ağlatan filmler

henüz hiç bi film bu mertebeye erişemedi. ancak mimikleri değiştirenler oldu,gırlakta lokma kalmış etkisi yapanda oldu ama
genellikle babaya odaklanan, babanın fedakarlıklarının ön planda olduğu filmlerdir.
hayat güzeldir*
fazla ağlayan biri değilimdir ama konu disney animasyonu olunca brezilya dizisi izlermişcesine zırıl zırıl ağlıyorum nedense. disney prenslerine aşık olma konusu da var tabiki.
(bkz: frozen)
(bkz: tangled)
(bkz: beauty and the beast)
rahmetli robin williams ın tüm filmleri böyledir!
hem güldüren hem de ağlatan senaryoları vardı hepsinin... robin'in kendi yaşamı gibi...

ilk aklıma gelenler şunlar:

(bkz: ölü ozanlar derneği)
(bkz: mrs. doubtfire)
(bkz: the birdcage) (bizim kimliği anlatan bir filmdir. izlemeyenlerin izlemesini öneririm)
(bkz: patch adams)
(bkz: hook) (peter pan)
(bkz: good will hunting)
ayşecik ile ömercik. ciddi ciddi oturup her izleyişimde ağlıyorum o anneyi uzaktan izleme sahnesinde..
pek ağlamak gibi bir yetim yoktur ama alakasızca factory girl'de gözlerim dolmuştu, bir anda dostum dediklerinin diğer gün seni tanımaması... bundan daha ötesi, i am sam. sean penn o kadar başarılı ki, kızından ayrıldığı o sahne.

ama en iyisi, bende bile çeşmeleri açan the normal heart. öyle böyle değil, çok iyi.
mary&max. çikolata kokulu arkadaşlıklar ağlatmaz mı insanı?..
(bkz: weekend)
--- spoiler ---

yatakta babasına açılıyor gibi yaptıkları sahnede baya ağlamıştım.
glen: do you ever think about finding your parents?
russell: no, not really.
glen: why not?
russell: i don't really see the point. you know, i don't think it would change anything.
glen: why don't i pretend to be your dad and you can come out to me?
russell: [laughs] that is so weird.
glen: just ignore the fact we just had sex.
russell: i don't think i can. guess i'll try. ok.
[looks glen in the eye]
russell: dad? i got something i need to tell you.
glen: [pretending to be russell's dad] what's that?
russell: i'm gay.
glen: [pretends to think] hmm.
russell: i like guys, not girls.
glen: [breathes out slowly] well. you know what, son. it doesn't matter to me. i love you just the same. and guess what?
russell: what?
glen: i couldn't be more proud of you than if you were the first man on the moon.

--- spoiler ---

love actually'de ise amaçsızca ağlamıştım. çok kötü bir dönemime denk geldi herhalde bilmiyorum. sevgililer gününde açtım izledim. bittiğinde banyoya saklanıp hönküre hönküre ağlıyordum.
tamam, aslında nerdeyse her sundance filminde ağlıyorum.
yok bi düşününce tekrar ben her filmde ağlıyorum.
çok düşündüm yazsam mı yazmasam mı diye, olsun! animasyon da olsa insan duygulanıyor.

(bkz: mary and max)

çok düşündüm yazsam mı yazmasam mı diye, olsun! animasyon da olsa insan duygulanıyor.

(bkz: mary and max)

hiç ağlayamam konu sinema yada müzik olunca ama beni ağlatmayı başarmış ve her seferinde ağlatan tek film var o da (bkz: hachi a dog's tale)
beni ciddi biçimde duygulandırmış ilk ve tek bilim kurgu filmidir: artificial intelligence/ yapay zeka.
çünkü, bir robot olan david, son derece insani bir duyguya sahip olduğunu göstermiştir finalde: anne sevgisi!
mahsun kırmızıgül'den hiç hazzetmesem de güneşi gördüm'de iyi ağlatmıştır. özellikle de 'ölünce allahın karşısına çıkacağım ona tek bir şey soracağım beni neden kadın yaratmadın...' repliği geçen sahne fenalar fenası
ya * siz nasıl film izlerken ağlıyosunuz arkadaşlar ya? anormalmiyim ben şimdi ama dürüst olayım bi filmde de ağlamadım.
(bkz: anlayamazsınız )
  • /
  • 2