5 yıl... nasıl kızıyorum, nasıl üzülüyorum... 5 yıl olmuş. ulen bilmem neyin adamını buluyorlar, yılların mafya babasını yakalıyorlar, bu, şu örgütü çökertiyorlar ama kendi oğlunu ''eşcinsel'' olduğu için öldüren babayı yakalayamıyor, bulamıyorlar... lanet olsun adalet anlayışınıza...
ibrahim abinin bir röportajını okumuştum. ahmet yıldız'dan sevgiyle, aşkla, içtenlikle bahsediyordu. o an içime bir öküz oturdu.. bu güzel insan dürüst olma çabası ile bir katliama kurban gitmişti. ve bunu gerçekleştiren ise babası idi... bir baba bunu evladına nasıl yapabilirdi ki? bu ölüm kararına nasıl karar verebilirdi. o kararda biz de oradaydık. ailecek, mahallecek, toplumca... bir baba karar vermemişti buna, biz bunu hep birlikte vermiştik. oysa bir baba canından can olan bir evlada nasıl kıyabilirdi ki. o ki; hastalığında başucunda sabahlayan, karnesinde pekiler olunca hediyeler alan, kendisine almayıp çocuğuna alan bir babaydı. bu hale nasıl gelmişti.. onu bu hale biz getirmiştik. belki de içten içe ''elalem ne der'' diyordu..
doğduğumuz andan itibaren bizlere normalmiş gibi olan şeyler öğretildi. biz onları benimsedik. ''normal'in dışına çıkan herkes bizim için tehtitti, biz tehtittik. şimdi ahmet yıldız mücadelesi veriyoruz.. bu düşünceler bizimle olduğu sürece yarın da ahmet yıldız'lar olacak.. bu sistem, bu düzen değişmediği sürece nefret cinayetleri hep olacak.. o mezarda yatan ahmet yıldız değil bizim insanlığımızdır.
benim tuhaf bir bağım var ahmet ile. yani biraz da kendimi bulmama yardımcı olan kişi diyebilirim. o yüzden onunla ilgili haberlere dayanamıyorum. kahrediyor beni. bağımı anlatayım:
babam cehapeli. yani o aralar baykal vardı, böyle baykalsevici bir adam. o yüzden bizi demokrat yetiştirdi kendine göre. evimize gelip giden efemine, kardeşlerimin ve ailemizin sevdiği bir çocuk vardı.
böyle, babam bile severdi onu. kendisi ile alay etmesini bilen, psikopat abisinden dayak yiyince bize sığınan, çalıştığı kuaförden sürekli kovulan, ablamların saçını yapan biri. ben de ona benzemezdim. yani tamam hissederdim. o hep bana takılırdı, işte sen ibnesin, benden kadınsın gibi. lise başları o zaman. o çocuk kadar parlak değilim, kıllarım çıkıyor bir yandan. bir yandan da o çocuğun beni tahrik etmek için gösterdiği erkekler ilgimi çekmiyor, uzun boylu kaslı, kılsız, bebek yüzlü herifler. anlayamıyorum, burada biri yazmış, matematik öğretmenime aşığım, ama matematik öğretmenim, hiç de o çocuğun gösterdiği erkekler gibi değil. üstelik kuaförlerden de nefret ediyorum, kahvede çalışmak daha çok hoşuma gidiyordu.
neyse, efemine filanım, kahvede çaylarımı güzel bulan yaşlı amcalar ve babam ile mutluyum sanırım. babam, cumhuriyet gazetesini eksik etmezdi kahvede. cumhuriyet'in pazar eki olurdu (buraya kadar okuduysan, bana o ekteki ahmet yıldız yazısını bulursan sevinirim, hiç bulamadım. ) bir gün, pazar ekinde, ahmet yıldız'dan bahseden haber. biri yazmış. ahmet'in pembeye çalan tişörtü, göz kırpıyor. mardinli. türkiye'nin ayıları filan diyor. şok oldum. o an itiraf etmeliyim, yaşanan cinayete dikkat etmedim. efemine olmayan, gayet kıllı, sakallı, üniversite öğrencisi, şişman herifin biri. dedim "işte ben buyum!"yani şişman değilim ama sevdiğim tiplerin yadırganmaması filan, üstelik örgüt bile kurmuşlar. hemen o yazıyı alıp, sakladım yıllarca. sonra acısı hissedilen biber gibi, hissettim ahmet'i. bir yandan da üzülsün istemiyordum, beni gerçekten tuhaf karışıklıktan kurtarmıstı. internet erişimim yoktu. hep o yazıyı okudum. bilse ahmet, inan sevinirdi. ta ki üniversiteye gelene kadar, gittiğim bir dernekte o yazıyı çıkartıp, göstermiştim. gülmüşlerdi. "sen beargisin" dediler. dağıldı o grup filan demişlerdi.
ama bana eşcinselliğin kendisini kuaför, moda, kızlarn sevdiği gibi kalıplardan çıkartmayı gösteren ilk kişi ahmet'tir. son olarak, onu tanıyan birine ulaşmıştım. bana hakkında şunu söylerdi: "o hep soru sorardı, soruları bazen yorardı, ama aynı senin gibi dünyaya kabaran bir iştahla bakardı,". ben de öyleyim ahmet, senin ardında bıraktığın soruları insanlara soruyorum merak etme. yoruyorum onları. mirasın ben de.
işıklar içinde uyu.