salem

Durum: 21 - 21 - 21 - 0 - 15.10.2018 18:16

Puan: 354 - Sözlük Kezbanı

6 gün önce kayıt oldu. 7.Nesil Yazar.

 
  • /
  • 2

ball stretcher

penis halkasının testisler için olanı. testis halkası ya da testis ağırlığı da diyebiliriz. deri veya silikon olanların verdiği gerginlik ve metal olanları verdiği ağırlık hissi, testisleriniz kalçaya çarparken duyduğunuz haz penis uyarıldığında alınan zevkten oldukça farklı ve ilginçtir; o yüzden denemeden kimse bilemez. görüntü ve zevk için takanların yanında testislerini daha da aşağı sarkıtmak isteyenler de kullanır bunu. uygulaması tünel piercing'e benzer, ufak ağırlıklarla başlayıp yavaş yavaş ağırlığı arttırırsınız.

müslüman gay

din ile inanç arasındaki farkı anlamayan cacıktır. dinde kural vardır, senden bariz şekilde nefret eden bir dinin kurallarını kendine göre yorumlamaya kalkamazsın. eğer değiştirirsen islamın parçası değilsindir zaten. birşeylere inanma ihtiyacı duyuyorsan neden gidip de ibrahimi dinlere yöneliyorsun?

(bkz:oksimoron)

kadın arkadaş

bir kısmı eşcinsellerden zarar gelmez diyip "kız-kıza" muhabbet etmek ister. bir süre takılırsınız, sonra sürekli kendilerinden bahsettikleri için içiniz bunalır. kadınların ve eşcinsel erkeklerin bir sürü ortak noktaları olduğunu düşünürler ancak bizlerin her hâlükârda "erkek" olduğunu unutuyorlardır. (bkz:fag hag)

diğer kısmıysa sizi siz olduğunuz için sevenlerdir. yakın arkadaşlarımın hepsi kadın ve kendileriyle tanışmam 10 küsür sene öncesini bulur. bizi birbirimize yakınlaştıran şey hiçbir zaman cinsel kimliğim olmadı, aynı zevklere sahibiz ve karakterlerimiz aynı. ancak bu arkadaşlıkları kurarken olsun, diğer insanlarla tanışırken olsun "kadınlardan zarar gelmez" diye düşünürdüm; sonradan bu konuda oldukça hatalı olduğumu farkettim. ne kişiler tanıdım; güvenip eşcinsel olduğumu açıkladığımda arkadaşlığını bitiren kadınlar mı dersin, yoksa beni düzeltmek için gidip psikiyatr aramaya kalkanlar mı...

ayrıca, (bkz:kız kanka).

bara

hardcore pornografik gay manga. yaoi'deki gibi aşırı bir romantizm ve kara sevda teması yoktur; pasifin feminen, aktifin maskülen olduğu çiftler pek bulunmaz. karakterlerin rolleri birbiriyle değişebilir, o yüzden gerçeğe daha yakındır. genellikle yaoi'yi hikayesi için, bara'yı da görsel şölen için okurum. (tentacle ve furry olanları hariç tutuyorum, onları bünyem kaldırmıyor.)

folsom sokak festivali

bdsm ve deri fetiş festivalidir. her sene san francisco ve berlin'de* düzenleniyor. herkes katılabilir ama genellikle ağırlık gay'lerden oluşur. gogo dansçıları, sokak ortasında bondage, fisting, cbt, kırbaçlama gösterileri, köşe başlarında işi pişirenler hatta grup seks yapanlar, pup play'le ilgilenenler için devasa bir köpek kafesi, olmazsa olmaz çıplak twister oyunu, içki, alkol ve sınırsız eğlencesiyle bilinir.

lavaj

anal seks öncesi yapılması gerekir. türkiye'de, ilk kez denemek isteyen kadınları geçtim eşcinsel bireylerin bile yapmasını bilmediği, hatta haberinin olmadığı temizlik uygulamasıdır. kulüpteyken ya da anlık gelişen durumlarda temizlik yapmaya zaman olmayabilir, kötü sürprizlerle karşılaşma riskini düşürmek için kondom kullanmalı ve beslenmenizi çöp gıdalardan uzak tutmalısınız. bunun dışındaki durumlarda ise kesinlikle temizlik yapılmalıdır.



iki türü vardır:
- birkaç saatlik seks yapılacaksa seksten hemen önce yalnızca rektum temizlenebilir. maksimum yarım saat sürer.
- gün boyu temiz kalmak istiyorsanız, içinize büyük penis alacaksanız, fisting gibi aktivitelere girecekseniz tüm kalın bağırsak yıkanmalıdır. ikinci tür temizliğin süresi 1 saati aşabilir, o yüzden hazırlıklı olun.

kullanılabilir araçlar:
- duş aparatı (duş hortumunun başlığı sökülüp yerine takılır, anüsten içeri sokularak su püskürtmeyi sağlar. başlık kullanmak gerekli değildir, duş hortumu anüsün üstüne dayandığında içeri kolaylıkla su girebilir.)
- anal temizlik pompası (taşıması kolaydır, içinize aldığınız suyun miktarı bellidir.)
- enema solüsyon (eczaneden alacağınız enema laksatif etkiye sahip solüsyon içerdiğinden şişenin içindekini boşaltıp iyice temizleyin, böylece şişeyi pompa olarak kullanabilirsiniz.)
- lavman torbası (pratik değildir.)

hızlı temizlik:
kullanılacak su ılık ve az tazyikli olmalıdır. duş hortumunu yukarı doğru tuttuğunuzda su püskürüyor olmamalı. squat pozisyonunda, hortum ile içinize 4-5 saniye su alın. anüsten rektumun sonuna kadar olan uzunluk ortalama bir penis boyu kadardır. suyu uzun süre tutarak daha ilerisini temizlemeye çalışmayın, rektumun kıvrım yaptığı kısmı* geçerseniz üst bağırsaklarınızda ne var ne yok aşağı inmeye başlar, bu da temizlik sürenizi uzatacaktır. pompa kullanacaksanız içerisine ılık suyu doldurup, 1 pompa kadar suyu anüsünüzden verin. suyu içinizde bir süre tutun. bağırsak çeperinde kalmış olan atıkların daha kolay sökülebilmesi için esneme hareketleri ve karnınızın sol alt yanına masaj yapabilirsiniz. ıkınarak suyu boşaltın. aynı işlemi su tamamen temiz ve kokusuz çıkana kadar tekrarlamanız gerek. ne kadar denerseniz deneyin su temiz değilse sigmoid kolonu geçmişsiniz demektir. bu durumda tam temizlik yapmalısınız.

tam temizlik:
squat veya tercihen doggy pozisyonunda su; duş hortumuyla yaklaşık 30 saniye, pompayla tek seferde 6-10 pompalık alınmalıdır. su bağırsağınızda hareket ederken gaz ve dışkıyla karşılaşacağından ötürü karnınıza kramp girebilir, bu durumda bir kaç saniye bekleyip tekrar işleme devam edin. unutmayın, tüm kalın bağırsağınızı temizleyeceksiniz. fazla su alırım diye korkmanıza gerek yok, öyle bir durumda fazlası girdiği gibi çıkacaktır. kalın bağırsağınız dolduğunda karnızdaki genişlemeyi hissetmelisiniz ancak aşırı bir basınç hissi olmamalıdır. suyu aldıktan sonra bir süre esneyin, yürüyün, karnınıza masaj yapın ve daha sonra ıkınarak boşaltın. iyice ıkınarak boşaltsanız bile bir miktar su yukarı kolonda kalmış olacaktır. sol yanınıza dizler bükülü şekilde uzanarak, karnınıza masaj yaparak, esneyerek bağırsaklarınızı hareketlendirmelisiniz. tamamen temizlenene kadar aynı işlemleri tekrarlayın. eğer tüm suyun çıkıp çıkmadığından emin olmak istiyorsanız kendinizi temizlik öncesi ve sonrası tartabilirsiniz.

jockstrap

büyük göte her türlüsü makbuldür. üstelik deri veya zincir harness'lerle birlikte giyildiğinde vücudu çok seksi gösteriyor.

dark ambient

ambient müziğin kasvetli, ağır ve karanlık olan alt türü. kıyıda köşede kalmış hislere dokunabildiğinden dinleyiciyi derinden etkileme özelliği vardır. 1980'lerde lustmord isimli proje ve cold meat industry isimli müzik şirketi ile popülerliğini kazanmış olup o zamandan beri büyüyerek dallanmış, bir çok tarzı altında toplamıştır.

klasik dark ambient: tehlike hissi uyandıran, yer yer mekanik tonlara sahip en saf dark ambient. (lustmord, kammarheit, northaunt)

drone dark ambient: bir veya birkaç notanın ya da ton kümesinin uzatıldığı ve sürekli tekrarlandığı, minimal ve meditatif dark ambient'tir. drone bir tarzdan ziyade müzik yapısıdır. ambient parçalar kısmen veya tamamen drone olabilir fakat her drone müzik ambient değildir. (oöphoi, sinke dûs, troum)

space ambient: çoğu ambient müziğe göre tonaldir, melodi ve harmoni barındırabilir. karanlık synth'ler, bilim-kurgu ses efektleri, radyo yayınları ve uzay aracı sesleri gibi ögelere sahiptir. (sabled sun, phelios, alphaxone)

horror ambient/death ambient: psikolojik gerilim filmlerinin müzikteki karşılığıdır. ritual ambient ve neoclassical dark ambient'le iç içe olup mezarlıklar, perili evler, paranormal varlıklar, ölüm ve ölüm sonrasıyla ilgilenir. (mortaur, funerary call, atrium carceri)

neoclassical dark ambient: dark ambient'in gotik koludur. neoclassical darkwave'e göre daha atmosferiktir. melankolik piyano pasajları ve hüzün dolu synth'lere zaman zaman gregoryan ilahiler ve fısıltı vokaller eşlik eder. ölümün getirdiği hüzün ve/veya viktoryan devri hayaletleri (l'horrible passion, proscenium, caithness); geçmişe duyulan özlem (the caretaker, item caligo, nights amore) gibi konularla ilgilenir. melankolik ögeler taşıyan projelerin depressive ambient diye geçtiği de görülmüştür.

industrial dark ambient: endüstriyel müziğin sertliğinin sıyrılıp ürpertici melodilerle yer değiştirmiş halidir. neoklasik dark ambient'in daha soyut ve kasvetli formudur. (raison d'être, desiderii marginis, new risen throne)

martial ambient: dark ambient'in savaş davulları, marş sesleri, bombalama sesleri, sirenler ile dokunmuş hali. (kolhoosi 13, sophia, phragments)

clinical ambient: death industrial türü ile iç içedir, dinleyiciye şok etkisi vermeye çalışır. ölümün getirdiği hüzünden ziyade ölümün kendisini, akıl hastalıklarını, hastane ortamını, morgları konu alır. (circumliver, subklinik, prosektor)

isolationism: dinleyicilere âdeta kıyamet sonrası tek başına kalmış olma, ıssızlık hissini vermeyi amaçlar. (sleep research facility, cities last broadcast, thomas köner)

polar ambient: isolationism'in kış ve kar temasıyla ilgilenen versiyonudur. glacial movements isimli müzik şirketi bu tarz üzerine yoğunlaşmıştır.

cinematic ambient: film müziği olmaktan ziyade filmi kulaklarınız ile görmenizi amaçlar. cryo chamber şirketi bu tarzın öncülerindendir.

ritual ambient: diğer dark ambient tarzlarına göre en fazla akustik enstrüman ve vokal barındıran tarzdır. ritual ambient sanatçıları özellikle sol el yolu çalışmaları ve kaos maji olmak üzere okültizme odaklı olup eserleri sadece müzik olmaktan çok ardında ruhani bir amaç barındırır. aural hypnox, cyclic law ve malignant records bu tarzdaki sanatçıları bünyelerinde toplamış en kaliteli şirketlerdir. kimi sanatçılar canlı ritüel kayıtlarını albüm olarak yayınlarken (halo manash, aural holograms, arktau eos) kimi ise stüdyo ortamını tercih eder (aghast, hexentanz, lamia vox).

black ambient: orta veya düşük tempolu davul, monoton elektro gitar melodileri, scream vokallerin kullanıldığı dark ambient-black metal hibrididir. (moëvöt, enemite, aäkon këëtrëh)

ambient noise: hazır kaydedilmiş seslerden kolaj, bozuk veya manipüle edilmiş enstrümanlar, mekanik sesler gibi noise müziğin karakteristik özelliklerine sahip olup noise'e göre daha sakindir. (aube, bad sector, maja ratkje)

bubblegum industrial/warm noise: minimal synth, elektroakustik ve noise'in ambient ile harmanlanmasından oluşmuş; nostaljik ve melankolik ambiyanslı lo-fi kompozisyonlardır. janushoved ve posh isolation şirketleri bu tarzın öncülerindendir.

ambient

geleneksel müzikteki yapıdan uzak, genellikle ritim içermeyen, atmosfer oluşturmaya dayalı müzik türü. soyutluğundan ötürü kaliteli ambient parçalar üretmesi zordur. diğer müzik türlerindeki gibi başlangıç, bitiş ve aciliyet hissi uyandırmaz; o nedenle dinlerken zihninizde yolculuğa çıkmış gibi hisseder, zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız.

ayı sözlük yazarlarının unutulmaz pişmanlıkları

aile ve dershane hocalarının yönlendirmesine uyup yanlış bölüm seçmek. ailem para getirir gözüyle, dershane hocaları da dershanenin kalitesi yükselecek gözüyle bakıyordu. sonuç? senelerdir kendi mesleğimle uğraşmıyorum.

hoşlandığım çocuğu kendimi değersiz ve onun yanında yetersiz gördüğüm için başımdan savmıştım. buluşalım diye haftalarca konuştuktan sonra arkadaşımın kırık ayağının fotoğrafını kendi ayağımmış gibi gönderip sıvışmaya çalıştım. işe yaradı ama hala yaptığım salaklığı unutamıyorum.

erken yaşta spora başlamamak. özgüven eksikliğimin büyük kısmı buradan kaynaklıydı.

a kişisi hakkında b kişisiyle dedikodu yaparken yanlışlıkla mesajı a kişisine atmak. neyse ki lafı toparlamayı başardım ama mesajı gönderdiğim an başımdan kaynar sular boşalmıştı.

hani bazı arkadaşlıklar vardır ya, senin için zararlı olduğunu bilirsin ama yine de arkadaş kalmaya devam edersin. arkadaşlığı bitirerek doğru olanı yaptığımı düşünüyorum fakat yine de birlikte geçirilen onca vakit çöpe gittiği için pişmanım.

cinsel organa sıvı enjekte etmek

testis veya penis derisinin altına salin, glikoz, hyalüronik asit çözeltileri enjekte ederek cinsel organı büyütme işlemi. inflation ya da infusion diye geçer. bununla uğraşanlar penisi ve testislere büyük fakat normal görünüm vermekten ziyade sınırları ne kadar zorlayabilirim diye düşündükleri için tek seferlik bir prosedür değil, fetiştir. bdsm topluluğunda sıkça rastlanıyor, özellikle pumper'larda gördüğüm bir şey. salin, glikoz gibi maddeler vücut tarafından emildiği için uygulama kalıcı değildir ancak kalıcı olmasını isteyenler silikon enjekte eder. vücudun diğer bölgelerine (labia, göğüs, karın vs.) enjeksiyon yapanlar da mevcut. sınırların ne kadar zorlanabileceğini görmek isteyenler edgar guanipa'nın (big eddie) resimlerine bakabilir.

hem kaslı hem kıllı olmak

kıl-tüy düzgünce kısaltılmaz da kendi haline bırakılırsa vücut hatlarını kapatabilir ama bulktayken kıl harika durur. kıllı ve kaslı erkek buram buram testosteron kokan erkektir.

cock ring

penis halkası

kan akışını yavaşlattığı için aletin daha sert, geniş ve damarlı; testislerin daha dolgun görünmesini sağlar. bir kere kullanmaya başlayınca bırakması zor, hem seks hem de boşalma sırasındaki hazzı arttırır. gün içinde kullanınca bile verdiği his, özellikle metal olanların verdiği ağırlık hissi çok hoşuma gidiyor, üstelik görünümü de çok seksi.

türkiye'de dandik titreşimli modelleri dışında bulunmaz, onları da gereksiz yüksek fiyatlara satıyorlar zaten. ilk kez kullanacak olanlar aliexpress'ten ya da wish'ten bir kaç dolara silikon olanlarını bulabilirler.

ayı sözlük itiraf

ergenlik döneminde oldukça sorunlu, yalnız ve tek çocuk olmamdan ötürü bir sürü tarz değişikline gittim. sanıyorum ki çoğunun sebebi dışlanmış olduğumu bir şekilde insanlara göstermekti. liseye kadarki sagopa kajmer ve ceza dönemimde herşey kargo pantolon ve bol t-shirt'ten ibaret olmalıydı. lise 1. sınıfta metal müzikle tanıştım ve farklı inançlarla ilgilenmeye başladım. asi bir akmar pasajı metalcisi gibi giyiniyordum. yoldan geçenler ürkmezse o kıyafet, kıyafet değildi. lise 3. sınıfa doğru internetten sanal arkadaşlıklar kurdum; lisede hiç arkadaşım yoktu o nedenle bu insanlar âdeta yol göstericiymiş gibi geliyordu. saçlarımı uzattım, damalı pantolon ve vans giyiyordum. evet, güzide emo dönemim. saçlar tiftik tiftik yapılıp, tek göz kapatılıp, kamera tepede olacak şekilde fotoğraf çekilen dönem. netlog'da saatlerce takılıp anlaşılmaz bir türkçe ile konuşmaya çalışıyordum.

üniversiteye başlayınca bu saçmalıklarımın hepsi tarihe karıştı, ta ki 1. sınıf boyunca arkadaşlarımla birbirimizi sürekli fast food ile beslemekten skinny fat'e döndüğümü fark edene kadar. hiç sağlıklı olmayan bir şekilde kendimi zayıflatmaya çalıştım, oturduğumda göbeğim katlanırsa bile huzursuz oluyordum. vücut geliştirme yaptığımı düşünüyordum ama model vücuduyla kafayı bozmuştum. bu zayıflığa skinny pantolonlar, boğaza kadar iliklenmiş gömlekler yakışır düşüncesindeydim. eşcinsel olduğumu birkaç kişi hariç kimseye söyleyemediğim için renkli hipster kıyafetlerle inceden herkese ben eşcinselim demek istiyordum sanki. ayrıca zayıflığımdan hem rahatsız oluyor hem de hoşlanıyordum. çok garip bir his. kimse kollarımın inceliğini görmesin diye hep uzun kollu giyinirdim, yazın ortasında ne yapıyorsun böyle diye sorarlardı hatta. üniversite 2. sınıfta black metal dünyasına adım attım. hipster dönemim yavaş yavaş kaybolmaya, corpse paint ve ormanda çekilmiş yüksek kontrastlı siyah beyaz fotoğraflar dönemim hayat bulmaya başladı. depresif temalı underground gruplar için bir blog ve youtube kanalı açmıştım. youtube'tan bir sürü arkadaşlıklar edindim fakat hepsinin ortak bir özelliği vardı: ruhsal bozukluk. depresyon, intihar, kendine zarar vermek... sürekli böyle müzikle haşır neşir olmak sağlıklı insanların yapacağı bir şey değil çünkü. o dönem terapiye de gidiyordum, hayatım aşırı düzensiz bir haldeydi. son sınıfta dayanamayıp tüm hesaplarımı sildim; her bir arkadaşımla konuşup iletişimi kesmek istediğimi, sağlığımın kötüye gittiğini söyledim. o zamandan sonra uzun bir süre hiçbir şeyle uğraşmadım.

üniversiteden sonra zevklerimi çöpe atmadım, aksine daha fazlasını keşfetmeye bakıyorum. askerliğin de üzerimde çok etkisi oldu, karakterimin oturmasını sağladı. tarza gelirsek... doğru düzgün vücut geliştirmeye başladığımdan beri pek kıyafet giyesim yok.* kendimi iyi hissedersem ayda yılda bir cyberpunk ya da ninja goth tarzı giyinirim. nereden nereye atladın derseniz iris van herpen, yohji yamamoto, demo & tono gibi isimleri keşfetmemin etkisi oldukça büyük.

saçları kazıtmak

kellik görünmeye başlayınca saça nasıl şekil veririm de keli kapatırım diye düşünmek yerine yapılması gereken eylem. ayrıca vücut geliştirmeyle uğraşanlara oldukça yakışır. stresten saçlarımı elime almaya başlamıştım, askerlik öncesi üç numaraya vurunca üzülürüm diyordum ama tam tersi oldu. şimdi iki haftada bir 1 numaraya vuruyor ya da kazıyorum.

black metal

diğer metal türlerine nazaran çoğu zaman ardında bir ideoloji barındırır, köklere dönüş ve modern toplumun lekelenmiş olmasıyla ilgilenir. bir müzikten daha fazlasıdır.

ayı sözlük yazarlarının hobileri

resim. elime para geçtikçe farklı medyumlar denemeyi seviyorum ancak uzun zamandır elime kendimi şımartacak kadar para geçmedi.* ucuz akrilik boyalar ve seneler önce aldığım sulu boyaları kullanıyorum hala. ayrıca kolaj ve deneysel fotoğrafçılık (lens distortion, double exposure, scanography vs.) da oldukça zevkli. yeni yeni müzikle uğraşmaya başladım fakat henüz müzik diyebileceğim birşeyler üretemedim.

panda

gay lingosunda uzakdoğu kökenli olan bear'lara denir.

ilk eşcinsel deneyim

3 sene önce güney kore'ye ilk kez ayak bastığımda türkiye'de her daim yaşadığım o huzursuzluk ve misantropi toza toprağa karışmış olacak ki içim özgüven doldu. ikinci günümde hornet'ten bulduğum koreli bir çocukla oral seks için buluştuk. anal deneyim öncesi suları test etmek lazım tabii. hostelden aynı odada kaldığım 2 arkadaşımı sepetleyip kendisini davet ettim fakat gelmesine yakın duş alırken heyecandan boşaldım. ön sevişmeden, öpüşmeden hoşlanmayan biriydi; karşılıklı oral yapmayı da reddetti. benim işime geldi tabii, motorun ısınmasını* bekleyene kadar en az bir saat geçecekti. işimiz toplasan 10-15 dakika sürdü. ayrılırken neden boşalmadığımı sordu, salaklıkla karışık özgüven ile "senden hemen önce biriyle daha birlikteydim, o yüzden" diyerek cevap verdim. her aklıma geldiğinde kendi adıma utanıyorum.

asıl deneyimim bundan 2 gün sonra yarı japon yarı koreli biriyle oldu. 30 yaşında bir bear'dı. aynı zamanda da kıllıydı, uzakdoğulu erkeklerde çok rastlanan bir durum değil. kulüp çıkışında arkadaşlarımdan ayrıldım, motorsikletiyle beni almaya geldi ve seni sürpriz bir yere götüreceğim dedi. ben o esnada kendimi beyaz atlı prens tarafından kurtarılmış kıllı bir prenses olarak hissetmekteyim. uzun bir tepe çıkarak -eğer yanılmıyorsam- gyeongbokgung sarayı'na geldik. etraf motorsikletçi kaynıyordu. motorsikleti bırakıp sarayın bir parçası ya da tapınak olduğunu düşündüğüm binanın terasına çıktık. şehir manzarası gözlerimi kamaştırmış olmalıydı herhalde, nereye geldiğimiz konusunda söylediği hiçbirşeyi dinlememişim. biraz konuştuktan sonra öpüşmeye başladık, eller hareketlenmeye başlayınca terasın aşağısında kimsenin olmadığı bir köşeye geçtik. biraz blowjob, biraz da rimming sonrası kendimizi yere attık. çıkartığımız sesler yükselmeye başlayınca pantolonları çekip kendisinin hem işlettiği hem de içinde yaşadığı otele gelip odasına geçtik. motorsikletle geri dönerken arkadan sarılıp göğüs uçlarıyla oynuyor, boynunu öpüyordum. o kadar azmıştım ki kazaya sebebiyet versem kaşımız gözümüz dağılacaktı herhalde. neyse, birkaç birayla birlikte kucak kucağa uzanıp sohbet ettik. eski sevgilisinin türk olduğunu ve türklerden çok hoşlandığını anlattı. ardından 2 saatimiz sevişerek geçti. saat çok geç olduğu için geceyi birlikte geçirmemizi teklif etti ama panikleyip reddettim. bu kadar mükemmel bir gece bana fazlaydı, hele kendimi patates olarak gördüğüm için bu kadar ilgi beklemiyordum. fakat bunun üstüne beni motorsikletiyle hostele kadar bırakmak istediğini söyledi. reddetmeyip kabul ettim, hostelin önünde dudağına bir öpücük kondurarak vedalaştık.
  • /
  • 2
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 21

folsom sokak festivali

bdsm ve deri fetiş festivalidir. her sene san francisco ve berlin'de* düzenleniyor. herkes katılabilir ama genellikle ağırlık gay'lerden oluşur. gogo dansçıları, sokak ortasında bondage, fisting, cbt, kırbaçlama gösterileri, köşe başlarında işi pişirenler hatta grup seks yapanlar, pup play'le ilgilenenler için devasa bir köpek kafesi, olmazsa olmaz çıplak twister oyunu, içki, alkol ve sınırsız eğlencesiyle bilinir.

ilk eşcinsel deneyim

3 sene önce güney kore'ye ilk kez ayak bastığımda türkiye'de her daim yaşadığım o huzursuzluk ve misantropi toza toprağa karışmış olacak ki içim özgüven doldu. ikinci günümde hornet'ten bulduğum koreli bir çocukla oral seks için buluştuk. anal deneyim öncesi suları test etmek lazım tabii. hostelden aynı odada kaldığım 2 arkadaşımı sepetleyip kendisini davet ettim fakat gelmesine yakın duş alırken heyecandan boşaldım. ön sevişmeden, öpüşmeden hoşlanmayan biriydi; karşılıklı oral yapmayı da reddetti. benim işime geldi tabii, motorun ısınmasını* bekleyene kadar en az bir saat geçecekti. işimiz toplasan 10-15 dakika sürdü. ayrılırken neden boşalmadığımı sordu, salaklıkla karışık özgüven ile "senden hemen önce biriyle daha birlikteydim, o yüzden" diyerek cevap verdim. her aklıma geldiğinde kendi adıma utanıyorum.

asıl deneyimim bundan 2 gün sonra yarı japon yarı koreli biriyle oldu. 30 yaşında bir bear'dı. aynı zamanda da kıllıydı, uzakdoğulu erkeklerde çok rastlanan bir durum değil. kulüp çıkışında arkadaşlarımdan ayrıldım, motorsikletiyle beni almaya geldi ve seni sürpriz bir yere götüreceğim dedi. ben o esnada kendimi beyaz atlı prens tarafından kurtarılmış kıllı bir prenses olarak hissetmekteyim. uzun bir tepe çıkarak -eğer yanılmıyorsam- gyeongbokgung sarayı'na geldik. etraf motorsikletçi kaynıyordu. motorsikleti bırakıp sarayın bir parçası ya da tapınak olduğunu düşündüğüm binanın terasına çıktık. şehir manzarası gözlerimi kamaştırmış olmalıydı herhalde, nereye geldiğimiz konusunda söylediği hiçbirşeyi dinlememişim. biraz konuştuktan sonra öpüşmeye başladık, eller hareketlenmeye başlayınca terasın aşağısında kimsenin olmadığı bir köşeye geçtik. biraz blowjob, biraz da rimming sonrası kendimizi yere attık. çıkartığımız sesler yükselmeye başlayınca pantolonları çekip kendisinin hem işlettiği hem de içinde yaşadığı otele gelip odasına geçtik. motorsikletle geri dönerken arkadan sarılıp göğüs uçlarıyla oynuyor, boynunu öpüyordum. o kadar azmıştım ki kazaya sebebiyet versem kaşımız gözümüz dağılacaktı herhalde. neyse, birkaç birayla birlikte kucak kucağa uzanıp sohbet ettik. eski sevgilisinin türk olduğunu ve türklerden çok hoşlandığını anlattı. ardından 2 saatimiz sevişerek geçti. saat çok geç olduğu için geceyi birlikte geçirmemizi teklif etti ama panikleyip reddettim. bu kadar mükemmel bir gece bana fazlaydı, hele kendimi patates olarak gördüğüm için bu kadar ilgi beklemiyordum. fakat bunun üstüne beni motorsikletiyle hostele kadar bırakmak istediğini söyledi. reddetmeyip kabul ettim, hostelin önünde dudağına bir öpücük kondurarak vedalaştık.

panda

gay lingosunda uzakdoğu kökenli olan bear'lara denir.

ayı sözlük yazarlarının hobileri

resim. elime para geçtikçe farklı medyumlar denemeyi seviyorum ancak uzun zamandır elime kendimi şımartacak kadar para geçmedi.* ucuz akrilik boyalar ve seneler önce aldığım sulu boyaları kullanıyorum hala. ayrıca kolaj ve deneysel fotoğrafçılık (lens distortion, double exposure, scanography vs.) da oldukça zevkli. yeni yeni müzikle uğraşmaya başladım fakat henüz müzik diyebileceğim birşeyler üretemedim.

ayı sözlük itiraf

ergenlik döneminde oldukça sorunlu, yalnız ve tek çocuk olmamdan ötürü bir sürü tarz değişikline gittim. sanıyorum ki çoğunun sebebi dışlanmış olduğumu bir şekilde insanlara göstermekti. liseye kadarki sagopa kajmer ve ceza dönemimde herşey kargo pantolon ve bol t-shirt'ten ibaret olmalıydı. lise 1. sınıfta metal müzikle tanıştım ve farklı inançlarla ilgilenmeye başladım. asi bir akmar pasajı metalcisi gibi giyiniyordum. yoldan geçenler ürkmezse o kıyafet, kıyafet değildi. lise 3. sınıfa doğru internetten sanal arkadaşlıklar kurdum; lisede hiç arkadaşım yoktu o nedenle bu insanlar âdeta yol göstericiymiş gibi geliyordu. saçlarımı uzattım, damalı pantolon ve vans giyiyordum. evet, güzide emo dönemim. saçlar tiftik tiftik yapılıp, tek göz kapatılıp, kamera tepede olacak şekilde fotoğraf çekilen dönem. netlog'da saatlerce takılıp anlaşılmaz bir türkçe ile konuşmaya çalışıyordum.

üniversiteye başlayınca bu saçmalıklarımın hepsi tarihe karıştı, ta ki 1. sınıf boyunca arkadaşlarımla birbirimizi sürekli fast food ile beslemekten skinny fat'e döndüğümü fark edene kadar. hiç sağlıklı olmayan bir şekilde kendimi zayıflatmaya çalıştım, oturduğumda göbeğim katlanırsa bile huzursuz oluyordum. vücut geliştirme yaptığımı düşünüyordum ama model vücuduyla kafayı bozmuştum. bu zayıflığa skinny pantolonlar, boğaza kadar iliklenmiş gömlekler yakışır düşüncesindeydim. eşcinsel olduğumu birkaç kişi hariç kimseye söyleyemediğim için renkli hipster kıyafetlerle inceden herkese ben eşcinselim demek istiyordum sanki. ayrıca zayıflığımdan hem rahatsız oluyor hem de hoşlanıyordum. çok garip bir his. kimse kollarımın inceliğini görmesin diye hep uzun kollu giyinirdim, yazın ortasında ne yapıyorsun böyle diye sorarlardı hatta. üniversite 2. sınıfta black metal dünyasına adım attım. hipster dönemim yavaş yavaş kaybolmaya, corpse paint ve ormanda çekilmiş yüksek kontrastlı siyah beyaz fotoğraflar dönemim hayat bulmaya başladı. depresif temalı underground gruplar için bir blog ve youtube kanalı açmıştım. youtube'tan bir sürü arkadaşlıklar edindim fakat hepsinin ortak bir özelliği vardı: ruhsal bozukluk. depresyon, intihar, kendine zarar vermek... sürekli böyle müzikle haşır neşir olmak sağlıklı insanların yapacağı bir şey değil çünkü. o dönem terapiye de gidiyordum, hayatım aşırı düzensiz bir haldeydi. son sınıfta dayanamayıp tüm hesaplarımı sildim; her bir arkadaşımla konuşup iletişimi kesmek istediğimi, sağlığımın kötüye gittiğini söyledim. o zamandan sonra uzun bir süre hiçbir şeyle uğraşmadım.

üniversiteden sonra zevklerimi çöpe atmadım, aksine daha fazlasını keşfetmeye bakıyorum. askerliğin de üzerimde çok etkisi oldu, karakterimin oturmasını sağladı. tarza gelirsek... doğru düzgün vücut geliştirmeye başladığımdan beri pek kıyafet giyesim yok.* kendimi iyi hissedersem ayda yılda bir cyberpunk ya da ninja goth tarzı giyinirim. nereden nereye atladın derseniz iris van herpen, yohji yamamoto, demo & tono gibi isimleri keşfetmemin etkisi oldukça büyük.

müslüman gay

din ile inanç arasındaki farkı anlamayan cacıktır. dinde kural vardır, senden bariz şekilde nefret eden bir dinin kurallarını kendine göre yorumlamaya kalkamazsın. eğer değiştirirsen islamın parçası değilsindir zaten. birşeylere inanma ihtiyacı duyuyorsan neden gidip de ibrahimi dinlere yöneliyorsun?

(bkz:oksimoron)

ilk eşcinsel deneyim

3 sene önce güney kore'ye ilk kez ayak bastığımda türkiye'de her daim yaşadığım o huzursuzluk ve misantropi toza toprağa karışmış olacak ki içim özgüven doldu. ikinci günümde hornet'ten bulduğum koreli bir çocukla oral seks için buluştuk. anal deneyim öncesi suları test etmek lazım tabii. hostelden aynı odada kaldığım 2 arkadaşımı sepetleyip kendisini davet ettim fakat gelmesine yakın duş alırken heyecandan boşaldım. ön sevişmeden, öpüşmeden hoşlanmayan biriydi; karşılıklı oral yapmayı da reddetti. benim işime geldi tabii, motorun ısınmasını* bekleyene kadar en az bir saat geçecekti. işimiz toplasan 10-15 dakika sürdü. ayrılırken neden boşalmadığımı sordu, salaklıkla karışık özgüven ile "senden hemen önce biriyle daha birlikteydim, o yüzden" diyerek cevap verdim. her aklıma geldiğinde kendi adıma utanıyorum.

asıl deneyimim bundan 2 gün sonra yarı japon yarı koreli biriyle oldu. 30 yaşında bir bear'dı. aynı zamanda da kıllıydı, uzakdoğulu erkeklerde çok rastlanan bir durum değil. kulüp çıkışında arkadaşlarımdan ayrıldım, motorsikletiyle beni almaya geldi ve seni sürpriz bir yere götüreceğim dedi. ben o esnada kendimi beyaz atlı prens tarafından kurtarılmış kıllı bir prenses olarak hissetmekteyim. uzun bir tepe çıkarak -eğer yanılmıyorsam- gyeongbokgung sarayı'na geldik. etraf motorsikletçi kaynıyordu. motorsikleti bırakıp sarayın bir parçası ya da tapınak olduğunu düşündüğüm binanın terasına çıktık. şehir manzarası gözlerimi kamaştırmış olmalıydı herhalde, nereye geldiğimiz konusunda söylediği hiçbirşeyi dinlememişim. biraz konuştuktan sonra öpüşmeye başladık, eller hareketlenmeye başlayınca terasın aşağısında kimsenin olmadığı bir köşeye geçtik. biraz blowjob, biraz da rimming sonrası kendimizi yere attık. çıkartığımız sesler yükselmeye başlayınca pantolonları çekip kendisinin hem işlettiği hem de içinde yaşadığı otele gelip odasına geçtik. motorsikletle geri dönerken arkadan sarılıp göğüs uçlarıyla oynuyor, boynunu öpüyordum. o kadar azmıştım ki kazaya sebebiyet versem kaşımız gözümüz dağılacaktı herhalde. neyse, birkaç birayla birlikte kucak kucağa uzanıp sohbet ettik. eski sevgilisinin türk olduğunu ve türklerden çok hoşlandığını anlattı. ardından 2 saatimiz sevişerek geçti. saat çok geç olduğu için geceyi birlikte geçirmemizi teklif etti ama panikleyip reddettim. bu kadar mükemmel bir gece bana fazlaydı, hele kendimi patates olarak gördüğüm için bu kadar ilgi beklemiyordum. fakat bunun üstüne beni motorsikletiyle hostele kadar bırakmak istediğini söyledi. reddetmeyip kabul ettim, hostelin önünde dudağına bir öpücük kondurarak vedalaştık.

cock ring

ambient

geleneksel müzikteki yapıdan uzak, genellikle ritim içermeyen, atmosfer oluşturmaya dayalı müzik türü. soyutluğundan ötürü kaliteli ambient parçalar üretmesi zordur. diğer müzik türlerindeki gibi başlangıç, bitiş ve aciliyet hissi uyandırmaz; o nedenle dinlerken zihninizde yolculuğa çıkmış gibi hisseder, zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız.
Henüz takip ettiği biri yok.