yedi numara

cansu ve rüya karakterleri ile gönlüme taht kurmuş, gelmiş geçmiş en komik türk dizilerinden biridir.

bir de matematikçi elemanın armağan'a anlattığı sıfırlar birler hikayesi o zamanlar çok güzel gelmişti bana.
zamanının eğlenceli dizilerinden, kendine has masum espirilerle güldüren dizi
92 bölümlük, artık nostaljik olmuş dizi.
yanlış hatırlamıyorsam 2001-2002 yılları arasında trt'de yayınlanmış keyifli dizi. hala izlediğimde tebessüm ettirmektedir.
çocukluk dizisidir, fakat hala nerde görülse izlenen dizidir. naifliği vardır, şimdiki dizilerde olmayan. sanki televizyonun arkasındaki bir dizi değilde, hemen yanı başımızda oynanan gerçek bir tiyatro, oyun gibidir. karakterleri çok sıcaktır. hepsi saf ve naiftir.
edit: çocukluk dizisi dediysem çocuk dizisi değil. benim çocukluğumun dizisi.
hala hafta içi her sabah haberlerden sonra trt 1 de tekrarları yayınlanıyor ve ben de denk geldikçe severek izliyorum.
içinde bulunduğum grubun yoğun çabaları sonucu ikinci kez çekilmesi sağlanmış, ancak reyting canarı denen şıllığa kurban gitmiş dizi. ah vahit emmi ah...
ayten karakteri nükleer silah kadar etkilidir kanımca.
zengin - fakir muhabbetinin dönmediği, süper ötesi bir dizidir. akşamları yayınlasalar yine izlenir bence.
saflık ve temizlik içinde oldukça dolu arkadaşlıklar bütünlüğünün yaşandığı, izlenmesi keyif veren bir diziydi. her güzel şey gibi bitti.
istatistik okuyan eleman bölümünün adını söyleyemiyordu, isdikdaktük ya da isdadüstük diyordu, ayten bir kere uzun cümle kurunca bayılmıştı, köyde ayten gece elbisesi giyince recep 'ayten bacı şimdilik onu çıkarda akşam köyün gece klübünde giyersin ' demişti, haydar hep 'acep recep' diye bitirirdi sözlerini, kınalı kuzuydu hepsi, vahite o zaman yanıktım, güzel günlerdi, çok bizdendi be bizdi hatta,her adres aksaraya göre tarif edilirdi, istanbulda bi yere gideceğin zaman sırtını aksaraya vermen gerekirdi
bitti, nokta
tarafımdan çok sevilen eski trt dizisidir. neyi severdim bu dizide? bilmiyorum ki, ben içinden insan geçen herşeyi severim zaten.
türk televizyonunun dizi çöplüğüne döndüğü şu günlerde yad etmek istediğim dizi.

o sıralar alt komşumuzun oğlu hakan'a aşıktım. abimlerin yanına ziyarete gelmişti. herharde top oynayalım diye dışarıya çağırıyordu. abimler ise kuvvetle muhtemel '7 numara var oğlum, gel diziyi izleyek' demiş olmalı ki içeri geçip diziyi seyre daldı.

hatırlıyorum, sevdicağızıma bakmaktansa gözümü bile kırpmadan 7 numarayı izliyordum.

cansu'nun şakalarına sıçana kadar gülüyordum.

armağan'ın zekasına hayran kalıyordum.

vahit emmi'yi bir tek ben yakışıklı buluyordum.

zeliha yenge'nin saçlarına hastaydım.

rüya'nın psikolojik gerilimlerine üzülüyor, duvarında asılı olan di caprio'nun sigara içerkenki posterini hafızama kazıyordum.

haydar'ın dudağını büzerek konuşmasıyla kendimden geçiyordum.

receb'in ayten bacıyla uğraşısından zevk alıyordum..

birden abim hakan'a 'izliyon mu lan bu diziyi' diye sordu. cevap ise oldukça trajik:

'bu ne yaa ben izlemiyorum böyle dizileri'

ağzına sıçayım emi hakan? izlenmez mi oğlum bu dizi. türk dizi sektörünün temeline dinamit koydun hakan. bu hale senin yüzünden geldik hakan. bokumu ye hakan.

7 numara ve hakan arasında bir seçim yapmak zorunda kalacaktım. çünkü 7 numara sevmeyen ve izlemeyen bir öküz kimseye mutluluk veremezdi.

7 numara, sen ne güzel bir şeydin..
sanırım anne babamın biraz kafa dinlemek için biraz da yeşillik görsün çocuk düşüncesi ile gönderildiğim köy evindeki siyah beyaz televizyonda ilk kez izleyip bir nefes gibi sarıldığım dizi.

sabah namazıyla birlikte uyanan ananeyle birlikte kalkıp o namazını kılana kadar bahçeden domastes biber toplar, hepi topu 20 dakika süren kahvaltının ardından kendimi dışarı atardım. tek bir çocuğun olmadığı toprak yollarda çoğu zaman aksi gibi kovalayacak tek bir tavuğa dahi rastlamadan dolaşır, es kaza bir köpek bulursam peşine takılıp bağ bahçe izini sürer ve tüm köyü belki birkaç kez turladığım halde en fazla üç dört saatimi alan bu vardiyanın ardından sundurma gölgesinde ananeyle sessizce oturmak dışında bir uğraş bulamazdım. salonun köşesinde duran ve her seferinde bozuk denilen tahta çerçeveli televizyonu açıp kurcalama isteği kaçınılmazdı artık, kaçamadım. günler boyunca sökebildiğim tek parça olan ön panelin altındaki parçaları defalarca söküp yeniden takmamı ilgisizlikle izleyen ananem dayanamamış olacak, bir gün yine ben uğraşırken elinde tuhaf bir parçayla gelip beni kenara itmiş, plastik üçgeni açtığım panelin ortasına yerleştirmişti. üçgeni biraz basılı tutup bıraktığında alet önce bir vızıldayıp susmuş, ben bir yerlerden duman çıkmasını beklerken ekranı hafif hafif renk tutmaya başlamıştı. görüntü tümüyle seçilebilir olduğunda gördüğüm, vahit emmi'nin zeliha'ya anlamadığım ama nedense o güne kadar duyduğum en komik biçimde kur yapma çabasıydı.

9 yaşını bitirmek ve sıkıntıdan ölmek üzereyken karşılaşmış ve sanırım sonraki yıllarda da iki tur dönüp izlemiştim, trt'nin başına gelen en güzel şeylerden biridir.
vahit emmi , zeliha yenge ,bırde meryem
ortaokul yıllarımda okul çıkışlarında sıcak çay ve kahvaltı eşliğinde gözümü ayırmadan izlediğim, bugün bile özendiğim sıcak, sevecen insanların yaşadığı ev ve bu evin içerisindeki olayları konu alan dizidir. nedense hala bile böyle bir ortamda olamadığım, muhtemelen olamayacağım için hüzünlenirim.
zamanında çok sevdiğim şimdi seyretsem eminim hiç gülmeyeceğim komedi dizisi. armağan diye kıl bir karakter vardı ki evlerden ırak.