büyümek sorumlulukları da beraberinde getiriyor. çocukken biraz ders çalış onun dışında kudur kudurabildiğin tadında geçen hayat şaka haline geliyor. okul iyi bir üniversiteye dönüşüveriyor. ergenlik denen korkunç dönem ise cabası bunun. hem malum sınavlara hazırlan hem de sivilcelerle inmeyen sikle uğraş. yorucu tabi. insanın kan akımı mütemadiyen bir yere yönelmişken çalışmak ta zor oluyordu tabi. ya sonra. basit bir harçlıkla idare edilen para durumu, üniversitede geçim derdine dönüveriyor. ya sonra. iş bul, çalış para kazan. ev idare et. olmadı evlen. çile gibi bir hayat. anamın sıcak koynuna koysam kafamı da unutsam. bir o kalır ya..
dedesi pasif olan birinin,birgün eve girdiğinde karşılaştığı manzara,,dedesinin makyajlı,yarı çıplak,pembe jartiyer giymiş üzerine kürk atmış haliyle gördükten sonra kendine enteresan sitelerde aldığı nick!
hep banu alkan karakteri afrodit olarak kladı akıllarda..bunun eşcinsel versiyonuda,, ahu balkan..(arkadaşın dedesi)
sürekli direnmekten çok sıkıldım artık. ben bütün iyi-kötü emek verip 4 dersten 3ünü veriyorum ama okul sistemini değiştiriyor, okulum zaten yarım dönem uzamış, yok 1 ay ile kaçırıp hala gelip gelmediği tam oturmamış avukatlık sınavına girebilitem oluyor, normalde rahat mezun olabilecekken az daha mezuniyeti de kaçırıyordum, sıyırdı geçti yine. hani ben burada ne kadar önümdeki engelleri birer birer azaltmaya çalışssam da karşıma üçer beşer geliyor, ne bileyim insanın artık buna takati kalmiyor bazen ya. sonra çevremdeki, psikopat, sıyırmış insanlara bakıyorum: onlar bile okulu bitirmiş, hatta sevgili yapmış, işinde gücünde. bütün bü manyaklıklarına rağmen. ne bileyim ya, içine ettiğimin iyi bir insanıyım bunu hak etmiyorum. hadi kilolardı, yalnızlıktı bunları bir nebze geçtim ama insan neye el atsa babayı alınca artık gerçekten usanıyor. o zaman neden iyi bir insan oluyorum, nerede bunun sonucu/ödülü ? hala zamanı gelmediyse gelmeli artık, ben beklemekten çok sıkıldım. gelmeyecekse bende ipimi koparayım bizans oyunları çevireyim, dramalar yaratayım ne bileyim iyi olmanın anlamı nedir o zaman? tamam aç değilim açıkta değilim, elim kolum yerinde, yani buna müteşekkir olmamak değil demek istediğim. onun da ilerisinde bi şey.
belki gay olmaktan, belki kırmızı kafamla ve ailemde kimseye benzemememle hep farklı olduğumu düşündüm, bu zamana kadar da hep ona dayandım. yani bu farklılığın kötü bir farklılık değil, bana özgün, orijinal bir şey olduğunu düşündüm. insanlar ilkokul 2den beri arkamdan konuştu, 22 yaşına geldim hala konuşuyorlar. milletin ağzı torba değil, herkes siz ne yaparsanız yapın istediğini konuşur o yüzden en azından hakkınızda konuşulacak, konuşmaya değer bir şeyler verme düşüncesinde oldum. kendimi farklılıklarımla sevdim çünkü onlar beni ben yapanlardı, sivriliklerimdi. ama son zamanlarda törpülendiğimi, köşelerimi kaybettiğimi hissediyorum. belki çok yüzeysel-narsist gelicek ama bu sebeple hep tanrının benim için bir planı olduğunu hissettim. bu belki milyonlarca filmin dayattıkları belki ne bileyim başka bi şeyden ama hani kendinizi özel hissedersiniz ya, tam olarak o işte. bu özgünlüğümle bu hayatta bir iz bırakacağımı düşünürdüm çocukken. ne bileyim belki gidip bir şey icat edip yenilikleri getirecektim belki de birçok insanın hayatında iz bırakacak biri olacak, bi şeyler yapacaktım. asla o klişeleşmiş, otomatiğe bağlamış sıradan insanlardan olmadığımı/olmayacağımı söylerdim kendi kendime. ama bu son zamanlarda kendimi zımparalanmış, bastırılmış ve yenik düşmüş hissediyorum. hani artık hayatın gerçekliği, adil olmadığı, bazen ne yaparsan yap o kısır döngüye kısılıp kaldığı gerçeği yüzüme çarpıyor ve gerçekten hoşuma gitmiyor. kendimi hiçbiri gibi hissediyorum. sanki bu dünyaya gelmiş, denk gelmiş geçiyor ve gidiyor gibi.
giriş:
domates, amerika kıtası kökenli bir meyvedir.
gelişme:
sebze olduğu sanılsa da, bilimsel olarak bir
meyvedir
domates.
sonuç:
1900 başlarına dek, zehirli olduğu düşünüldüğünden yenmemiştir. avrupa'ya ilk getirildiğinde,
aristokratlar,
zenginler
saksılarda
süs bitkisi niyetine yetiştirmişlerdir. amerika'dan avrupa'ya ilk getirilen türü sarı renkte olduğundan, italya'da altın elma olarak adlandırılmış; akabinde, kırmızı renkteki domates türleri keşfedilip de avrupa'ya bunlar da gelince yeni adı
aşk elması olarak değişmiştir.