanlar eşcinselliğini kabullenememiş korkak bir tavrı olduğunu düşünüyorum. zaman içinde kendini çok belli etti ve artık çekinmiyor. yine de, onun da eşcinselliği yanlış anladığını, eşcinselliği medyanın topluma yansıttığı şekliyle hayat tarzı haline getirdiğini düşünüyorum. insanlar birine bakıp 'aa bu adam gay' diyorlarsa, ortada yanlış bir şey vardır. gaylik öyle dış görünüşle, imajla, hal ve hareketlerle belli olabilecek bir şey değil. demek ki insanların kafasında mabel matiz'in imajı gibi bir gay algısı var. gaylerin mabel matiz'i sevmek zorunda olması gibi bir durum da var sanki ortada. o da ilginç.

sokakta velev ki ibneyiz yazılı karton taşımak eşcinsellik değildir, mabel bey. lütfen bizi ahlaksızmışız gibi yansıtmayın topluma. şu eşcinsel imajı, eşcinsel ikonu gibi zırvalıklara prim veren herkesten de tiksiniyorum. neyse, mabel bey'e pek ısınamasam da efendi bir yanı da var. dediğim gibi gel dışındaki şarkıları çöp.

et yiyen insanların bedenlerinin hayvan mezarlığına dönmüş olması

özgürlüklerinden mahrum edilip, insanların mülklerinde mahkûm edilip, iyice besili hale getirildikten sonra, canlarının soğukkanlılıkla alındığı hayvanları vahşice yiyen insanların vücutlarının artık o hayvanların cesetleriyle dolmuş olmasıdır. ağzı dili olmayan, bilinçsiz ve masum hayvanların katledilmesine ortak olup, onların yaşadığı hayatları önemsemeyerek, 'ben insanım, her şeye hükmederim' egosuyla hayvan cesetlerini midelerine indiren insanlar artık birer yürüyen mezarlığa dönmüşlerdir. et yerken bir kere düşünün; o hayvanın da kalbinin attığını, nefes alıp verdiğini, gökyüzüne bakıp mutlu olduğunu. et yerken o yediğiniz etin canlı bir organizmanın bir parçası olduğunu lütfen düşünün.