japonyada çok modaymış bu cafeler. çok kıskandım resimleri görünce. neyim eksik ben de kızlarımı alıp böyle bir cafede sosyalleşsem. darısı ankaranın başına. amin.
malesef ki çok konuşurlar yalnız insanlar. dillenmek isterler haklı olarak. veya sözlüğe uyarlarsak yazarlar yalnız insanlar. ama anlamlı , ama anlamsız. dile gelmektir esas olan.. dile.. gel..ek
kutsaldır bunlar. çok gevezelerdir. sanılanın aksine soğuk değil , mesafelilerdir insanlara karşı. mesela benim kız evime gelen misafirlerimize eğer ilk defa görüyorsa hiç pas vermez , koklar ve totosunu döner gider. misafirler gittikleri zaman da başlarız dedikodularını yapmaya. sahiplerine inanılmaz bağlıdırlar. bir gün eve gelmediniz mi ? allah korusun sizi çenesinden. yabancı cisimleri yeme alışkanlıkları pek fazladır. coğunun ölümü bundan kaynaklı oluyormuş. başka kedilerle anlaşamaz diyorlar ama bizimkisi tekir ablasını çok iyi tolere edebiliyor. umarım herkesin bir dönem yolu siyam kedisiyle kesişir , o zaman daha iyi anlarsınız sanırım demeye çalıştıklarımı. saygılar.
doğuş çayın bir çeşitidir efenim öncelikle. yaklaşık bir yıl önce bir arkadaşımın , chai tea latteye olan düşkünlüğümden , tavsiyesi üzerine tüketmeye başladım ve bağımlısı oldum. hele ki soya sütüyle pek lezzetli oluyor. aynı zamanda şu an sizin yerinize tükettiğimdir.
nedense bana türevlerine göre daha saygılı gelmiştir gaydar. yada ben geçmişte yaşayan biri olduğumdan ilk sevgiliyle burada tanıştığımdan böyle düşünmekteyim. geçen bir girdim epey değişmiş .
hepsi hepsi hayat nasıl olsa diye muazzam şarkıya sahiplerdir efenim. her gece yatmadan önce , her sabah aç karnına bir ölçek dinleyiniz , dinlettiriniz.
hamurişini seven biri olarak tarifime başlamak isterim efenim. hamurunda bol bol sempatiklik , konuşkanlık , mış gibi yapmamacılık.. hamur şekillenirken de emeğimizi koyalım ortaya bol bol. fırına vermeden önce de üzerine bir tutam kıl , az biraz yağ koyduk muydu tadından yenmez walla.
sevdim ben bunu..
ps : bir de dazlak olsa ?
güne nasıl kalktığıyla alakalı ... eğer asabi uyandıysa bizimkisi hep solunda kalıyor. (bkz: solundan kalkmak). eğer günlük gülistanlık bir güne uyandıysa sağda takılır... bizimki de böyle bir cins.. böyle sevdik ve kabüllendik hınzırı..
kutsaldır bunlar. çok gevezelerdir. sanılanın aksine soğuk değil , mesafelilerdir insanlara karşı. mesela benim kız evime gelen misafirlerimize eğer ilk defa görüyorsa hiç pas vermez , koklar ve totosunu döner gider. misafirler gittikleri zaman da başlarız dedikodularını yapmaya. sahiplerine inanılmaz bağlıdırlar. bir gün eve gelmediniz mi ? allah korusun sizi çenesinden. yabancı cisimleri yeme alışkanlıkları pek fazladır. coğunun ölümü bundan kaynaklı oluyormuş. başka kedilerle anlaşamaz diyorlar ama bizimkisi tekir ablasını çok iyi tolere edebiliyor. umarım herkesin bir dönem yolu siyam kedisiyle kesişir , o zaman daha iyi anlarsınız sanırım demeye çalıştıklarımı. saygılar.
4 sene önce bizim büyük çaresizliğimiz ile başladı tanışıklığımız. bir ankaralı olarak ankaraya özgü kasveti , donukluğu en güzel anlatan kalemlerdendir kanımca. hele ki ankara dışında bir barış bıçakçık kitabını okuyorsanız , daha bir özlersiniz ankarayı. onunla birlikte başlarsınız ankara sokaklarını arşınlamaya. ve sonra ankarayı sevdiğinizi itiraf edersiniz kendinize,en sessiz ve içten haliyle. bugünlerde de yeni kıtabıyla haşır neşirim. olabildiğince yavaş okumaya gayret ediyorum , bitmesin - bitemesin diye.. sinek ısırıklarının müellifinden bir alıntıyla yazıya son vereyim istedim.. buyrun efenim...
"cemil in bütün gün evde ruhsal söküklerle uğraştığını da biliyordu nazlı. ev, iplik parçalarıyla, kırpıklarla dolu oluyordu, iki ucu bir araya getirilememiş hatıralarla ve partal fikirlerle. yaşamak bu küçük evde de eksik kalıyordu; elli dört metrekare içinde cemil in yetişemediği, tamamlayamadığı şeyler vardı. sessizlikler vardı. hissettiği şeyi tam o anda kimseye söyleyememiş cemil in kuytuya köşeye bıraktığı sessizlikler, yutkunmalar ve toz.
sanılanın aksine intihar etmemiştir , özlü ... doyamamıştır da aslında doyumsuz dünyasına. ölümden oysa ne çok korkuyordu. kendi kendine cesur olan bir insan , neden ölümünü kendi elleriyle gerçeklemesindi ki ? yada neden istekle ölmesindi ? o öldü , çünkü kanserdi. ve ben çok özledim . keşke yeni öykülerini , mektuplarını okuyabilseydik...
(bkz: badlik amiri)
zamanında yapılmış sağlam şarkılardan. başlığı görünce aklıma geldi dinliyorum ve korayın o güzel sesi ve vokaline tekrar aşık oluyorum be sözlük...
sanılanın aksine intihar etmemiştir , özlü ... doyamamıştır da aslında doyumsuz dünyasına. ölümden oysa ne çok korkuyordu. kendi kendine cesur olan bir insan , neden ölümünü kendi elleriyle gerçeklemesindi ki ? yada neden istekle ölmesindi ? o öldü , çünkü kanserdi. ve ben çok özledim . keşke yeni öykülerini , mektuplarını okuyabilseydik...