yazarların hatırladıkları en eski anıları

sütü bitirdikten sonra biberonu fırlatışım.
anaokulundaki halıflexin üzerindeki balon desenlerini ezerek patlatmaya çalışmam. yaş 3 bile yok sanırım.
anasınıfindayken bizim oldugumuz 4-5 kişilik bir tayfamız vardı kızlı erkekli. bir gün biz oğretmenin dediği etkinliği yapmak istememiştik. onun yerine oyun oynamak istemiştik. sonra öğretmenimiz bize ceza vermişti. biz ceza yerinde otururken bir anda kendi aramızda konuşurken oyun oynamaya başlamıştık. öyle devam ettirmiştik günü. hâlâ o anasınıfı grubunu özlüyorum.
ablamla asansörün kalacağından çok korkardık onun için daha az ağırlık binsin diye tek ayak üstünde dururduk hep ta ki bir komşu görüp salaklığımızı düzeltene kadar.
babaannemin çardağından uçmak için kucakladığım yastıkla birlikte kendimi aşağı atmam.
aç bir adamın ceplerine doldurduğu eriktim. en eski onu hatırlıyorum.
2 yada 3 yaşlarındaydım sanırım. annem evimizin salonunda ütü yapıyordu. normalde annem kovaya su doldurur, balkonda oyuncaklarımı suda yüzdürürdüm. o gün nedense etrafımda su yoktu. ben ise yerde kaplumbağa oyuncağım ile oynuyordum. birden bire evimizin salonunun her yerini su olarak düşündüm. ve kaplumbağamı ayağa kalkıp salonda dolaşarak yüzdürmüştüm.
bu anıyı hatırlama sebebim ise salonumuzun içinin her yerini su olarak düşünmem ve kaplumbağa oyuncağımı özgürce heryerde yüzdürebilmemdi.
çocukluğumu özlüyorum.
4-5 yaşlarında falanım maksimum. ismet diye çok yakın bir arkadaşım var. aynı yıl doğmuşuz. beraber büyüdük. o yıllarda yaşadığımız apartman onun babaannesine aitti. üst katımızda babaannesi karşımızda da onlar oturuyordu. neyse işte maksimum o yaşlarda, birgün kimsenin evde olmadığı bir saatte babaannesigile film izlemeye çıkalım dedik. o zamanlar tabii cd playerler yeni yeni çıkmış türkiye’de piyasaya. kendi evlerinden bir sürü cd’nin olduğu bir çekmeceden rastgele cd alıp izlemeye çıktık. hani şu eteği havalanan pozu ile görsel hafılarımıza kazınan, marilyn monroe’nun başrol oynadığı yaz aşkı filmi denk gelmiş. oturduk izledik. hiç unutmam o eteğinin havalandığı sahnede ismet ile birbirimize bakıp gülümsemiştik. sonra büyüyüp o sahnenin meşhur olduğuna ilk rastladığımda çok şaşırmıştım nedense. o yaşlarda o filmi izleyebildiğim için şanslı hissediyorum. filmden bir şey anlamadım tabii o ayrı. filme dair pek bir anım olmasa da o filmi izlediğim süreye dair anım capcanlı duruyor.
4-5 yaşlarındayım, aile dostlarımızla pikniğe gitmişiz, diğer ailenin çocuklarıyla yani arkadaşlarımla oynuyoruz, ağız dolusu kikir kikir gülüyorum, koştukça mutluluk yükleniyor sanki, öyle gülüyorum, kısacık şort var altımda,rengarenk bir şort,çok seviyorum o şortumu. saçım yine arkadan kalkık, inmiyor zaten hiç, kafamın köşesinden saçım hep dikiliyor. rüzgarı hissediyorum o kalkık saç tellerimde koşarken.

etrafta umarsızca koştururken otların içine dalıyorum, yeşili hep sevmişimdir çünkü, yeşillerin içinde olmak istiyorum, biraz da yeşiller içinde koşayım istiyorum, hissetmek istiyorum dünyanın yüzeyinden yükselen bu yeşilliği açıktaki bacaklarımda. sonra bir bağırış duyuyorum annemden, dur diyor gitme oraya çabuk gel buraya. ama özgür bir çocuğum ben, koşuyorum durmadan. hem neden gelecekmişim ki zaten yanına? yemeğimi yemişim zaten, gidip oynayabilirsiniz de denmiş bir kere! olmaz diyorum kıkırdayarak.

sonra bir kaşıntı tutmaya başlıyor beni, bacaklarım kaşınıyor hafiften yanarak. annem yanına gideyim diye sihir yaptı zannediyorum. sonra annemin babama bir şeyler dediğini görüyorum ve babam bana doğru koşmaya başlıyor. oğlum ne yaptın sen diyor ısırgan otlarının içine girmişsin kabaracak her yerin diyerek içine atlıyor yeşili çok seven beni sırtından vurarak ısıran bu yeşilliğin içine, kucaklayıp çıkarıyor beni. kahraman babam nasıl da kurtarıyor beni bu tuzağın içinden!

dedikleri oluyor sonra babamın, beni haince ısıran o ısırgan otları yüzünden kabarıyor bacaklarım, deli gibi kaşınıyorum,kaşınıyorum,kaşınıyorum. kolonyalar sürülmüş şekilde kaşıntı geçene kadar bekliyorum sonra. geçiyor da sonrasında kaşıntı . mutluyum ama yine de babam gelmiş kurtarmış beni, annemse şevkatli elleriyle iyileştirmiş beni, ablamlar gülüyor bana şapşal oğlan diye. herkes gülüyor işte, ben, ailem, aile dostlarımız ve onların çocukları... herkes mutlu .


kurulu salıncak görüyorum sonra karşıda. hiç bir şey olmamış gibi gidiyorum atlıyorum üstüne. çok severim çünkü salıncağı, salıncaklar hep kesiyor ayaklarımı dünyanın yüzeyinden. astronot gibi hissediyorum çünkü astronatlar da yere basmadan havada sallanıyorlar. günü bir astronot olarak sonlandırıyorum.

galiba 4 yaşındaydım. bir kez saçım kesilirken çok ağlamıştım, saç kesimi benim için travmaydı,
sene 93 frankfurt'ta erlebnispark'a gitmiştik ilk defa, o devasa oyuncakları hayranlıkla seyreden ben, kuzenlerimin ısrarı ile labirente girmiştik.. çıkışta babamın elini tutan babamın da ben diye hiç düşünmeden sonraki oyuncağa doğru ilerleyişi hala gözümün önündedir..
bizim apartmanda bi polis oturuyordu eşi ve çocuğuyla birlikte. eşi bir gün beni kapıda görünce ekmek almaya yollamıştı. çocuk yaşımda onlardan çok çekinir utanırdım. genel olarak çekingendim o ayrı mesele. iki ekmek de olsa birinin benden bir şey isteme sorumluluğu altında üzerimde ağır bi yük hissetmiştim. tek arzum bir an önce bana verilen bu görevi sorunsuz bir şekilde yerine getirmekti. dümdüz fırına gittim iki tane somun ekmeği alıp kadına götürdüm. heyecandan poşet almayı unutmuşum, iki ekmeği de tek elimle tutuyorum. hatta el bile denmez ona, baş parmak ve işaret parmağımla tutuyorum. eve geldim ekmeği teslim ettim. kadından takdir beklerken üstüne azar işittim. meğerse yolda gelirken ellerim ufak oldugu için iki ekmeği tutarken parmaklarımla bastırmıştım. ekmeğin ortasında parmaklarımın şekli çıkmıştı.
yukarıdakileri okuyunca keşke benim de hatırladığım en eski anı bu kadar berrak ve tatlı olsa diyorum. 4 yaşında iken bir akşam uyandığımı ve uzaydan geldiğimi söylediğimi hatırlıyorum. muhtemelen bir film falan izleyip etkisinde kaldım. ya da belki de bu anım bir rüyadır.
alfred adler'e göre hatırlanılan en eski anı kişinin yaşam öyküsünü oluşturur.
benimkisi parkta beni kovalayan bir kızdan çok korktuğum ve o kız yüzünden kaydırağın çok yanlış bir yerine oturup kayacağımı düşünürken kendimi yerde bulmamdı. bir hafta topalladığımı hatırlıyorum. işte benim yaşam öyküm.
  • /
  • 4