kibritçi kız

çocukluğumzun acıklı masallarından. noel gecesi kibrit satmaya devam eden küçük kızın hayallere dalıp, karlı ve soğuk havada ölümünü anlatır.
aç karnı ve yorgun bedeni uykuya dalar, soğuk hava etkilemez onu artık, ölen ninesini görür ve ona elini uzatır. bu dünyadan gidişini hayal dünyasının en güzel efektleriyle anlatsalarda, ölüm üzer elbette. özellikle genç bedeninin yokluğa ve fakirliğe yenik düşüşü içler acısıdır.
çelik'in muhteşem yorumladığı bir şarkısı... (dilediğimde içesim geliyor)

bi kibrit çak kalbimi yak
söndür at yere ez geç beni
bi nefes çek üfür ruhuma
can ver bana yaşat beni
her nefeste derin derin
bir öldür bir dirilt güldür beni
tam şu anda tam önünde
ölürüm inan emret yeter
tam şu anda tam önünde
ölürüm inan emret yeter
duman altında kaldım
göz gözü görmüyor
kalp gözü ver allahım
can buna dayanmıyor
duman altında kaldım
göz gözü görmüyor
kalp gözü ver allahım
can buna dayanmıyor
ben kibritçi kız değilim ki

aşk ateşi sönünce çağır beni
bi kibrit çak kalbimi yak
söndür at yere ez geç beni
sen istersen her şey biter
her şeyi boş ver sen gel yeter
ismin yeter cismin yeter
seslen yeter emret yeter
tam şu anda tam önünde
ölürüm inan emret yeter
tam şu anda tam önünde
ölürüm inan emret yeter
duman altında kaldım
göz gözü görmüyor
kalp gözü ver allahım
can buna dayanmıyor
duman altında kaldım
göz gözü görmüyor
kalp gözü ver allahım
can buna dayanmıyor
hangi akla hizmet çocuklara okutulur anlam veremediğim hikaye.
beni salya sümük ağlatan sözde çocuk kitabı.
kibritçi kızla coşkun abi'nin münasebeti olursa neler başına gelebilirdi sorusunun cevabı
zamanında komedi dükkanı'nda görsel olarak sunulmuştu.

merak edip izlemek isteyenler için :
hans christian andersen kaleminden çıkmıştır, zaten böyle hüzünlü hikayeler yazar kendisi.
hayat fenadır, berbattır! ve bu masal bir çocuk hikayesinden ziyade hayata yakılan ağıttır. ne yazıkki kibritçi kızlar şu an bile istanbul sokaklarında donuyor... belli yaş altı çocuklara okutulması sakıncalı olabilir.

(bkz: kurşun asker )
bulustular,
zifiri karanlikta
goz gozu gormuyordu
adamda uc kibrit vardi
birini yakti
kadinin guzel gozlerini gordu
ikincisini yakti
o guzel gulusunu
ucuncusunu yakarken duraksadi
son kibritti
kendini yakti
her taraf aydinlandi
kadini gordu
gulumsedi
kadin korktu
yanik kokmustu
adam eriyordu
once kustu
sonra kacti
adam yandi
bitti
kul oldu..

okuduğum ilk kitaptı. pek iyi bir başlangıç yapmadığımı söyleyebilirim.
cocuklugumun soguk geceleri rumuzunu ne zaman görsem aklıma gelen hikaye.
çocukken hüngür hüngür ağlayarak okuduğum hikaye. nasıl da derinden etkilenmişim hala hatırlıyorum o hissi.
genelde sonu değiştirilen masallara alışığızdır ama kibritçi kızın sonu değişmemiştir. sonunda ölür kibritçi küçük kız. bu nedenle yıllardır içimizi acıtan bi anı olarak kalmaya devam eder. aynı sansürsüzlüğe küçük deniz kızı da uğramıştır. dikkat edin, eğer kızın adı sirenettaysa sonda ölüyor. zaten sirenlerin en önemli özellikleri sesleri değil midir? seslerini kaybedince nasıl yaşarlar ki sirenler...? ama kızın adı arielse yaşıyor ve prensle evleniyor. dandik mutlu son. sirenettacığın talihsiz sonu gibi yıllarca akıllarda yaşamıyor. sadece sirenetta değil, bütün ailesi nasibini aldı sirenettanın prense duyduğu aşktan. bu iki masal, aşkımemnu gibi damakta acı bir tat bırakıp yıllarca silinmiyor külkedisi gibi, pamuk prenses gibi, uyuyan güzel gibi. mutsuz son daima kalıcı oluyor, bize de masalların gerçek sonlarını araştırıp iyice bilgilenmek düşüyor.