şeker portakalı

brezilyalı yazar josé mauro de vasconcelos'un 1968 tarihli romanı.
yoksulluğun acısını masal tadında anlatan bir kitap...

fakir ve kalabalık bir ailenin en küçük oğlu zeze adlı çocuğun yaşadıkları dramatize edilmiş.

-----spoiler-----

zeze’nin hiç kimsenin çiçek getirmediği öğretmeni için bir bahçeden gizlice çiçek toplaması ve erkenden gelip öğretmeninin masasına bırakması,
babasını üzdüğünü düşündüğü için ayakkabı boyacılığı yaparak babasına en sevdiği sigarayı alacak kadar para biriktirmesi,
ayağının kırık cam parçasıyla kesildiğini , ailesinin kızacağından korktuğu için çektiği acıya rağmen saklaması sizleri okurken hüzünlendirebilir. şahsen beni hüzünlendirmişti.

----spoiler-----

(bkz: küçük prens )
(bkz: çocuk kalbi )
(bkz: sözlük yazarlarının hiç bitmesin istediği kitaplar )
ilk kitap okumaya başladğım da * ilk çocuk romanım. sonunda ne ağlamıştım zeze'ye o da ayrı tabi.
güneşi uyandıralım ve delifişek diye devam eden serinin ilk kitabıdır. annem kendisi için kitap alırken yanındaki dobişkoyu göstererek * çocuk için ne alabiliriz demişti. john steinbeck'in inci'sini ve şeker portakalanı almıştı bana. hüzünlendim lan
doktor nevhiz ışıl ilköğretim okulu'nda görev yapan türkçe öğretmenine soruşturma açılmasına sebep olan kitaptır.bırakın bari çocukluk anılarımız kirlenmesin!
an itibariyle müstehcen bulunduğu için sansürlenmesi gündemde olan çocuk kitabı... hayır o fakirlikten nasıl bir müstehcenlik çıkardınız pes vallahi, sapık beyinlerin işi bu!
aşık olduğum kişinin bana neden bu kitabı hediye ettiğini anlayamamıştım. hayatımın çok önemli bir zamanında 2004'de dönüşüm geçirmemi sağlayan portuga'ya selam olsun!
kahramanı zeze, bana zamanında dostluk etmiştir. herkesten daha çok yakın durmuştur. kulağını sırtıma koymuştur. dinlemiştir hırıltılarımı.
bu kitap benim hayatımda okuduğum en iyi kitaplardan biridir .

facebookta bir haber duydum şaşırdım *

devlete göre 13 yaşında çocuğun şeker portakalı okuması sakıncalı, çünkü müstehcen (?)


el ele acele etmeden sokakta yürüyorduk. totoca bana hayatı öğretiyordu. ben de, ağabeyim elimden tuttuğu ve bana bir takım şeyleri öğrettiği için durumumdan hoşnuttum. nesneleri bana evin dışında öğretiyordu. çünkü ben evde keşiflerimi tek başıma yaparak kendi kendimi eğitirken; yalnız olduğum için yanılıyordum. yanılınca da eninde sonunda hep dayak yiyordum. önceleri kimse beni dövmezdi. ama sonra her şeyi öğrendiler ve zamanlarını, benim bir şeytan, bir baş belası, lanet olasıca bir sokak kedisi olduğumu söyleyerek geçirmeye koyuldular. buna aldırdığım yoktu. sokakta olmasan şarkı bile söylemeye başlardım.(s.11)
küçük prens...sen hiç kaybolmadın...hiç...hatırlıyor musun saklambaç oynadığımız zamanları...sen saklanırsın sanırdın oysa bilirdin seni orada bulacağımı... ne güzeldi dimi körebe oynadığımız zamanlar... hani sen güvenle bana verirdin gözlerini, ben de gözlerin olurdum... hiç bitmeyen bir şarkımız vardı ki hala dillerde... tamam tamam herşeyimizi anlatmayacağım...
geçenlerde zeze'yle buluştuk...zeze'yi bir başka arkadaşımla tanıştırdım...mutlu oldular...ben ağladım...portuga'dan bahsettik...portuga ölmüş deyince arkadaş, boğazıma dostlar ölür mü düğümlendi... biraz salıncakta sallandık güneşe bakan parkta sahilde...bir küçük prens, bir sen, bir ben derken bir de portuga için sallandım rüzgarı içime içime soluyarak...
okuduğum ilk adam akıllı kitaptır. ileride çocuğum olursa onun da ilk okuduğu kitaplardan olmasını sağlayacağım, okunduktan sonra uzun süre etkisi geçmeyen şahane kitap.
okudum . ama çok oldu hiç bir satır dahi hatırlamıyorum. bulursam yeniden okuyacağım. çoktandır aklımda zaten.
çocukluğumu hatırlatan en önemli şeylerden biridir şeker portakalı! çoğu yerinde ağlamış, çocuk aklımla yoksulluğun ve kaybetmenin anlamını ilk o romanla algılamıştım. şimdinin kodamanları sakıncalı ve ahlaksız bulmuşlar romanı. zaten bence tüm çocuklar namaz hocası okusun. ya da boşverin, hiçbirşey okumasınlar! keşke çocukluğumuza tecavüz etmeseydiniz. keşke...
küçüklüğümün en hatırlanabilir anısı bu kitabı bitirdikten sonra ağladığımdı ve çok sevmiştim zezeyi. olgun bir bireyin yüreği vardı o çocukta. kendi küçük aklı büyüktü. acıyı ilk duyumsadığında hangimiz onun tepsini verebilirdik.* bu kitabı "müstehcen","zararlı","olumsuz" bulanlar ne kadar büyükler? mamafih, şeker portakalı "müstehcen" ise portakalı soydum "porno"dur o vakit!

"...şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum.ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu.acı insanın yüreğini paralayan, sırrını kimseye anlatmadan birlikte ölmesi gereken şeydi.kollarda, kafada en ufak güç bırakmayan yastıkta kafayı bir yandan öbürüne çevirme cesaretini bile yok eden şeydi."
son haberlerden sonra internet üzerinden siparişi ciddi artış göstermiş kitap .
bunu yasaklayan zihniyet şunu hala çocuklara okutmakta beis görmüyor:

(bkz: beyaz lale)
iki kez okuduğum nadir kitaplardan biri.
yıllar sonra, ağzımın burnumun birbirine karışmasını sağlayan kısacık bir bölümüne internette rastlamak beni tekrar hüzünlendirmişti.
bu da o bölüm işte:

"şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum.
ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu.
acı, insanın yüreğini paralayan ve sırrını kimseye anlatmadan birlikte ölmesi gereken şeydi.
kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbürüne çevirme cesaretini bile yok eden şeydi."




her okuduğumda beni hüngür hüngür ağlatan, güzel ötesi, her çocuğun mutlaka okuması gerektiğine inandığım kitaptır. son okuyuşumda uçaktaydım, uzun bir yolculuk olduğu için uçaktayken bitirdim, yanımda oturan kadın bir noktada bana acıyıp peçete ve su ikram etti, beni o hale getirebiliyor kendisi.
üç kere okuduğum, ve diğer yazarlar gibi her seferinde salya sümük ağladığım jose mauro de vasconcelos romanı.
ilk okuduğumdan beri portuga'ya gizli bir aşk içindeyim. hatta zeze'nin de sanki içten içe bi ilgisi var gibi gelmiştir bana hep. her okuyuşumda da bu yüzden çok ağlıyorum sanıyorum. bir ali ile ramazan ya da efendime söyliyeyim bir zenne de aynı etkiyi göstermişti.
yüz temel eser arasından çıkarılması kararını isabetli bulduğum roman türünde yazılmış edebi eserdir. zira son derece trajik olayların yaşandığı bu kitabi minicik tertemiz beyinler erkenden okumamalıdır.

(bkz: hayat güzel bir yer)

brezilyalı yazar jose mauro (mario değil) de vasconcelos tarafından kaleme alınmıştır. kendi çocukluğunu yazmıştır. (jose & zeze) portekizli bir baba ve kızılderili bir annenin oğludur, oldukça yoksuldur. kızılderili olması ezilen bir sınıfa dahil etmiştir onu.

can yayıncılık geçen sene çok güzel bir baskısını çıkardı. gerçi askerdeyken elimde romanı gören bir komutan o ne yemek kitabımı diye sormuştu. ama bilmeyebilir tabii.

romanın devamı da güneşi uyandıralım ve delifişek romanları ile gelir. ben tavsiye ederim. hayat güzel bir yer mi değil mi buna insanların kendileri karar verir. güzel bakanların ki güzel olur. iste bu kitap da bunu sağlama potansiyeline sahip. hayattan istifade edelim. çok güzel romanlar var.