albertcamus

Durum: 859 - 0 - 0 - 0 - 14.11.2018 11:04

Puan: 12718 - Sözlük Kaşarı

11 ay önce kayıt oldu. 7.Nesil Yazar.

artık eminim, her şey içimde filizlenip, istersem büyüyor bakmazsam çürüyor.
  • /
  • 43

hayırlı forumlar

sözlük formatına uymayan başlıklara verilecek bakınız. sözlüğü foruma dönüştürenler için ironik bir tepki ifadesi. sözlük kültürü gelişmemiş tiplerin başlık altlarında itinayla kullanınız.

ayrıca;
(bkz:siktin formatı eyledin viran)

yolun başı

giden kişinin önemsizliğini idrak etmiş, ondan ayrılığın kurtuluş olduğunu anlamış birinin yazabileceği sözlere sahip şarkı. sertab erener'in muhteşem yorumuyla.

gerçi buradaki kurtuluş, o aşkın o kişinin yüreğine bir yük olabileceği ihtimalinden duyduğu korkuyla alakalı da neyse.

kokun uçtu gitti açık camlardan
sevdiğin şarkıyı hiç söylemedim
korkmuyorum sensiz akşamlardan
sevdiğimi unut, özleyemedim

...sevdanın yükünü attım omzumdan...
...iyi ki dönmüşüm yolun başından.

bir ilişkinin bitme sebepleri

hayatın doğal akışı. abartmayın amk büyüyün biraz. hayatta bundan daha zor şeyler var. bir yaştan sonra hayatınıza giren birinin siktirip gitmesi filan umurunuzda olmuyor. kıçı kırık bir ilişkiye, hayatlarına sonradan dahil olmuş bir yabancıya bu kadar anlam yükleyen iradesiz insanlar sinirimi bozuyor.

utangaç

bir şebnem ferah şarkısı. farklı bir tadı var, seviyorum. şebnem'in alışılmış şarkılarından oldukça farklı.

nasıl oluyor da bir sana söyleyemiyorum
tüm dünyaya söylediklerimi bir sana söyleyemiyorum

nasıl oluyor da bir sana anlatamıyorum
şarkılarda anlattıklarımı bir sana anlatamıyorum

söyle nasıl oluyor hem böyle utangaç
söyle nasıl oluyor hem böyle utanmaz
yıldızlar kayıyor saçlarım altın taç
sonra sönüyor yorgun susuz ve aç

hem utanmaz hem utangaç
hem utanmaz hem utangaç

nasıl oluyor da yanında ben olamıyorum
bir yabancıyla en yakın olurken
en yakın olurken yanında ben olamıyorum

nasıl oluyor da ilk önce binlerce insana çığlıklarla
seni sevdiğimi,
seni sevdiğimi ilk önce sana söyleyemiyorum

ışık yılları geçerken yolculuk salıncaktayken
yerden göğe sallanırken
dünyayla sevişirken

utanç

1. vicdanı olan bireylerin sahip olduğu duygu. yeri geldiğinde başkalarının yerine de utanç duyulmalıdır. zira pek çok insan kötücül eylemlerinin olumsuz sonuçlarından kendilerini sorumlu tutup utanç duymaz. utanç duymayan insan bütün kötülükleri yapmaya yatkındır.

2. ingmar bergman'ın 1968 yapımı muhteşem filmi. orijinal adı skammen'dir.

https://www.imdb.com/title/tt0063611/

konuyu isveçli film yönetmeni bergman'ın sözüyle kapatalım;

"dünyayı bir tek utanç kurtarabilir".

ayı sözlük itiraf

gay olmaktan başka itiraf edecek şeyim yok, böyle hayatın ben... neyse utanılacak kirli sırlarla yaşamaktan iyidir, saklayacağım hiçbir şeyim yok. bu da benim itirafım olsun.

mad about you

kulakta güzel bir lezzet bırakan hooverphonic şarkısı. senin için çıldırıyorum ya da sana tutkunum diye de çevrilebilir pekâlâ, değil mi.

are you the fishy wine that will give me a headache in the morning
or just a dark blue land mine that explode without a decent warning.
give me all your true hate and ı'll translate it in our bed,
ınto never seen passion, never seen passion
that is why ı am so mad about you
mad about you,
mad
trouble is your middle name.
but at the end you're not too bad
can someone tell me if it's wrong to be so mad about you

in my heart

girişindeki piyano solosuyla çoğu insanın hafızasına kazınmış bir moby yapıtı.

natural blues

melodisiyle içinize hüzünlü bir mutluluk aşılayan moby şarkısı.

"don't nobody know my troubles but god..........."

mana dozunu aşan bir klibi mevcut;

lift me up

coşturan bir moby şarkısı. dinlerken kilometrelerce maraton koşusu yapası geliyor insanın.

moby

ağır vegan ağabeyimiz. veganlığı yaymak için uğraşıyor bu aralar ve tam bir trump karşıtı. şarkıları mikemmel.

(bkz:why does my heart feel so bad)

sabah ereksiyonu

her nedense artık yaşamadığım ereksiyon çeşididir. yaşlanıyorum sözlük.

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

askerlik fotoğraflarında yakışıklı çıkan erkek

olmayan erkektir. zira askerlik fotoğraflarında hiçbir erkeğin, o bıyıksız, sakalsız, üç numara kesilmiş saçlı haliyle yakışıklı çıkabilme ihtimali yoktur. binlerce askerin içinde de denk gelmişliğim yoktur. günlük hayatta kırmızı güneş gözlüklerini takıp rastalı saçları ve nazar boncuklu keçi sakallarıyla hava atan tipler, askerlikte kürksüz tilkiye dönüyorlar. gerçek yüzleri ortaya çıkıyor.

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

hoşlanılan erkek için her şeyi yapmak

pinokyo

mango

ürünlerin fiyatıyla kalitesinin örtüşmediği giyim markası. birkaç ürün aldım, akıllanmadım yine aldım ama artık pek tercih edeceğimi sanmam. zara yeter bana.

parayı kumaş parçalarına gömdük amk.

akmar pasajı

üniversiteye hazırlanan gençlere ve kpss'ye hazırlanan orta yaşlılara yönelik kitapçıların bulunduğu pasaj. korsan kitap satanlar da var. sahaflık namına pek bir şey yok. doğru dürüst kitap bulamadan çıkıp gitmelik yer. kadıköy'e yakıştıramıyorum.

çok daha iyisi için;
(bkz:aslıhan pasajı sahaflar çarşısı)

obsesif kompulsif bozukluk

lanet bir takıntı hastalığı. düşüncede, davranışlarda...
  • /
  • 43

anadolu'da sıradan bir orgy gecesi

zamanında yurt dışından gelen bir hocamın "siz çok homososyalsiniz ama homofobiksiniz de ilginç. sizin hareketleri biz yapsak bizi eşcinsel zannederler." demişti. hetero kadınlarda da kucak kucağa oturma, sımsıkı sarılıp başını okşama, el ele yürüme, koşma, arada bir yanaktan öpme, belden sarılıp dans etme gibi eylemler mevcut. ben lezbiyenim deyince sıkıntı her şey.

toplumun erkeklerden beklentileri

ataerkil, heteroseksist yapı için “erkeği yüceltiyor, kadını eziyor” denir çoğu zaman. katılmıyorum. ataerkil sistem erkeği kadın kadar eziyor aslında. öte yandan bu sistemden çıkar elde eden kadın da çok.
bu kadar arıza dolu, kimsenin “kendi” olamadığı bir sistemde bizim tartıştığımız tek şey: kadına şiddet. kadına şiddetin ne kadar kötü olduğunu anlatıyor herkes ama neden böyle olduğunu kimse televizyonlarda tartışmıyor.

tek cinsel problemin, erkeğin kadını dövmesi olarak algılandığı bir ülkede erkeklerin ne zorluklar yaşadığı kimin umurunda? gel gelelim kadın şiddeti de kimsenin umurunda değil. sıla dayak yer, paylaşımı milyon beğeni alır ve konu kapanır. 8 mart gelir, kadınların ne yüce varlıklar olduğu yapmacık bir dille ifade edilir ve konu kapanır. ünlü erkekler yüzlerini mora boyar ve kadına şiddetle ilgili siyaz beyaz reklam filmi çekerler, olur biter.

bu bile bu kadar sakatken erkeğin yaşadığı sıkıntılar ne olur? erkeğin omuzuna yüklenen yükleri kimse konuşmuyor. türkiye’de doğan bir erkeksin. iyi kötü yetişiyorsun. herkes kadar türk genci oluyorsun. ergenlikte hormonların devreye girmeye başlıyor. cinselliği arzulamaya başlıyorsun. karşında namus gibi bir şey duruyor. sevgili olduğun kız evlenmeden sevişmek istemiyor. başka kadınlara gidiyorsun. para veriyorsun. üniversite okuyorsun ya da işe başlıyorsun. 20 yaşında asker oluyorsun, şanslıysan 6 ay yapıyorsun. öteki türlü bir yılını ülkene veriyorsun. sana öğretilen hayatı kurmaya çalışıyorsun sonra. ailenin durumu iyi değil. sana hep evleneceğin ve ailene bakacağın öğretilmiş. yine şanslıysan iş buluyorsun. maaşın yetmiyor. cinsellikten ziyade yuva kurmak istiyorsun. ya da cinselliği rahatça yaşamak için evlenmek isteyen bir malsın. olabilir. ülkede sevişemeyen o kadar erkek var ki. escort denen sömürücelere para yedirmektense hem düzenli hayatım olur diye kendine çok da sevmediğin bir kadın buluyorsun. allahın belası evlilik sürecinde evleneceğin kadın belanı sikiyor. malesef öyle. mutlu olacağım derken borcun harcın altına giriyorsun. evlenince artık tekdüze bir hayata başlıyorsun.

ne aldığın eğitim seni istediğin hayata yönlendiriyor, ne ailen, ne sevdiğin kadın. herkes senden bir şeyler bekliyor. para kazan ve bize bak. güçlü ol. ağlama. erkek ol. sahip çık. sen teksin çünkü. sadece bir karakteri oynamanı istiyor çevren. sen de oynuyorsun. neden? çünkü eğitimsizsin. bunun dışına çıkabilen bir hayat kurabildiysen ne mutlu sana.

bu yazdıklarım heteroseksüel erkekler için geçerli. biz şamar oğlanlarını işin içine katmadım hiç. alıştık anam biz. sorun yok. gel gelelim erkek, kendi cinsinin yüceldiği bir sistemde bile ezilmek durumunda kalıyor çoğu kez. neden? çünkü toplumsal cinsiyet algısından dolayı. cinsellik toplumsal hayatı bu kadar şekillendirirse erkeklerin yaşam süreleri ülkemizde kadınlarınkinden az olmaya devam edecek.

kuasar

eleştiriye tahammülü olmayan, doğru dürüst 2-3 entry girmemiş, kültürlü olmadığını düşündüğüm ve ilgi manyağı bir abimiz herhalde. kertenkele olma yolunda hızla ilerlediğini düşünüyorum, mutant sürecinde kanımca

atarlı giderli giriler

albertcamus

#astınız #zehirlediniz (bkz:yedirmeyiz)

insanların yolda yürümeyi bilmemesi

yolda hep kenara çekilip yol vermek zorunda olan benim. çünkü çok terbiyeli bir şekilde yetiştirildim. bu duruma hep lanet ediyorum ama. içgüdüsel bi şekilde yol veriyorum , yani ben yol vermezsem onun çekileceğini düşünmüyorum. zaten birinin üstüne yürümek de gerizekalılık. şunu fark ettim, bu tipler sana çarpmayı da umursamıyo. ama ben dokunulmaktan tiksinen bi insanım. yabancı birinin eli elime yanlışlıkla değse istemsiz olarak ağzım yüzüm seğiriyo zaten, midem bulanıyo. istanbul gibi kalabalık bi şehirde, @1in de anlattığı gibi yürümesini bilmeyen egoistler, elini kolunu sallaya sallaya yürüyenler, düz bi çizgide sarhoş değilken bile yürümesini başaramayanların yengeç gibi yürümesi yüzünden, salak salak vitrin incelemeleri yüzünden ben de bıktım bu şehirden. yol yürümek içindir, hızlı olucaksın. ben süper marioyum sen de koopa değilsin. aslında çinde yürürken telefon kullanan gerzekler için ayrı bi yol açılmıştı. ama orda uyuyolar mı bu kurala bilmiyorum. burda uyacaklarından da emin değilim yaya trafiği canavarlarının. böyle tiplerden otobüste falan da kurtulamıyosunuz. bunlar otobüste yayıla yayıla oturan gerzeklerdir. sanki babasının malıymış gibi, usturuplu oturmayı bilmezler. iri cüsseleri vardır ve sizin bi böcek gibi kenara yapışmanızı sağlayacakkadar da görgüsüzdürler. cidden bu gerzeklere karşı ne yapılabilir bi fikrim yok. köye taşınmak en iyisi, ordaki ineklerin yol açtığı trafiğe can kurban.

not: aptal teknoloji bi insanın ensesine göz koyamadı gitti. koy oraya yapay bi göz,eline mi yapışır, millet görsün arkasını. ama yo, işiniz gücünüz insana benzeyen iki gözlü robot yapmak, insanın 3. bir göze ve 3. hatta 4. kola ihtiyacı olduğunu hesaba katmayın siz.

albertcamus

ben fikirlerini pek sevdim.

dön bak dünyaya

türk müziğinde şüphesiz en iyi gitar sololarından birine sahip olduğunu düşündüğüm, bayıldığım şarkı. (bkz:akın eldes)

rap müziğin beyni geliştirdiği gerçeği

doğru olabilir; gözlemlediğim kadarıyla rap dinleyicilerinin gerçekten de beynini geliştirmeye ihtiyacı var. en azından gözlemleme fırsatı bulduğum türkçe rap dinleyen grup için rahatlıkla söyleyebilirim bunu. hani vücut su kaybettiğinde susama hissinin bünyeyi sarması gibi bir durum olabilir bu da. vücut beyinsiz kaldığında canı türkçe rap istiyor falan...

gangbang'te sıra beklerken sıkılıp kpss denemesi çözen gay

geç boşalma sorunları varsa alan bilgisi testine de göz atabilir. bir puan bile çok önemli sıkı çalışmak lazım.

Toplam entry sayısı: 859

lgbti'yi kabul etmemek

benim yaptığımdır. kimse herhangi bir oluşumu kabul etmek zorunda değildir. istisnasız tüm oluşumlar tek tipleştiricidir. bizim gibi değilsen bizden değilsin, bize benzemek zorundasın düşüncesine sahip bir oluşumda yer almak istememek haktır. lgbt üyelerinin bir eşcinselden eleştiri aldıklarında saldırıya geçip, o eşcinsele karşı ayrımcılık yapmalarına da anlam veremiyorum. ne yapayım, benim düşünce yapımı ya da hayat tarzımı temsil etmeyen, haklarımı savunmayan bir örgüte illa biat mı etmeliyim? yürüyüşlerinizi biliyorum, isteklerinizi, pankartlarınızı, yürüyüşlerde soyunup sokak ortasında öpüşmelerinizi, velev ki ibneyiz pankartı taşımanızı, eşcinselliği feminenlik ve seks düşkünlüğü olarak topluma aşılamanızı biliyorum. bütün bunlara riayet etmek zorunda mıyım, bunlardan hoşlanmıyor olamaz mıyım? pride kelimesini bile gurur yerine bir ahlak terimi olan onur olarak türkçeye çevirip bu ismin altında yürüyüş düzenlemek, hem de ahlaki eylemler temelinde? toplum bize ibne diyor, ben de bu ibne kelimesinden rahatsız olmadığımı göstermek için evet, ibneyim mi demeliyim illa. eskiden eşcinsel olmakla gurur duyardım, hoş hâlâ duyuyorum. ama etrafımdaki insanlar her eşcinseli o yürüyüşlerdeki tipler gibi sanıyor. eşcinseller neden bu kadar dağıtıyor kendilerini bilmiyorum ama onlara karışamam fakat hayat tarzı olarak kendilerini lgbt oluşumuna ait hissedenlerden oldukça uzak olduğumu söylemeliyim. özünde utangaç, hassas ve duygusal bir insanım zaten. anneme bile eşcinsel olduğumu söylediğimde kadın olmak istediğimi sandı. peki ya neden böyle düşünüyordu, bunda kimin payı vardı? şayet bu tarz yürüyüşler, bu tarz abartılı şeyler olmasa ve eşcinselliği bu kadar göze batar hale getirmeseydiniz, ben de arkadaşlarıma rahatça eşcinsel olduğumu söyleyebilir ve biraz daha özgür hissederdim. en azından kafalarında bana dair ön yargıları olmadıklarını bilirdim.

dünyada eğer bir 'şey'sen daima seni temsil ettiğini iddia eden bir güruha tâbi olmak mecburiyetindesin. halbuki her insan eşsizdir. niçin eşcinsel denince akla gelen şeye dönüşmek ya da bunu kabul etmek zorundayım. ben kimseye düşman değilim, kimseyi de ötekileştirmek ya da toplumun homofobisini destekliyormuş gibi görünmek istemiyorum. zaten onların nefreti benim hayat tarzımla ilgili değil. tamam, toplum ve onun değerleri de umurumda değil. ama bir üçüncü dünya ülkesinde yaşıyorum. burada haliyle geçmişten de gelen bir baskı hissediyorum. eşcinselim dediğimde 'aa sen şöyle misin' denmesini ve dışlanmayı göze almak istemiyorum. çünkü ben 'aa öyle' değilim. olmak zorunda da değilim. bir kalıba uymak zorunda da değilim. bulunduğum çevrede rahat ve sıradan hayatımı huzurlu bir şekilde devam ettirmek istiyorum. tabii ki lgbt üyesi insanlar gibi biri olmak da sorun değil ama bana uygun değil. olmak zorunda mı? bu, onlardan nefret ettiğim anlamına gelmez. aynı şekilde beni homofobik de ilan edemezsiniz. ama ben bu yerleşmiş eşcinsel algısından da sıkıldım. tanıştığım her eşcinselin eğlence, imaj ve seks düşkünü olmasından da sıkıldım. adam akıllı biriyle arkadaşlık kuramamaktan, düzgün konularda muhabbet edememekten de sıkıldım. çocukluk travmalarımın önüme sunulmasından da sıkıldım. kendimi kabul edeli çok olmadı. kendimi kabul etme sürecim benimle uğraşan, sözlü ya da fiziksel tacizine uğradığım insanlar yüzünden uzun sürdü. belli bir yaşa kadar hep kabuğuma çekilip yaşamak zorunda kaldım, bu 'gurur' yürüyüşlerine de katılmak istedim ama yok, her şey sandığım gibi değilmiş. takıldığımız barlar bile leş gibi. kim kimin kucağında dans edecek ona bakıyoruz. bir bara girdiğinde yanına biri geliyor, sohbet eder gibi yapıp içki ısmarlamanı daha sonrasında da ücretini ödeyeceğin bir otele götürmeni istiyor. eşcinsellerin uğradığı kafelerde bile hornet sesleri havada uçuşuyor. herkes seks için kendine uyacak birini arama derdinde, gözler dört dönüyor, her gün seks yapsalar bile bu azgınlık gitmeyecek belli. yani, bu mudur türkiye'de eşcinsellik? bunları eleştiriyor olmam bile eşcinselleri sinirlendiriyor eminim. beni hetero akıllı biri olarak gördüğünüzü de biliyorum ama benim istediğim eşcinsel ilişkiler bu şekilde değil. norm-al'likten söz etmiyorum. normlara ait olmaktan değil ama ne bileyim düzgün insan olmak mesela? a mısın p misin sorusu yerine okuduğun bir kitaptan bahsetmek? abartılı cinselliğe vurgu yapan hareketler eşliğinde dans etmek yerine karşındakinin göğsüne koyup başını hafif müzikte sarhoşluğunun tadını çıkarmak? bu güne kadar hep, beraber film izlemeyi teklif etmişimdir, kabul eden çıkmadı henüz. bu lgbt toplantıları filan oluyor, onlara bir gideyim bakayım dedim ama kısacık şort giymiş bir erkeğin kolunda asılı 'sanane ayol' yazılı çantayı gördüğümde vazgeçtim. yok, bakmayın, bu beni tiksindirmiyor ama yok, bana göre değil.

hoşlanılan erkeğin kadınsı çıkması

hâlâ eşcinsel erkeklerin içinde kadın kimliğinin var olduğunu sanan tiplerin olduğunu gösteren başlık. senin içinde saklı bir kadın varsa bu sana özgü, bütün eşcinsel erkekleri genellemek zorunda değilsin. erkekten hoşlanıyorsa, kadın gibi hissetmek zorundaymış, bak hele. böyle saçma bir argüman olabilir mi? ne kadar yanlış anlıyor ve etrafa ne kadar yanlış tanıtıyorsunuz eşcinselliği. sayenizde millet bizi kadın olmak isteyen ve erkek kimliğinde bocalayan tipler sanıyor. sen feminensin diye herkes feminen olmak zorunda değil. eşcinsel bir erkeksem de kadın kılığındaki birinden hoşlanacak halim yok. adı üstünde bunun, kendi cinsimden, erkeklerden hoşlanıyorum. erkeksi diye uydurma bir kelime de çıkarttınız. erkeksi yoktur, erkek vardır. ne kimlik karmaşasıymış arkadaş. maçosu, kıllısı, tüylüsü çok mu önemli, erkek olsun yeter. kadınsı erkeklerin alıcıları da var, yani niye şikayet ediyorsunuz ki. hornette takılan mahalle delikanlıları hetero abiler fellik fellik kadınsı erkek arıyor. ben de gay bir erkek olarak erkek arıyorum. erkekten hoşlanmak sadece kadınlara özgü bir şey değil, bu kadar sığ olmayın. daha içinde bulunduğunuz durumun farkında değilsiniz. toplumun etiketlerini kendiniz de kendiniz için kullanıyorsunuz.

ekleme: şuna bak, pasif eşcinselliği ibnelik olarak gören, kendini bir erkeğe pasif etmenin kadınsı bir şey olduğunu vurgulayarak pasifliği aşağılamaya çalışan sözde eşcinseller de var. ne kadar komik. topluma ne kadar da uyum sağlamışsınız. insanların altta ya da üstte olmasına bakarak kendi kafanıza göre onlara cinsel kimlik mi dağıtıyorsunuz. erkeğin penisinin boyunu merak ediyorsa, onu içine alıyorsa, zaten kadın oluyormuş, ibne oluyormuş. böyle yorumlar var resmen bu başlık altında. bunlar gizli homofobik bence. pasif de olsa aktif de olsa eşcinsel bir erkek kendini kadın gibi hissetmiyorsa, cinsel ilişkideki rolüne bakarak onu kadınsı diye yaftalayamazsınız. bu resmen homofobiklik. erkek adam erkekle yatar yeğen. hiçbir eşcinsel feminen değildir, feminenleri de eşcinsel olarak göremiyorum. erkek kimliğindeyim, bundan memnunum, pasif oluyorsam da erkekliğimden bir şey kaybetmiyorum. bu işler sizin sandığınız gibi sığ işler değil. resmen toplumdaki genel kanıya dayanarak yorum yapıyorsunuz.

biseksüel erkeklerin gayleri seks aracı olarak görüp kadınlara aşık olması

biseksüel erkeklerin, eşcinsel erkekleri birer seks aracı olarak kullanmaları ve kadınlarla duygusal yakınlık kurup onlarla sevgili olabilmeleri durumudur. çoğu biseksüel erkek, eşcinsel erkeklerin gönül ilişkilerine saygı duymaz ve bunların varlığına inanmaz. aslında bu, eşcinsel erkeklerin arasında bile olan bir durumdur. bir kısım 'full aktif' diye tabir edilen sözde eşcinseller, pasif eşcinsellerle aşk yaşamanın garip bir şey olduğunu düşünüp, onlarla sadece seks yapmayı isterler. bu tarz insanların ilişkilerden anladığı tek şey en yüksek skoru elde etmektir. biseksüeller de erkekler arasındaki duygusal yakınlıkları tuhaf bulur ve bir erkeğin sevgili olma isteğini genelde reddederler. kendilerinin erkeklere karşı duygusal bir şey hissetmediklerini söylerlerken, kadınlara aşık olabildiklerini ve onlarla sevgili olduklarını ya da olabileceklerini söylerler. onlara göre erkekler sadece cinsellik nesnesidir, duygu nesnesi değil.

toplumu bir köşeye bırakırsak, bazı eşcinsellerin bile erkekler arasında duygusal bağ kurulamayacağını düşündüklerini görürüz. bu da eşcinsel erkeklerin birbirleriyle sadece seks amaçlı görüştükleri düşüncesini meydana getirir. ki gerçekten de pek çok gay seks amaçlı buluşur ve sevgili olmayı bırakın arkadaş bile olmak istemez. arkadaş olmayı istemeyenlerin söylediği şey, gerçek hayatta yeterince arkadaşları oldukları; eşcinsel bir arkadaşa ihtiyaç duymadıklarıdır.

biseksüel erkeklerin bir kısmı gaylerle öpüşmeyi de reddeder. oysaki kadınlarla öpüşmekte bir sorun yoktur onlar için. gayleri romantik olabilecek her şeyden soyutlayan aktif eşcinsel ve biseksüel erkekler, pasif eşcinselliği aşağılıkça bir yönelim olarak bulabilmektedir. bunu da sözleri ve davranışlarıyla belli etmektedirler. aslında bu, toplumdaki homofobinin bir parçasını, biseksüel ve aktif eşcinsel erkeklerin de paylaştığını gösterir. zihinlerinde erkekleri yalnızca anal veya oral seks aracı olarak canlandırmaları ve onları aşağılık insanlar olarak görmeleri de bunun kanıtıdır. böylece pasif eşcinseller kendilerini daha da soyutlayıp, içlerine kapanmaktadırlar. ama ne hikmetse lgbt denen örgüt bile, eşcinselliği özgür ve sınırsız seks üzerine kurulmuş bir yönelim gibi yansıtmaktadır. insan bazen kendi yönelimine sahip insanlardan bile tiksinebiliyor. çünkü bu tipler sizin kendinizden utanıp tiksinmenize yol açıyorlar. pride'mış gururmuş, onurmuş, bu tür kavramları elinizden alıp cinsel yöneliminizle gurur duymanızı bekliyorlar. ama adamın kafasında, sen bir delikten ibaretsin. bundan böyle aseksüelliğe yönelmeyi düşünüyorum. birlikte olduğum insanları unutmak istiyorum. hornet vs. hepsi pislik yuvası. kimse size değer vermiyor, toplumdaki en ezilmiş gruplardan birisiniz ve sizinle aynı gemideki insanlar bile sizi ezip ötekileştiriyorlar.

bu yazı, deneyim, gözlem ve buradaki entrylerden yola çıkılarak yazılmıştır. genelleme yapmak istemiyorum. bu yüzden bir kısım gibi sıfatları kullandım. herkes aynı olmasa da çoğunluk yukarıda yazdığım görüşlere sahip. lütfen kimse alınıp kızmasın. insanlara karşı yeterince doluyum, hayatımda yeterince sinir bozucu şeyler oluyor. artık bu tarz ötekileştirmeleri ve aşağılamaları kaldıramıyorum, hele bu ayrımcı hareket ve söylemler sizle aynı yönelime sahip insanlardan geliyorsa.

galeyana getiren ilgili entry; https://ayisozluk.com/biseksuel.html?ent...

hornette tanışılan kişiyle buluşup foucault sarkacı üzerine sohbet etmek

hornette bilimsel kişiliğiyle dikkatinizi çeken entelektüel bir beyle felsefi bir sohbete girilir. ardından ev adresleri istenir ve mektuplaşmalar başlar. kâğıda zam geldiği için zaman zaman dumanla da haberleşilir. birbirinizin kültürlü olduğunu yeterince anladıktan sonra buluşma günü ve yeri belirlenir. zaman kavramını reddettiğiniz için güneşin doğuşu ve batışı arasında rüzgârın şiddetinin hafiflediği, sonbahar yağmurlarının çiselediği, ebabil kuşlarının yumurtalarından çıktığı bir eylül günü buluşulur. her şey doğaldır anlayacağınız. bir kütüphaneye oturulup çilekli kefirler söylenir. kütüphaneden seçilen bilimsel kitaplar aracılığıyla soru cevap etkinliği başlar ve birbirinizin bilimsel yetkinliğini anlamak için çabalarsınız. sonrasında ortak bir konu belirlenerek, bunun üzerinde derin bir sohbete başlanır. yargılar konur, kuramlar kanuna evrilir, yeni doğa yasaları inşa edilir. derken bir bakmışsınız akşam olmuş. oradan çıkıp bir picasso sergisine gidilir, resimler tek tek incelenir, alelade çözümlemeler yerine ayrıntılı betimlemelere gidilir. akşam hafif bir fransız yemeği, yüz elli yıllık yetmiş beş aromalı şarap eşliğinde yenir. partnerinizin paltosunu giydirip, siyah şemsiyenizle oradan ayrılıp ışıklı kaldırımlarda simetrik gece yürüyüşüne başlarsınız. meydandaki davut heykeli ve sokağın gözdesi olan kendini yontan adam heykeli üzerinden yaşam sorgulamaları yapılır. gün bitmektedir artık. eve gidilip sekiz saatlik satantango filmi açılır ve bir saat sonra uyunur. partnerin uyurkenki kalp atışları dinlenerek bilimsel bulgular edinilmeye çalışılır. sabah yapılacak olan yeni deneyler için ön hazırlık sağlanıp, freud'un teorileri ışığında görülecek psikanalitik rüyalar dünyasına dalınır.

sabah mozart resitaliyle gün başlar. kadife perdeler ardına kadar açılır ve ropdöşambr giyilir. zamansızlığın verdiği edilgen diyalektik akışın içinde dünya hayatına ayık biçimde devam edilir. partneriniz üniversitedeki dersini vermek için antik yunan tragedyası kürsüsüne doğru yol alır. siz de filtre kahvenizi içtikten sonra geleneksel nietzsche'nin göz yaşları festivalinde hiçliğin çaresizliği konuşmasını yapmak üzere yola koyulursunuz. fakat bilirsiniz ki insan bir yere gidiyorsa aslında hiçbir yere gitmiyordur.

hayaller isviçre basel'de metafizik konularına ilgi duyan bir erkekle solgun gün ışığı altında epik bir yürüyüş, hayatlar "yer var mı, a mısın p mi, içki ısmarlarsan kucak dansı yaparım".

cinsel yönelim değiştirmek

mümkün olmayan durum. doğuştan gelen bir şeyi değiştiremezsin, değiştiriyorsan da doğuştan gelmemiştir. içinde her zaman var olan diğer şey daha baskın olmaya başlamıştır sadece.

bunca yıl gay'dim lezbiyendim ama artık hetero oldum demek bana pek mantıklı görünmüyor. demek bunca yıl korkularının esiri olmuşsun ya da kendini öyle sanmışsın. ya da yalnızca gay ilişkiler yaşayıp kendini yalnızca gay ilan edip daha sonra heteroseksüelliğe dikey geçiş yapmışsan, bu durum kadınların seni çok tercih etmemiş olmasıyla alakalı olabilir. cinsel olarak daha kolay elde edebildiğin kişilerin şeklini almış olabilirsin, bu da seni sıkar. cinsel yönelimimi, yalnızca cinsel ilişkiler düzleminde yaşamayı doğru bulmuyorum. erkekler, bana cinsel olarak çekici gelmiyorlarsa ya da artık onlarla seks yapmak istemiyorsam en fazla aseksüel olurum ama tutup da kadınlardan hoşlanmaya başlamam.

(bkz:biseksüel)

lgbti'yi kabul etmemek

benim yaptığımdır. kimse herhangi bir oluşumu kabul etmek zorunda değildir. istisnasız tüm oluşumlar tek tipleştiricidir. bizim gibi değilsen bizden değilsin, bize benzemek zorundasın düşüncesine sahip bir oluşumda yer almak istememek haktır. lgbt üyelerinin bir eşcinselden eleştiri aldıklarında saldırıya geçip, o eşcinsele karşı ayrımcılık yapmalarına da anlam veremiyorum. ne yapayım, benim düşünce yapımı ya da hayat tarzımı temsil etmeyen, haklarımı savunmayan bir örgüte illa biat mı etmeliyim? yürüyüşlerinizi biliyorum, isteklerinizi, pankartlarınızı, yürüyüşlerde soyunup sokak ortasında öpüşmelerinizi, velev ki ibneyiz pankartı taşımanızı, eşcinselliği feminenlik ve seks düşkünlüğü olarak topluma aşılamanızı biliyorum. bütün bunlara riayet etmek zorunda mıyım, bunlardan hoşlanmıyor olamaz mıyım? pride kelimesini bile gurur yerine bir ahlak terimi olan onur olarak türkçeye çevirip bu ismin altında yürüyüş düzenlemek, hem de ahlaki eylemler temelinde? toplum bize ibne diyor, ben de bu ibne kelimesinden rahatsız olmadığımı göstermek için evet, ibneyim mi demeliyim illa. eskiden eşcinsel olmakla gurur duyardım, hoş hâlâ duyuyorum. ama etrafımdaki insanlar her eşcinseli o yürüyüşlerdeki tipler gibi sanıyor. eşcinseller neden bu kadar dağıtıyor kendilerini bilmiyorum ama onlara karışamam fakat hayat tarzı olarak kendilerini lgbt oluşumuna ait hissedenlerden oldukça uzak olduğumu söylemeliyim. özünde utangaç, hassas ve duygusal bir insanım zaten. anneme bile eşcinsel olduğumu söylediğimde kadın olmak istediğimi sandı. peki ya neden böyle düşünüyordu, bunda kimin payı vardı? şayet bu tarz yürüyüşler, bu tarz abartılı şeyler olmasa ve eşcinselliği bu kadar göze batar hale getirmeseydiniz, ben de arkadaşlarıma rahatça eşcinsel olduğumu söyleyebilir ve biraz daha özgür hissederdim. en azından kafalarında bana dair ön yargıları olmadıklarını bilirdim.

dünyada eğer bir 'şey'sen daima seni temsil ettiğini iddia eden bir güruha tâbi olmak mecburiyetindesin. halbuki her insan eşsizdir. niçin eşcinsel denince akla gelen şeye dönüşmek ya da bunu kabul etmek zorundayım. ben kimseye düşman değilim, kimseyi de ötekileştirmek ya da toplumun homofobisini destekliyormuş gibi görünmek istemiyorum. zaten onların nefreti benim hayat tarzımla ilgili değil. tamam, toplum ve onun değerleri de umurumda değil. ama bir üçüncü dünya ülkesinde yaşıyorum. burada haliyle geçmişten de gelen bir baskı hissediyorum. eşcinselim dediğimde 'aa sen şöyle misin' denmesini ve dışlanmayı göze almak istemiyorum. çünkü ben 'aa öyle' değilim. olmak zorunda da değilim. bir kalıba uymak zorunda da değilim. bulunduğum çevrede rahat ve sıradan hayatımı huzurlu bir şekilde devam ettirmek istiyorum. tabii ki lgbt üyesi insanlar gibi biri olmak da sorun değil ama bana uygun değil. olmak zorunda mı? bu, onlardan nefret ettiğim anlamına gelmez. aynı şekilde beni homofobik de ilan edemezsiniz. ama ben bu yerleşmiş eşcinsel algısından da sıkıldım. tanıştığım her eşcinselin eğlence, imaj ve seks düşkünü olmasından da sıkıldım. adam akıllı biriyle arkadaşlık kuramamaktan, düzgün konularda muhabbet edememekten de sıkıldım. çocukluk travmalarımın önüme sunulmasından da sıkıldım. kendimi kabul edeli çok olmadı. kendimi kabul etme sürecim benimle uğraşan, sözlü ya da fiziksel tacizine uğradığım insanlar yüzünden uzun sürdü. belli bir yaşa kadar hep kabuğuma çekilip yaşamak zorunda kaldım, bu 'gurur' yürüyüşlerine de katılmak istedim ama yok, her şey sandığım gibi değilmiş. takıldığımız barlar bile leş gibi. kim kimin kucağında dans edecek ona bakıyoruz. bir bara girdiğinde yanına biri geliyor, sohbet eder gibi yapıp içki ısmarlamanı daha sonrasında da ücretini ödeyeceğin bir otele götürmeni istiyor. eşcinsellerin uğradığı kafelerde bile hornet sesleri havada uçuşuyor. herkes seks için kendine uyacak birini arama derdinde, gözler dört dönüyor, her gün seks yapsalar bile bu azgınlık gitmeyecek belli. yani, bu mudur türkiye'de eşcinsellik? bunları eleştiriyor olmam bile eşcinselleri sinirlendiriyor eminim. beni hetero akıllı biri olarak gördüğünüzü de biliyorum ama benim istediğim eşcinsel ilişkiler bu şekilde değil. norm-al'likten söz etmiyorum. normlara ait olmaktan değil ama ne bileyim düzgün insan olmak mesela? a mısın p misin sorusu yerine okuduğun bir kitaptan bahsetmek? abartılı cinselliğe vurgu yapan hareketler eşliğinde dans etmek yerine karşındakinin göğsüne koyup başını hafif müzikte sarhoşluğunun tadını çıkarmak? bu güne kadar hep, beraber film izlemeyi teklif etmişimdir, kabul eden çıkmadı henüz. bu lgbt toplantıları filan oluyor, onlara bir gideyim bakayım dedim ama kısacık şort giymiş bir erkeğin kolunda asılı 'sanane ayol' yazılı çantayı gördüğümde vazgeçtim. yok, bakmayın, bu beni tiksindirmiyor ama yok, bana göre değil.

heteroseksüel erkeklerin gaylerden çok daha yakışıklı ve cezbedici olması

metrobüsü adeta bir podyuma çeviren, deniz kenarında ufku seyrederken yandaki bankta beliriverip yüreğinizi hoplatan, yolda yürürken kalbi eriten gülüşüyle yanınızdan geçen natürel, süssüz, sade hetero erkeklerin, imaj oğlanına dönüşmüş, tuhaf tuhaf rengarenk kıyafetlerle kombin yapmış, uzun beyaz çorap giyip oversize tişörtüyle etrafa kibirli bakışlar fırlatan, çirkinliğini edindiği özenti amerikan imajıyla kapamaya çalışan, natürel olamayan aksine gittikçe yozlaşıp sahteleşen, düzgün on cümle kurduktan sonra illaki kırıtarak konuşan, sakalını kestiğinde boka benzeyen, dünyadaki tek erkek oymuş gibi hornetteki iki yüz elli takipçisini bir tanrıymış edasıyla yönetip şişmiş içi boş egosunu tatmin eden, kamilleşmiş gaylerden daha cezbedici ve çok daha yakışıklı olması durumudur.

heteroseksüel erkekler gönül sahibiyken, samimi, içten, iç ısıtan bakışlar atıp sıcak gülümseyişlerle ânımızı güzelleştirirken, yaptığı amerikan özentisi imajıyla çirkinliğine dayanak bulmaya çalışan, buna rağmen havasından yanına varılamayan kamil gayin aklı sekse çalışır. haftanın sonunda kaç kişiyle yatmış onun skorunu, envanterini, kırtasiyeden aldığı yaldızlı not defterine geçirir. hiçbir karizması da yoktur, anca kendini doyurur. fakat onu tüm bu çirkinliğine, tüm bu karizmasızlığına rağmen götü kalkık biri haline getiren ondan bin kat çirkin olan müritleridir. adam resmen hayranlarının varlığıyla hayat bulur. hetero erkek öyle mi, tek başına ayakta kalır, adamdır, güven verir.

ama hayal kırıklığı odur ki, gene götü kalkık imajboy gay erkeklere kalırız*. lince hazırım ulan!*

eşcinsel bireylerin garip huyları

off, ayy, bıktım bu homofobiklerden, çok yalnızım yhaa diye yakınmalarına rağmen diğer eşcinsellerle arkadaşlık kurmak istememeleri. seks yapmayı marifet olarak görüp, aşırı seks düşkünlüğünü eleştiren eşcinsellere çemkirmeleri. eşcinselliği sadece cinsel odaklı ele alıp, toplumda yaşadığımız sorunlara kulak tıkamaları. toplumdan ayrışmaya çalışıp, saçma sapan bir eşcinsel kültürü oluşturup buna bütün eşcinsellerin uymalarını beklemeleri. mesela lubunca diye bir dil uydurup toplumdan ayrışmaya çalışırlar, gay gibi giyinmek diye bir şey çıkarırlar, gay ikonu diye şarkıcı bulurlar, gay şarkıları vardır. mesela koli kelimesini kullanmak istemezseniz homofobik olursunuz, oluşturdukları bu garip ve toplumdan ayrışma amacı güden kültürlerini eleştirirseniz yine homofobik olursunuz. ahlakçı olduğunuzu söylerler. eşcinsellikle ilgili yeterince bilgi sahibi değillerdir. eşcinselliği eleştirmekle bir kısım eşcinsel yaşantısını eleştirmeyi birbirine karıştırırlar. bütün ilişkileri aktiflik pasiflik üzerine kuruludur. ben yüzde 45 pasifim kendime yüzde 65'lik orana sahip bir pasif arıyorum diyenler de vardır. espriden anlamayıp huysuz dedeler gibi öfke nöbeti geçirirler.

intihar

kendini öldürmektir. kişi bilincini kaybettiği an canına kıyar. fiziksel acı hissedeceğinin bilincinde olmaz. bu seviyeye psikolojik sorunlar sonucu gelir. bu iş cesaret işi de değildir, iradesizliğin sonucu da değildir. tamamen anlık bir şey olabileceği gibi planlı da olabilir. planlı yapılanın daha yürek burkan bir tarafı olabilir. çünkü kişi bunu planlarken etrafındaki kimse bunun farkında olmaz. intihar edenleri ilgi çekmeye çalışan insanlar olarak tanımlayanlar da var maalesef, sanırım bu şahıslar intiharın ölüm demek olduğunu bilmiyorlar. kendini öldüren bir insanın ne gibi bir kazanımı olabilir. artık her şeyden vazgeçmiş bir insan sadece.

keşke kimse canına kıyacak kadar çaresiz hissetmese. keşke hepsine yardım edebilseydim. zaman zaman intiharı düşünsem bile, katlanılması en zor zamanlarında bu hayatı, yaşamak zorunda olduğumun bilincindeyim. dünya dediğimiz bu cehenneme alışmak zorundayız. bu dünya yalnızca kötülere ait değil.

intihar hakkında simone de beauvoir'a ait, beni derinden sarsan bir söz var, paylaşalım:

"bir intihar olayı okuyunca, insana buz gibi ter döktüren şey, pencerenin demirlerinde asılı duran narin ceset değil, intihardan hemen önce o kalpte olup biten şeydir."

sevgilinin biseksüel olması

erkek biseksüeller gaylerle sevgili olmaz, kadın biseksüeller de lezbiyenlerle sevgili olmaz. sadece cinsel birliktelik yaşarlar. biseksüellerden sevgi beklemeyin, onlar yatakta eşcinsel olabilirler ama resmiyette heteroseksüeller. sizinle seks yaptıktan sonra karşı cinsten birini bulup evlenirler.

(bkz:beni adınla çağır)
(bkz:mavi en sıcak renktir)

yorucu bir gangbang sonrası aileyle nezih bir akşam yemeği yemek

iştahla sırasını bekleyen sekiz aktifin hışmına uğrayıp saatlerce süren seks kuyruğu sonunda tarumar edilmiş doyumsuz pasifin, sıcacık yuvasına; ailesinin yanına dönüp annesinin hazırladığı patlıcan oturtma ve pilavı onlarla birlikte yerken arkada klasik müziğin onlara eşlik edişiyle ruhunun okşanması durumudur. ailesi ne zaman ona boynundaki morarmaları sorsa, b12 vitamini eksikliğini buna sebep gösterir. herkes sır saklar ama onun sakladığı sır öyle böyle bir sır değildir. ikili bir hayat yaşamaktadır. bir hayatında aktiflerin türlü seks fantazyalarına malzeme olurken, diğer hayatında entelektüel bir sapyoseksüel olarak tanınıp, kemik gözlüğüyle sanat filmleri izler ve babasını, iş dönüşünde takım elbise giyerek karşılar. boş zamanlarında at biniciliği yapan doyumsuz pasifimiz, hafta sonlarını binek at olarak geçirir. bdsm'lerin aranan simasıdır aynı zamanda. vücuduna kimi zaman bir bear'ın kolu kimi zaman bir kamyon şoförünün bacağı girmiştir.

hayatının bir yanı, platon'un görüngüler dünyasını sembolize ederken, diğer yanı idealar dünyasını sembolize etmektedir.

edit: yalnız öyle böyle eksi almamışım. yahu hepiniz mi gangbang yapıp akşamına annenizle patlıcan oturtma, pilav, cacık yeyip klasik müzik dinliyorsunuz? btw, pasifleri aşağılamadım, zaten burada pasiflikle ilgili tek şey, ekmek kuyruğunun ucunun bir pasife çıkması o kadar. gerisi mizah. ne alıngansınız arkadaş.

heteroseksüel erkeklerin gaylerden çok daha yakışıklı ve cezbedici olması

metrobüsü adeta bir podyuma çeviren, deniz kenarında ufku seyrederken yandaki bankta beliriverip yüreğinizi hoplatan, yolda yürürken kalbi eriten gülüşüyle yanınızdan geçen natürel, süssüz, sade hetero erkeklerin, imaj oğlanına dönüşmüş, tuhaf tuhaf rengarenk kıyafetlerle kombin yapmış, uzun beyaz çorap giyip oversize tişörtüyle etrafa kibirli bakışlar fırlatan, çirkinliğini edindiği özenti amerikan imajıyla kapamaya çalışan, natürel olamayan aksine gittikçe yozlaşıp sahteleşen, düzgün on cümle kurduktan sonra illaki kırıtarak konuşan, sakalını kestiğinde boka benzeyen, dünyadaki tek erkek oymuş gibi hornetteki iki yüz elli takipçisini bir tanrıymış edasıyla yönetip şişmiş içi boş egosunu tatmin eden, kamilleşmiş gaylerden daha cezbedici ve çok daha yakışıklı olması durumudur.

heteroseksüel erkekler gönül sahibiyken, samimi, içten, iç ısıtan bakışlar atıp sıcak gülümseyişlerle ânımızı güzelleştirirken, yaptığı amerikan özentisi imajıyla çirkinliğine dayanak bulmaya çalışan, buna rağmen havasından yanına varılamayan kamil gayin aklı sekse çalışır. haftanın sonunda kaç kişiyle yatmış onun skorunu, envanterini, kırtasiyeden aldığı yaldızlı not defterine geçirir. hiçbir karizması da yoktur, anca kendini doyurur. fakat onu tüm bu çirkinliğine, tüm bu karizmasızlığına rağmen götü kalkık biri haline getiren ondan bin kat çirkin olan müritleridir. adam resmen hayranlarının varlığıyla hayat bulur. hetero erkek öyle mi, tek başına ayakta kalır, adamdır, güven verir.

ama hayal kırıklığı odur ki, gene götü kalkık imajboy gay erkeklere kalırız*. lince hazırım ulan!*

mabel matiz

gel adlı şarkısından başka şarkısını dinleyemediğim kişi. şan, şöhret, para ve pulun onu, hayatı yaşama konusunda özgür kıldığını düşünüyorum. ilk, söylese o ben söyleyemem şarkısı çıktığında, farklı bir tarza sahip olduğu için ilgimi çekmişti. o zamanlar eşcinselliğini kabullenememiş korkak bir tavrı olduğunu düşünüyorum. zaman içinde kendini çok belli etti ve artık çekinmiyor. yine de, onun da eşcinselliği yanlış anladığını, eşcinselliği medyanın topluma yansıttığı şekliyle hayat tarzı haline getirdiğini düşünüyorum. insanlar birine bakıp 'aa bu adam gay' diyorlarsa, ortada yanlış bir şey vardır. gaylik öyle dış görünüşle, imajla, hal ve hareketlerle belli olabilecek bir şey değil. demek ki insanların kafasında mabel matiz'in imajı gibi bir gay algısı var. gaylerin mabel matiz'i sevmek zorunda olması gibi bir durum da var sanki ortada. o da ilginç.

sokakta velev ki ibneyiz yazılı karton taşımak eşcinsellik değildir, mabel bey. lütfen bizi ahlaksızmışız gibi yansıtmayın topluma. şu eşcinsel imajı, eşcinsel ikonu gibi zırvalıklara prim veren herkesten de tiksiniyorum. neyse, mabel bey'e pek ısınamasam da efendi bir yanı da var. dediğim gibi gel dışındaki şarkıları çöp.

et yiyen insanların bedenlerinin hayvan mezarlığına dönmüş olması

özgürlüklerinden mahrum edilip, insanların mülklerinde mahkûm edilip, iyice besili hale getirildikten sonra, canlarının soğukkanlılıkla alındığı hayvanları vahşice yiyen insanların vücutlarının artık o hayvanların cesetleriyle dolmuş olmasıdır. ağzı dili olmayan, bilinçsiz ve masum hayvanların katledilmesine ortak olup, onların yaşadığı hayatları önemsemeyerek, 'ben insanım, her şeye hükmederim' egosuyla hayvan cesetlerini midelerine indiren insanlar artık birer yürüyen mezarlığa dönmüşlerdir. et yerken bir kere düşünün; o hayvanın da kalbinin attığını, nefes alıp verdiğini, gökyüzüne bakıp mutlu olduğunu. et yerken o yediğiniz etin canlı bir organizmanın bir parçası olduğunu lütfen düşünün.

et yemeyi canla başla savunan insan

vücut geliştirmek istediğini, sağlıklı yaşamak istediğini; bunun için de vücudunun hayvansal proteine ihtiyacı olduğunu öne süren şahıstır. protein şımarıklığı uğruna hayvanların kafalarının soğukkanlılıkla kesilip, kanlarının damarlarından boşaltılıp, canlarının ellerinden alınıp, vücutlarının parçalanmasına göz yuman insandır aynı zamanda. ona göre güya hem etçil hem otçul memelilerizdir. rivayet o ya, et yemezsek ölür gideriz, sağlıklı olmayız, bağışıklık sistemimiz çöker. rivayet işte, oysa vegan bodybuilder'ları duyunca duymazdan gelir. yok, der yalan onlar filan. işine gelmez. hem nasıl olsa hayvanlar da gözünün önünde katledilmiyordur. hiçbir kurban bayramı sabahı, bir koçun zorla götürülüp, gırtlağı keskin bir bıçakla kesildiğinde sıcak kanının açılan çukura akışını, o havaya dağılan buharı ve hayvandan çıkan hırıltıları, o hayvanın can çekişmesini, çırpınışlarını görmemiştir. görse de etkilenmez, erkek ya, erkekler bu konularda taş gibidir. avcı toplumuyuz biz. avcılığımızla, hayvan katledişimizle övünmek görevimiz.

ama gel gör ki earthlings belgeselini izletemezsin buna. eti yer ama arka planı görüp rahatsız olmak istemez beyefendi/hanımefendi. aman ağzının tadı bozulmasın, o hayvanlar fabrikalarda seri bir şekilde, soğukkanlılıkla katledilmiş umurunda mı? hem zaten tanrı onları bize nimet olarak sunmuş. bak doğaya, av ve avcılardan oluşuyor hayvanlar. biz de avcıyız ya, aslanlar gibi et yemezsek ölür gideriz filan. hatta köpek dişlerimiz filan da çiğ eti parçalayabilecek kadar sivridir. canlı katletmek doğamızda var zaten. bunu bir hak olarak görmeliyiz. ayrıca bilinçli, duyguları olan, düşünebilen yaratıklar olarak hayvanlardan ayrılmamıza rağmen onlar gibi saldırgan olmalıyız. içgüdülerimizle öldürüyoruz ya hayvanları zaten.

yok efendim, etsiz bir yaşam sürüyorum, kan değerlerimi de test ettirdim, sizden daha az sağlıklı değilim, hiçbir sağlık problemim yok. ama bunu anlatamazsın. sonuçta hayvancılık bir sektör. kapitalist sistemin bir ayağını oluşturuyor yahu. bu sektörü yıkmak bu kadar kolay mı. doktorlara bile et yiyin öğütleri ezberletilir. yeter ki halk bilinçlensin de et sektörü ayakta kalsındır. mezbahalar kapatılmasın değil mi. evet, tereyağlı kebabını yerken rahatsızlık duymayacağını biliyorum ama o canlının yaşam hakkını elinden aldığının bilinciyle yemeyi dene kebabını. gerçi sana göre, o canlının bir yaşam hakkı yok, nefes alıyor diye, böyle bir hakka sahip olamaz değil mi? buna biz karar veririz, değil mi? evcil hayvanlar hep mi vardı dersin, yoksa yabani hayvanları insanlar hapsedip evcil hayvana dönüştürüp, onları sömürmeye mi başladı dersin. ama tabii bunca evcil hayvanı kafeslerinden salıp, özgürlüklerine kavuşturmak absürt değil mi? zira onları zaten insanların ta kendisi yarattı. özgürlükleri de insanın elinde. şimdi sen, evinde beslediğin kedi ya da köpeğinin kafasını okşayarak, etini yemeye devam edebilirsin, sana kalmış. benim içime sinmiyor, senin içine siniyorsa, vicdanın rahatsa ne âlâ. ama, bundan böyle hayvan severim derken dikkat et bence. sadece kedi-köpek severim de. en azından kendinle çelişmemiş olursun.