fransız sineması

ellerinde tarihle dolu konular olmasina ragmen; incir cekirdeginden konular yapar.
"bizler soğuk insanlarız, filmlerimiz de soğuk ve durağandır." diye avaz avar bağıran sinema sektörü, yani bana göre.

bir amelie ve jeux d'enfants gibi sımsıcak capcanlı filmleri olduğu gibi sex is comedy gibi uç, çıldırtan filmleri de vardır.
bir çok insan sıkıcı bulsa da dev bir ahtapot gibi tüm dünyayı sarmış olan amerikan sinema endüstrisine kafa tutabilecek tek sinemadır. üstelik bunu, dev bütçeli amerikan filmlerinden farklı olarak, düşük bütçeli filmler yaparak becerir.
sinemanın doguşundaki katkıları bir yana, fransız sineması içinde başlı başına bir ekol olan "yeni dalga" akımı, sadece fransız sinemasını değil, italya'dan isveç'e tüm avrupa, hatta dünya sinemasını da derinden etkilemiştir.
fransız sinemasını jean-luc goddard, françois traffaut ile ve onların hakikaten ağır ilerleyen filmleriyle sınırlamak haksizlik olur.
son dönemde luc besson, tony gatlif gibi holywood yapımlarıyla basedebilecek işlere imza atan yönetmenler de çıkarmıştır.
ayrica kieslowski gibi polonya sineması, costa gavras gibi yunan sineması içinde degerlendirilen yönetmenler, fransız sinemasından beslenerek devleşmiş yönetmenlerdir.
efsane yönetmenlerin yaninda, jean paul belmondo, alain delon, gerard depardieue, simone signoret, catherine deneuve, brigitte bardot, juliette binoche gibi dev oyuncular da yetiştirmiştir bu beğenmediğimiz "sıkıcı" sinema.
delicatessen, tenue de soirée, cage au folle gibi kült filmler, j'ai tue ma mere,
la haine, le fabuleux destine d'amelie poulain, intouchable, jeux d'enfant gibi son dönem filmler bu sinemanın aklıma ilk gelen harikaları.
fransız sinemasına hızlı giriş:

- kieslowski'nin 3 renk üçlemesini izle. bunu sorarlar. tabi canım hı hı dersin.

- gérard depardieu filan demeyi unutma. hatta şu cyrano de bergerac filmindeki tiradına giriş yap 'istemem eksik olsun' de bırak orada. şaşırsınlar.

- belmondo. gençliğinde ne yakışıklıydı filan de. polisiye filmleri de fena değil ama ne bileyim dersin burun kıvırırsın.

- yeni dalga sineması diyebilirler sadece kafa salla. çok girme oralara. jean-luc godard, françois truffaut. hep bunlarda kafa sallıyoruz. tabi tabi.

bonus: serseri aşıklar filmine ben de bayılmıştım. filan filan. yine etrafında dolanmacalar.
italyan yeni gerçekçilik akımı yanında aşırı burjuvazi gelse de sanatsal dokunuşlar ile orgazmik yapıtlar sunar..
üstteki yazar ağzının tadını biliyor. bence bir şeyler sıkacaksanız ona da sorabilirsiniz.